Trabzon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Lucy


Bir güzel güneşli Pazar günüydü.

Trabzon'da ve ilk gençlik yıllarımın sevimli endişeleri, masum sevinçleri ile dolu günlerindeydik.

TV'deki western filminden gözümü alıp sabırsızca balkondan görünen güneş ışıkları ile yıkanmış yemyeşil manzaraya ve üzerinde güneşin pırıltıları oynaşan denizin eşsiz maviliklerine özlem duyduğumu fark ettim. Film , beni esir etmişti TV başında. Bir zinciri kırdım, kendimi dışarı attım ve bir daha asla saatlerce tv başında kalmadım.


Şimdilerde günlerce evde tv açılmadığı oluyor. Çocuklarım da pek derdinde değil televizyon. İyi film olursa  bakarım, onun dışında bazen kısa süreli 3-5 şey belki.


Ama fark ettim de, pek  övündüğüm bu  özgürlüğümü sosyal medyaya kaptırmışım. Lucy filmindeki gibi  herkes ipnotize olmuşcasına durakta- otobüste- yolda -yürürken -yemek yerken -arkadaşı ile otururken herkes ama herkes yaşlı genç çoluk çocuk herkesin elinde cep telefonu var. Birbirleri ile konuşurken dahi  insanlar cep telefonlarına bakıyor. Lucy  , çok şey anlatan bir film aslında.


Çocuklar oyun için bir araya gelip birbirlerinin yüzüne bakmadan cep telefonları ile uğraşıyorlar. Denize  girdiklerinde de yanlarında olabilsin diye özel kılıflar var..facia

Hastanelerde bu nedenden dolayı ruhsal sorun yaşayan insanlar için bölümler  açılmış.

En kıymetli şey zaman...farkına varmadan savuruyoruz an be an.

Önce facebook'u bıraktım. Uzun bir süre kapalı tuttum, şimdi günde bir kere girip ne var bakıp  çıkıyorum. Bir "Mai'ye dair  ne varsa benimdir" paylaşımlarım var keyifle yaptığım, onu  ihmal etmemeye çalışıyorum.

Twitter takip ettiğim tek mecra artık ama o da ruh sağlığımı olumsuz etkilediği için  göz ucuyla bakar oldum. Hala aptal zafer nidaları, memleketin   felakete sürüklenişinin resmi  ... bünye kaldırmıyor. Fiziksel olarak acı çeker oldum. Çocuk gelinler ile haberlerde normal tepki veremez, ağzımdan çıkanı kontrol edemez hale geldim.

Şimdi sadece pinterest'te Allah ne güzel şeyler yaratmış ona bakıyorum. Oyunları moyunları da bıraktım. Sadece " bil ve fethet" oynuyorum ki o da hakikatten hoş bir bilgi-tahmin oyunu. Öğrenmenin hazzı 47 yaşında da azalmamış bu iyi bir şey.

Sonuçta hayatımda kocaman zaman dilimleri açıldı. Oooooh bi sürü zamanım var şimdi her şeyi hallettiğim. Ruh  halimde gözle görünür bir iyileşme var. Boynumdaki sıkıntılı ağrı da gitmek üzere. Otobüste geçtiğim yolları izlemeyi,toplu taşıma araçlarında kitap okumayı, insanları izlemeyi özlemişim. Eskisi kadar kitap okur hale döndüm.

 
Beni benden ve hayattan uzaklaştıran her şey düşman bana.
Düşmana el vermek de akıllı insana yaraşmaz di mi?

Teknolojiyi ve getirilerini daha ölçülü ve dikkatli kullanmak için elimden geleni yapacağım, sizlere de tavsiye ederim.

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Yenge


Trabzon'dan yaz tatillerinde İstanbul'a gelirdik.

Rahmetli yengem bizim detaycılığımıza güler "İstanbul'da kim ne giyse odur moda, az rahat olun" derdi.

Nur içinde yatsın.

O kadar iyiydi ki , o kadar erkenden gitti bu diyardan mümkün olduğunca incinmeden ve incitmeden.


