güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2017 Çarşamba

Katarakt

KADIKÖY BELEDİYESİ'NİN BAHÇESİNDEN..BUGÜNE DAİR






Bahardı ama ayaklarım acıyordu. 
Katılmam gereken etkinlik için yürüdüğüm güzergahın güzelliğini görmeye çalıştım.
Bahariye'den Çilek Sokağa indim.
Hava bahar, yüzler şendi.
Renklerin hepsi birbirinden güzeldi.
Güneş ılık ve sevecen, umut taze ve canlı.


Aklım babamda, kalbim babamda..ne kadar zorlasam görmüyor gözüm hiç bir şeyi.
Altıastarı katarakt ameliyatı..namı diğer "hiç bişi değil"

Katarakt ameliyatı önemsiz ve hiç bir şey değil ama babam önemli ve her şey benim için.

Güneşim de o  rüzgarım da o
Hele babam için sesi titremiş annem
Zaten küçücük bişi


Birbirine bağlı,mutlu,güzel bir aileysek biri güneş diğeri  göğün ta kendisi değil mi?


Kıyamadım ikisine de
Gurbet..adın bet

Konuştum ,sordum,yürüdüm,gittim..ama "baban iyi eve gidiyoruz"u duyana kadar ben bugünü yaşamadım.



Allah'ım,

Açlıkla,pislikle,yoklukla,sevdiklerimizin acısıyla sınama

Madem sınayacaksın,

Çok para ile sına. Tası tarağı alıp , çantamı omuzuma vurup gemi ile dünya seyahatine gideyim. Kibre kapılacak mıyım diye sına beni.ardıma dönüp bakarsam namerdim.

Allah'ım,

HAYIR'ların sevinci ile sına beni mesela. Bak bakalım deliriyor muyum? Delirmem ama delirtmezsem namerdim.


Babiş...anne
Saçınızın tek teline, bir gülüşünüze kurban olurum ben.

29 Mart ..öldürdün beni.

13 Ekim 2016 Perşembe

Hüzme


Unutturmaya yıldırmaya çalışsalar da unutmayın güneşli güzel günleri, Atatürk ilke ve inkılaplarının getirdiklerini-yokluğunun ihtimalinde bile neler kaybettiklerimizi.

Güneşe,ışığa,sevgiye,azme inancınızı kaybetmeyin. Aşurenin üzerine nar serperken bile renklerin ve başarmış olmanın mutluluğu ile neşelenebilen insanlarız biz:mutluluğa inancımızı kaybettirmelerine izin vermeyin.


Tamam gece uzun sürdü, tamam karanlık dört bir yandan geldi, tamam kahpe içerdendi kapı kilit tutmadı ama "kaybettiğinde değil vazgeçtiğinde yenilirsin" diyen adamın da aptal olmadığı bir gerçek. Vazgeçmeyin. Hiç bir duygunuzun yitmesine de izin vermeyin.

Babam ve annem kooparatife katılıp yeni ev aldığında, yeni evimizdeki ilk akşamlarımdan birinde 2000 yılını  hayal ederek  planlar yaptığımı hatırlıyorum. 1970'lerde var olan biri için büyülü bir sayı kabul etmek lazım :2000 . Bir sürü planım ve kararım vardı ama hiç biri bugün yaşadıklarımla örtüşmüyor. İyi kötü para biriktirmiş olacaktım ve hayallerim arasından eleme yaparak birini seçip yapılabilecek olanıgerçekleştirecektim. Tabii ki sırt çantam ve kitaplarım ile bir yerlere gitmek üzerine  ve döndüğümde de harika bir müzik seti -çelik kapısı olan evimde kitaplara boğulmak üzerineydi seçeneklerin neredeyse tamamı. Planlama maddiyatla ilgili: Kayseri'ye mi gidebilecektim gezmek görmek için Portekiz'e mi? 5 sene mi haftasonu mu..filan.

