Trabzon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2017 Perşembe

Deniz Kokulu Kentimi Düşünüyorum Orhan Veli'nin İstanbul'una İnat





Memleketim....mahvedilmemiş hali ile hatırımda kalan her zerresine özlem ile yandı tutuştu bugün gönlüm.

Memleketim..Trabzon'um. Arap kenti olmadan, medeni günlerin aydın insanları ile yaşadığım güzel günlerine ayrı; yeşiline ayrı maine ayrı yandım.


Bazen çığlık atıp "n'olur durun artık" diye yalvarmak istediğim ama bu talanı ve yalanı durduramadığım, coşku ile mahvına giden memleketim!


Memleketim memleketim memleketim,
Ne kasketim kaldı senin ora işi
Ne yollarını taşımış ayakkabım,
Son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi saçımın akında,
Enfarktında yüreğimin,
Ve alnımın çizgilerindesin, memleketim,
Memleketim memleketim

Yine cisil cisil mi yağıyor yağmur uzun sokağın taşlarına
Ganitanın kayıklarında martılar gizliden gizliye öpüşüyorlar mı
Deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Anıların şehrini düşünüyorum ayrılıkların ötesinde bir yerden
Taşbaşının dar sokağından denize inen simitçinin ve hamsicinin sesi geliyor
Tavada cısır cısır öten tereyağının kokusuna
meydanındaki limoncunun tablasına bir hoş olmuşum
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Varsın yağsın yağmur cisil cisil üstüne

ellerin cebinde ya, yürüyorsun ya o şehrin sokaklarında, yağmurdan sanane
Yürüyüp gitmeli limana, oradan da mendireğe, taa ucuna kadar
ve çökmeli bir taşın üstüne
ama karayel patlamış, fırtına varmış, dalgalar adam Boyuna geliyorlarmış, ıslanıyormuşsun
Vakit de akşamlardan bir akşammış sanane
kalkanoğlunun pilavını
Mehmet salih'in çayını
Bodos'un meyhanesini
Gülbahçenin dönerini
ve pazar sabahlarının vazgeçilmez peynirlisini çekiyor Canım
Deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Yeşilin bin tonunu koynunda barındıran
Yüce karlı dağların bile selam durduğu o güzelim şehre,
İstanbul'un soğuk ve çirkin akşamlarından binlerce sevgi
Meydandan kalktık mıydı saate varmaz hamsiköydeyiz
Konakoğlunda oturur başbaşa sütlaç yeriz
Naraburnundan eser bir rüzgar, olur içimiz tertemiz
Bu sene gidemiyorum, seneye birlikte gideriz


15 Eylül 2017 Cuma

Valla Yemek Tarifi

Bugün ben de yemek tarifi vermeye karar verdim.😈


Peynirli Trabzon Pidesi:

Özellikle kışın yenir. Lüks ortamların yemeği değildir, el yıkama yerinde peçete havlu yerine temiz dikdörtgen kesili kağıtların kullanıldığı yerler tercih edilmelidir. Önce "peynir imansız mı?" sorusu sorulur. "O ne" diyen restaurantın kapısından dahi girilmez. "İmansız" cevabı alınırsa tereyağın nereden olduğu sorulur. İl değil ilçe adı veren yerler takdirle karşılanır. Siparişi verirken "yumurtalı olacak ama kırmızısı pişmesin" denilir. Trabzon'da yumurtanın için İstanbul'dakiler gibi soluk sarı değil canlı bir kırmızıdır, bu nedenle özlemle vurgulanır o "kırmızı" sözcüğü. Gelecek olan kırmızı değildir, bilirsiniz ama adet yerini bulmalıdır. Metal kayık tabak, pide öncesi turşu ikramı olumlu unsurlardır. İkram-malzeme-pişme süresi-sunum vb öğelerde en az Fi kadar kusursuz dengeleri aramakta tereddüt edilmemelidir.


Pide geldiğinde tereyağlar kapalı kısımların altına itina ile ve bol bol ,aralıklı yerleştirilir. Tuz ve karabiber serpilir. Sonra ilk kenar yatay-boydanboya kesilir.Kesilen kenar elle bölünerek üstteki nar gibi kızarmış kısımdan tutulup alttaki yumuşak ve mis kokulu kısım erimiş tereyağa batırılır. Hafif tereyağ ve hafif karabiber tadının damakta bıraktığı enfes lezzet hafızalara kazınır.

Sonra aynı uygulama diğer kenar için yapılır.

Pidenin uç kısmına "guduk" denir. Guduk ile yumurtanın kırmızı kısmı nazikçe patlatılır ve kalan tabanın tamamına yayılır. Damak tadına bağlı olarak karabiber yeniden ekilebilir. Diğer guduk da kalan tereyağ ve yumurtaya banılarak yenilir. Hafif sert olan bu kısım çay ile harmanlanarak yutulabilir. 

