Dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2017 Salı

BÜYÜ



Gerçek tüm öykülerdeki gibi isimleri değiştiriyorum:

Ağlamaktan gözleri küçülmüş, yüzü sırılsıklamdı.

Harem'e bakan bir tepede çay içiyor ve mainin tonlarının birbirine karıştığı o nefis manzarayı görmüyorduk bile. Dostumu çok seviyor olsam da  saatlerdir bitmeyen yinelemelerinden ve mantığa sığdıramadığım ilişkilendirmelerinden bayılmak üzereydim.Yine de yılların hatırı vardı, sessizce çayımı yudumlayıp dinlemeye devam ettim.

-Sana bişi diyeceğim..dedi en sonunda.

Dalgın dalgın ufka bakmayı sürdürerek "yes?" dedim.

-Ertan'a büyü yapıldı. Bunun başka açıklaması yok bak sabah beri anlatıyorum sana adama bi hal oldu.

Bitse de gitsek modundaydım.

-Büyü..tabii..dedim.

-Ben bir hoca buldum,  methede methede bitiremiyorlar. Herkesin derdine deva olmuş, bir giden kapısından ayrılamıyormuş.

Kınamaktan çok uzak baktım gözlerine. Çaresiz ve mutsuzdu biliyordum.

-Eeee?

Biraz sıkılarak başını eğdi:

-Ona gideceğim ama korkuyorum tek gitmeye. Bizim çevrede yok böyle şeyler biliyorsun. Senden başkasına da açamam durumu.

Başıma geleceği anlamış efkarlı efkarlı çaya bakıyordum.

-Sen de benimle gelirsen gidebilirim.

Suskunluk pırıl pırıl yaz havasında neşeyle ötüşen kuşların, sarı sıcak güneşin verdikleri ile uyumsuz-tatsızdı.

Hala ıslak yanaklarına ve bir zamanlar ışık saçan gözlerindeki umutsuzluğa baktım.

Arkadaşım da olsa giderdim. Kaldı ki  dostumdu.

-Peki..dedim.

Meğer çoktan randevular alınmış, öyle tereddütsüzmüş benim rıza göstereceğimden. İçten içe memnun oldum bana bu kadar güvenmesine. O da beni kırmaz hiç bir şey için bilirim. Hayatta yalnız bırakmayacak dostlar edinmişim diye düşündüm. İçim sıkkındı, kendime moral vermeye de çalışıyordum bir yandan.

Üsküdar'da, dar merdivenleri olan, cephesi mezarlığa bakan aralardan birinde bir eve çıktık. Kuntakinte duruşumu almış, ödümün patladığını  belli etmemeye çalışıyordum. Evden içeri girerken bir çok beklentim ve bunlara  paralel savunma stratejilerim vardı. Ama asla gördüklerime hazır değildim.

Ev, az eşyası olan kutu gibi  bir yerdi. Az evvel çamaşır asılmış, kokusu  hafiften ortama dağılmıştı. Sağda solda ilkokul öğrencisinin ödevini yaparken ortada unuttuğu kitaplar, çerçeveli aile fotoğrafları vardı. Hani alt komşuya çaya inmiş gibiydik. Kesinlikle herhangi bir aile eviydi.



Müzeyyen Hoca sakız gibi bir başörtü ile çıktı içerki odadan. Son derece güler yüzlü idi. Benim kuntakinte halimi görmezden geldi, nezaketle elimi sıktı. Direkt konuya girildi ve dostum Ertan'nın nasıl da büyülü olduğunu, evliliğinin bitmek üzere olduğunu, mutsuzluktan ölmek üzere olduğunu,kavgaların ardının arkasının kesilmediğini bütün sabah dinlediğim ne varsa hepsini ama hepsini yine ağlama krizleri eşliğinde Müzeyyen Hoca'ya anlattı. O da dostumu  sağlam bir psikolog edası ile sözünü kesmeden, arada hım hım'layarak ve zaman zaman omuzlarını sıvayıp teselli ederek -anladığını  belli ederek dinledi.

Anlatım bitince içeriden Kur'an-ı Kerim aldı geldi. İçinden dualar okudu. Kimisinin türkçesini bize açıkladı. Arada çocukları geldi "anne biz çıkıyoruz okula" dediler, onları öptü yolcu etti . Bize hiç bir şey ikram etmemesini de mahcup bir gülümseme ile "sonra içinde bir şey var sanıyorlar, buraya gelenler biraz farklı" diyerek özetledi.İlk defa sempati ile baktım yüzüne. Kadıncağız neler yaşamış olmalı diye düşündüm.

