çocuklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2016 Perşembe

Hayal Mimi



Kahve Telvesi bir mim yapmış, okurken hoşuma gitti bayıldım. Kimi mimlemiş diye baktım, bir önceki yazıma yorum yapan herkesi deyince eyyoooooo çığlıklarım arasında (mim yapmaya bayılıyom ben) mim'i sayfama taşıdım.




Mim'i okurken hayallere uygun olarak dinleyeceğimiz şarkı da bu .. tık


1- Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?

İşsiz kaldığım o kötüüü piiis zaman diliminde belki de en kötü şeydi hayal kuramaz hale gelip hayallerimi yitirmem. İş hayatının ve günlük hayatın sorumluluk gerektiren normlarına bürünmediğim her anda hayal kurabilirim, günün içerisinde gerçek hayatın akışına gerektiği kadar tutunup (cep telefonuna bakarak durakta beklersiniz ama otobüsün geldiğini görürsünüz aynı zamanda gibi) zihnimin çeperlerinde geçmişe ve geleceğe yolculuk yapıp düşünmeyi, hayal etmeyi çok severim.Ama uyumadan önce mutlaka ve mutlaka hayal kurarım. Binmişim bi otobüse, binmişim bi vapura,binmişim bi trene,binmişim bi uçağa...elimde sadece sırt çantam ve kitabım...yarın sabah ömrümde ilk kez göreceğim ,ömrümde ilk kez sabahına uyanacağım bir yere gidiyorum. 
Bu  bana iyi geliyor.




2-En çok nelerin hayalini kurarsınız? 

Binmişim bi otobüse, binmişim bi vapura,binmişim bi trene,binmişim bi uçağa...Elimde sadece sırt çantam ve kitabım... Kimseyi kırmadan, üzmeden,ah'ı sırtımda kalmadan gitmişim. Çocuklarımın ikisi de çok iyi ve mutluymuş. Onlar kendi hayatlarının oluşumunda mutlu mesut eksiksiz başlangıçlar yaparken her ihtiyaçları olduğunda benim yanlarında olacağımı ve bana ulaşabileceklerii biliyorlarmış. Ben gidiyormuşum yepyeni ülkeler,şehirler,okyanuslar,renkler,lezzetler,insanlar tanımaya. Yürüyecekmişim kilometrelerce, bisiklete binecekmişim. Mülk edinmeyecek kendimi hapsetmeyecekmişim.




Bir de ev hayali kurarım çok. Kocaman..ya da küçücük.Eşyası az, hani nerdeyse yok ama şahane bi müzik seti var. Sonrasının detayları ruh halime, ihtiyaca göre değişiyor haliyle . Çiçeklerden hanımeli var sadece.


hem en güzel hayalim hem en güzel gerçeklerim onlar


3-Şimdiye kadar çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi ? 

Komik bir şekilde evet.
O kadar ki,olacağı biliyorum da farkında olmadan onu mu diliyorum diye düşündüğüm oluyor bazen.
Hep derim : hayat bana adil davranmadı hep torpil geçti.




4- Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz hayaliniz var mı ? Anlatabilir misiniz?


Evvela çocuklarımın mutlu , esen,sağlıklı birer ömür kurduklarını  görmek öncelikli hayalim tabii.

Sonra Kahve Telvesi'nin hayalini aynen alıyorum "Balık kavağa çıkacak mı bilmem  ama milletçe feraha , huzura kavuşacağız. "

Sonra ,binmişim bi otobüse, binmişim bi vapura,binmişim bi trene,binmişim bi uçağa...elimde sadece sırt çantam ve kitabım...

Ben de bir önceki yazıya yorum yapan herkesleri mimlemiş olayım  e mi :-)

19 Eylül 2016 Pazartesi

Ben Bizken


OLMASI GEREKEN:

