Nehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2017 Çarşamba

39. Basamak



Bunu size anlatmadan geçemeyeceğim:

Aslında bir hafta oldu sanırım. Nehir iş yerimdeyken palaspandaras gelişen olaylar sonucu akşam eve gitmek yerine bir baktım Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi'nde 39. Basamak oyununun izleyicileri arasındayım. Yaklaşık 700 kişilik salon hıncahınç dolu. Hazırlanarak gitsem bu kadar neşelenmiyeceğim. Bir de azcık mızıldansa da beni kırmaya kıyamayan meleğim yanımda. Çok istiyorum onun da izlemesini:oyunla ilgili muhteşem şeyler duydum.Küçük tatlı  elini avuçlarımın arasına aldım, dünyanın geri kalanının tamamını en ufak bir suçluluk duymadan rahatlıkla zihnimden sildim veeeeeee perde!



Bülent Şakrak, Engin Hepileri ve Demet Evgar ve Okan Yalabık


Eserin orjinali Alfred Hitchcock'a ait.JOHN Buchan’ın yazdığı, Patrick Barlow’un sahneye uyarladığı ‘39 Basamak’ adlı oyun, bundan 9 sene önce Mehmet Ergen’in çevirisi ve Mehmet Birkiye’nin rejisiyle Kent Oyuncuları tarafından sahnelendiğinde yer yerinden oynamış


Oyun interaktif. Okan Yalabık  çok sevecen değil, arada üsturupla seyirciyi azarlıyor. Müstehak mı? Bilmem ki..eğlenmeye gitmişiz azarlanmaya değil. İçten içe kızıyorum anlayışsızlığına,hak vermiyorum ama onu  canlı kanlı karşımda görmenin heyecanı baskın. Bozmayacağım keyfimi. Nehir, ona sormadan bilet almamın  verdiği  sitemkarlığı çoktan bırakmış. Fincan fincan açılmış gözleri ile sahneye Pargalı'sına bakıyor  ve oyun başlıyor. 



Bir saniye mi tempo düşmez?
Aynı adamı  elindeki 3 şapkayı değişe değişe 1'er saniye ara ile 3 farklı karakter olarak kabul ettirir mi sanat size?
Gülmek ve heyecanlanmaktan ağzınızı hiç kapatmadan izler misiniz bir oyunu  onca süre

Oyuncuların demeçlerinde dedikleri gibi...tam bir deli mizahı bu.


Demet Evgar oyunun telifini satın almış yıllar önce. Bir gün oynayacaklarına inanmış. Kendilerinin de keyif aldıkları o kadar belli ki oynarken siz bu  neşeli hızlı akışın dışında kalamıyorsunuz zaten imkansız.

Oyuncuların biri kisi değil hepsi harika.Peki ya "cömertlikte sınır tanımayan" Demet Evgar'ın güzelliği....aman Allah'ım dedim kaç kere.


Çok güldük çok eğlendik çok beğendik çok takdir ettik.
Sahneyi kullanışları ve aksesuarları apayrı bir harika
Gitmeyen varsa durmayın mutlaka gidin.


Nehir, hayatımda gördüğüm en güzel tiyatroydu dedi
12 yıllık hayatında kıyas yapabileceği kadar çok tiyatro izlettirdiğim için kendimle gurur duydum.
Bir sanatçı yetiştirmeyi başarabilecek miyim bilmem ama iyi birer tiyatro izleyicisi yetiştirdiğimden eminim çocuklarım adına.

20 Şubat 2017 Pazartesi

ÖZGÜRLÜK YÜRÜME MESAFESİNDE


Çayı koy ki  çocuklar kalkana kadar demlensin ama o arada  çamaşır atabiliriz elbette ve çanta değiştireceğim şunları koymayı unutmamalıyım vb cümlelerle dolu sabahın asil prangası mutfak havalansın diye camı açana kadar sürdü.

Taze , serin yağmur kokusu hipnozdan uyananlardaki kadar şaşkın bir bakış getirdi yüzüme.

Yine de saatin tik-tak'larına yenik düştü  varlığım ve çocukların ayakkabılarını da boyayayım diye mırıl mırıl geri döndüm evin içine.

Saat henüz 05:30'du.

