çarşaf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çarşaf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2016 Perşembe

Kırmızı,Cüce,Atmaca,Halı ve Ben

Dün evden çıktığımda ,Nehir'i okula yetiştirme telaşına paralel olarak işe yetişme telaşı olmaksızın keyifle zamanı ayarlamanın suyuna bana bana yola koyuldum.

Şubat di mi bu?
Bu nefis taze rüzgâr da nerden çıktı?

Hayat, tebessümünüze kahkahayla cevap veriyor bu kesin.
her gün yürüdüğüm yollar masal ülkesi gibi sürprizlerle bezeliydi.

Önce duraktaki o amcabey.
"Büyüyecem ama yaşlanmicam" demiş amca.
bayıldım bayıldım bayıldım kendisine. Çaktırmadan da resmini çekiverdim bastonunu sevdiğimin amcasının. Kenarında yürüyemem yolların,hayatın teeeeee içindeyim dedi bana, toplum güdümlemesinden uzak durmamı hatırlattı. Olmak istediğinin önündeki tek engel sen olabilirsin ancak dedi filan. Sonra ben çaktırmadan daha fazla resmini çekmekten vazgeçip otobüse bindim. O  hala bu zamansız baharımsı sabahın tadını çıkartıyordu. 

                   

Otobüsten Kadıköy'de indim.Sonra yanımdan çarşaflı ve peçeli bir hanım geçti. Aklımı aldı. Görünüş-din-ırk takıntım yok benim ama insan hayatta her gün peçeli cüce görmüyor. Peşinden koştum ama incinir diye cesaret edip önden çekemedim resmini ardından çektim. Sonra ışıklardan karşıya geçmek için bekledik ve yeşil yandı. Yanımdaki genç kız,yanından hızla geçiveren çarşaflı minik kadını görünce  cidden  yerinden zıplayıp ufak bir çığlık koyverdi.Kolunu tuttum (çok korkmuştu) sonra kahkahayıbastım. O da bana baktı şaşkın, sonra ikimiz de güldük.Tek laf etmeden dostane el salladık ve birbirimizi bir daha hiç görmeyeceğimizi bilerek yollarımızı ayırdık.Bu kahkaha epey gitti benimle.

                     


Kadıköy'ün,Bahariye'ye çıkan dik yollarından (hani daha evvel güzergahı anlatmıştım)  yürürken tepemden bir şey geçti..kuş. garip bir durum sezgisi  ile kuşa baktım, pençesinde bir başka kuş. Hala garip olan bir şey var dedim. Karga mı o? Aaaaa...bir de ne göreyim. Kadıköy'ün ortasında bildiğiniz atmaca. Peşinden koşturdum resmini çekeyim diye (modern dünyanın salak insan refleksi) O da pençesindeki kumru ile kaçarken bir kot pantolon mağazasına daldı. Atmaca içeri, içerdekiler dışarı,mağaza sahibi saplı süpürgeye :-) Atmaca en sonunda avını bırakıp kaçmak zorunda kaldı ama ben bu alışılageldiğin dışındaki anlar için kalbim şükran ve neşeyle dolu devam ettim yoluma. Kapkaççı filan görürsünüz de atmaca pek görülmez Kadıköy çarşıda :-)


Derken iş yerime çeyrek kala, "bu güzel havada işe mi gidilir beaa modundayken" baktım yollarıma halılar sermişler. Dedim yolun aydınlıklara çıksın Kadriye..bir günün sabahında bu kadar mı torpil geçer hayat insana?


Ey Yaşam..
Ben de seni seviyorum haberin ola :-)

19 Haziran 2015 Cuma

Cehennem

Yaş 16..üniversiteyi kazanıp İstanbul'a geldiğim sene.

Trabzon'dan çıkıp İstanbul'a geleceğim belli olunca dayımlar olsun teyzemler olsun telefonu bir kapatmadılar."Kadriye bizde kalsın Kadriye bizde kalsın" diye başlangıçta sevgi dolu sandığım ama  sonrasında benim tarafımdan "ay kimse çocuğunu başkasının yanında okutmasın"a dönüşen nidalar sonucu ilk sene Fatih'te dayımlarda kaldım.

İstanbul'da aşina olmayan ve hem kişiliğimle hem kültürümle uyuşmayan binbeşyüz şey arasında mutlu mesut yüzer ve üniversite eğitimimi sürdürürken ramazan geldi.