Hayallerimin hiç birinde tüm ülke halkının kendini güvende hissetmediği , adalet-sağlık-eğitim gibi temel kavramlara güvenimizi yitirdiğimiz, çocuk gelinlerin arttığı, benim ca-nım Ata'mın emanetlerine bunca saldırı olduğu ,araplaştığımız günler yoktu. Ne hayalimde ne gerçeğimde olmasın da zaten. Kim ister ki bunu?


Ne ekersek onu biçmedik mi? Bugünler de dünün yarını değil miydi klişenin dediği gibi. 
Umut ekelim.
Her şeye rağmen gülümseyelim.
En güzel karşı koyuş değil mi gülümsemek?
Gülümsemekten vazgeçmeyelim.


En sevdiğim doğa olayları sıralamasında ilk 3'tedir hüzme. Güneşin, her şeye rağmen bulutların arasından sızışı, yare-mai'ye kavuşması ..çubuk çubuk, çizgi çizgi umuttur hüzme gönülgözü açık olup görebilene. 


Bir tabloyu güzel değerlendirmek için geri çekilip öyle bakmak gerekirmiş. Bugün yaşadıklarımıza, bize yaşattığı bunaltıdan uzak kalmayı başarıp geri çekilerek objektif baktığınızda neler görüyorsunuz neler..resmi doğru okumak lazım.Umudu asla kaybetmeyin.

Proje okulları ile ilgili : tüm velilerin,öğrencilerin ve değerli öğretmenlerin yanındayım her türlü.

Malum:kadın zayıftır ama anne güçlüdür. Hepsini ben doğurdum, o geleceği mahvedilmek istenenlerin hepsi benim evladım.


Bulut bulut olsun isterse tüm gökyüzü.Onlar çok, onlar kara, 
onlar güçlü demek yok;hiç ama hiç vazgeçmedim, ben güneş olacağım.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Zamana Saygı


Seni özledim mai blog
Sizi özledim blog dünyasının yüzünü görmediğim ama kalbimde yerleri olan güzel insanları.

Bugün mutsuzum.
Bu , belki yarınlara ait kalıcı mutlulukların, birini terk etmeden ötekine varamayacağın bilinci ile yeni diyarlara uzanan yolların başlangıcı.
Bilmiyorum.
Bugün mutsuzum.
Ülkenin durumu mıh gibi yüreğimde. Korka korka mutsuzum bu yüzden. Korkmaz için bi milyon sebebimiz varken korkmadan mutsuz olmak ne haddime.
Kabullenmeye ayırdım yazın son günlerini. Sonbaharda nereye neye yelken açar gönlüm bilmem ama bir seneye yakın zamandır aynaya bakıp kendimi  olduğum gibi görmeye ve arındırmaya çalışıyorum neticede. İyilikten yana koydum  kararın mührünü;iyi biri olmaya çalışıyorum.

Azad ediyorum bugün sizleri hayatımdaki tüm insanlar. Müdahale etmeyeceğim , sorgulamayacağım, eleştirmeyeceğim siz, siz olabilesiniz diye. Ve bir çok  olgudan da kendimi azad ediyorum her kimsem o olabileyim diye.

Sabah İstanbul güzeldi. Önce Üsküdar, sonra Dudullu,sonra koştur koştur işe yetişme telaşı ile Kadıköy yaptım. Herkesi seyrettim bir botanik bahçesinde tırtılları kelebekleri salyangozları  bitki bitlerini seyredercesine kabullenmiş ve olağan karşılayarak. İnsanlar servis aracının yanından vızır vızır geçerken , gittikçe rengi netleşen gün ışığının  betonlara vururken bile güzelliğinden bir şey kaybetmediğini gördüm.