Birbuçuk saat orada kalmışız. Dostum "bana vereceğiniz bir şey yok mu" dedi sadece dua ile yollanmanın hayal kırıklığı içinde. Müzeyyen Hoca "ben Allah'a inanırım, sen de inan. Dua ettik, niyaz ettik derdini açtık. Sen de söylesen duyan o, ben de söylesem duyan o.Ötesinde kimden ne bekleyebilirsin ki" dedi. 

Dost sıkıntıyla başını eğdi. Mantıken hal verse de mantıkla yatışamayacak kadar ayaktaydı duyguları,umutsuzluğu.

"Bak" dedi Müzeyyen Hoca "seni bir hafta sonra yine bekliyorum. Sevgi ve sabır bildiğin tüm büyülerden üstündür. Kocan sana her bağırdığında -seni seviyorum- de. Kocan sana her kızdığında sabret sus. Her akşam  yatarken ve her sabah kalktığında ona sevgini hatırlat. Yeni evlisiniz ve aklınız karışmış; birbirinizi sevdiğinizi ben görüyorum siz görmüyorsunuz. Bu dediklerimi yap, bu da senin büyün olsun." Dost umutla baktı yüzüne, halâ bir şeyler bekler gibiydi. "Ben uzaktan okuyacağım, kontrol edeceğim ama dediklerimi eksiksiz yapmalısın" diye sırtını sıvazladı,eline de bir muska tutuşturdu  Müzeyyen Hoca.

Çıktığımızda her cümlenin her kelimenin üzerinden heyecanla geçtik. Ben beklediğimden çok farklı bir sabahın şaşkınlığı, o ise yeni büyünün heyecanı ile dopdoluyduk. Bir hafta sonra orada buluşmak sözüyle ayrıldık.

Müzeyyen Hoca yine sakız gibi bembeyaz bir baş örtüsü ile açtı kapıyı.  Camları siliyormuş, bitmek üzereymiş;  iki dakika beklememizi rica etti.

Dostun yüzü gülüyordu. Hafta ortası Müzeyyen Hoca onu arayıp "diklenme demedim mi ben sana" diye uyardığında kavga etmek üzereymiş. "Az kaldı her şeyi bozuyordum" diyordu neşeyle. Gözlerini Müzeyyen Hoca'dan alamıyor, ağzının içine bakıyordu. Ben ise kunta'yı indirdiysem bile kinte'yi muhafaza ediyordum. Öylesine tepkiliydim ki bu tür şeylere aslında, gardımı indirmem mümkün değildi.

Bu kez çay ikram edildi.

Her şey  yoluna girivermişti bir haftada. Ertan sakinleşmiş, fırtınalar, tayfunlar yerini sert rüzgarlara bırakmıştı. Bu yolda devam edilirse tatlı meltemlerin okşadığı  akşamlar yakındı, bunu hepimiz görebiliyorduk.

Müzeyyen Hoca bir kez daha "unutma,  sevginin sabrın büyüsü her şeyden üstün. Dileyeceğini Allah'tan dile, kişileri sokma bir daha araya" dedi. Sonra muskayı geri aldı, içini açtı. Sadece "bismillahirrahmanirrahim" yazıyordu. Bakakaldık yüzüne. Gülümsedi. "Daha büyük bir cümle bilmiyorum, evrenin yaradılış sırrıdır bu..size mi derman olmayacaktı" dedi.

Saygıyla başımı eğdim.

Bir kaç ay sonra oradan geçerken baktım camları boş. Dosta sordum, taşınmış gitmiş ama kimse bilmiyormuş nereye gittiğini.

Çay ikram ederken tereddüt etmeyeceği insanların arasına gitmiştir belki de...

Bunca kara,kötü,sapkın,iğrenç,aşağılık,menfaatçi insanın arasında sakız kadar beyaz kalabilmişler de var..unutmamak lazım.

24 Kasım 2016 Perşembe

Öğretmenleştirebildiklerimizdenmisiniz?


