Sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2016 Çarşamba

Beni Bu Havalar Mahvetti


Çalışmam lazım hem de koşar tempoda bir an evvel halletmeliyim diye gözüme bakan tüm işleri hallederek.

Ama neyleyim...gözüm daldı penceremden bakakaldığım kışa dönmek üzere olan sonbahara.

"Keşke" deyiverdi şair iç sesimle sohbet ederken tatlı tatlı.


Sonra olan oldu...


KEŞKE
Deniz kokulu taşlar döşenmişti yollara
Ben bile bilmiyordum nerde ayrıldık
söndür küllenmiş sözcüklerini geçmiş zaman
sararan firezleri geç
yorumu gökyüzüne bırakılmış uçurtmalı tepeleri
uzun bir yol için aldığın ne varsa bırak ardında
saklayabilseydim dalgın bakışlarımı böyle zamanlar için
saçlarını taradığım sular,rüzgar ve karanlık

bak adın yazılı yeşim taşından örülü duvarda!
Murathan Mungan



💚💜💙

AUTUMN LEAVES-türkçe sözler

Düşen yapraklar
Pencerenin önündeki kar birikintisi
Sonbahar yaprakları
kırmızı ve altın rengi

senin dudaklarını görüyorum
Sonsuz öpücükler
Güneşyanığı eller
Tutmaya alıştığım

Sen uzaklara gittiğinden beri
Günlerin uzunluğu büyüyor.
ve yakında duyacağım
eski kış şarkılarını

Ama herşeyden çok seni özlüyorum
Sevgilim
Sonbahar yaprakları

Düşmeye başlarken


2 Kasım 2016 Çarşamba

Küçüksu Kasrı - Sonbahar - Nehir

Bu Pazar da yine Nehir'in hocası MÜ Beykoz tesislerinden antrenman var dedi. Benim canıma minnet, orada yürümeyi çok seviyorum. Çıkışta , "annemin canı çıktı" düşüncesinden fersah fersah uzak bir "gezelim, kendimize zaman ayıralım isteği oldu Nehir'imin.

Sonbahara dokunmak, zamanı nitelikli kılmak isteğine nasıl hayır diyebilirdim ki?
 Önce yol üzerindeki bu park çekti dikkatimizi. İkimiz de kendimize ait bir köşe kestirdik gözümüze. İkimiz de sonbahar hüznünü gördük terkedilmişlikte. İkimiz de orayı uzaktan sevdik ama sevdik.

Sonra bir fidanlığa dalıverdik "bakalım burada ne var" keşfi heyecanı ile. Şu davetkar yola bakakaldık.

 Önce bir gidelim keşfedelim dedik, sonra bırakalım hayal ettiğimiz gibi kalsında karar kıldık gülüşünün aydınlığına köle olduğumla.


"Anne bak" dedi heyecanla. "Senin en sevdiğin doğa olayı."
Bunu  bir davet kabul ettik,  anayoldan denize dönen yola saptık.


Küçüksu Kasrı'nın yanındaki Kafe'de bulduk kendimizi. Oysa , yoldaki tabelalara bakarken öğretmenevi niyetindeydik.

Ama manzara, mai'nin hüzmeyle yıkanmış hali beni olduğu kadar Zuzu'mu da aldı kendinden sanırım.


Anne-kız birer çay söyledik kendimize. Sonra neşeyle her ayrıntının tadına vardık .



Dönüşte Küçüksu Kasrı'nı gezme kararı verdik. Çocuklarımla sarayları-kasırları-müzeleri gezmeyi sevmişimdir her zaman.Bu kasrın görüntüsü büyüleyici geldi bize.


Kasrın dışında da içinde de her ayrıntı  muhteşem. ..ama rehber beni deli etti.

Tavandaki süslemelerin bir kısmı kumaş. Bodrumu ile birlikte üç katlı olan yapının bodrum katı mutfak, kiler ve hizmetçi odalarına ayrılmış, öbür katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiş. Her oda, hem hole, hem de arkasındaki diğer bir odaya açılyor çift kapısı var. Denize bakan odalarda iki, kara tarafındakilerde ise bir şömine bulunuyor.