Sabah 05: 30 'da kalkan anne 6'da servise binecek kızı için kahvaltıyı hazırlarken pembe güllülerle bezeli sabahlığı içinde neşeyle şarkı söyler. Hafif makyajlı yüzü, tüylü şıkır terlikleri  ile güne hoş bir başlangıçtır. Fönlü saçlarını savura savura mutfak tezgahını siler ve deterjanına güven-sevgi-inançla bakarak kirli çamaşırları makinaya atar. Kızını yolcu edip pencereden bakarak o gözden kayboluncaya kadar arkasından el salladıktan sonra vitamin değeri kaybolmasın diye sabah erkenden günlük yemeğini yapar, çiçekleri sular. Küçük kızını da aynı sevecenlikle kahvaltıya çağırır. Ona da dereotlu poğaça ve peynirli omlet hazırlayıp taze sıkılmış portakal suyu ile ikram eder. Mutfakta hafif gitar konçertoları eşliğinde sohbetler edilir. Anne daha sonra hazırlanır ve işe gider. Tüm sorunları halleder . Otoriter , sevecen , güler yüzlü , profesyoneldir. yemek tatiline çıkmaz, günde bir kez tuvalete gider,iş çıkışında her şeyi iş yerinde bırakarak evine doğru yola koyulur. Yolda, çocuklarının hoşuna gidecek ufak tefek sürpriz hediyeler alırken günün tüm yorgunluğu ardında kalmıştır. Arkadaşları ile buluşur, sosyal hayatın güncel sohbetlerini bir şeyler içerek dillendirip eğlendikten sonra tam  zamanında eve gider. Sağlıklı bir akşam yemeği tablo misali bir masada hazırlanır, ailece yemeğe oturulup o gün neler yaşandığı  paylaşılır. TV açık değildir elbette. Çocukların dersleri ile ilgilenen anne yatmadan evvel kitabını okur.



















OLMAK ZORUNDA OLAN:

Sabah 05:30 da kalkan anne evi toparlar, kahvaltı hazırlar,çamaşırı makinaya tıkarken kızı gecikmesin diye gözünü saatten almaz. Kızını yolcu ettikten sonra ütüleri halleder. Küçük kızı için zaman gelmiştir. Ona kahvaltı hazırlar, o kahvaltısını ederken günün yemeğini pişirir, çantasını kontrol eder, iş için hazırlanır, yapılacaklar listesini eve bırakır,  çıkarken çöpü atar.En ekonomik alternatifleri kullanarak işe gecikmeden giden anne şık,kariyer hedefi olan,topuklu ayakkabı ile saatte 250 km koşabilen,7 dil bilen,çocukları için öğrenmeye devam eden,okulla irtibatı koparmadan iş temposunu dşürmeden,iyi şeylere inanıp sistem itti beni o yüzden kötü şeyler yapıyorum saçma paradoksunda debelenen bir varlıktır artık. İş çıkışı koşarak yapılması gerekenleri tamamlar, alınması gerekenleri alır. Eve döner. Ödevler, işler, yarına yetiştirilmesi gerekenler,akşam yemeği, sofra , mutfağı temizle, kim dişini fırçalamadı, çantanız hazır mı kontrolleri,kitap da okumalıyım, en iyi turşuyu ben kurmalıyım. Ay bugün kandildi 7 sülaleyi de aramalıyım.....























OLMAK İSTENİLEN:


Anne-insan sabah 4'te kalkar. Gecenin güne kavuşmasını, renklerin ve seslerin uyanışını kendisine yaptığı bol köpüklü bir türk kahvesi eşliğinde izler. Sevdiği müziğin tınısı ,başlangıçlara eşlik etmektedir. Çocuklarının masum uykularını ve rüyalarını bölmez. Başlarım servisinize de İstanbul trafiğinize de ,zaten verdiğini eğitimin taaaaa.....der içinden. Oh be, çok rahatlamıştır. Sonra çocukları uyanınca ellerinden tutar,haki renkli sırt çantasını alır ve yollara düşer. Başka ülkeler, başka zamanlar, başka yaşamlar için yola düşme, bu ülkenin saçma tıkıştırmalarından uzakta hayata dahil olabilme zamanıdır.Gitmek, kalmaktan her zaman iyidir der;mutludur.  Limanda kalbi mutlu bir salınımla çarpmaktadır. "Yaşadığım için yaşlanacağım" der ve gemiye adım atar. Artık, mavide bir nokta olmak zamanıdır...