Bu sabah anmamak mümkün değildi meşhur sözleri ile onu.
"İstanbul'un havası fahişelere benzer, saat başı kılık kıyafeti değişir ne yapacağını şaşırırsın" derdi.

Çiçekleri kızgın güneş altında kavrulmasınlar diye sulamaya çıktığım bu sımsıcak yaz gününde anında astıran sağanak yağmurun neşesiyle kalakaldım balkonda.


Önce uzanabildiğim kadar uzanıp gökkuşağı aradım, sonra sıcak havadan süzülen ılık ve iri yağmur damlaları beni ıslatsın diye elimden ne gelirse onu yaptım.
Yarım saate sokak sel gibiydi.


15 dakika sonrasında bulutsuz pırıl pırıl bir Temmuz güneşi kavuruyordu ortalığı.


Sokağa baktım, kimi şort kimi pantolon kimi uzun kimi kısa kimi renkli kimi sakıngan kimi montlu kimi yarı çıplak insanlar birbirlerine aldırmadan yürüyüp gidiyorlardı.

Yengem tahsilli bir kadın değildi .
Sokak filozoflarının sevecen sözleri idi ondan bana gelenler.

Gideli yıllar olsa da bir yağmur damlası ile gönlüne düşüveriyor insanın sevdikleri.
Sevgi ve saygıyla anılmanın temel kuralı da tevazukâr bir tebessüm belki çoğu zaman.


Kaybettiğimiz tüm sevdiklerimiz nur içinde yatsınlar..sevgi iki cihanda geçer akçe.

22 Mart 2018 Perşembe

Tesadüf Yokmuş Hayatta


Mart işlerin en yoğun olduğu zamanlardan biri .
Tuttum aylar öncesinde uçak bileti aldım Trabzon'a gideceğim diye.
Normalde Cuma gidilir di mi?
Yok ben Perşembe akşamına bilet aldım.

Hayatta tesadüf yok  hanımlar beyler!
Hayatta plan yapan insanlar ve gülen kader var.
Hayatta, seçimlerimizin önceliklerimizin ve dualarımızın/dileklerimizin belirlediği akışlar var.


Ablam iki oğlunu tuttu Paris'e yolladı bir kaç günlüğüne. Dönüş, tesadüf bu ya benim Trabzon'a gideceğim tarihe denk geldi. Ablamın büyük oğlu Mert (uy o canımın ta içisi tatlı oğlum) ile aynı uçağa denk getirdik dönüşü, teyze - yeğen kakara kikiri  bir seyahat yapacağız.  Heyecandan ve keyiften ölüyorum. "Kaçacak yerin de yok sana pis pis +18'lik fıkralar anlatacam yol boyu" diyerek onu korkutuyorum filan.


Ben şu yoğunluğun içerisinde üstelik çocuklarımı almadan Trabzon'a gitmeye nasıl karar verdim diyerek Mert ile uçağa bindim. Tam pilot "cep telefonlarınızı kapatın " uyarısı yaptı...elime telefonu aldım bir mesaj geldi. "Babamı kaybettik.."

Amcam vefat etmiş...

Mert ile birbirimize şaşkın bakakaldık. O zamansız biletin sebebi buymuş demek.  Hüznümüz cebimizde,  ne yapacağımızı bilmez vaziyette yolculuğu tamamladık.

Trabzon havalimanına indiğimde her ne olursaolsun engellenemez bir sevinç ve coşku göğüs kafesimden içeri doldu. Çocukluğum, anılarım, özlemi beni yakıp kavuran deniz kokulu kentimin dağlarının serin rüzgarı ile kalakaldım alanın ortasında. Yaşamak, tüm güzelliği ile hücrelerime nüksetti. "Hoşbuldum" dedim yanağımı okşayan rüzgara . Her şey bildik-tanıdıktı. Aidiyet huzur verdi.

Amcam güzel insanmış. Yağmurlarla yolculadık onu. Yer gök yıkıldı yağmurun arındırıcılığından. Seveni çokmuş,onu gördük. Bir kötü laf duymadık ardından söylenenlerde, gurur duyduk. Gittiği yerde huzur ile var olsun.