Nehir resimde de görüldüğü üzere nereye bakacağını şaşırmış vaziyette. Halısından avizesine, koltuğundan camlarına her şey büyüleyici.


Odalar eşyaya boğulmamış. Her adımda zarafet ve sanat asaletle çevrenizi sarıyor.

Alçı kabartma ve kalemişi süslemeli tavanları, bir şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve tablolarıyla zengin bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı, Cumhuriyet döneminde bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış . Rehberimiz üstünkörü bu bilgileri verdikten sonra hararetle bu hükümet zamanında bakım yapıldığını, çalışanlara dolgun maaş verildiğini anlattı durdu. Eskiden kararan yaldız ile süslemeler düzeltilirken şimdi 24 ayar altın kullanılmışmışmış.


Ortadaki masa Abdülaziz tarafından yapılmış aklımda doğru kaldıysa. Muhteşem oymaları ile tek başına bir sanat eseri.O oval alanda tuğrası var.


Tavanlardan gözümüzü almak mümkün değil. Rehber bu arada Atatürk'ün yatağının buradan kaldırıldığını anlatıyor şevkle. Ondan kala kala aşağıda duvardaki resim kalmış.


Nereye gitti yatağı dediğimde şaşırdı. Dolmabahçe Sarayı'na götürüldüğünü söyledi. Bodrumda mı yani dedim. Yok dedi, evet dedi, hayır dedi. Harem'de sergileniyor aslına uygun şekilde dedi. Ata'ya saygısızlığı marifet edinmiş bunlar. Bir gün bir tanesi elimde kalacak ya dur bakalım..Maksat, mekanı tarihe uygun hale getirmekmiş. Nehir de telefon girişi gibi prizleri gösterdi ve elllerini havvaya  açtı "ne diyon seni abiiiii" modunda. Kızımla gurur duydum.

Konuk ağırlanan odaların bir kendi girişi var bir hizmetli girişi. Odaların her birinde İtalyan mermeri kullanılmış ve her odada ayrı renk konsepti uygulanmış. Hükümeti övmeyi iş edinen rehbere ben hatırlattım da diğer konuklara söyledi bunu. Rezalet!

Bahçesinde ilk kez nilüfer çiçeği gördü Nehir'im. Bahçesi de ayrı güzel.

Süslemeler batı tarzı imiş daha çok. Padişahlar av mevsiminde gelirlermiş ama kalan olmazmış. 

Diğer kasır ya da saraylara nazaran alçak  duvarları olduğu yazıyor vikipediada.


Bina tablo gibi. Gerçekten durup seyrettik duvarları


Orta bölümde bulunan kapıya, at nalı biçimli, iki kollu görkemli bir mermer merdivenle ulaşılıyor. Işık-renk-yapı hepsi birbirini tamamladığında gerçeküstü bir seyir sizi bekliyor.


Al bayrağım güzel bayrağım..rüzgar da itmiş olsa içim elvermiyor böyle görünmesine.


Zuzu'm kasrın girişinin o muhteşem harmonisinde 


At nalı şeklindeki girişin  iki kolu arasında fıskiyeli mermer bir havuz var. Gelin çeyizi gibi işlenir i  taş yahu?İşlemişler...


Bahçe ve henüz yapılaşmaya yenik düşmeyen bu şirin tepe eski zamanlara ait bir zaman diliminde hissettiriyor bir an için olsa da..

Uzun kenarı denize paralel, dikdörtgen yapı yerden 3m kadar yüksekteki bir alt bölüme oturan iki kattan oluşuyor. Deniz cephesi üç düşey parçaya ayrılmış; bunlardan ortadaki düz, yanlardaki dışbükey.


Bahçeyi çevreleyen parmaklıkların zarafetine bakar mısınız?

Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda, merdivenlerinde çeşitli batılı süsleme motifleri kullanılmış. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, bu iş için Viyana Operası dekoratörü Sechan görevlendirilmiş. tabii b bilgileri o sarsuk rehberden değil vikipediadan aldım. Nehir'ime de ben anlattım.