Tüm bu işlemlerin makul ölçüde hızlı gerçekleşmesi , tabanda kalan peynir ve yağın donmadan yenilebilmesi için gereklidir.

Tabanda kalan peynirli kısım 3 parmak eninde şeritler halinde kesilerek yenilir. Artık ılıklaşmış olan peynir, altta peynir suyu ile iyice yumuşamış hamurun kıtır kıtır pişmiş taban kısmı ile birlikte çiğnenmesinin ömrü uzattığına dair rivayetler akla yakın bulunmaktadır.

Pide yenilirken çatal kullanılması şiddetli bir görgüsüzlük belirtisi olacağından sakınılması hususu önemle hatırlatılır.

Üzerine içilen çay ritüellerin en vazgeçilmezidir.

Benim yemek tarifim de işte böyle 😆😆😆

Afiyet olsun.

Önerilebilecek yerler:

Fatih Pidecisi (Pazartesi günleri kapalı olup senelerdir en beğenilenler arasında yer almaktadır) 

Zeyrek Mah.Büyükkaraman Cad. No:45/47 Fatih-İstanbul
0 ( 212 ) 523 97 95
2-) Temel Reis Pide Salonu

0216 5534220
0216 4928038

Valide-i Atik Mahallesi, Dr. Fahri Atabey Caddesi, No 79, Üsküdar, İstanbul

19 Şubat 2017 Pazar

HAMSİLİ DİBLE İLE KAYGANA

TRABZON'UMMM

Yok, bugün hiç bir etkinliğe gitmedim.

Uzun metrajlı rüyalar, aceleyle dakikalara özetlenmemiş sohbetlerdi Pazar gününün yaşattığı.
O kadar yorulmuşum ki, gün içerisinde 3 kez uyuyakaldım.
Uyanınca da çocuklarıma nicedir özlediğim yemeklerle dolu bir sofra hazırlamak için mutfağa koşturdum.

Taşına toprağına,yeşiline maisine,dağına denizine kurban olduğum memleketim... özlemlerimi yemeklerinle gidereyim bari dedim.


Dolayısı ile bugün size uzun uzun ne yaptığımızı anlatma ya da yaşamın mai zerrelerinde dolaşmak yerine yemeyene küfür yiyene lütuf gelen sade ve sakin  iki karadeniz yemeği tarifi vereceğim.Sağlıkla ve lezzetle nice Pazar'lara efendim. 

KAYGANA:🐡🐡🐡🐡🐠🐠🐠🐟🐟🐟


Kılçığını çıkarttığınız hamsiyi derince bir kaba koyarsınız. Üzerine yumurta kırarsınız.Bir miktar tuz,nane,ince kıyılmış maydonoz ve süt eklersiniz.Krep hamurundan daha az yoğun olacak şekilde un ve 1 paket kabartma tozu ekleyip çırparsınız. Tavada kızgın yağa döktüğünüz hamur kabartma tozunun kabartma özelliği göz önüne alınarak belirlenmelidir. Alt yüzey pişip  üste çevrildiğinde hem kolay yenilmesi hem de içinin iyi pişmesi için tahta spatula ile (pişme esnasında) kaygana hafif vuruşlarla  9 kareye bölünmelidir. Vallahi afiyet olsun.

Yanına salatalık ve çay çok güzel oluyor..mmmmm

görsel internetten,bana ait değil ama görüntü aynen bu


GENEL TEPKİ:

**Hamsili omlet mi o? Aman Allah'ım!!! Siz onun reçelini de yapıyormuşsunuz doğru mu? 
İÇ SESİM: keşke küçükken buna da hamsi yedireymişler oyyyyy...

***Hamsiye süt mü katıyorsun? A-aa? E zehirlenmez mi insan?
İÇ SESİM: Hakkatten yaf?Poseidon koruyor  olmalı :-P


HAMSİLİ DİBLE :🐟🐟🐟🐟

Kılçığını çıkarttığınız hamsiyi bir kaba ayırırsınız. Kara lahanayı ince ince kıyarsınız. Soğanı yemeklik  soğan şeklinde doğrandıktan sonra az miktarda pirinçle birlikte  kıyılmış lahananın üzerine koyar ve iyice bir harmanlarsınız. Sonra üzerine nane ve tuz serpip en üste kılçığı alınmış hamsiyi kümbet şeklinde  koyar ve kısık ateşte kendi buharında pişmeye bırakırsınız. Pirinç uzayıp pilav kıvamına geldiğinde pişmiş demektir. Küçük bir tencerede tereyağı yakarsınız(yani üstü hafif kahverengileşecek) ve yemeğin üzerine cosssss diye gezdirirsiniz. Ohhh misssss. Hafif de pul biber eklenebilir tabalara,yakışıyor yani.
Afiyet olsun.
görseli süslemeyi beceremeyen ben :-)


GENEL TEPKİ:

**Aaa..uzakdoğu yemekleri gibi kendi buharında pişiyor öyle mi?
 İÇ SES: Öleceksiniz özentiden öleceksiniz. Yayladaki nenem çinli sanki!