VEEE OLAN:

Sabah 05:30 'da kalkar. Çocukları ve hayatın akışı için üzerine düşeni yaparken gülümser çünkü  çocukları için bir şeyler yapmayı çok sevmektedir. Yaşamı, akışı,şükredebilmeyi sevmektedir. Olmayanın bazen daha hayır olduğu bilip olanı gülerek karşılamayı en azından dener. Maaşı yeni almışsa keyfine bakar, ay sonu ise indirimli hattın otobüsüne biner işe gider. Sudan çıkmış balık gibidir bazen, ama işe gitmeyi ve işi sever. Özlemleri(düzenli sistem) arka cebine koyar. İş çıkışı gökyüzüne bakar ve derin bir nefes alır her zaman. Evine doğru koşarak gider: çocuklarını özlemiştir. Maaş zamanı ise dışardan birşeyler söyleyip neşelenebilir, değilse yeni yemekler deneyebilir,hali zamanı yoksa olanına kani gelebilir. Ne yediğinden ziyade kiminle yediğin önemlidir der, mutludur. Çocuklar da kendisi de bir süre bilgisayar-cep ile ilgilenir. Sonra ödev hatırlatmaları başlar.Sonra kitap okur,sonra hayal kurar..bir gemiye binmiştir ve maviye gitmektedir. Kanaryasının geveze neşesi ile uyanmak üzere uykuya dalar.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Valla Çok Klasik Bi Bayram Güncesi




Bayramları çok severim. O-hooo,ölürüm filan bayram için.
Kim uyduruyo küçücüklüğümden beri bayramlara da adetlere de illet olduğumu?

Bu bayram da, bayram öncesi çalışan kadınlara acımayan "temizlik arefe gününe kalmaz" adetini ciddiye aldım. Hayır, Cuma akşamından çocuklarımı da alıp yazlığa filan kaçmadım, nerden çıkartıyo herkes bunu? Aşkla ,şevkle yollara düşüp gecenin birinde elimde iki çocukla Kumla sokaklarına inmedim, sabah da "nassı kaçtım ama" diye keyiflenip mavinin her tonunda kendimi kaybetmedim.

,

Ne diyordum? Ha temizlik. Tabii temizlik yaptım ben. Şunun şurası bi hafta kaçabildik, ne yemek yaparım ne temizliği takarım diye bişi aklımdan bile geçmedi. Sabahtan akşama kadar çocuklarımla mavide bir nokta olmaya adamadım kendimi. Ne haddime canım öyle şeyler,tövbe valla.


Sonra, robotum ben yorulmam ya, bayramda gelenlere ne ikram edecem derdine düştüm. Gece baklava gündüz su böreği açtım. Kendimi sahillere atıp haşlanmış mısırı kemirmenin dayanılmaz mutluluğunda yok olup erimedim. Çocuklarım utanmadı benim "gnam gnam oh mmmm " sesleri çıkarta çıkarta mısırla aşk yaşamamdan.


Kızlarıma kahve nasıl yapılı,nasıl ikram edilir,nasıl hizmet ediliri öğrettim itina ile. Yarın koca eline gidince ay anası bişi öğretmedi demesinler hayatta yegane derdimdi çünkü. Bu gaye ile ezdim onları, hiç acımadım. Yoksa her gün elceğizimle kızlarıma ve bana keyif kahveleri yapıp bi de üstüne kakara kikiri fal bakacak halim yok di mi? Fincandan bi hüptürük alınca üstünde kalan şekle bakıp yarım saat benzetmeler yapa yapa gülmedik yani.Yarın bugün el alem ne der ayyyy


Velhasıl bunca bayram emeğine babayı dahil etmemek olmazdı netekim. İşim gücüm var diye realist saçmalıklarla dolu beynini "çocukların boynu bükük bayram günü yazık ayyyyy" ajitasyonları ile tırmıklamadım hayır. Bayram günü ,sonradan onu zorla getirmedim Kumla'ya. Öyle yapsam kızardı ananeler,gelenekler,örfler,adetler. Öyle kızılsa eşim sürpriz yapıp kapıdan içeri girer miydi bir sabah ansızın. Güzel anılar biriktirmezmiydik yani? Hayır hayır ama 70 sene bizi aramayan insanların sırf yaşça  büyükler diye kapılarını çalıp evlerine gitmek var, sokaklarda dere gibi akan kan kokularının arasında çocukları bunun bayram olduğuna ikna etmek var.


Sıcak,trafik,bütçe,aslında kim sizi takıyo ki  sözcükleri beynimizden uzak akraba akraba,eş dost gezdikten sonra iade-i ziyaretler için eve tıkıldık kaldık sonrasında. Üzerimizde bayram kıyafetleri. Bayramın 3. günü havada Eylül varmış, bu yaşanan güzel bi sonbaharmış filan demedik hiç. Bakınız, bayramlıklarımızı giymiş halde çocuklarım ve ben eve tıkılı bekliyoruz ya gelen olursa diye.



