eski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2022 Cumartesi

Bi Tuhaf Bi Yemek Tarifi : Kup Griye - BAYLAN

 


Baylan, İstanbul Kadıköy'de bir pastane..ya da bir mutluluk kaynağı..ya da mucize masalların hala gerçek olabileceğini  yetişkinlere hatırlatan bir yer.

Baylan iyi ve geleneksel bi yer :-)

Eski moda hatta köhne  iki vitrinin arasındaki eski  kapıdan girdiğinizde, Kadıköy'ün orta yerinde böyle tatlı bir arka bahçe,  eskilerden kalan ve iyi ki de öyle kalmış denilecek sunum ve tatları beklemiyorsunuz elbette.

Ama  tam da öyle bir yer Baylan.

Onca senedir bir kere hırt hışır diyebileceğim  tipte insanları görmedim orada müşteri olarak. Tek gidin, ailenizle gidin, alın çocuğunuzu gidin..hep nezih bir ortamda olacaksınız.

1919 yılında  Baylan'ın kurucusu Filip Lenas  Arnavutluk'tan İstanbul'a göç etmiş.1923 yılında Beyoğlu’nda Filip Lenas tarafından ‘Loryan’ ismiyle açılan pastane, 1934 yılında yabancı işyerlerinin adlarının değiştirilmesi gündeme geldikten sonra, ismini ‘Baylan’ olarak değiştirmiş.Beyoğlu ve Karaköy şubelerinin ardından 1961 yılında Kadıköy’de de bir şubesi açılan pastane, açıldığı günden itibaren restorasyona uğramamış. Bu tarihi mekân ziyaretçilerini hem eski İstanbul’a götürüyor hem de yıllardır değişmeyen tarifleriyle lezzetinden ödün vermiyor. 

Baylan Pastanesi’nin kurucusu Filip Lenas’ın büyük oğlu Harry Lenas Avrupa tarzı pastacılığı ve çikolatacılığı öğrenmek üzere babası tarafından Avusturya, İsviçre ve Almanya’ya gönderilmiş ve ardından Türkiye’nin ilk ‘‘Akademisyen Pastacısı’’ olarak Türkiye’ye döner ve beraberinde birçok yeniliği getirmiş.

Harry Lenas, 1954 yılında uluslararası tatlı literatürüne girmiş olan Kup Griye tatlısını icat etmiştir. O dönemlerde Baylan’ın Karaköy şubesine uğrayan tüm İstanbullular ortaya çıkan bu yeni lezzeti dönemin hızlanan hayat ritmine uygun olarak ayaküstü, bar sandalyelerinde veya bir bankoya yaslanarak denemişlerdir.

Lenas’ın icadı Kup Griye günümüzde bazı pastanelerde ‘‘Couple Baylan’’ olarak satılmaktadır.Vanilyalı ve karamelli dondurmanın krem şanti, balbadem ve karamel sosuyla karışımından oluşan tatlının tarifi, ilk servis edildiği günden beri hiç değiştirilmedi.

Yemek Tarifi :

Kup Griye servis edildiğinde önce iş stresi , dünya derdi gibi fani şeyleri zihninizden sileceksiniz. Sonra o,  fotoğrafta gördüğünüz elips kurabiyeyi elinize alıp krem şantiye  ve sosa batıracaksınız. Sonra minik ısırıklar alıp o lezzetin damağınızda dağılmasına ve beyninize unuttuğu çocuksu mutlulukları, keyfi, aldırmazlığı hatırlatmasına izin vereceksiniz. Sonra  başarılı bir madenci gibi  katmanları kaşığınızla açacak ve her seferinde farklı bir  tadın size ulaşmasına izin vereceksiniz. Kaşık, Griye'ye her ulaştığında size dönen bir öncekinden farklı ve bir öncekinden daha leziz bir tat olacak.


Baylan'ın diğer lezzetlerini de anlatmak isterdim..ama gidebilen gitsin ,gidemeyene de yazık olmasın diyerek bunu yapmayacağım.
:-) Hepinize mutlu günler dilerim.



15 Eylül 2016 Perşembe

Domatesli Tost


Bayramın son sabahında kalktım, çocuklar uyuyorken 5 km kadar bisiklet sürdüm. Sonra yürüyüş yaptım ve "güzel gönlüm, ne istiyorsun" diye sordum.


Zaman bol,seçenekler sınırsızken gönlümün arsızca "domatesli tost" diye haykırması üzücü olmadı değil. Yine de uysalca boyun eğdim emrine.

Başka ne yapsam diye bakınırken,sahilde uyuyakalmış köpüşlerin çocuklara ne kadarda benzediğini düşünüp şefkatle gülümserken gazete almaya karar verdim . Tost-karanfilli tomurcuklu çay keyfine mutlaka eşlik etmesi gereken unsurlardan biri gazete.
Hep Sözcü alırım senelerdir.
Elim ,alışkanlıkla yine ona gittiyse de ,eskiye ait özlediğim bir şeyi yapmaya karar verdim.
Milliyet mi Hürriyet  mi diye baktım, bulmacasını da çözerim deyip (eskisi gibi ) Hürriyet alıverdim.
Eve geldim
Yok böyle bir keyif.

Tostumu sakin ,ara vere vere,bazen gazetede bir sayfaya yoğunlaşıp okuduktan sonra sofraya döne döne yedim.

Unutmuşum ben gazete keyfini.

Haklı  şeyleri söylese ve haklı öfkeyi taşısa da Sözcü, yorulmuş gönlüm har har'ından..sanat haberleri, köşe yazıları,dünyada olan biten,ekonomi. 

Bir Ahmet Hakan'ı okurken yine kabardı öfkem, saydırdım yurt yıllarımdan kalma saygıdeğer sözcük dizimlerinin en galiz olanlarını.