08'de Nehir ile evden koşturararak çıktığımızda o okula ben işe yetişmek için adımları telaşla sıralamamıza rağmen birbirimizi kucaklamayı unutmadık ayrılmadan hemen önce.


"Seni seviyorum" diye fısıldadım kulağına annece
"Aynen" dedi yüzüme bakmadan ..ergence

Tam çöpü de atıp 14C'yi yakalamak için atıldım ki yağmurun davetkar tıkırdamasını duydum kırmızı şemsiyemin  tepesinde.

Çocuksu, 
Masum,
Yalnız,
Davetkâr,

Elimi cep telefonuma attım saate bir bakayım ne kadar zamanım var diye.
Elimi geri çektim; dedim ki kendime,özgürlük yürüme mesafesinde.

Herkes duraklara ya da saçakların altına sığınırken, kulaklığımı takıp müzik dinlemeyi bile reddederek yola koyuldum. Yağmuru dinlemek, nefesimle o tazecik serinliği ciğerlerime nakletmek, yorgun düşüncelerimi attığım her adımla kaldırımlara dökmekten başka bir dileğim yoktu. 

Evden işe yürüdüm.




Şemsiyemin tepesindeki o inanılmaz ritm, yağan her damlaya şükür duası ettirecek kadar huzur doldurdu içimi.



Öyle böyle değil...Yaklaşık 3 kilometre yürüdüm.



Sevgili İstanbul,

Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla.

Esaretin her türüne #HAYIR

28 Ocak 2017 Cumartesi

Çalgı Çengi İkimiz (Çalgı Çengi 2)



 Yine bir cinemaximum'da maximum kartla ilk seans 7 TL  teşviki ile yollara düştüm.

Bu kez yanımda Selin de vardı.

Nehir'i sömestrde kutsal topraklarıma yani Trabzon'a yolladığım için Selin ile başbaşa  geçiriyoruz bugünleri. 


Lakin iş beni benden alıp bir ben var bende benden içeri denen beni bile çalıştırdığı için kızımla zaman geçiremedim ne yazık ki.

Onu telafi etmek için sabah kalktık erkenden sinemaya gittik.

6 Ocak 2017
2017 - Türkiye
Komedi ,  Macera

Vizyondaki filmler arasında ikimizin de gönül birliği ile hadi gidelim dediği film Çalgı Çengi 2 oldu.

                                    
Sanırsam Ahmet Kural'ın bunda ciddi payı var :-p

                            

Eyvah Eyvah'ta da yakaladığım bir şey var : küfrün veya adi ciselliğin  dibine vurmadan da mizah yapılabiliyor, eğlenceli saatler geçirilebiliyor. 

                         
Ahmet Kural ve bu  ekip  bunu yakaladı bence. İzlerken keyif alıyorum. Bu filmde de eğlendik bir hayli netekim.
                           

Ekip  artık kemikleşmiş kadrodan oluşuyor. Bu hoşuma gidiyor.

                         


 Tipler ve kimliklerde değişiklik de yapılsa benimsiyorsunuz çünkü seçilen tiplemeler ve ağızlar fena halde bizden:halk tipinin hafif karikatürize edilmiş hali.
                      

Zaman zaman konuyu ve esprileri çok iyi yakalasalar da zaman zaman elden kaçırdıklarını düşündüm. Filmin sonunu da eksik bırakmışlar hissi oluştu bende. 

Hani, o kadar iyi tempo-örüntü sonunda hafif bir hüzün, vurgusu düşük bir son.

                              

Kötü mü?

Aslaaaa :-)
Ama genel kanı ilki kadar iyi olmadığı yönünde.

İyi seyirler ve sevgiler


27 Aralık 2016 Salı

2017 Dansımız

Uzun lafın kısası;
Savaş haksızlıklar adalet özlem demokrasi para pul vs vs vs

Bir çocuğun kalbinde mutluluğu muhafaza ettiysek, yeni yıla dua-umut-inanç ile girmemek için hiç bir sebep göremiyorum ben.

Zuzu'mun  emeği,neşesi  ile çekirdek ailemiz ve 2017'ye hoşgeldin dansı (babayı azcık harcamış oldu ama olsundu çok eğlendik biz izlerken)

Hepsi hepsi 1 dakikalık bir video...izleyin e mi?