Bahçedeki turumuzu bitirmek üzereyiz.

Nehir ağaçların neleri hatırladığını merak ediyor.

Kapı..yanındaki iğrenç yeşil şeyi görmeyin canım. Kapı tek başına şiir. Uzun uzun seyrettim onu. Sonra rehberi gördük bahçede. Küçüksu plajının neden hala kapalı olduğuna dair ufak bir sohbet ettik. Sonra ben ona hikayesini kısa kesebileceğini çünkü  kapatıldığı dönem çalıştığım yer dolayısı ile asıl maksadı kestirebildiğimi, bu plajın asla açılmayacağından emin olduğumu söyledim. O da tebessümle onayladı.


Artık çıkış zamanı. Kapıdaki polis abi Nehir'in büyülenmişliğine gülerek çıkmamız gerektiğini, kapanış saatinin geçtiğini söyledi.


Hoşçakal muhteşem Küçüksu Kasrı. Kıvırcık'ımı da alıp yine geleceğiz Zuzu'mla.

23 Eylül 2016 Cuma

Gündeme İthafen - Mırıldandıklarım/Murathan Mungan



şiirden önce tık tık

MIRILDANDIKLARIM


Kırdın mı incittin mi birilerini 
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler? 
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda? 
Yeniden düşünmeliyim 
Dostluklarımı, ilişkilerimi 
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı 
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi? 
Borçlarımı ödedim mi? 
Doğru seçtim mi soruların fiillerini? 
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış, 
Giysilerim ütülü, odam düzenli mi? 
Geri verdim mi aldıklarımı: 
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları, 
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi? 
Yokladım mı duygularımı 
Hâlâ sevebiliyor muyum insanları? 
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma 
Ovmalı umutları 
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan 
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım 
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar 
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar 
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler 
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey 
O kadar çok anlattım ki 
Kendime kaldım anlatmaktan... 
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını 
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan 
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan, 
Ofset duyarlılıklardan 
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum 
'İçtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği 
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum 
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları 
Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde 
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar 
Hâlâ bir umut var mıdır 
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde 
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz 
Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar 
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken 
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız 
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim 
Senin ve benim , yani bizim için...

Murathan MUNGAN .. ve şiirden sonra da tık tık lütfen



22 Eylül 2016 Perşembe

Sonbahar Mısraları


Onlar Sonbahar'ı başka yaşayanlar...



Adım Sonbahar / Attila İlhan
nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar











Eylül’dü / Cemal Süreya
Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü……
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü…..
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.



Ben Eylül Sen Haziran / Ümit Yaşar Oğuzcan
Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde
Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık
Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara

ataol behramoğlu ile ilgili görsel sonucu

Eylül Sabahının Serinliği / Ataol Behramoğlu
Eylül sabahının serinliğini
Yaprakların serinliğini
Ciğerlerime dolduruyorum
Sessizlik ve serinlik
Birleşiyor
Yıkanmış güvercinler
Ve çok uzakta bir tren sesi
Her zaman yeniden başlamak duygusu
Doğuyor içimde
Her uyanışımda
Düşmanlarımı bağışlıyorum
Daha çok seviyorum dostlarımı
Her uyanışımda
Eylül sabahının serinliğini
Yaprakların serinliğini
Yüreğime dolduruyorum