***Valla güzele benziyor, zor da değil bir deneyeyim ben bunu
İÇ SES: Ömrün uzar bi kere dene müptela olmazsan ben de bıyıklarımı  keseceğim!


Sevgiler size tüm dostlar.


28 Ocak 2017 Cumartesi

Çalgı Çengi İkimiz (Çalgı Çengi 2)



 Yine bir cinemaximum'da maximum kartla ilk seans 7 TL  teşviki ile yollara düştüm.

Bu kez yanımda Selin de vardı.

Nehir'i sömestrde kutsal topraklarıma yani Trabzon'a yolladığım için Selin ile başbaşa  geçiriyoruz bugünleri. 


Lakin iş beni benden alıp bir ben var bende benden içeri denen beni bile çalıştırdığı için kızımla zaman geçiremedim ne yazık ki.

Onu telafi etmek için sabah kalktık erkenden sinemaya gittik.

6 Ocak 2017
2017 - Türkiye
Komedi ,  Macera

Vizyondaki filmler arasında ikimizin de gönül birliği ile hadi gidelim dediği film Çalgı Çengi 2 oldu.

                                    
Sanırsam Ahmet Kural'ın bunda ciddi payı var :-p

                            

Eyvah Eyvah'ta da yakaladığım bir şey var : küfrün veya adi ciselliğin  dibine vurmadan da mizah yapılabiliyor, eğlenceli saatler geçirilebiliyor. 

                         
Ahmet Kural ve bu  ekip  bunu yakaladı bence. İzlerken keyif alıyorum. Bu filmde de eğlendik bir hayli netekim.
                           

Ekip  artık kemikleşmiş kadrodan oluşuyor. Bu hoşuma gidiyor.

                         


 Tipler ve kimliklerde değişiklik de yapılsa benimsiyorsunuz çünkü seçilen tiplemeler ve ağızlar fena halde bizden:halk tipinin hafif karikatürize edilmiş hali.
                      

Zaman zaman konuyu ve esprileri çok iyi yakalasalar da zaman zaman elden kaçırdıklarını düşündüm. Filmin sonunu da eksik bırakmışlar hissi oluştu bende. 

Hani, o kadar iyi tempo-örüntü sonunda hafif bir hüzün, vurgusu düşük bir son.

                              

Kötü mü?

Aslaaaa :-)
Ama genel kanı ilki kadar iyi olmadığı yönünde.

İyi seyirler ve sevgiler


7 Şubat 2016 Pazar

İlköğretmen



TRABZON CUMHURİYET İLKOKULU



İlkokula başladığımda yaşım çok küçüktü.Trabzon şivesi kapmayalım,küfür öğrenmeyelim diye annemin bizi kavanozda büyüttüğü , fevkaladenin fevkinde iki kardeşe sahip olduğum için çılgın mutlu geçen günlerimde sokağı merak etmediğim yıllardı.

Ama artık sokaktaydım.

İLKOKUL YILLARIMDA OKULUN BAHÇESİNDE BİR BAŞKA SINIF
Okulun ilk günlerinde,utangaç,içine kapalı,cılız bir kız geldi o sıralara oturdu.Amcamın oğlu (nur içinde yatsın) Oğuz ile aynı sınıftaydık. Cep mendili boyunda bişi olduğum için öğretmen beni en ön sıraya oturttu.Dersi dinlerken çok tuvaletim geldi. Öğretmen sınıfta konuşanlara kızdığı için zaten ondan tırsan benliğim  sessizlik yemini etmişcesine suskun olan bendenizi iyice çıt çıkartmaz hele getirmişti.

Gittikçe daha çok kendini hissettiren tuvalete gitme isteğine elimden geldiğince direniyor ama dayanamayacağımı da iyi kötü kestiriyordum.

Olan oldu..en sonunda önce gözümden bir damla yaş aktı,sonra sıramın altından bir minik dere.

Rahatlamasına rahatlamıştım ama ne olacağını deli gibi merak ediyordum bir yandan. Defterimden kağıt yırttım,oturduğum yere koydum:sıcak ıslaklık rahatsızlık vericiydi.