Yaz mevsimine yakın günlerde Ramazan ayını coşku ile yaşayan , saçları kısacık kesilmiş coşku dolu bir genç kızdım. Fatih'ten Harbiye'ye yürüyerek gidiyor, akşam iftarda sürahilerce su içiyordum. Oruç,sadece biraz suskunlaştırıyordu beni;ne hareketli yaşantımda ne neşemde bir değişiklik yoktu. Akşam eve geline ödevlerimi yapıyor, ödevler biter bitmez şimdi rahmetli olan yengeme yardım edip sofra kuruyor, dayımın oğlu ile kakarakikiriler arasında pide alıyor, iftarı yapınca sofrayı toplayıp koştura koştura camiye teravih namazını kılmaya gidiyordum.Teravih sonrası eve dönüyor, kalan derslerimi yapıyor,bulaşıkları yıkamaya yardım ediyor ve sonra yatıyordum.Sahurda kalkıp sofrayı kurup yemek yedikten sonra sabah namazını kılmak üzere koşturarak tekrar camiiye gidiyordum.

Her akşam farklı camiiye gitmenin ne büyük sevap olduğu söylenmişti bana..Her akşam farklı camiideydim.Keyfimden, mutluluğumdan bahsetsem de anlatmak mümkün değildi.

Lakin gençlik ölçüsüz coşkunluklar zamanı.Beden, uykusuz ve aç yorgunluklara çok dayanamadı. Ramazanın ortasından sonra olduğum yerde uyuklar hale geldim.Regli döneminde bile , dayım neden camiiye gitmediğimi şıp diye anlar utancı ile camiiye gidiyor ve o halde ibadetevine girmenin üzüntüsü ,utancı içinde affım için dualar ediyordum.

Geriye dönüp bakıyorum da;saf,iyi niyetli bir aptalmışım ben. Seviyorum geçmişteki Kadriye'yi.

Bu tempo ve ruh hali içinde, sonlara doğru bir akşam camiiye gittim ve kadınlara ayrılan yere koşturdum.Erken gelmezsek yer bulamıyorduk.O akşam da kandil akşamı olduğu için bi iyice doluydu her yer. Her gelene yer açalım diye sıkışmaktan elimiz ayağımız ezilmişti ama olsundu,bunun da sevabı vardı. Çarşaflı kadınların arasına düşmüştüm. Bir tanesi kararlılıkla, ellerimizi başımıza götürüp selam durduğumuzda parmaklarımızla kulaklarımızı ve burun deliklerimizi kapatmazsak solucan ve böceklerin tabutun içine sızıp kulaklarımıza ve burnumuza dolduğunu anlatıyordu. "Allah" "tövbe" vb nidalar arasında herkes onaylayarak "bak işte gördün mü"lerle bezeyerek bunu yapacağını belirtiyordu.

-Abla..dedim şaşkın ve masum."Öldükten sonra o bedende olmuyor ki ruh..varsın ne yiyecekse yesin,ne olacak ki solucandan?


Kadının öfkeli sözcükleri, diğerlerinin şaşkın mırıltıları teravihin başlaması ile yarım kaldı.Namaza başladık. Ama aklım o kadar karışmıştı ve kendimi o kadar yorgun hissediyordum ki başım dönüyordu.

Secdeye vardık..oturarak doğrulduk.
Aman Allah'ım..dünyam kararmıştı..her yer kapkaranlıktı.Hiç bir şey görmüyordum. Solucanlar meselesine karşı çıktığım için mi kör olmuştum.

Lannnn?



Yoksa ölüyor muydum?
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı.
"Allahuekberr"
Namazı bozmadım..tekrar secdeye eğildim.
Günahkârmıydım ben..neden karanlıklar sarmıştı etrafımı. Ghost filminden giriyor,solucanların kulaklarıma ilerleyişinden çıkıyordum.
"Allahuekberr"
Doğrulmaya kalktım
Yok..karanlık bir nebze olsun dağılmamıştı.Başımda gittikçe artan bir zonklama ile paniğim dayanılmaz boyuta ulaştı.Üstüste yemeye başladığım darbeler sonucu avazım çıktığı kadar "imdaat" diye bağırmaya başladım.

Çığlığıma "çık .ötümün dibinden körolası!" diyen öfkeli bir ses cevap verdi. Biraz gülüşmeler, namazı kıldıranın uyarı ile sesini yükseltmesi, kadınlar bölümünden uyarı ile yükselen sesler..

Dipdibe namaz kılarken önümdeki çarşaflının eteğinden içeri girivermişim ilk secdeye vardığımda.
Karanlık olan dünyamın sebebi, cehennem tahminimden çok da uzak değilmiş meğer.

Apar topar beni arkalara ittiler..eteğin altından çıkayım diye attığı tekmelerin etkisi ile bir süre sersem sersem bakındım etrafa.Sonra teravihi bırakıp eve döndüm.


Cennetin,sevdiğinin bir sözünde; cehennemin ise yobazın tekinin poposunun dibinde olabileceğini öğrendiğim bir yıldı.