James Redfield'in Dokuz Kehanet kitabında kimsenin tesadüfen yolumuza çıkmadığı, yolumuza çıkan herkesin bize verilecek bir mesajı olduğundan bahseder.




gülüşüne ölürüm bennn


Hepsi öğretmenimdi.Ben kime ne mesajlar verdim bilmem, kiminden bilerek kiminden bilmeyerek mesajlar  ve dolayısı ile öğretiler aldım insanların.

Ama zamanla öğrendim ki , en iyi öğretmen yanan elmiş.

İlk sırada Başöğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK

İkinci sırada nefes almaktan yaşamda neşeyle tek başına var olabilmeye kadar her ayrıntıda ilk öğretmenim olan canım annem Rabiş Sultan,


Üçüncü sırada Beşikdüzü Köy Enstitülerinin kuruluşunda çalışmış Cumhuriyet öğretmeni , adını gururla andığım sevgili dedem Haşim Zihni,

Dördüncü sırada bildiğim her şeyi yeniden yorumlamama ve anlamama,tüm masalların gerçek olabileceğine inanmama neden olan canım evlatlarım,



Beşinci sırada eşsiz kazıklarını yediğim dost bildiklerim olmak üzere tüm öğretmenlerime saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Öğretmenler Günü kutlu olsun.





16 Mayıs 2016 Pazartesi

Aşk Gurur Tanımaz..mış

Şişmandı ama gözleri şahaneydi.
Hep gülümserdi ama aşkı bilmezdi.

Sonra bir gün...

Aşık olduğu  oğlandan zerre kadar haz etmedim. Arkadaşıma Gönül diyelim, Gönül'ün o evrimi yarım kalmış öküzde ne bulduğunu da hiç bir zaman anlamadım.

AKM önünde buluşmuştuk bir gün. Gönül sınıf arkadaşımdı aynı zamanda. "Aşk gurur tanımaz" dedi bana, her zamanki alaylı bakışlarımı  yeşil ışıl ışıl gözlerine diktim ve sırıttım: hiç bir şey gururumdan öte değildir. Paspas eder geçerim.




İkimiz de yaşayacaklarımızı kaderin bize söylettiğini bilmiyorduk elbette. Zaten "büyük laf etme" dedikleri de bu değil mi?Kalp , olacak olanı bilip size söyletir. Ama siz, yetişkin beyninizi doldurduğunuz ıvır zıvırın gürültüsünden dolayı kalple bağlantıyı zayıflattığınızdan bakar görmez, söyler duymazlar sınıfına girmişsinizdir çoktan.



Mahmut diyelim Gönül'ün sevgilisine. Mahmut, kanımca günahı kadar umursamıyordu Gönül'ü. Zaten de kaba , görgüsüz bir oğlandı. Bir başka sınıf arkadaşımızın doğumgününü kutladığımızda ona hediye olarak don lastiği getirip kendisini marjinal sanan bir tipti işte. O mu beni daha az severdi ben mi onu bilmiyorum. Ama arada Gönül ve hatırı vardı, hırlasam da ısırmazdım Mahmut'u.


Bir gün Mahmut'un ev arkadaşı ile birlikte evlerine gittik. Biz yurttakalıpevözlemiçekengiller birinin evine gitmeye bayılır olmuştuk. Patates,soğan,limon, pul biber filan almıştık:hedefte bir leğen patates salatası vardı.Mahmut'un ev arkadaşı ,kapıyı anahtarla açtığı an bize bir omuz atıp bir şey görmemizi engelleyecek şekilde kapıyı kapatması bir oldu. Yüzü kıpkırmızı idi. Başka zaman yaparız yemek dedi ve sakin olmaya çalışarak bizi dışarı götürdü.Yine de bu kısacık an omuzunun üzerinden antre halısının üzerinde olan biteni görmem için yeterliydi.


Günlerce kendimle hesaplaştım. Bunu Gönül ile paylaşmalı mıydım? Doğru neydi ,dostluk neydi? Kitabi cümleler üzerinden felsefe yapıp atıp tutmakta lisansüstü seviyede olabilirdik elbette ama gerçek hayatın acemisiydik. Kendimi Gönül'ün yerine koydum. Her şeyi göze aldım ve ona gördüğüm şeyi anlattım. Gülümsemeye çalışarak dinledi beni. Gittikçe solan yüzüne bakmamaya çalışıp detaylara girmeden anlattım. Sonra ikimizin de birbirimizin yüzüne bakacak hali kalmadığından uzaklaştım gittim. 

Doğruyu yaptığıma inanıyordum.