Öğretmen ders anlatıyor, ben ise ilgiyle sıramın altından akan minik derenin süzülüşünü izliyordum.Önlerde oturan diğer çocuklar da birden peydahlanan bu sarı minik dereye şaşkınlıkla bakar olmuşlardı ki dere öğretmen masasının altına ulaştı.

SİYAH ÖNLÜKLÜ YILLARDA CUMHURİYET İLKOKULU ÖĞRENCİLERİ
Susalım diye ayaklarını sık sık yere vuran öğretmen "tak tak tak" sesi yerine "şlap şlup şlap" sesini duyunca şaşkın donakaldı.Elinde cetveli, kalktı o şaşkınlıkla masanın altına baktı. Sonra faltaşı gibi açılan gözleri ile dereyi takip etti ve gözleri korkusunu bertaraf edecek kadar büyük bir merakla (öğretmen ne yapacak şimdi) ona bakan ufak tefek çocuğa dikildi.

Bütün sınıfın kahkahalar ve çığlıklar eşliğinde "işemiş ,işemiş" diye bağırması  miniminnacık bir çocuk için yeterli utanç kaynağı. Şimdi gülümsüyor da olsam o zamanki ne yapacağını bilmez utancımın ağırlığını tazeymiş gibi hatırlayabiliyorum.

Öğretmen,şefkatle başımı okşadı ve Oğuz'u yanıma katarak beni eve yolladı.Kızmadı,aşağılamadı,gülmedi.Biz Oğuz ile çıkarken o sınıfa "her hatalarında kendilerine böyle gülünse aman ne hoş olurdu,ne var yani'li" uzun ve kızgın bir söylevin başındaydı.

Rahmetli Oğuz yol boyu bana o kadar güldü ki,gözünden şarıl şarıl akan yaşlara rağmen evi buluşuna hayret ettiğimi gayet net hatırlıyorum. 

Annem, olanı öğrenince önce Oğuz'a onun her zaman çok sevdiği çikolatalı pudingden bir tane verdi (onu asla yedirmeden yollamazdı) ve hemen su ılıtıp beni yıkadı;saçlarımı özenle ve sevgiyle taradı,karnımı doyurup gündüz olmasına karşın beni yatırdı.

-"Kızdın mı" dedim
Güldü .Komik gelmişti tekne kazıntısının yaşadıkları .
-"Çok utandım" dedim
Utanılacak şeyin çalıp çırpmak,yalan dolan,tembellik olduğunu anlattı bana.

İyi bir öğretmen kızacağı yeri de öpeceği yeri de kestirendi sanırım
Ben, ömrümce hiç bir kabahatimi anneme anlatırken korkmadım.
Dış dünyada ne yaşamış olursam olayım ailem ve evimde sorgulanmadan kabul edileceğimi ve huzur - şefkat sarmalında her şeyi halledeceğimi bilirdim daima.
Oğuz,eğer erken yaşta rahmetli olmasaydı hep en iyi arkadaşım olacaktı biliyorum.

Annem gerçekten ama gerçekten eşsiz bir ilköğretmen oldu ...her zaman.

SELİN VE ANNEM KUAFÖRCÜLÜK OYNARKEN


19 Ağustos 2015 Çarşamba

Kirpi

Çocukluğumda tatiller "hangi beldeye gitsek, kaç yıldızlı otelde havuza atlasak" şeklinde geçmezdi.

Trabzon, Sotka'da fırının üstündeki evin her köşesinde kendimize mutlu bir dünya yaratabilmemiz için teşvik edilen beyinlerimiz,3 kardeş olmanın tartışılmaz neşesi ile  saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacağımız eğlenceli çıkarımlarımız vardı.


En unutulmaz yazlarımdan biriydi.Annemle babamın odasında karyola ile pencere arasındaki minik dar koridora bir çuval kitap götürüp  sorumluluklarım bittiğinde evdeki meyvelerden kendime bir tabak hazırlıyor ve o minnacık alanda, kitap çuvalımın üstüne uzanıp seçtiğim bir kitabı okumaya başlıyordum. Evin genel koşturmacasından muaftım;kimse anne-babanın yatak odasına girmezdi. yere yattığımda gördüğüm sadece gökyüzünün kocaman pırıltılı mai'si olurdu. Rüzgâr denizin  yosun kokusunu taşır, kısacık saçlarımın arasında beni okşarcasına şefkatle dolaşırdı.

O dönem okuduğum hemen hiç bir kitabı unutmadım.
Bu sabah, "ne yapsam"larımın arasında , "hayattan ne beklemeli ne dilemeliyim"in nasıl hassas ve ters tepebilecek bir soru olduğunu bilerek işe gelmek için yürüdüğüm esnada sıyrıldı geldi o öykü anılardan. 