Tesadüf yokmuş bu hayatta. Aylar öncesinden aldığım bilet, gönlümün direği babacığımın  acısına destek-yarasına merhem olayım diye mi Tanrı tarafından geldi yoksa rahmetli amcam aileyi son gününde yanında olsun diledi de mi ben o bileti aldım bilmeden sorgulamak lazım.


Tesadüf yokmuş hayatta. Tam kararlarımı verdim, "ben oldum artık oldum" derken Karadeniz'in, varoluşumun başlangıcının renklerinde ve kokusunda aslımı hatırlamak varmış nasipte.

İstanbul yağmur yağmur şimdi.  Seziyorum bir dönemin bitip bir dönemin başladığını , kötünün daha karanlık iyinin ise daha yaygın ve kanıtlanmış olduğu bir döneme girdiğimizi.

Tesadüf yok hayatta...güzel şeyler çıksın yolumuza.



21 Eylül 2017 Perşembe

Deniz Kokulu Kentimi Düşünüyorum Orhan Veli'nin İstanbul'una İnat





Memleketim....mahvedilmemiş hali ile hatırımda kalan her zerresine özlem ile yandı tutuştu bugün gönlüm.

Memleketim..Trabzon'um. Arap kenti olmadan, medeni günlerin aydın insanları ile yaşadığım güzel günlerine ayrı; yeşiline ayrı maine ayrı yandım.


Bazen çığlık atıp "n'olur durun artık" diye yalvarmak istediğim ama bu talanı ve yalanı durduramadığım, coşku ile mahvına giden memleketim!


Memleketim memleketim memleketim,
Ne kasketim kaldı senin ora işi
Ne yollarını taşımış ayakkabım,
Son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi saçımın akında,
Enfarktında yüreğimin,
Ve alnımın çizgilerindesin, memleketim,
Memleketim memleketim

Yine cisil cisil mi yağıyor yağmur uzun sokağın taşlarına
Ganitanın kayıklarında martılar gizliden gizliye öpüşüyorlar mı
Deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Anıların şehrini düşünüyorum ayrılıkların ötesinde bir yerden
Taşbaşının dar sokağından denize inen simitçinin ve hamsicinin sesi geliyor
Tavada cısır cısır öten tereyağının kokusuna
meydanındaki limoncunun tablasına bir hoş olmuşum
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Varsın yağsın yağmur cisil cisil üstüne

ellerin cebinde ya, yürüyorsun ya o şehrin sokaklarında, yağmurdan sanane
Yürüyüp gitmeli limana, oradan da mendireğe, taa ucuna kadar
ve çökmeli bir taşın üstüne
ama karayel patlamış, fırtına varmış, dalgalar adam Boyuna geliyorlarmış, ıslanıyormuşsun
Vakit de akşamlardan bir akşammış sanane
kalkanoğlunun pilavını
Mehmet salih'in çayını
Bodos'un meyhanesini
Gülbahçenin dönerini
ve pazar sabahlarının vazgeçilmez peynirlisini çekiyor Canım
Deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Yeşilin bin tonunu koynunda barındıran
Yüce karlı dağların bile selam durduğu o güzelim şehre,
İstanbul'un soğuk ve çirkin akşamlarından binlerce sevgi
Meydandan kalktık mıydı saate varmaz hamsiköydeyiz
Konakoğlunda oturur başbaşa sütlaç yeriz
Naraburnundan eser bir rüzgar, olur içimiz tertemiz
Bu sene gidemiyorum, seneye birlikte gideriz


15 Eylül 2017 Cuma

Valla Yemek Tarifi

Bugün ben de yemek tarifi vermeye karar verdim.😈


Peynirli Trabzon Pidesi:

Özellikle kışın yenir. Lüks ortamların yemeği değildir, el yıkama yerinde peçete havlu yerine temiz dikdörtgen kesili kağıtların kullanıldığı yerler tercih edilmelidir. Önce "peynir imansız mı?" sorusu sorulur. "O ne" diyen restaurantın kapısından dahi girilmez. "İmansız" cevabı alınırsa tereyağın nereden olduğu sorulur. İl değil ilçe adı veren yerler takdirle karşılanır. Siparişi verirken "yumurtalı olacak ama kırmızısı pişmesin" denilir. Trabzon'da yumurtanın için İstanbul'dakiler gibi soluk sarı değil canlı bir kırmızıdır, bu nedenle özlemle vurgulanır o "kırmızı" sözcüğü. Gelecek olan kırmızı değildir, bilirsiniz ama adet yerini bulmalıdır. Metal kayık tabak, pide öncesi turşu ikramı olumlu unsurlardır. İkram-malzeme-pişme süresi-sunum vb öğelerde en az Fi kadar kusursuz dengeleri aramakta tereddüt edilmemelidir.


Pide geldiğinde tereyağlar kapalı kısımların altına itina ile ve bol bol ,aralıklı yerleştirilir. Tuz ve karabiber serpilir. Sonra ilk kenar yatay-boydanboya kesilir.Kesilen kenar elle bölünerek üstteki nar gibi kızarmış kısımdan tutulup alttaki yumuşak ve mis kokulu kısım erimiş tereyağa batırılır. Hafif tereyağ ve hafif karabiber tadının damakta bıraktığı enfes lezzet hafızalara kazınır.

Sonra aynı uygulama diğer kenar için yapılır.

Pidenin uç kısmına "guduk" denir. Guduk ile yumurtanın kırmızı kısmı nazikçe patlatılır ve kalan tabanın tamamına yayılır. Damak tadına bağlı olarak karabiber yeniden ekilebilir. Diğer guduk da kalan tereyağ ve yumurtaya banılarak yenilir. Hafif sert olan bu kısım çay ile harmanlanarak yutulabilir. 

Tüm bu işlemlerin makul ölçüde hızlı gerçekleşmesi , tabanda kalan peynir ve yağın donmadan yenilebilmesi için gereklidir.

Tabanda kalan peynirli kısım 3 parmak eninde şeritler halinde kesilerek yenilir. Artık ılıklaşmış olan peynir, altta peynir suyu ile iyice yumuşamış hamurun kıtır kıtır pişmiş taban kısmı ile birlikte çiğnenmesinin ömrü uzattığına dair rivayetler akla yakın bulunmaktadır.

Pide yenilirken çatal kullanılması şiddetli bir görgüsüzlük belirtisi olacağından sakınılması hususu önemle hatırlatılır.

Üzerine içilen çay ritüellerin en vazgeçilmezidir.

Benim yemek tarifim de işte böyle 😆😆😆

Afiyet olsun.

Önerilebilecek yerler:

Fatih Pidecisi (Pazartesi günleri kapalı olup senelerdir en beğenilenler arasında yer almaktadır) 

Zeyrek Mah.Büyükkaraman Cad. No:45/47 Fatih-İstanbul
0 ( 212 ) 523 97 95
2-) Temel Reis Pide Salonu

0216 5534220
0216 4928038

Valide-i Atik Mahallesi, Dr. Fahri Atabey Caddesi, No 79, Üsküdar, İstanbul

19 Şubat 2017 Pazar

HAMSİLİ DİBLE İLE KAYGANA

TRABZON'UMMM

Yok, bugün hiç bir etkinliğe gitmedim.

Uzun metrajlı rüyalar, aceleyle dakikalara özetlenmemiş sohbetlerdi Pazar gününün yaşattığı.
O kadar yorulmuşum ki, gün içerisinde 3 kez uyuyakaldım.
Uyanınca da çocuklarıma nicedir özlediğim yemeklerle dolu bir sofra hazırlamak için mutfağa koşturdum.

Taşına toprağına,yeşiline maisine,dağına denizine kurban olduğum memleketim... özlemlerimi yemeklerinle gidereyim bari dedim.


Dolayısı ile bugün size uzun uzun ne yaptığımızı anlatma ya da yaşamın mai zerrelerinde dolaşmak yerine yemeyene küfür yiyene lütuf gelen sade ve sakin  iki karadeniz yemeği tarifi vereceğim.Sağlıkla ve lezzetle nice Pazar'lara efendim. 