Bu hanfendinin adı Osman. Kız olduğunu anlamadan Osman deyivermiştik ona. Hayvanlara dost kendileriyle barışık çocuklar yetiştirmişim. Onu gördüm sevindim bu bayram. Osman ellerimizden öptü, biz de onu besledik.  Kurban bayramında kemikler ve atık etlerle bayram yaptığını anlattı bize. Saygıyla dinledik.



Deniz,mavi,kitap,güneş
Kalanın tamamını unutmak istiyorum bütün kalbimle
Bayram,şimdi bayram gönlüme.



10 Ocak 2016 Pazar

Bak İşte Bir Minik Serçe

Öyle özledim ki buraya yazıp kendimi seyretmeyi ve bende ne varsa sizinle paylaşmayı, hani  olacak iş değil bir gün daha beklemem.

Zaman olmadı..kısa uyduruk konuşmaları da , laf ola beri gele diye yazmaları da sevmedim ömrümde.



Ondan geciktim..affola.

Saçımı kestirdim bir sene üzerine.
Bulutları izledim lacivertle grinin kesişiminde huzurla;sinsi sinsi yüreğime sokulan korkunun günden güne rüzgarlarla dağıldığını hissederek.
Rokfor aldım ..bayılırım rokfora 
Aramaya üşendiğim dostlarımı aradım
Özlediğim isimler çıkıverdi yoluma
Bir şeyleri erteleyip vazgeçebilme lüksünü tanıdım kendime ufak ve yavaştan.




Sözün özü..iyiyim ben.


İş arkadaşlarımla bir toplantı sonrası birşeyler yemek için gittiğimiz yerde "çok paran olsa ne yapardın" sorusunu koyuverdik masaya öylesine. Yaş 40'ın üstünde olunca "çok paran olsa ne yapardın" sorusuna verilen cevapların 20'li yaşlarda verilenlerle hiç alakası olmuyor. Bazen kendimize kahkahalarla gülmemize neden olan absürd cevaplar verip eğlendik bir süre. Sonra ben "gerçekten çok param olsa elimde avucumda ne varsa satar, tüm hayatımı bir sırt çantasına doldurup seyyah olurdum" dedim.

Bunun için paraya ne gerek var dediler biraz hayretle..Bunu şimdi de yapabilirsin.Gittiğin yerlerde günübirlik işler bulur ve yoluna devam edersin..
Hayır..dedim. Sadece maddi kaygısı olmayanlar güvence aramaz ve rastgele yaşamaya cesaret edebilirler.
Sonra bu konu masada biraz, içimde ise çok daha uzun süre tartışıldı.

Tek olsam cesaret eder miydim bilmiyorum ama iki çocuğunuz varsa ve kural-kanun-kaide vb şeyin olmadığı, akşamdan sabaha bir sürü şeyin değiştiği bir ülkede yaşıyorsanız hayata biraz daha güvensiz bakıyorsunuz sanırım.

44 yaşında bir şeyden eminim artık.
Bazı hayallere kavuşmak acı veriyor. Bir hayali yaşayacaksanız , hayalinizdeki gibi yaşamalısınız. Aşkınıza kavuştuğunuzda yemekten sonra sürekli geğiren ve ayakları kokan biri olmamalı o.Ya da ayyaş ya da maçlarda sinkaflı küfreden filan. Yani aşkınıza kavuştuğunuzda aşka kavuşmalısınız. Herkesin hayali farklı, ama her neyse o hayaldeki o şekilde yaşamalı her şeyi. 

Akşama yemekte ne var soğan alayım mı sevgilim diyen ve taze soğanın yeşiline yakut yüzüğü takıp getiren bir eş hayali hiç fena değil mesela.Romantizim ve hayatın idamesi gerçeklerinin kesişimi :-p

Benim hayalim hep gitmek üzere. Allah hayırlı gitmeler ve hayırlı dönmeler nasip etsin diyorum hep hani. Yarın ne bulup ne yiyeceğim endişesi ile dağılmamalı aklım. Tek olsam bile evet demezdim 40 yılın hayalini Huckelbery Finn gibi yaşamaya. Maide bir nokta olmak, başka şeye de kafamı takmamak içinse yola çıkış derviş değilim ben mecburen bir takım kaygılardan arınmış olmam lazım. Gönlümün daha yüksek olduğu günleri geride bırakmışım ben. Yazık bana .