Sorular ve cevaplar...hepsi bir ömürde saklı aslında.

Vadinin birinde tüm hayvanlar bolluk bereket  içinde birlikte yaşarlarmış. Derken, günün birinde gökyüzünden bir melek kanadı kırılarak vadiye düşmüş.Hayvanlar, ona saldırmak yerine şefkatle yaklaşarak kanadını onarmış, onun yeniden eski haline dönmesine yardımcı olmuşlar. Melek tamamen iyileşip gökyüzündeki yerine dönecekken "bana yaptığınız bu iyilik karşılıksız kalamaz.Hepinize bir dilek hakkı veriyorum ama dileklerinizi geri almanız mümkün değil o yüzden iyi düşünün size yarına kadar müsaade.Yarın gelecek ve dileklerinizi gerçek kılacağım" demiş. Hayvanların hepsi sevinç içinde onu uğurlamışlar.Gece, hiç birinin gözüne uyku girmemiş. Hepsi , yarına gerçekleşecek dileği en doğru seçmek çabasındaymış.

Ertesi gün melek dilekleri gerçekleştirmek ve veda etmek için vadiye gelmiş.Tüm hayvanlar önünde sıra olmuşlar.

Tavşan:

- Ben herkesten çok korkuyorum,etim lezzetli hep peşimdeler..demiş.

Melek gülümsemiş ve ona çok hızlı koşabilme yeteneği bahşetmiş.

Zürafa:

-Çok obur biri sayılmam ama hep alçak dallardaki  olgun-sert yaprakları yemekten bıktım...demiş

Melek gülümsemiş ve ona, ağaların en tepesindeki taze yaprakları yiyebilmesi için uzun bacaklar ile uzun bir boyun bahşetmiş.

Sıra kirpiye geldiğinde:

-Ben ölümsüz olmak istiyorum..demiş

Meleğin gülümsemesi yüzünde soluvermiş.

-Kirpi...bu çok tehlikeli ve kötü bir dilek. Şimdi git düşün ve herkesin dileği bittiğinde seni tekrar yanıma çağırdığımda kararını bir kez daha dile getir..demiş.




Kirpi günün ve sıranın sonuna kadar sabretmiş. Herkes hak etmese bile dileğine kavuşurken ve  meleğe en çok yardımcı olan kendisi iken dileğinin yerine getirilmemesine karşı öfke doluymuş. Dileği tekrar sorulduğunda, aradaki zamanı dileğinin doğruluğunu değil uğradığı haksızlığı düşünerek geçirdiğinden "bir tereddüdüm yok..ölümsüz olmak istiyorum" demiş.



Melek üzgün üzgün bakmış yüzüne,cevap vermemiş. Sadece "peki" anlamında başını sallamış, kirpiye ölümsüzlük bahşetmiş ve hepsine veda ederek gökyüzüne yükselmiş.


Aradan yıllar geçmiş.

Kirpi önceleri pek mutluymuş.
Sonra çok sevdiği eşinin ölümüne şahit olmuş.
Arkadaşlarının,akrabalarının hatta evlatlarının  ölümlerine şahit olmuş.
Torunlarının torunlarının torunlarının yaşadığı şeyleri anlatıp paylaşacağı, mutluluğunu katmerleyip üzüntüsünü paylaşacak bir kader ortağının yokluğu yalnızlığın en derinine itmiş onu.
Anlattığı şeyler kimsenin ilgisini çekmez olmuş.
Yazlar aynı,kışlar aynı..hayat kendini tekrarlar ve bir heyecan içermez olmuş.
Üstelik ölümlerine şahit olmaktan bıktığı için birilerini sevmekten iyice korkar olmuş,içine kapanmış.

Yaptığı hatayı anlamış anlamasına ama yapacak çok şey de yokmuş.
Artık tahammül edemediği bir çok şey için vadiyi terk etme kararı almış. Vadiden yukarı tırmanırken ayağı kaymış ve yuvarlanarak tekrar aşağı düşmüş.Normalde ölmüş olması gerekirken bacakları kırık , yara bere kesik içinde kalan kirpi acıyla haykırmaya başlamış.

-Ben hatalıydım, ölüm ,gerektiğinde en güzeli imiş. Ben hatalıydım, yaşama müdahale etmeden anlayarak yaşamak lazımmış..Ne diledim ben..ne yaptım kendime ah...

Melek yüzyılı aşan bu pişmanlığı duymuş...Kirpiye bir kez daha dileğini vermiş.

*****

Ulaşılmaz olan en güzeli değil.
Yaşadığımız, o an için değil.
Dileklerimiz kendi felaketimiz olmasın....
Emerson'un sözü çok önemli ... DUALARINIZA DİKKAT EDİN .. GERÇEKLEŞEBİLİRLER.