Gönül'ün intihar haberi okula bomba gibi düştü. Okulun her zaman gülen yüzü canına kıymıştı. Abisi, abdest alıp odasına kapanmasından şüphelenip bir süre sonra seslenmiş ama cevap alamayınca kapıyı kırmış. Onu son anda hastaneye yetiştirmişler. Uzun zaman ölecek mi diye bekledik. Herkes başka üzgün, herkes başka şaşkındı.

O günlerde yine sorguladım kendimi.İçimde ve vicdanımda leke yoktu, emindim yaptığımın doğru olduğundan.Mahmut hatalı ,Gönül hatalı idi ama ben kendime hata bulamıyordum.

Gönül okula gelebildiğinde hepimiz hiç bir şey olmamış gibi davrandık. Gençlik, okul telaşı, akıp giden zaman, mevsimler..her şey onarıcı etkisini gösteriyor ve günlük hayatın akışında eskiye ait şeylerin çabucak yok olmasına yardım ediyordu.

Bir sabah Gönül'ün masama oturup bahardan söz açması ve bir çay ısmarlasan yahu sözleri aramızda sorun olmadığını  gösterdiğinden mutluydum. O konudan asla söz açmıyorduk. İkimiz de benim bu konuda ketum olacağımı adımız gibi bildiğimizden Mahmut'u halının altına süpürmek gayet  mantıklı geliyordu.


Aşk gurur tanımaz...

Gönül Mahmut'u affetti. Bana inanılma gelmesine rağmen en azından bu kısma müdahil olma hakkını bulamıyordum kendimde.Okula el ele gelişleri, Gönül'ün yüzünde özlediğimiz o cıvıltılı gülüş, Mahmut'un bana nefret saçan bakışları, benim ona "pabucumun köselesi şerefsiz" bakışlarımla verdiğim karşılıklar...

Aradan bir yıldan fazla zaman geçti. Ben artık Mahmut ile aynı ortama girmiyor, ikisi hakkında olan biteni başkalarından duyuyordum. Derken Mahmut yeşil bir BMW aldı. Aman Allah olduk çünkü tamam  çalışıyordu iyi bir işi vardı ama durduk yere bir BMW alması da söz konusu değildi. Sonra ona piyango çıktığını  duydum. Sonra da Gönül'ü , arkadaşlarının  "sende bu para varken kız üstüne kız tavlarsın" sözleri üzre terk ettiğini. Sonra Gönül'ün  harabeye döndüğünü...sonra benim her şeyi boşverip uzattığım dostluk elimi ittiğini..kendini yalnızlığa mahkum edişini...

Para bitince Mahmut Gönül'e geri döndü. Aradan bir sene filan geçmişti. O arada yaşadığı lüks hayat kulaktan kulağa yayılıp durmuş, İstanbul'un o en popüler semtlerinden birinde tuttuğu eve attığı kızların ballandıra ballandıra anlatılan öyküleri benimolduğu kadar Gönül'ün de kulağına gelmişti. 

Aşk gurur tanımaz...

Gönül,bu sefer affı biraz zaman alsa da onu yine affetti.

Seneler sonra bir gün , nikah haberlerini aldım. Hatta aynı yıl evlendik. Mahmut, nikah günü olarak yılın en uzun gecesi olan 21 Aralık'ı seçmiş ve herkese kahkahalar attıran yorumlarla dünyaevine girmişti.

Gönül çok mutluymuş o gün ama gülümsemiyormuş eskisi gibi.. öyle dediler. Ben, nikahlarına gitmedim.

Gönül Mahmut'u affetti ama ben Gönül'ü affetmedim.

Aradan geçen bunca yıl sonra dostluk nedir, aşk nedir, doğru ve vicdan arasındaki denge nasıl olmalıdır sorularını bir kez daha sordum kendime bu satırları yazarken.


20 senede değişen bir şeyler olmalı diye düşündüm.


Bugün olsa, aldatıldığını  yine söylerdim.Bir insanın bir yalanla yaşaması asla benim doğrum değil.
Bugün olsa, ilk affedişinde (onaylamıyor olsam da) yine yanında yer alırdım. Dostluk bunu gerektirirdi.
Bugün olsa, nikahlarına gider ama onu affetmezdim.

ve bugün dahi gururumu kırmaya yeltenen aşkı paspas eder üzerine basar geçerdim.