Bulmaca çözdüm.


Çocukluk yıllarımda, bulmaca hazırlamaya ne çok zaman ayırdığımı hatırladım. Belki de sözcüklere olan ilgim-sevgim ve anlama verdiğim özen o yılların bu gayretinden ileri geliyordur diye daha evvel düşünmediğim bir farkındalık dürttü beni.

Çocuklarıma bulmaca hazırlatmaya karar verdim ama bilgisayar çağı hızı ,hızla birlikte sabırsızlığı getirdiğinden buna ne kadar zaman ayırırlar bilemiyorum doğrusu.

Satırları aşağı yukarı çekmedne bir yapraktan gönlümce okumanın keyfi aldı yürüdü bende.

En az, siyasi satırları ve haberleri okudum.

Yok, kaçış değil bu diyecek değilim.

Bir kaç gün de olsa uzaklaşmam lazım gündemden.
Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı gönlüm ne söylenenleri ne susuşları kaldıramaz halde.
Dinlendirmem, döndüğümde dinlenmiş dönmem lazım.


Velhasıl diyeceğim o ki, bir nefes alımlık zamanlarda durup geride bıraktıklarımızı tavan arasındaki tozlu sandfdıklarıkarıştırı gibi karıştırmak lazım bazen sanırım. Bulduklarınız özledikleriniz olabiliyor ve özledikleriniz gönlünüze iyi geliyor.

28 Ekim 2013 Pazartesi

Yüzleşme


Geçmişle yüzleşmenin en eğlenceli yolu 20 sene sonra üniversite arkadaşlarıyla buluşmak olsa gerek.Perdesiz ve pervasız sorular havada uçuşurken yaşamın sizden aldıkları ve yerine koydukları ile yeni şeklinizi tarafsız sayılabilecek bir gözle görebiliyorsunuz. Belki en objektif yorumları bu yolla alıyor insan :"yuh!o göbek de ne?" ya da "boşandın mı?amaaan sen okulda da huysuzdun :-)" sözlerinin yürek yaralama amacı taşımadığını bildiğinden herkesin yüzündeki gülümseme gittikçe genişliyor doğallığıyla.




Hani hep çok iyi bildiğiniz ana yolda alışıldık hızla giderken, yoldaki çakıl taşlarını bile ezberlemiş olmanın verdiği güvenin getirdiği huzur hep alışılmışlığın bıkkınlığına sataşırken ağaçlıklı bir yan yol sizi çeker onca zamandır merak ettiğiniz...düşünerek değil ani bir kararla kırarsınız ya direksiyonu. Hayatın sunduğu emrolunandan kendinize kaçıştır ya o aslında...öyle bir şey 20 sene  görmediklerinizle rastlaşmak.


Kahkahaların ve hatırlanması neşe saçan unutulmuş detayların gittikçe artan bir ritmle sohbete hakim olması kaçınılmazdı. Adımın , havalı bir genç kız ile değil de afacan bir çocuğu anarcasına anıldığını dinledim geçmişin dile getirilişinde yer aldığımda.Saçları kısacık kesilmiş, Trabzon özlemi ile dopdolu,yaşamı merakla seven,yaşamı can acısıyla seven,yaşamı her yeni günün başlangıç ışığında coşkuyla seven o kızı düşündüm. Gelecek korkuturdu beni zaman zaman..şimdi 14 sene çalıştığım iş yerinden "farklı görüşlere gittikçe azalan tahammül" nedeniyle atıldıktan sonra gelecek kendi adıma umursanmaz çocuklarım adına ise ürkütücü bir şey benim için. Dostlarımın sözlerinden , bakışlarından dönüştüğüm kişiyi izledim.




Neydi yitirilen zamanın sert virajlarında neydi edinilen umulmadık zamanda bulunan dostluklarda? Tüm kavramların, tüm isimlerin yeniden tanımlandığını görmek için aynaya görerek bakmak lazımmış, kendinize bile danışmadan direksiyonu yan yola kırıvermek şartmış meğer.

Kimimiz aşkı bulmuşuz hala kana kana içen vardı aşkın çeşmesinden, kimimiz parayı bulmuşuz "aradığım oydu zaten" itirafı ile ortaya serilen...kimimiz ikisini de bulamamışken kimimiz ikisini de bulup yitirerek dudakları tebessümlü gözleri kuytu ormanlar kadar gölgeli feylosoflar olmuşuz. Kariyer yapan da var, her girdiği yeri batıran da..gelemeyenlerden özlemle anılan da var,aman iyi ki gelmedi denilen de. Şansın, hayatı belirlerken çabalamaktan çok daha baskın rolü olduğunu görmemek mümkün mü?Doğru zamanda doğru insanlarla karşılaşıp doğru sözü söylemek , tüm ömrünce düzgün yaşayıp deli gibi çalışmaktan çok daha evlaymış meğer.

Ertesi gün eski iş yerimde çalışanlarla buluştuk yine seneler seneler üstüne..başaranlar vardı başaramayanlar vardı. Okul arkadaşları ile olduğu kadar teklifsiz ve perdesiz olmasa da keyifle yoğrulmuş sohbetlerin ardından Einstein'i andım saygıyla bir kez daha: 


"A" yı başarı olarak tanımlarsak, formül A=X+Y+Z 'dir. X çalışmaktır,Y oynamaktır,Z ise çeneni kapalı tutmaktır...




Ve bir kez daha çocuklarımın, hayatımdaki en erişilmez en tanımlanmaz, en vageçilmez,en kategorize edilmez mutluluk dolayısı ile asıl başarı olduğunu gördüm.

Ve bir kez daha onlara en iyiyi verme sorumluluğu kamçıladı beni...iş bulmam lazım ama koşmadan, geç de kalmadan....