Umutlar hep bizimle olsun.

video

24 Aralık 2016 Cumartesi

Kurbağa Fred



Evden çıkarken çöpü atayım diye elime almadan önce çocukların ayakkabılarını boyayayım derdine düşmüşken sabah kalkınca çay koymadan evvel yüzümü yıkadıktan hemen sonra renkli çamaşırları makineye attığım için onları asıp çıksam ne iyi olur diye düşündüm.

Teknik sorumlumuzun sorduğu soruyla çınlayan whatsapp mesajlar kısmını  açtığımda yapmayı unuttuğum bir iş aklıma geldiği için öteki iş arkadaşlarıma mesaj atmışken bugün haftasonu indirimlerini kaçırmadan Migros'tan alışveriş etmeliyim derdi mıh gibi aklıma çakıldı.

Nehir şapka giy,  çayın altını kapattım mı ,  etüde geç kalacaksın, anahtarını aldın mı,  gözlüğünü mü sileyim? Hey Allah'ım tamam ver sileyim nidaları arasında zor şer evden çıktık.


Koş koş Kadıköy'e in, otobüsteyken cepten halledilebilecek işleri hallet, araştırılması gerekenleri araştır ( evlere servis veren kuru temizlemeci kim var bizim yakınlarda vb) inince koş koş; simit mi alsam öğle yemeğine şurdan geçerken  hah bankomat dur para yatıracaktım ay yanında Yapı Kredinin kitabevi var kitaplara bi baksam ama yılbaşı hediyesi almam lazım geçerken sipariş vereyim getirtsinler unutmayayım akşam dönerken de balık mı alsam  ..

Bir an sonrayı planlamazsan hiç bir şeye yetişemiyorsun
Bir an sonrayı planlamaktan an'ı yaşayamıyorsun.

Haberleri açmayayım adam susmuyo yine cer cer cer cer konuşmuştur yemin ederim, hayat koşturması ayrı mesele ama bu adamın sesi , nefesi yoruyor beni. Yorulmama sebep olacağı kadar paye verdiğim için de kendime kızmıyor değilim. Oysa yağmur öyle güzel yağıyor ki.

Durrrrrrrrrrrrrrrrr dedi gönül
Durdum


Yağmur ne kadar güzel yağıyor
Evden çıktığımdan beri var mı bu yağmur

Ablamla gülerdik kurbağa fred şarkısı söylerdik

Yağ yağ yağmur
Her yer çamur..

Çocukluğumun aldırmaz neşesinden başka ne var üzerime hızla gelen ayrıntıların denizinde boğulmamı engelleyen.

Beyin enteresan bir organ. Arka plana atıvermiş silinmesine izin vermeden, dün telefonda yazılı bildirilmesi unutulmuş bir işin bugüne hazır olması için cansiperane mücadele verip saçlarımın ağarmasına yardımcı olurken yürüyerek konuştuğum için camdan bir anlığına görüvermiştim. Yağmur vardı yine ben farkında olmadan, dünyaya can veren bu 
mucizeyi aldırmazlıkla selamlarken çocuğun biri yağmurdan oluşan derenin ortasına geçmiş  muhtemel yepyeni ayakkabıları ile tepiniyordu neşeyle. Sadece ama sadece bir an yüreğim cız etti. Yağmura inmek, üzerime su sıçratmak ve yeniden var olmak istedim. Çocuklarımı yetiştirirken yararlandığımkaynakların birinde "çocuklarınızın yağmur sularında tepinmesine izin verin kızmayın :18 yaşında bunu yapmıyorlar..bırakın çocukluklarını yaşasınlar" diyen  yeterli ve yetkili şahsı andım onaylayarak. ben izin vermiştim;şimdi artık ikisi de bunu yapmıyor. Sonra telefondaki "haklı" kişiyi ikna etme çalışmalarıma dönüverdim o an'ın zenginliklerini zihnimden ittirerek. Ama bugün yağmur , dünün yağmuru ile birleşip kendime getirdi beni.

Durdum.
Şu protokollu iş hallolsun, yürümeye başlayacağım.
Tüm sorumluluklarımık ardımda bırakacağım
Şemsiye yok, kapşunu örtmek yok.
Koşturmak yok, işi işe eklemek yok

Hatta bütçe hesabı da yok.