27 Haziran 2015 Cumartesi

Gerekmiyor

Hiç böyle bir günüm olmamıştı.

Güneşte ayazda rüzgarda yağmurda koşmuş koşmuş da baharın serinliğinde bir salkım söğütün altında manolya kokuları taşıyan serin rüzgârın kucağında bir nefeslik durmuş gibiyim. 



Hayalini kurmaktan bile vazgeçtiğim bir gün bugün.
Bugün ..seni yaşadığıma inanamıyorum.

Benden ne isteniyorsa yaptım!

Okudum,iyi bir üniversiteyi bitirdim.
Evlendim..iki güzel çocuk dünyaya getirdim.
Çocuklarımın ikisi de takdirname ile sınıflarını geçtiler.
İşsizdim..yarınlara ait endişelerim vardı..işe girdim.

Nehir Trabzon'da annem ile , yani çocuğuma benden iyi bakacak ben kadar seven ile birlikte.Mutlu ve aklım onda kalmıyor.Şu an onun için yapmam gereken ya da yapabileceğim bir şey yok.
Selin okulunda işe girdi, yaz tatilini doğru değerlendiriyor, sevdiği bir arkadaşında kaldı gece.Şu an onun için yapmam gereken ya da yapabileceğim bir şey yok.

Eşim işe gitti.
Mevsim yaz..serin bunaltmayan hediye bir yaz günü.


Yapmam gereken hiç bir şey, yok;dağları devirip , denizleri kurutan bir endişem yok.

Yemek yapmam gerekmiyor...çocuklar evde olmayacak.
Bir şeyleri yetiştirip koşturmam gerekmiyor.


Üzerimde öylesine rengi atmış ama rahat ve aşina ev kıyafetlerim...yahu saçımı taramam bile gerekmiyor.

Engelleyemediğim bir sırıtmadır geldi yerleşti suratımın orta yerine.Gittikçe genişliyor. Evde dolaşıyorum her şyi ilk kez görüyormuşcasına.İçinde koşturmadan, kafamda "gerekler" olmadan ; yağmur sonrası tozlardan arınmış netlikle seyredersiniz ya her şeyi...işte öyle seyrediyorum hayatımı,evimi.

Büyük kızım yarın gelecek inşallah da,küçüğüme ait özlemişlik sızı sızı kemiriyor yüreğimi. Özlemimi seviyorum, özleyecek birinin olmasını, kavuşmayı keyifle beklediğim özlemlerimi seviyorum. Dayısının ona aldığı ördek ile Trabzon'da mutlu koştururken hayal ediyorum. Elime pijamalarını alıp üstlerine sinmiş kokuyu içime çekiyorum..burnumun direği sızlıyor ama mutluyum.İnsan sevdiklerinin mululuğu ile mutlu olmuyor mu sanki.

Bugün öyle muhteşem bir gün ki...vazgeçmişim ummaktan.

Dışarı çıkmam gerekmiyor
İçeri girmem de gerekmiyor.

Paşa gönlüm ,sen ne istersen hiç çekinme söyle bana

Onu bile yapmam gerekmiyor .

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Bora


Sen hatırlamazsın o günü.Hem yaşımız küçüktü , hem de durduk yere  akılda yer edecek özel bir  an değildi.Ama zihnime kazınmıştı benim.Ben unutmadım hiç.Şimdi ne zaman "hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu " dese Zeki Müren gözlerim yaşla dolar. Seni,çocukluğumuzu ve anıların yumuşak sıcaklığını özlerim İstanbul'un  metalik seslerinin arasında. Yalnızlığım dolar kalbime, seni özlerim denizimi, mavimi, Trabzon'umu özlediğim gibi.

Abim'e...

Sen olsan olsan 12 ben de o zaman olsam olsam 10 yaşlarındaydık.
Şivemiz kaymasın,küfür öğenmeyelim diye annemin sokağa salmadığı,bizim de 3 kardeş evde kendi cennetimizi yarattığımız yıllardı. Sotka'da caddeye bakan ,halen çocukluk anılarına ait tüm rüyalarımda koridorlarında dolandığım evimizdeydik.

Hatırlarsın hani, misafir odası ve oturma odası caddeye bakardı, annemin yatak odası ve mutfak da Karadenizin mavisine. Hani terasımız vardı annem kızınca yalınayak kaçtığımız, halı yıkandığında deli gibi eğlendiğimiz, senle uçurtma yapıp uçurduğumuz. Hani,okuldan gelince rahat oturalım diye annem dikerdi pijamalarımızı, bitmezdi sohbetimiz,masallar anlatırdın bana.Gözümüzü açtığımızda birbirimizi arardı gözlerimiz.Yaramazlık yapar,karnımız ağrıyıncaya kadar gülerdik hani."Sen erkeksin sen kızsın"ı sokmamıştı aramıza kimseler henüz.El de yoktu resim çerçevemizde, alem de. Ailemiz vardı, mutluyduk çayıra salınmış küçük eşekler kadar.