İtalya'ya gitmeye karar verdim ilkin.
İtalya'ya gittiğimde daha çok hayalim olacak.
Çocuklarıma hayal kurmayı ve hayallerine inanmayı öğrettim.

Ne umudu , ne hayalleri alamasınlar içimizden.

18 Kasım 2014 Salı

Avrasya Maratonu

16 Kasım'da yapılabilecek bir sürü şey vardı.
Yapmam gereken bir sürü şey de vardı.
Çocukların ödevleri, evde yatılı misafir,Pazartesi'ye hazırlık ,eski okulumuzun sevgili veli ve çocuklarının buluşma günü filan falan ve falan filanlarla dolu dehşet yüklü bir gündü aslında.

Peki ben sorumluluk sahibi bir yetişkin olarak ne yaptım?

Kızlarımı alıp Avrasya maratonuna koşturdum :-) Köprüyü yürüyerek geçmenin, bir kıtadan diğerine yürümenin,denizin  bilmem kaç kilometre üzerinde havada seyretmenin dayanılmaz keyfini çocuklarımla paylaşmak istiyordum. Ayrıca bu etkinliğe katılan STK'ların ya da özgür ruhlu insanların katılımlarının verdiği zenginliklerin onların kişiliklerine çoook daha olumlu katkısı olacağına, mübarek ödevlerimizin asla bırakmayacağı hoş izler bırakacağına da inanıyordum. Hepsi bir yana ikisinin tatlı elleri elimde iken ve onlar daima kedi yavruları gibi birbirleri ile uğraşıp gülüşürken derin nefesler alıp yürüyeceğim uzun bir yol beni çok mutlu edecekti.Kalabalığın içinde yalnızlığı seçebilme en sevdiğim şeylerden biri değil mi ?

Selin, yürüyüşe okulu ile katılacaktı aslında.Ben Nehir ile kendi etabımda yerimi aldığımda Selin beni arayarak okulunu bulamadığını , köprü çıkışında kendisini bekleyip bekleyemeyeceğimi sordu.

Heeey...kadın zayıftır ama anne güçlüdür diyene selam olsun.O binlerde kişinin içinde ne yaptım ne ettim kıvırcık uzumu bulup neşemle sarmaladım.

Köprü üzerinde tavla oynayanlar, kahvaltı edenler,dans edenler , mesaj veren STK lar filan bir çok şey vardı. Her birine ilgiyle baktık ve her insan, her grup gittikçe artan bir neşeyle bizi güldürdü. 

Köprü üzerinde yürürken Selin'in "Cuma günleri trafikte bundan yavaş ilerliyoruz" demesi içimi cızzzzzzzlattı.

Neticede güle oynaya 7 km yürüdük.Beşiktaş'a vardığımızda bu güzel günü  anılarımıza "nefis bir şekilde sonlandı" şeklinde nakşetmek üzere kendimize mükellef bir yemek ısmarladık.

Şimdi ben sustum, kalanını fotoğraflar anlatsın:
























26 Haziran 2014 Perşembe

Kumla 'da

1 Eylül 1987'dir Trabzon'dan umutlarımı, hüznümü, kararlılığımı bavuluma koyup ayrılışım ve İstanbul'a gelişim. Ne ilk gün sevdim İstanbul'u ne sonradan. Bana verdiği özgürlük, aldırılmamanın diğer adı olan ferahlık  geride kalan bir çok şeye yeğ tutmama sebepti İstanbul'u...ama her zaman en sevdiğim şey mega karmaşadan ayrılmak oldu.
 
İnsanın yeşille mavinin karmasında doğup büyüyüp, bir selamın nadiren bir tebessümle süslenmediği sabahlarda uyandığı kentinden ayrılıp asla kendine ait olmayacak garip bir koşturmacaya kendini dahil hissetmesi ya da bundan saf mutluluk duyması galiba imkansız.
 
Şimdi de öyle oldu. Nehir ve Özer ile İstanbul'dan ayrılırken minik, edepsiz bir neşe kımıldanıp durdu içimde. Otobüse bindiğimizde tek düşündüğüm gidiyor olduğumuzdu. Güzeldi.
 