Değişmesi gereken çok şey değişti 20 yılda ama bazı renkler ana renk..değişmiyor demek ki..






28 Ekim 2015 Çarşamba

Alışılmıyor...

















































Yalnızlığa alışmalı diyorsunuz da dostum..

büyük şehirler büyük aşklar
çığlık çığlığa terkedilir
ben
çocuklar gibi sevdim devler gibi ızdırap çektim... Attila İlhan



YALNIZLIĞA ALIŞMALI


Bavulları hep toplu durmalı insanın...

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...

Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...

İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

Yalnızlığa alışmalı...



Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet-lerinden biri artık...

Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.

Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.



* * *



İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...

"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...

Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kimse yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmaya¬cak..."

Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...



* * *



Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.

O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...

Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he-saplaşmaya çalışmalı...

Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol-malı...

Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...

Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...



* * *



Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
Yollarla barışmalı...

Yalnızlığa alışmalı...CANDÜNDAR


23 Haziran 2015 Salı

Blog Yazmaya Nasıl Başladım ? - Mim




Efendiiiiim,
Gelelim birikmiş Mim'lerimize
Ki ben topaç çevirmek kadar,misket oynamak kadar,uçurtma uçurmak kadar sevdim Mim'leri gerçekleştirmeyi.

Üstelik şu karne döneminde vs çok uzak kaldım buralardan, elim klavyeden kalksın istediğim yok.

Benim tatlı Cam Misket'im,satırlarında narinim Mim'lemiş beni bu sefer.

Mevzuu derin aslında: Blog Yazmaya Nasıl Başladım ? 

HOMO HOMINI LUPUS ..insan insanın kurdudur der söz bilirsiniz.
Bana beni bilen kurt lazımdı..

Resimlerim, yaşantımın detayları kandırmasın sizi. Alabildiğine asosyal biriyim ben. 


En sevdiğim roman kahramanlarındandır Robinson Cruose ..bir adada kimseyle konuşmak zorunda kalmadan yaşamak. Cuma'nın romana katıldığı yerde okumayı bıraktım neredeyse..o kadar bir sinir olmuştum yaşantıya birinin girmesine.

Gözü kör olanın kulağı keskin olur.
Sol kolu olmayanın sağ kolu acaip kuvvetlidir.
Bir yanınız kör ise , telafi edecek yan kuvvetlenir.
Benim gibi asosyal ve konuşma özürlü ama duyguları 50 metre yüksekten yere düşüp saçılmış boya kutularından fışkırmış boyalar kadar renkli, özgün ve özgür bir kadının çıkış yolunun yazmak olması da son derece normal bu durumda.

Günlük hayatta kimseyle göz göze gelmeyeyim diye başını kaldırmaktan aciz bendeniz, ömrümün miladı Selin doğduğunda internette bir siteye üye oldum aynı koşullardaki annelerle iletişim kurabilmek ve sorulara cevap bulabilmek adına.Sorular cevap buldu, orada tanıdığım bir çok kadın da yaraya merhem-ömre bereket dostum oldu.Birbirimizin yüzünü görmek mi gerekir birbirimizin hayatlarına dokunabilmek için?

Hayır...gönül dostluğu bambaşka bir şey.
3 arkadaşınız olsun,can olsun dost olsun.


Tastamam 15 senedir bağımız, iletişimimiz hiç kopmadı.Her gün bir lif daha eklediğimiz kopmaz bir halat ile bağlandık birbirimize.Kardeşiz dostuz arkadaşız ve daha bir çok şeyiz birbirimiz için. Birbirimizden haber almadığımız, iletişimi sürdürmediğimiz tek bir gün bile yok.Bu harika bir şey.

ha niye anlatıyorum bunu. İşte o gruptan çok değerli sevgili biricik canım arkadaşlarım bana sen blog kur dediler. Sözleri narin,gönlü derin,kıymeti paha biçilmez ben ou çok severim Gonca da bunu yineleyince ben bir deneyeyim dedim.

Öyle başladı blog yazarlığım. 


Sonra sıcacık bir mesaj yolladı yazıların birine Havva isimli gizemli ve sevecen hanım. 3-5 yazar giderim dediğim blog dünyasını ve buradaki güzel insanları keşfe daldım.Sizleri tanıdım ya..vallahi iyi ki gitmedim kaldım.

Mai'nin bin tonu daha varmış,seyre daldım.