Bir gün, yine böyle bahara - Mayıs'a çalmıştı zaman. Yapabileceğimiz yaramazlıklar bitmiş , oturma odasının camından caddeyi seyrediyorduk. Bilgisayar - TV kaplamamıştı günümüzü zihnimizi . Radyo açıktı. Sonra o şarkı çaldı, döndün bana "bu ikimizin şarkısı olsun" dedin. Sözlerini dinleyince gözlerim doludoluverdi. "Ayrılmayalım  ki biz hiç" demek istedim. Boğazıma tıkıldı sözcükler kendi manasızlıklarını, kadere hükümsüzlüklerini bilirmiş gibi. Uzandım eline dokundum sadece. Öylesine bir andı. Unutmuşsundur sen binlerce kere..tıpkı diğer anıları unutabildiğin gibi. Ama ben unutmadım.


Sonra taşındık o kiradaki  evden .Yeni, güzel ve bize ait evimize geçtik..ama üç kardeşin üçünün de düşlerinde hep Sotka'daki ev kaldı.Çocukluğumuz ve olanca masumluğumuz.

Büyüdük, aşk  girdi hayatlarımıza. Senle biraz uzaklaşmıştık işte o zaman..el de vardı alem de vardı şimdi hayatlarımızda. Sen erkek çocuk ben kız çocuktuk. Gelişimlerimiz farklıydı. Yine de oynardık,yine de paylaşırdık birbirimizle. Hani hakkını vereyim:on numara yakışıklı bir adamdın her zaman. Yıllar perçinledi bunu...babamı koy bi yana,üstüne adam tanımam yani. Sana aşık olan kızların bana yanaşmasına çok gülerdim. Okuldan dönerken bağıra çağıra şarkı söyleiğini duyduğum top arsasında seni görünce mutlu olurdum. Sen hep çok neşeli bir delikanlı idin, gülüşünü severdim.Adına hakkını verirdin "Bora" gibi, kıyısında büyüdüğün deli dolu Karadeniz gibiydin, esmeni gürlemeni hatta sabahın köründe bana zorla Burhan Çaçan dinletmeni ..ben seni çok severdim.

Sonra evlendin.
Güzel,tatlı bir kızdı gelinin.
Ama evlilik demek el demek alem demek.

Sonra ablam evlendi.
Neşeli,tatlı bir beydi damadı
Ama evlilik demek sorumluluk demek,anne olmak/bölünmek demek.

Sonra ben evlendim.
Evlilik demek hayat demek gaile demek.

Bu eleştirim için bağışlayın beni ey cümlealem : kız evlenince birini daha alıp aileye katıyor ama erkek evlenince..gidiyor galiba.Uzaklaşıyor yani?


Kopmadık birbirimizden ama uzaklaştık mı ne biraz? Müdür Bey oldun sen, öfkeli, kızgın,fazla ciddi.
Bir eşek şakası yapamaz oldum sana. Arada gözlerinde yakaladığım muzurluk da olmasa çekilmez olacak bu hayat iyice. Başbaşa geçirdiğimiz saatler yok..saatleri koy bir yana anlar bile az artık.

Evlilik denen şeyin getirdiği değişimi sevmiyorum yalan yok.
Ben İstanbul'da siz Trabzon'da.

Ablamla her gün konuşuyoruz da sen uzaklaştın mı biraz ne?
Ablamla her şeyi paylaşıyoruz,birbirimizi yargılamadan sınırsız perdesiz..fiziki mesafeler vız gelir tırıs gider ki her zaman.


Yine de bilmez değilim cüzdanında bir benim resmimi taşıdığını.Elimi uzatsam, elimi boş bırakmayacağını.. Yorgunsun,kınamıyorum ki seni ben.

Yani, sen gönlündeki sevgiyi yitirmedin ama perdeledin mi azcık ne.

Ne bileyim..özledim seni işte. Çocukluğumuzdaki gibi kahkahalarının içinde yuvarlanarak anlattığın bişileri özledim.Başka şehirlerde olmak değilmiş ayrılık.


Hayat arkadaşlarımız..evlilik...sorumluluklar..seçimlerimiz
Bir bakıyorsun,hiç ayrılamam diyorken kavuşmak hayal oluyor.
Ama olsun...
Zamanın zulmüne direnci de o hayaller sağlıyor.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Ocak 25


Ocak ayının 25'i güzeldir.
Severim o günde hayallerimi gerçekle buluşturmayı.
Hayat, o gün bi başka sever beni.