Aslolanı hatırlamaya, nefesimi ve gönlümü ona odaklamaya çalıştım.Valizini yanlışlıkla kafama indiren kadına da bişi demedim. Önemli değil demek doğru değildi çünkü bu önemli mi sorgulamasından çok daha farklı şeylere takılıydı kafam. Schubert'in  "Serenade" eserini hatırlamaya çalışıyordumve bu  zamanlar ötesi besteyi yaparken neyi düşünüyor olabileceğini. Valize ve kadına baktım, içimde yükselmeye uğraşan öfkeyi de kadını da valizi de görmezden geldim.

Müzik, bana bir şeyler söylüyor olmalıydı. Kafamın içindeki müziğe döndüm.

Uğraşasım yok bugün , anlatabiliyor muyum?
Bugün  mutsuzum ama sanırım yarınlara temiz ve anlamlı mutluluklar olsun diye alınan bir karar bu.

Zamana saygı..bekleyip göreceğiz.





26 Mayıs 2016 Perşembe

Armağan

Doğumgünlerinde ortak hediye alınacaksa görev bana düşerdi genellikle.Bir arkadaşım vardı  acccaip severdim(hala çok seviyorum)

Doğumgünü geldiğinde , o dönemin meşhuur Dadı dizisinin bornozlarından aldım kendisine. Uzun süre kullandığını ve uzun süre güldüğünü biliyorum. Ve sanırım, sonraki doğum günlerinin hiç birinde aldığım hediye o kadar makbule geçmemişti. O, benim yaşantımda disiplinli bir çılgını temsil eden en neşeli dosttur.

Bir diğerine Boyner'in kelebekli günlerinden düşürdüğüm  çay fincanı takımı aldım. Evcimendi ve süslü ev eşyalarını seviyordu.

Öteki dostuma maket gemi aldım. Adı Nuh'tu ve Nuh'un bir gemisi olması gerekiyordu. Hediyeyi verirken ben,alırken de o  eğlendi alabildiğince.

Selin'in ortaokuldaki arkadaşına , gün ışığını kavanoza hapseden ve gece seyretmesine yarayan bir şey aldım. Annesi çok kontrolü seven bir hanımdı ve içimde hep o çocuğun bir süre sonra isyan ettiği bu yaşam stilinin sağlam neferi olacağına dair  üzüntü veren hisler vardı. 

Bebeği olan bir dosta ziyarete gittiğimde ya da ilk yaş günlerinde,  icili bicili şeyler almak yerine hep süslü kumbaralar aldım çocuklara. Hani içine para atınca heyyooo diye bağıran cinsten. Kumbara kalmasa da yarattığı alışkanlık kalsın istedim.Ama asla domuz şeklindeki kumbaralardan almadım. Kurbağalar hep favorimdi .

Erkeklere hediye almak hep zordu. Babam hariç. Adam yakışıklı karizmatik hayat  çizgileri net...ona ne alsam ya da ne almasam hep olurdu.Yanağına kondurduğum bir öpücük karşılığındaki teşekkürü ya da mutluluğu ona bir ferrari alsam olacakla aynıydı her zaman...

Erkeklere hediye için de matraş'ın web sitesinde uldum mutluluğu. Üzerine ismi yazılan cüzdanlar  hele de indirimdekilerden seçilebiliyorsa karizmatik ve kullanışlı hediyelere dönüşüyordu. Üstelik kokmaz bayatlamaz cinsinden olduğundan  şimdi cüzdanım var gibi saçma bir itiraz da almıyordunuz. 5 sene sonra o cüzdan hala kullanılabilir ve adı da hala aynı addı neticede.

İş yerinde üst kademedikilere hediye almak zorunda kaldığımda da masa üstü eşyaları tercih ettim.Kişisellikten uzak ve anlam vurgusu yüksekti hediyelerimin. Kum saati hep favorim olmuştur.

Çocuklarımın okul arkadaşlarına ne alırsam alayım yanında bir kitap vermeye özen gösterdim elimden geldiğince.