Güzde Unutulmuş / Pablo Neruda
Saat yedi buçuğuydu güzün
Ve ben bekliyordum
Kimi beklediğim önemli değil.
Günler, saatler, dakikalar
Bıktılar benle olmaktan
Çekip gittiler azar azar
Kaldım ortada, tek başıma
Kala kala kumla kaldım
Günlerin kumuyla, suyla
Bir haftanın artıklarıyla kaldım
Vurulmuş ve hüzünlü
Ne var, dediler bana Paris’in yaprakları
Kimi bekliyorsun?
Kaç kez burun kıvırdılar bana
Önce ışık, çekip giden
Sonra kediler, köpekler, jandarmalar
Kalakaldım tek başıma
Yalnız bir at gibi
Otların üstünde ne gece, ne gündüz
Sadece kışın tuzu
Öyle kimsesiz kaldım ki
Öyle bomboş
Yapraklar ağladılar bana
Sonra, tıpkı bir gözyaşı gibi
Düştüler son yapraklar
Ne önceleri, ne de sonra
Hiç böyle yalnız kalmamıştım
Bu kadar
Ve kimi beklerken olmuştu
Hiç mi hiç hatırlamam.
Saçma ama bu böyle
Bir çırpıda oldu bunlar
Apansız bir yalnızlık
Belirip yolda kaybolan
Ve ansızın kendi gölgesi gibi
Sonsuz bayrağına doğru koşan.
Çekip gittim, durmadım
Bu çılgın sokağın kıyısından
Usul usul, basarak ayak uçlarıma
Sanki geceden kaçıyor gibiydim
Ya da karanlık, kükreyen taşlardan
Bu anlattıklarım hiçbir şey değil
Ama başıma geldi bütün bunlar
Birini beklerken, bilmediğim
Bir zamanlar.

Yaz Bitti / Murathan Mungan
yazın bittiği her yerde söylenir
söylenmeyen şeyler kalır geriye
ve sonra hiç bir şey olmamış gibi
ağır, usul bir hazırlık başlar
uykuya benzer yeni bir mevsime
orda burda,ev içlerinde,kır kahvelerinde,deniz kenarlarında
incelen yazın akşam esintilerinde
zaman usulca sıyrılır aramızdan
ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini
başka ne gelir elimizden
büyük bir uzaklığa gülümseyerek
geçiştiririz
ıskaladığımız şeyleri
yatıştırıcı rüzgarlar
dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını
saklar bizi
gözlerimizdeki hüzne ‘dinginlik’ adını verir
‘seni iyi gördüm’ diyenler
biz de iyi hissederiz kendimizi
elimizden başka ne gelir ki?
köşe başları, akşamüstleri,kokular
tozar gider zamanın boşluğunda
karışır anların kuytu belleğine
belki sonraları bir gün
hatırlanır aynı kederle
yazın bittiği her yerde söylenir
söyleyenler inanır bir şeylerin sahiden bittiğine
yaz biter
eskir geceler,serin,hüzünlü
yeni mevsime hazırlık: ömrün teyel yerleri
bir yanı telaş,bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden
yaşadığınızı duyarsınız teninizde
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları
ahşap panjurları
yaz bitti
bitmeyen şeyler kaldı geride
yaz bitti
yaz bitti
yüksek sesle söylüyorum bunu kendime
her yerde söylendiği gibi
yaz bitti
yaz bitti
hiç bir şey hiç bir şey
hiç bir şey
yalnızca üşüyorum şimdi


Saat 21-22 Şiirleri/ Nazım Hikmet
 
Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan…
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar…



Sonbahar / İlhan Berk
 
Hep böyle çıkıp gelmiştir
sonbahar dağlarımıza
bir elinde karanfil,
bir elinde yüreği



Uzak Kaderler İçin / Turgut Uyar
 
Birgün, bir yağmurla garip garip
-Çoluğu çocuğu terk edeceğim.-
Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladım
Alıp başımı gideceğim.Asır yirminci asırdır, amenna
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
Uzaklar daha uzaklaşır
Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri
Sımsıcak sevgilere muhtacım.Bir gün alıp başımı gideceğim
-Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar…-
Belimi bir ılık şal sarsın, mavi
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız
Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.
Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde
Diyarı gurbette kanlı bir aşk
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde
En uzak beyazlar,
En yakın ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam
İçip içip ağlasam…
Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?
Herkesin derdinden pay isterken.
Uzak kaderlerin suları çağlar simdi
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.
Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz, bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim.

21 Eylül 2016 Çarşamba

Andy Williams - Sonbahar

Sonbaharın kokusu iliklerimize işlemişken, hüzün sarı -ağır rengimiz olmuşken..

Açın, fonda çalsın dursun.

Günümüz, unuttuklarımızı ve unutmak istemediklerimizi hatırlamakla dolsun.