KAYGANA:🐡🐡🐡🐡🐠🐠🐠🐟🐟🐟


Kılçığını çıkarttığınız hamsiyi derince bir kaba koyarsınız. Üzerine yumurta kırarsınız.Bir miktar tuz,nane,ince kıyılmış maydonoz ve süt eklersiniz.Krep hamurundan daha az yoğun olacak şekilde un ve 1 paket kabartma tozu ekleyip çırparsınız. Tavada kızgın yağa döktüğünüz hamur kabartma tozunun kabartma özelliği göz önüne alınarak belirlenmelidir. Alt yüzey pişip  üste çevrildiğinde hem kolay yenilmesi hem de içinin iyi pişmesi için tahta spatula ile (pişme esnasında) kaygana hafif vuruşlarla  9 kareye bölünmelidir. Vallahi afiyet olsun.

Yanına salatalık ve çay çok güzel oluyor..mmmmm

görsel internetten,bana ait değil ama görüntü aynen bu


GENEL TEPKİ:

**Hamsili omlet mi o? Aman Allah'ım!!! Siz onun reçelini de yapıyormuşsunuz doğru mu? 
İÇ SESİM: keşke küçükken buna da hamsi yedireymişler oyyyyy...

***Hamsiye süt mü katıyorsun? A-aa? E zehirlenmez mi insan?
İÇ SESİM: Hakkatten yaf?Poseidon koruyor  olmalı :-P


HAMSİLİ DİBLE :🐟🐟🐟🐟

Kılçığını çıkarttığınız hamsiyi bir kaba ayırırsınız. Kara lahanayı ince ince kıyarsınız. Soğanı yemeklik  soğan şeklinde doğrandıktan sonra az miktarda pirinçle birlikte  kıyılmış lahananın üzerine koyar ve iyice bir harmanlarsınız. Sonra üzerine nane ve tuz serpip en üste kılçığı alınmış hamsiyi kümbet şeklinde  koyar ve kısık ateşte kendi buharında pişmeye bırakırsınız. Pirinç uzayıp pilav kıvamına geldiğinde pişmiş demektir. Küçük bir tencerede tereyağı yakarsınız(yani üstü hafif kahverengileşecek) ve yemeğin üzerine cosssss diye gezdirirsiniz. Ohhh misssss. Hafif de pul biber eklenebilir tabalara,yakışıyor yani.
Afiyet olsun.
görseli süslemeyi beceremeyen ben :-)


GENEL TEPKİ:

**Aaa..uzakdoğu yemekleri gibi kendi buharında pişiyor öyle mi?
 İÇ SES: Öleceksiniz özentiden öleceksiniz. Yayladaki nenem çinli sanki!

***Valla güzele benziyor, zor da değil bir deneyeyim ben bunu
İÇ SES: Ömrün uzar bi kere dene müptela olmazsan ben de bıyıklarımı  keseceğim!


Sevgiler size tüm dostlar.


28 Ocak 2017 Cumartesi

Çalgı Çengi İkimiz (Çalgı Çengi 2)



 Yine bir cinemaximum'da maximum kartla ilk seans 7 TL  teşviki ile yollara düştüm.

Bu kez yanımda Selin de vardı.

Nehir'i sömestrde kutsal topraklarıma yani Trabzon'a yolladığım için Selin ile başbaşa  geçiriyoruz bugünleri. 


Lakin iş beni benden alıp bir ben var bende benden içeri denen beni bile çalıştırdığı için kızımla zaman geçiremedim ne yazık ki.

Onu telafi etmek için sabah kalktık erkenden sinemaya gittik.

6 Ocak 2017
2017 - Türkiye
Komedi ,  Macera

Vizyondaki filmler arasında ikimizin de gönül birliği ile hadi gidelim dediği film Çalgı Çengi 2 oldu.

                                    
Sanırsam Ahmet Kural'ın bunda ciddi payı var :-p

                            

Eyvah Eyvah'ta da yakaladığım bir şey var : küfrün veya adi ciselliğin  dibine vurmadan da mizah yapılabiliyor, eğlenceli saatler geçirilebiliyor. 