Efenim ben bu mim'i Oytunla Hayat bloğunun tatlı mı tatlı sahibesine veee gözünü budaktan esirgemeyen sevgili Bücürük ve Ben'e ithaf ediyorum . Olur di mi?

Olur olur :-))

7 Nisan 2015 Salı

Okyanus Balığı


-"Ben lezbiyenim"..dedi
-"Ben nişanlıyım" deyiverdim girdiğim şokla şaşkın .
  
  Baktık birbirimizin yüzüne

-"Salak" dedi
-"Evet galiba" dedim tepkimden az utanmış


Gülmekten yerlere yattık..öyle başladı dostluğumuz.

Gençliğin heyecanı ile kendimi Kaf Dağının tepesine layık gördüğüm gerçekte ise paspas olmaya layık olduğum yıllarımdı.Zor-şer bulduğum işte önemli tecrübeler edinme fırsatım olacağına inanıyordum, TRT'de edindiğim birikimleri doğru kullanmayı önemsiyordum filan. Derken, patronun eşinin kuzenini işe aldıklarını ve benimle çalışacağını  öğrendim. "J" iş yerine geldiğinde sıcak davranmaya çalışsa da davranışlarındaki dengesizliğin aslında bildiğimiz panik duygusundan kaynaklandığını anlamam zor olmadı.

Yurt dışında prensesler gibi yetiştirilmiş zengin bir ailenin kızıydı. İdealist yılların, hayattan kopuk yetiştirilmenin etkisi ile bir hamam tellağının oğlu ile ailesinin izni olmadan evlenmiş, yaşadığı sayısız hayal kırıklığı boşanmaya ve ailenin yanına"süklüm püklüm" dönüşe sebep olmuştu. Türkçeyi 12 yaşından sonra şöyle böyle öğrendiği için yarım yamalak biliyordu ve tüm sıkıntısını mavi saçlı bir kızın baş rolünü oynadığı bunalım ötesi bir senaryoda dile getirerek rahatlamaya çalışıyordu.


Şişe dibi gibi kalın gözlüklerinin arkasındaki gözlerin keskin bakışı dudaklarındaki yumuşacık tebessümle bir hayli zıttı.Bana neşeyle uzattığı elini sıkarken , benim de diğerleri gibi yüzeysel inceleme ile geçiştirmemi umduğunu okudum o gözlerde. Biraz tedirgin ama en az onun sahte tatlı gülüşü kadar sahte tatlı bir gülüşle selamladım onu.Salağa yatmamı istiyorsa bana uyardı..hayatımı düzene koymak istiyordum ve patronun eşinin kuzeni ile didişmek en son istediğim şeydi.

Zamanla harfleri kelimelere, kelimeleri cümlelere tamamlayarak anladım ki kucağında bir çocukla baba evine dönmenin, özgürlükler ülkesinden cezalı olarak çıkıp kurallar ülkesinde üstelik bu kez esir olarak yer almanın büyük çılgın sıkıntısını yaşıyordu.Aile kuralları net ortaya koymuş, bundan sonra belirtilen çizgilerin ötesinde bir şey yaşayamayacağını katı bir dille belirtmişti. Oysa o çiçek kızdı...


Her gün gümüşlerin parlatıldığı , yemek servislerinin uşaklarca yapıldığı evden kaçmış çöllerde sevişmenin nasıl olacağını merak ettiğinde sevgilisi ile çöle gidecek kadar çılgın ve özgür bir yaşamı seçmişti. Şimdi ise kanatları kırık, anne olmanın mecburiyetleri ile hapisti.

Aramızdaki 40 kilitli kapılar zamanla açıldı ; biraz mecburiyetten biraz delirmemek için biraz da zamanla güvendiği için anlattı yaşamını bölük pörçük. O kadar aykırıydık ki birbirimizden, o kadar zıttı ki hayata ait doğrularımız, o kadar uyuşmazdı ki alışkanlıklarımız birbirimize güven perçinlendikçe birbirimizden ayrılamaz hale geldik.