14 Eylül 2016 Çarşamba

Valla Çok Klasik Bi Bayram Güncesi




Bayramları çok severim. O-hooo,ölürüm filan bayram için.
Kim uyduruyo küçücüklüğümden beri bayramlara da adetlere de illet olduğumu?

Bu bayram da, bayram öncesi çalışan kadınlara acımayan "temizlik arefe gününe kalmaz" adetini ciddiye aldım. Hayır, Cuma akşamından çocuklarımı da alıp yazlığa filan kaçmadım, nerden çıkartıyo herkes bunu? Aşkla ,şevkle yollara düşüp gecenin birinde elimde iki çocukla Kumla sokaklarına inmedim, sabah da "nassı kaçtım ama" diye keyiflenip mavinin her tonunda kendimi kaybetmedim.

,

Ne diyordum? Ha temizlik. Tabii temizlik yaptım ben. Şunun şurası bi hafta kaçabildik, ne yemek yaparım ne temizliği takarım diye bişi aklımdan bile geçmedi. Sabahtan akşama kadar çocuklarımla mavide bir nokta olmaya adamadım kendimi. Ne haddime canım öyle şeyler,tövbe valla.


Sonra, robotum ben yorulmam ya, bayramda gelenlere ne ikram edecem derdine düştüm. Gece baklava gündüz su böreği açtım. Kendimi sahillere atıp haşlanmış mısırı kemirmenin dayanılmaz mutluluğunda yok olup erimedim. Çocuklarım utanmadı benim "gnam gnam oh mmmm " sesleri çıkarta çıkarta mısırla aşk yaşamamdan.


Kızlarıma kahve nasıl yapılı,nasıl ikram edilir,nasıl hizmet ediliri öğrettim itina ile. Yarın koca eline gidince ay anası bişi öğretmedi demesinler hayatta yegane derdimdi çünkü. Bu gaye ile ezdim onları, hiç acımadım. Yoksa her gün elceğizimle kızlarıma ve bana keyif kahveleri yapıp bi de üstüne kakara kikiri fal bakacak halim yok di mi? Fincandan bi hüptürük alınca üstünde kalan şekle bakıp yarım saat benzetmeler yapa yapa gülmedik yani.Yarın bugün el alem ne der ayyyy


Velhasıl bunca bayram emeğine babayı dahil etmemek olmazdı netekim. İşim gücüm var diye realist saçmalıklarla dolu beynini "çocukların boynu bükük bayram günü yazık ayyyyy" ajitasyonları ile tırmıklamadım hayır. Bayram günü ,sonradan onu zorla getirmedim Kumla'ya. Öyle yapsam kızardı ananeler,gelenekler,örfler,adetler. Öyle kızılsa eşim sürpriz yapıp kapıdan içeri girer miydi bir sabah ansızın. Güzel anılar biriktirmezmiydik yani? Hayır hayır ama 70 sene bizi aramayan insanların sırf yaşça  büyükler diye kapılarını çalıp evlerine gitmek var, sokaklarda dere gibi akan kan kokularının arasında çocukları bunun bayram olduğuna ikna etmek var.


Sıcak,trafik,bütçe,aslında kim sizi takıyo ki  sözcükleri beynimizden uzak akraba akraba,eş dost gezdikten sonra iade-i ziyaretler için eve tıkıldık kaldık sonrasında. Üzerimizde bayram kıyafetleri. Bayramın 3. günü havada Eylül varmış, bu yaşanan güzel bi sonbaharmış filan demedik hiç. Bakınız, bayramlıklarımızı giymiş halde çocuklarım ve ben eve tıkılı bekliyoruz ya gelen olursa diye.



Bu hanfendinin adı Osman. Kız olduğunu anlamadan Osman deyivermiştik ona. Hayvanlara dost kendileriyle barışık çocuklar yetiştirmişim. Onu gördüm sevindim bu bayram. Osman ellerimizden öptü, biz de onu besledik.  Kurban bayramında kemikler ve atık etlerle bayram yaptığını anlattı bize. Saygıyla dinledik.



Deniz,mavi,kitap,güneş
Kalanın tamamını unutmak istiyorum bütün kalbimle
Bayram,şimdi bayram gönlüme.