Kumla,Bursa'nın Gemlik ilçesine bağlı bir belde. Evimiz hemen deniz kıyısında. Dünyadaki pek çok insandan şanslı olduğumu düşündüren sabahlarda sahil boyu yürüyüş yapıyor ve köylülerin tarladan henüz topladığı ürünleri satın alıp eve getiriyorum. Sağ yanımda deniz ve dağlar sol yanımda sahil siteleri ama bence mütevazı. Balıkçılar kayıklarını sahile çekerek henüz tuttukları balıkları satıyorlar. Bazen bisikletle geçiyorum bu yolu ama her sabah mutlaka huzur ile yalıya kadar gidiyorum ve eve dönüyorum yaklaşık 2 km+2 km. Sonra eve gelip  çay koyuyorum. Köylülerin yapıp sattıkları nefis köy ekmeğinin saati gelmiş oluyor. Onu da alınca bebeklerimi uyandırıp evin önünden denize giriyorum.Saat henüz 07:30 civarı olmuş oluyor, berrak denizin dibinde şeytanminareleri ve deniz yıldızları ayaklarımızın yanında izlediklerimiz neşeyle. Bu saatlerde göbüşüme, işsizliğime, kaybettiklerime kapatıyorum gönlümü.Gerçekten ama gerçekten düşünmüyorum.Mavide bir nokta olmanın, büyük mavinin tek damlası olup bütünle kaynaşmanın vazgeçilmez huzurunun  İstanbul'da örselenmiş,renkleri solmuş hücrelerime nüksetmesini, kirlenmiş düşüncelerimin kalbimden ve beynimden akıp gitmesini izliyorum. Cocuklarımla oynuyor,simitçinin geçmesini kolluyor ve bu eşsiz ziyafeti yandaki çay bahçesinden getirttiğim oraletle taçlandırıyorum. Saat 10'a doğru eve geçip duş alıyoruz. Bıçak değdiği an kokusu ortalığa yayılan etli domatesler, çiçeği burnunda salatalıklar, yeni sağılmış süt soframızda yerini alıyor. Buradaki evimiz İStanbul'dakinin aksine giriş  katı. Site sakinleri gelip geçerken birbirine selam veriyor rahatsız etmeyecek kısa bir süre için. Balkonda yaşıyoruz denizi zeytin ağaçlarını izleyerek. Çocuklarım bisikletlerine atlayıp arkadaşlarının yanına gidiyorlar. Bilgisayar-tablet-cep telefonu öksüz kalıyor. İçimde yine hınzır ve huzurlu bir sevinç.
 
Buradaki evimizi İstanbul' dakinden çok seviyorum. Kutu gibi minnacık bir ev. Eşyası az, duvarları boncuk mavi, örtüleri nazar boncuklu. Ne eksiği var ne fazlası.O bize kavuşmaktan memnun, biz onu özlemiş neşeli. Eşim beni dinlemedi bulaşık makinası aldı bir iki sene önce. Oysa bulaşığı kim yıkayacak kavgası, biri yıkar biri durularken yapılan sohbetlerin tadı hayatımızdan yitip gitti bu sebeple. Teknoloji bir lüksü sunarak bir sıcaklığı daha aldı götürdü işte.
 
Dolapları açınca bir senedir görmediğimiz için unuttuğumuz giysiler, minik bibloların taze tuttuğu anılar,gece yürüyüşlerinde yol boyu satılan seyyar şeylerin minik renkli ve heyecan verici dünyası..geceyarısını geçtiğinde aşıklar tepesindeki ışıklara bakıyorum. Dünyadan ve aşktan henüz vazgeçmemiş oluşlarını seviyorum ve bu bana umut veriyor.
 
 
 
 
 
 
Kışın bu saatte ne yapıyorduk geyiklerinin taze kabak çekirdeği çitlenirken konuşulduğu kumsal saatlerinin gönlümü tazeleyişini de seviyorum.
 
 
Burada olmayı seviyorum.
Emekli olunca gelip burada yaşarsın diyenler olunca gülümsüyorum. Özüm , sözüm, toprağım, aslım, tamamlanışımdır Trabzon. Ahir zamanımda ya orada yaşarım, ya hep yarım kalırım.
 
Tatil güncelerime devam edeceğim zamanla.Ancak vın aldım,ancak kavuştum bloğuma :-)