                         
Ahmet Kural ve bu  ekip  bunu yakaladı bence. İzlerken keyif alıyorum. Bu filmde de eğlendik bir hayli netekim.
                           

Ekip  artık kemikleşmiş kadrodan oluşuyor. Bu hoşuma gidiyor.

                         


 Tipler ve kimliklerde değişiklik de yapılsa benimsiyorsunuz çünkü seçilen tiplemeler ve ağızlar fena halde bizden:halk tipinin hafif karikatürize edilmiş hali.
                      

Zaman zaman konuyu ve esprileri çok iyi yakalasalar da zaman zaman elden kaçırdıklarını düşündüm. Filmin sonunu da eksik bırakmışlar hissi oluştu bende. 

Hani, o kadar iyi tempo-örüntü sonunda hafif bir hüzün, vurgusu düşük bir son.

                              

Kötü mü?

Aslaaaa :-)
Ama genel kanı ilki kadar iyi olmadığı yönünde.

İyi seyirler ve sevgiler


7 Şubat 2016 Pazar

İlköğretmen



TRABZON CUMHURİYET İLKOKULU



İlkokula başladığımda yaşım çok küçüktü.Trabzon şivesi kapmayalım,küfür öğrenmeyelim diye annemin bizi kavanozda büyüttüğü , fevkaladenin fevkinde iki kardeşe sahip olduğum için çılgın mutlu geçen günlerimde sokağı merak etmediğim yıllardı.

Ama artık sokaktaydım.

İLKOKUL YILLARIMDA OKULUN BAHÇESİNDE BİR BAŞKA SINIF
Okulun ilk günlerinde,utangaç,içine kapalı,cılız bir kız geldi o sıralara oturdu.Amcamın oğlu (nur içinde yatsın) Oğuz ile aynı sınıftaydık. Cep mendili boyunda bişi olduğum için öğretmen beni en ön sıraya oturttu.Dersi dinlerken çok tuvaletim geldi. Öğretmen sınıfta konuşanlara kızdığı için zaten ondan tırsan benliğim  sessizlik yemini etmişcesine suskun olan bendenizi iyice çıt çıkartmaz hele getirmişti.

Gittikçe daha çok kendini hissettiren tuvalete gitme isteğine elimden geldiğince direniyor ama dayanamayacağımı da iyi kötü kestiriyordum.

Olan oldu..en sonunda önce gözümden bir damla yaş aktı,sonra sıramın altından bir minik dere.

Rahatlamasına rahatlamıştım ama ne olacağını deli gibi merak ediyordum bir yandan. Defterimden kağıt yırttım,oturduğum yere koydum:sıcak ıslaklık rahatsızlık vericiydi.

Öğretmen ders anlatıyor, ben ise ilgiyle sıramın altından akan minik derenin süzülüşünü izliyordum.Önlerde oturan diğer çocuklar da birden peydahlanan bu sarı minik dereye şaşkınlıkla bakar olmuşlardı ki dere öğretmen masasının altına ulaştı.

SİYAH ÖNLÜKLÜ YILLARDA CUMHURİYET İLKOKULU ÖĞRENCİLERİ
Susalım diye ayaklarını sık sık yere vuran öğretmen "tak tak tak" sesi yerine "şlap şlup şlap" sesini duyunca şaşkın donakaldı.Elinde cetveli, kalktı o şaşkınlıkla masanın altına baktı. Sonra faltaşı gibi açılan gözleri ile dereyi takip etti ve gözleri korkusunu bertaraf edecek kadar büyük bir merakla (öğretmen ne yapacak şimdi) ona bakan ufak tefek çocuğa dikildi.

Bütün sınıfın kahkahalar ve çığlıklar eşliğinde "işemiş ,işemiş" diye bağırması  miniminnacık bir çocuk için yeterli utanç kaynağı. Şimdi gülümsüyor da olsam o zamanki ne yapacağını bilmez utancımın ağırlığını tazeymiş gibi hatırlayabiliyorum.