Gönlüm, ben,ertelediklerim ve sevdiklerim.
Gündem,sesi kesilesice,üzüntüler dertler yok.

En çok kendimi ihmal etmişim. Bir nefeslik de olsa hakkını vererek yaşamak lazım.


"Yağ yağ yağmur
Her yer çamur" diyen Kurbağa Fred kadar sahici,içten,akıllı olmak lazım.

Şükürler olsun


14 Kasım 2016 Pazartesi

Cyrano de Bergerac - Tiyatro


Ayıp bana yazmamışım bi haftadır ama topuklarım bi tarafımı döve döve koşturduğum zor haftaydı.
Önce kendimden sonra sizlerden özür dilerim.

Cuma akşamı ne kadar uzun zamandır hevesle beklediğim tiyatroya gittik Nehir'imle. Zuzu'm artık söylenmiyor eskisi kadar. Ablası ve arkadaşı olmadan , sadece benimle gitmek hoşuna gitmiş anladığım kadarıyla. Yaş 12, öncelikler farklı haliyle. Sanatsal kaygısı  çoook sonra :-)


Cyrano  çocukluk aşklarımdan biri. Keskin zekanın ve güçlü bir yüreğin insanın fiziksel kusurlarını  nasıl da görünmez kıldığına beni ilk inandıran kişi. Dilinin keskinliğini silahşörlükteki başarısı ile besleyişi, akışta yer alan kuvvetli mizahi unsurlar, tarihin  bir sayfasına ucundan kıyısından da olsa şahit olmak kesinlikle fark edilebilir bir ayrıcalık yaratıyor.

hele o "burun" tiradı....


( Soylulardan kendini beğenmiş bir tip olan Valvert, Cyrano'yu küçük düşürmek ister..)

cyrano de bergerac: kibarlar için yasa çizme değil, kılıçtır.

de guiche: can sıkmaya başladı!
vicomte de valvert: pöh! farfaranın biri! de guiche: elverir, kabak tadı!

haddini bildirecek kimse yok mu?

de valvert: ne demek! durun şimdi.

(kendisini süzen cyrano'ya yaklaşır ve azametli bir tavırla karşısına dikilir)

burnunuz ne kocaman!
cyrano: (pür ciddiyet) evet, pek kocaman!
hepsi bu mu?

de valvert: daha? cyrano: bu kadarı az
delikanlı! halbuki neler neler bulunmaz
söyleyecek! asıl iş edada.
meselâ bak;

hoyratça:
"burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlak dibinden kestirirdim!

dostça: "yana yatmaz mı,
senden evvel davranıp kadehine batmaz mı?"

tarifle: "burun değil bir kere, coğrafyada
böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!"

mütecessis: "acaba neye yarar bu alet?makas kutusu mudur, divit midir izah et!"

zarifâne: "kuşları sevdiğiniz besbelli!yorulmasınlar diye yavrucaklar, temellibir tünek kurmuşsunuz!"

pür neş'e: "birader, şu koskocaman burnunla tütün içince, komşu"yangın var!" demiyor mu?"

müdebbir: "aman yavrum,bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!"

müşfik: "yaptırın ona küçücük bir şemsiye,yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!"

alimâne: "görmüştüm aristophane'da belkihippocampelephan tocamélos adındaki hayvanın
burnu gayet büyükmüş! sen ne dersin?"

nobran: "zaten bilirim, sen misafir seversin,
bu, şapka asmak için ne mükemmel bir icat!"

şairâne: "ey burun! bütün cihana inat,
seni baştan aşağı nezle etmeye kaadirtek rüzgar bulunamaz, karayel istisnadır!"

hazin: "bir de kanarsa, kızıldeniz, ne belâ!"

hayran: "lavantacıya ne mükemmel tabela!"

safiyâne: "abide ne günleri gezilir?"

hürmetkârâne: "beyefendi kibarsınız muhakkak,yoksa imkânı var mı cumba sahibi olmak?"

köylü: "vış anam! bu ne? bilmem guş mu balıh mı?yoksa bir tohuma gaçmış salatalıh mı?"