Evlilik yıldönümümüz o gün.
6 sene flört nişan derken sonunda evlenebildik.
Çok da acelemiz yoktu sanırım öyle gezip tozmak hoş gelmişti demek ki :-)


Neyse, bu sene de 25 Ocak'ta Allah'tan bir engel çıkmazsa Trabzon'dayım.
Uffffff nasıl özledim memleketimi nasıl özledim anlatmak mümkün değil. Uçaktan inip başımı çevirdiğimde Karadeniz'in o koyu laci dalgaları ile gözgöze gelip ciğerlerimin özlediği o yeşil mavi temiz rüzgarları içime çekmek yok mu?Hücrelerim kıpraşıyor heyecandan keyiften. Geçen ay dilime dolanan Frank Sinatra şarkısı yerini bizim oralılara bıraktı. Sabah kalkıyorum ,çocuklara Hayde diyorum rahmetli Kazım Koyuncu eşliğinde. Sonra Volkan Konak geliyor Denizde Karartı Var diyor ve ben çocuklara atkı şapka takın diye tutturuyorum filan.


















Hayatımda hiç bu kadar uzak kalmamıştım evimden ocağımdan toprağımdan.İyileşmeyen yara gibi,büyüdükçe büyüdü özlem içimde. En çok bizim evin, içeri girdiğinizde sizi sarmalayan ışık ışık ferahlığını ve tanıdık kokusunu özledim. Demliğimizi,yemek masasını.Biliyorum , sabah olsun da balkonda günün ilk ışıklarını Akçaabat üzerinden gelirken seyredeyim, dağlarıma tepelerime içim alabildiğince bakayım isteyeceğim. Renkler, İstanbul'un zihnimde soldurduğu renkler...onlarla kucaklaşacağım doya doya.


Trabzon simidini bilir misiniz?Neredeyse Türkiye'nin yarısından çoğunu gezdim , daha güzelini görmedim.Bizim ora simidi , 5 tane ye olmadı 10 tane ye diye teşvik eder insanı. Yanında bir de buruk çay varsa, hoş sohbetler de eşlik ediyorsa bu ziyafete, hele babam eski kaşar aldıysa İPA'dan...oyyyyyy. Ölümsüzlük iksiri dedikleri bu işte. Ölmeyecem ki, bana ne.


Sonra döner yiyeceğim öyle 100-150 gram filan değil. 2 senedir uzağım sizden, getirin yarım kilo çatlayana kadar yiyeceğim demezsem ne olayım. Dukanmış Karataymış..peeeh. Ölürsem bi de aç gitti diye ağlamasın kimse ardımdan. Doyasıya yiyeceğim özlediğim ne varsa.








































Ah...memleketim memleketim.Şiiri bile var, şarkısı bile var. Pazar sabah oldu mu evin oradaki fırına gideceğim 8 yaşımda da yaptığım gibi ve 9 ve 10 ve 11.....Annem akşamdan kıymayı hazırlamış olur sabaha soğusun hemen gidebilelim fırına diye. Bir Pazar kıymayı bir Pazar peynirli yaptıracağım.  

Falanca yağ öyle zararlı filanca yağ böyle zararlı ..hikaye! Tereyağı kaşık kaşık doldurmak lazım içine. Karadeniz insanı uzun yaşar, ailemdeki neredeyse herkes araba çarptığı için öldü.Tereyağ kalbi de ruhu da besler. İnanmıyorum uzmanlara.İçlerine bir de yumurtanın sadece kırmızısı ama o da pişmemiş...mmmmm (köy yumurtasının içi kırmızı oluyor sarı değilllll)



 Ablamla abimin işe gittikleri bir sabah, annem babam ve mutfağın bana kaldığı o güzel sabah kuymak yiyeceğim.Yaşamak güzel şey mirim diyeceğim...

Sonra ablamın,abimin ve benim çocuklarımız bir arada iken, ortalık desibel desibel çınlamakta iken ablamla kahve içip saçma sapan fal bakacağız birbirimize. Onlarca kere bölünen cümlelerimizde neyi anlattığımızı unutup hep yeniden başladığımızı fark etmeye fark etmeye ama gülümsememiz  kocaman koskocaman konuşacağız. Abim gelecek, boynuna atlayacağım. O yine ciddi takılacak aklısıra ama gözlerinin ta içi ile gülüşü yok mu ya..o yetecek.nnem ve babam..bir de karadenizim deli denizim şarkılarım,anılarım,çocukluğum,çocuklarım...

Ocak ayının 25'i iyi gelir bana hep.

Bir de bakmışsınız..iş bile bulmuşum...kimbilebilir.