Öğretmen,şefkatle başımı okşadı ve Oğuz'u yanıma katarak beni eve yolladı.Kızmadı,aşağılamadı,gülmedi.Biz Oğuz ile çıkarken o sınıfa "her hatalarında kendilerine böyle gülünse aman ne hoş olurdu,ne var yani'li" uzun ve kızgın bir söylevin başındaydı.

Rahmetli Oğuz yol boyu bana o kadar güldü ki,gözünden şarıl şarıl akan yaşlara rağmen evi buluşuna hayret ettiğimi gayet net hatırlıyorum. 

Annem, olanı öğrenince önce Oğuz'a onun her zaman çok sevdiği çikolatalı pudingden bir tane verdi (onu asla yedirmeden yollamazdı) ve hemen su ılıtıp beni yıkadı;saçlarımı özenle ve sevgiyle taradı,karnımı doyurup gündüz olmasına karşın beni yatırdı.

-"Kızdın mı" dedim
Güldü .Komik gelmişti tekne kazıntısının yaşadıkları .
-"Çok utandım" dedim
Utanılacak şeyin çalıp çırpmak,yalan dolan,tembellik olduğunu anlattı bana.

İyi bir öğretmen kızacağı yeri de öpeceği yeri de kestirendi sanırım
Ben, ömrümce hiç bir kabahatimi anneme anlatırken korkmadım.
Dış dünyada ne yaşamış olursam olayım ailem ve evimde sorgulanmadan kabul edileceğimi ve huzur - şefkat sarmalında her şeyi halledeceğimi bilirdim daima.
Oğuz,eğer erken yaşta rahmetli olmasaydı hep en iyi arkadaşım olacaktı biliyorum.

Annem gerçekten ama gerçekten eşsiz bir ilköğretmen oldu ...her zaman.

SELİN VE ANNEM KUAFÖRCÜLÜK OYNARKEN


19 Ağustos 2015 Çarşamba

Kirpi

Çocukluğumda tatiller "hangi beldeye gitsek, kaç yıldızlı otelde havuza atlasak" şeklinde geçmezdi.

Trabzon, Sotka'da fırının üstündeki evin her köşesinde kendimize mutlu bir dünya yaratabilmemiz için teşvik edilen beyinlerimiz,3 kardeş olmanın tartışılmaz neşesi ile  saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacağımız eğlenceli çıkarımlarımız vardı.


En unutulmaz yazlarımdan biriydi.Annemle babamın odasında karyola ile pencere arasındaki minik dar koridora bir çuval kitap götürüp  sorumluluklarım bittiğinde evdeki meyvelerden kendime bir tabak hazırlıyor ve o minnacık alanda, kitap çuvalımın üstüne uzanıp seçtiğim bir kitabı okumaya başlıyordum. Evin genel koşturmacasından muaftım;kimse anne-babanın yatak odasına girmezdi. yere yattığımda gördüğüm sadece gökyüzünün kocaman pırıltılı mai'si olurdu. Rüzgâr denizin  yosun kokusunu taşır, kısacık saçlarımın arasında beni okşarcasına şefkatle dolaşırdı.

O dönem okuduğum hemen hiç bir kitabı unutmadım.
Bu sabah, "ne yapsam"larımın arasında , "hayattan ne beklemeli ne dilemeliyim"in nasıl hassas ve ters tepebilecek bir soru olduğunu bilerek işe gelmek için yürüdüğüm esnada sıyrıldı geldi o öykü anılardan. 

Sorular ve cevaplar...hepsi bir ömürde saklı aslında.

Vadinin birinde tüm hayvanlar bolluk bereket  içinde birlikte yaşarlarmış. Derken, günün birinde gökyüzünden bir melek kanadı kırılarak vadiye düşmüş.Hayvanlar, ona saldırmak yerine şefkatle yaklaşarak kanadını onarmış, onun yeniden eski haline dönmesine yardımcı olmuşlar. Melek tamamen iyileşip gökyüzündeki yerine dönecekken "bana yaptığınız bu iyilik karşılıksız kalamaz.Hepinize bir dilek hakkı veriyorum ama dileklerinizi geri almanız mümkün değil o yüzden iyi düşünün size yarına kadar müsaade.Yarın gelecek ve dileklerinizi gerçek kılacağım" demiş. Hayvanların hepsi sevinç içinde onu uğurlamışlar.Gece, hiç birinin gözüne uyku girmemiş. Hepsi , yarına gerçekleşecek dileği en doğru seçmek çabasındaymış.