sivri akıllı: "bunu tombalaya koymalı!kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?"
ve hıçkıra hıçkıra, nihayet, pyrame gibi,"bu ne felâket! bu ne musibettir yarabbi!
böyle berbat edip de yüzünü sahibinin,şimdi de utancından kızarıyor bak hain!"
olsaydı biraz nükte, biraz malûmatınız,işte karşıma geçip bunları sayardınız.
fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar,neyleyim cenab-ı hakk ihsan buyurmamışlar!
zaten bir parça icat kudreti olsa bileböyle seçkin, muhterem hüzzar önünde hele,
bana bu şakaları yapamazdınız elbet.ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet
bunlardan birinin en ufak başlangıcı,karşınıza çıkardı bergerac'ın kılıcı!
ben bunları söylerim oldukça belâgatle;başkasından dinlemem fakat tekini bile!


Tiyatro hayli kalabalıktı ve bu beni yine sevindirdi.
Keşke müzikal de olsa ve eğlensem diyen Zuzu'm kalabalık sahne, renkli  kostümler, hızlı akış ve bol bol yer alan şarkılara el çırptı sevincinden.



Musahipzade'nin kocaman sahnesi işlevsel olarak kullanılmıştı. Dekor aman aman zengin değildi ama kostümler , oyuncular, akış sizi alıp götürüyordu zaten.
Hiciv sanatının ustaca kullanılması, şiirsel konuşma biçimi zeka ve neşeye hasret kalan beynimin paslarını aldı götürdü.


Nehir de benim gibi sonu kötü biten ne roman ne öykü ne sinema ne tiyatro istemiyor. Bu tiyatronun sonundaki ölüm o kadar asil ve o kadar romantikti ki  "Cyrona'ya başka türlüsü yakışmadı, mutlu son kabul ediyorum bunu" deyiverdi yavrucuğum da beni şaşırtarak.

Sonunda , gittiğimiz en harika tiyatrolar listesinde ilk 3'e girmeye hak kazandığına kani geldik.

Zamanınız varsa mutlaka gidin derim.



CYRANO DE BERGERAC
Yazan: EDMOND ROSTAND
Çeviren: SABRI ESAT SİYAVUŞGİL
Yöneten: MEHMET BİRKİYE
Dramaturgi: BAŞAK ERZİ
Sahne Tasarımı: BARIŞ DİNÇEL
Kostüm Tasarımı: CANAN GÖKNİL
Işık Tasarımı: MURAT İŞÇİ
Müzik: TOLGA ÇEBİ
Koreografi: ALPASLAN KARADUMAN
Efekt: ERSIN AŞAR
Yönetmen Yardımcısı: AYBAR TAŞTEKİN, SERAP DOĞAN, ERCAN DEMİRHAN
Süre: 165 DAKİKA/2 PERDE
OYUNCULAR
ADA ALİZE ERTEMASRIN GURUR KUYUCAKAYŞECAN TATARİCAN TARAKÇICEM KARAKAYACEM URASÇIĞDEM GÜRELDAMLA CANGÜLDERYA KEYKUBATDOĞAN ALTINELEMRAH CAN YAYLIEMRAH DERVİŞ SOYLUERTAN KILIÇGİZEM AKKUŞGÖKHAN EĞILMEZBAŞGÖKSEL ARSLANHAKAN GÜMÜŞHASİP TUZHÜSEYİN KEFELİİBRAHİM ULUTAŞLALE KABULMURAT BAVLİMUSA ARSLANALİOKAN PATIRERÖZGÜR DAĞÖZGÜR DERELİSEDA ÇAVDARŞEYDA ARSLANTANJU GİRİŞKENYİĞİT SERTDEMİR
KONUSU
Kılıç kullanması ve şairliğiyle hayranlık uyandıran Cyrano'nun tek kusuru, haddinden fazla büyük olan burnudur. Kendini son derece çirkin bulan Cyrano, kuzeni Roxane'a aşık olur, ne var ki Roxane Cyrano'nun bölüğünden genç ve yakışıklı Christian'a aşıktır. 17. yüzyıl Fransa'da yaşamış şair ve silahşör Cyrano de Bergerac'ın hayatından esinlenen oyun, aşkı, kahramanlığı ve gururu anlatıyor. Sabri Esat Siyavuşgil'in dilimize kazandırdığı oyunu, Mehmet Birkiye Yönetiyor.