Bir gün onu Özel Halk Otobüsüne bindirdim. 29-30 lu yaşlarının başındaydı. Rafting yapıyormuşcasına heyecanlı çığlıklar atmaya başladığında ne yapacağımı şaşırdım. Yanındaki kadının onu sıkıştırmasına karşılık olarak "ne yapmamı istiyorsunuz beni itmeden anlatın anlayabilirim" diyordu sakince . Herkes reklam filmi filan mı çevriliyor diye kamera aramaya başladığında zor şer indik otobüsten.Sonradan, hayatında ilk kez belediye otobüsüne bindiğini öğrendim. Bu, uzun yıllar en heyecan verici-inanılmaz deneyimi olarak liste başı kaldı onun için.Doğumgününde babası Tarabya'dan ona ev aldığında da ben dumur oldum, annesi gıcır gıcır bir Ford arabayı doğumgünü hediyesi olarak verdiğinde "biz ayrı dünyaların insanlarıyız kızım" diyerek bastım kahkahayı.. tam o da o gün işte...tam da o gün iş çıkışı arabayla gezmeyi teklif etmişti, ben tamam demiştim.Tarabya sırtlarında bir yere park ettiği arabada bangır bangır U2 /One dinliyorduk .O göz yaşları içinde ağlıyordu çünkü ana dili ingilizce idi ve ne dediklerini anlıyordu ben ise ritmin zenginliğinden memnun ellerimle tempo tutmakla yetinip onu sinir ediyordum filan...derken birden bana döndü ve :

-"Ben lezbiyenim" deyiverdi.
-"Ben nişanlıyım" ..dedim

Kapalı düşüncelerde bir ailede yetişmediysem de ortalama anadolu kültürü baskın olandı bu tür konularda. Ona ne demem gerektiğini bilemedim. Ona kızmalı mıydım onu da bilmiyordum. Yalnızlığı, sürdürmeye çalıştığı hayata bir yandan da kahramanca direnişi,kimsenin görmediği anlarda çaktırmadan siliverdiği gözleri zaten hep yufka olan yüreğimin tüm kapılarını ona ardına kadar açmama sebep olmuştu ama lezbiyendi yani aman Allah'ımdı şimdi ne yapmalıydım? Az evvelki konuşma yaşanmamış gibi lafı ordan burdan dolandırdıysam da gayet net ve sert bir tepki ile "sana lezbiyenim dedim" dedi. 

Sustum.

-Seninle dost olmak üzereyiz...bilmen gerektiğini düşündüm. Bir de senin için ne derece önemli bilmiyorum ama ben müslüman değilim..ailem bunları bilmiyor.

-E bi yavaş gel ha..dedim paniklediğim ve sinirlendiğim her zaman olduğu gibi dilim tamamen Trabzon yerel lehçesine dönmüş halde.


-Trabzon denen yerin bi köşesinden gelmişsin ama şaşırtıcı bir şekilde hayatı-insanları olduğu gibi yargılamadan kabul edebiliyorsun. Sende böyle bir sığınak bulabileceğimi hiç düşünmemiştim.Dost  kalmak ve açık olmak istiyorum ..dedi. 

Birbirimizin yüzüne değil arabanın ön camından ileri bakıyorduk. Ben suskun,düşünceli idim.


-Dost muyuz ..dedi bir süre sonra.
-Anneni ekip bi gün sizin evde başbaşa parti yapacaktık ya...unut o işi..dedim .
-Tipim diiilsin dedi uzun zamandır ilk defa neşeyle kahkaha atarak.
-Üzgünüm ama buna çok sevindim dedim içtenlikle ellerini elime alıp sevgiyle sıkarak.

Öyle başladı anaforlar içinde kusursuz akustiği dostluğumuzun.

Annesini ekip evde parti yapmadık hiç bir zaman :))

Bir arada kaldığımız her günün her anında kalplerinin kapısı güvenle aralanmış iki iyi dost olarak yaşadık.

Sonra..

Bir gün, oğlunu yanına alıp herkesi ve her şeyi ardında bırakıp kendini ait hissettiği insanların yanına, bir başka ülkeye gitti kimseye haber vermeden.

O bir okyanus balığıydı ... akvaryumda daha fazla yaşaması mümkün değildi. Her gün yokluğunu özlemle hissettimse de onun adına yaşadığım rahatlama ve sevinç özlemlerimi de ondan tek satır haber almayışımın verdiği kırgınlığı da bastırıyordu.

Yıllar yıllar sonra, geçenlerde bir gün facebook'ta bir mesaj aldım ondan:

-"Hala tipim değilsin ama seni çok özledim...o günlerde sana layığı ile teşekkür edememiş olabilirim ama bilmeni istiyorum ki nefes alabilmemi ve yeniden kendim olmayı cesaretle denememi sana borçluyum.Elveda..."