Ertesi gün melek dilekleri gerçekleştirmek ve veda etmek için vadiye gelmiş.Tüm hayvanlar önünde sıra olmuşlar.

Tavşan:

- Ben herkesten çok korkuyorum,etim lezzetli hep peşimdeler..demiş.

Melek gülümsemiş ve ona çok hızlı koşabilme yeteneği bahşetmiş.

Zürafa:

-Çok obur biri sayılmam ama hep alçak dallardaki  olgun-sert yaprakları yemekten bıktım...demiş

Melek gülümsemiş ve ona, ağaların en tepesindeki taze yaprakları yiyebilmesi için uzun bacaklar ile uzun bir boyun bahşetmiş.

Sıra kirpiye geldiğinde:

-Ben ölümsüz olmak istiyorum..demiş

Meleğin gülümsemesi yüzünde soluvermiş.

-Kirpi...bu çok tehlikeli ve kötü bir dilek. Şimdi git düşün ve herkesin dileği bittiğinde seni tekrar yanıma çağırdığımda kararını bir kez daha dile getir..demiş.




Kirpi günün ve sıranın sonuna kadar sabretmiş. Herkes hak etmese bile dileğine kavuşurken ve  meleğe en çok yardımcı olan kendisi iken dileğinin yerine getirilmemesine karşı öfke doluymuş. Dileği tekrar sorulduğunda, aradaki zamanı dileğinin doğruluğunu değil uğradığı haksızlığı düşünerek geçirdiğinden "bir tereddüdüm yok..ölümsüz olmak istiyorum" demiş.



Melek üzgün üzgün bakmış yüzüne,cevap vermemiş. Sadece "peki" anlamında başını sallamış, kirpiye ölümsüzlük bahşetmiş ve hepsine veda ederek gökyüzüne yükselmiş.


Aradan yıllar geçmiş.

Kirpi önceleri pek mutluymuş.
Sonra çok sevdiği eşinin ölümüne şahit olmuş.
Arkadaşlarının,akrabalarının hatta evlatlarının  ölümlerine şahit olmuş.
Torunlarının torunlarının torunlarının yaşadığı şeyleri anlatıp paylaşacağı, mutluluğunu katmerleyip üzüntüsünü paylaşacak bir kader ortağının yokluğu yalnızlığın en derinine itmiş onu.
Anlattığı şeyler kimsenin ilgisini çekmez olmuş.
Yazlar aynı,kışlar aynı..hayat kendini tekrarlar ve bir heyecan içermez olmuş.
Üstelik ölümlerine şahit olmaktan bıktığı için birilerini sevmekten iyice korkar olmuş,içine kapanmış.

Yaptığı hatayı anlamış anlamasına ama yapacak çok şey de yokmuş.
Artık tahammül edemediği bir çok şey için vadiyi terk etme kararı almış. Vadiden yukarı tırmanırken ayağı kaymış ve yuvarlanarak tekrar aşağı düşmüş.Normalde ölmüş olması gerekirken bacakları kırık , yara bere kesik içinde kalan kirpi acıyla haykırmaya başlamış.

-Ben hatalıydım, ölüm ,gerektiğinde en güzeli imiş. Ben hatalıydım, yaşama müdahale etmeden anlayarak yaşamak lazımmış..Ne diledim ben..ne yaptım kendime ah...

Melek yüzyılı aşan bu pişmanlığı duymuş...Kirpiye bir kez daha dileğini vermiş.

*****

Ulaşılmaz olan en güzeli değil.
Yaşadığımız, o an için değil.
Dileklerimiz kendi felaketimiz olmasın....
Emerson'un sözü çok önemli ... DUALARINIZA DİKKAT EDİN .. GERÇEKLEŞEBİLİRLER.