BİR


Daha iyiye mi gidiyor, yoksa aynı mı hissediyorsun? 
Senin için herşeyi kolaylaştıracak mı bu, şimdi suçlayacağın biri var? 
Diyorsun ki bir sevgi, bir hayat, tek bir şeye ihtiyaç duyunca gece. 
O tek bir sevgi, paylaşmamız gerek 
Seni bırakır gider, eğer önemsemezsen. 



Seni hayal kırıklığına mı uğrattım yoksa ağzında kötü bir tat mı kaldı benden? 
Hiç sevgiye sahip olmamış gibi davranıyorsun ve benim de sahipsiz bir şekilde gitmemi istiyorsun. 
Artık çok geç bu gece geçmişi günışığına çıkarmak için 
Biz biriz fakat aynı değiliz 
Birbirimize destek olmamız gerek.. destek olmamız.. bir.. 



Buraya af dilemek için mi geldin? 
Ölüleri diriltmeye mi geldin? 
İsa'yı oynamaya mı geldin kafandaki cüzzamlilara? 
Çok şey mi istedim, çok fazladan daha mı fazla? 
Bana hiçbir şey vermedin şimdi elimdekilerin hepsi bu.. 
Biz biriz fakat aynı değiliz 
Birbirimize acı veriyoz ve bunu tekrarlıyoruz 



Diyorsun ki 
Sevgi bir tapınak 
Sevgi daha yüksek bir kanun 
Sevgi bir tapınak 
Sevgi daha yüksek olan kanun 
Benden girmemi istiyorsun ama daha sonra süründürüyorsun 
Ve sende olana daha fazla dayanamıyorum 
Tüm sende olan acı iken.. 



Bir sevgi, bir kan, bir hayat.. yapman gerekeni yapman için.. 
Bir hayat beraber: kız kardeşler, erkek kardeşler 
Bir hayat fakat aynı değiliz 

Birbirimize destek olmamız gerek.. destek olmamız.. bir..

ONE

Is it getting better 

Or do you feel the same 
Will it make it easier on you now 
You got someone to blame 
You say... 

One love 
One life 
When it's one need 
In the night 
One love 
We get to share it 
Leaves you baby if you 
Don't care for it 


Did i disappoint you 
Or leave a bad taste in your mouth 
You act like you never had love 
And you want me to go without 
Well it's... 


Too late 
Tonight 
To drag the past out into the light 
We're one, but we're not the same 
We get to 
Carry each other 
Carry each other 
One... 


Have you come here for forgiveness 
Have you come to raise the dead 
Have you come here to play jesus 
To the lepers in your head 


Did i ask too much 
More than a lot 
You gave me nothing 
Now it's all i got 
We're one 
But we're not the same 
Well we 
Hurt each other 
Then we do it again 
You say 
Love is a temple 
Love a higher law 
Love is a temple 
Love the higher law 
You ask me to enter 
But then you make me crawl 
And i can't be holding on 
To what you got 
When all you got is hurt 


One love 
One blood 
One life 
You got to do what you should 
One life 
With each other 
Sisters 
Brothers 
One life 
But we're not the same 
We get to 
Carry each other 
Carry each other 


One...lifeis it getting better 
Or do you feel the same 
Will it make it easier on you now 
You got someone to blame 
You say... 

One love 
One life 
When it's one need 
In the night 
One love 
We get to share it 
Leaves you baby if you 
Don't care for it 

Did i disappoint you 
Or leave a bad taste in your mouth 
You act like you never had love 

And you want me to go without 
Well it's... 




Too late 
Tonight 
To drag the past out into the light 
We're one, but we're not the same 
We get to 
Carry each other 
Carry each other 
One... 




Have you come here for forgiveness 
Have you come to raise the dead 
Have you come here to play jesus 
To the lepers in your head 




Did i ask too much 
More than a lot 
You gave me nothing 
Now it's all i got 
We're one 
But we're not the same 
Well we 
Hurt each other 
Then we do it again 
You say 
Love is a temple 
Love a higher law 
Love is a temple 
Love the higher law 
You ask me to enter 
But then you make me crawl 
And i can't be holding on 
To what you got 
When all you got is hurt 




One love 
One blood 
One life 
You got to do what you should 
One life 
With each other 
Sisters 
Brothers 
One life 
But we're not the same 
We get to 
Carry each other 
Carry each other 




One...life 














-