En güzeli kendime aldığım hediyelerdi.
Bir gün hiç bir şeyi takmadan yaşamak.
Gün ışığında o an çimenlere çökme isteğine karşı koymayıp denizin tuzlu havasını zerrelerime işleyene kadar içime çekmek.
Kitap almak.
Yürürken ayaklarımı seyredip  gülümsemek.
Ev çingene çadırına dönmüşken boşverip  sırt çantama sevdiğim bir kitap atıp daha evvel gitmediğim bir yere gitmek.
Hayallerimi canlı tutmak
Şarkı söylemek..hayatın kendisi hediye   


Bunlar basit şeyler mi?
Yok canım!
Uçurtmanın ipi işte bunlar...

Uçurtmalar,ipleri kadar özgürdür.


25 Mayıs 2016 Çarşamba

Uçak

             

                                            


Başımın üstünden habire uçaklar geçiyorken ve o uçakların her biri benim için bir yeni başlangıçı, bilinmezliği, tadılmamışı,gidilmemişi temsil ediyorken  ve nasıl çalışır ya da nasıl konuşur ya da nasıl aklım-gönlüm oradaymış gibi yapardım bilemiyorken bir de orada yaşamayı sıradanlaştırmış o gelip geçen , başlarının hemen üstünden geçen uçaklara  aldırmayan bir sürü insana "ya bana bulaşırsa" diyeceğim kadar hastalıklıymış gibi bakmamayı başarmam gerekiyordu ama ben bütün bunlara bir türlü inanamıyordumsada olsun dedim ve yine de içime derin derin nefesler çekip yanımdaki sevdiceklerime,liste yapsam bi milyon tane sıralayabileceğim şükür edilesilerime yoğunlaşmaya çalıştım kendime kocaman aferinler diyerek.

Öyle bir gönlü yolcu gündü sersem sepelek...


Uçaklar olmasaydı aklı başında bir kadın gibi yaşayabileceğim bir gündü.
Yelkenliler olmasa , sisteme ayak uydurabilecektim.
Klimalı bir araçta yağ gibi kayan yolları ışıtan sarı güleç güneş altında uzun yolculuk fikirleri üsüsmeyecekti aklıma.

Bırakmadıkları için adam oldum
Bırakmadıkları için kadın oldum
Bıraksalar insan olurdum

25 Kasım 2015 Çarşamba

Kaçarım ki...


Kaçmak çözüm değil diyen halt etmiş.
Öyle güzel kaçtım ki ben bile şaştım.

Öyle sinsi sinsi gizli gizli de değil ha..hani tam tabir, topuklarım arka tarafı döve döve kaçtım.


Şükürler olsun.


Hayallerimi aldılar benim. Elimde kolumda değer verdiğim 3-5 ne varsa acıtarak aldıkları yetmemiş gibi  tamıtamına 40 yıl beslediğim ve oluruna inandığım hayalimi aldılar elimden. Az geldi, ülkemin hali yenilir yutulur değil. Bayrağım, ulusum...kim ne çamur atarsa atsın ya da işlenilen hataları (koyun sürüsünden bahsediyorum ) ne olursa olsun bu film böyle gitmemeliydi.

 Atatürkçüyüm ben . Saklamadım  ömrümde. Ayıp olan saklanır. Atatürkçüyüm ben , dibine kadar , her zerremle inkılaplarının ve yaptıklarının sadık savunucusuyum . Bugün yaşanan karanlık cehaletin zafer naralarını  o naraları atan embesilleri de kapsayacak endişe ile izliyorum.Ne zaman sussa zaman, ben kendime kalsam içimde bir puslu sessizlik...o sorun bu sorun...Kaldıramıyorum bunu.Tıpkı 5. katta güneşin her daim içinde olduğu pırıl pırıl evimden çıkıp okumaya diye zemin katta karanlık ve rutubetten yosun bağlamış o eve geldiğim zamanlarda hissettiğim  nefessizlik yapıştı yakama.


İş dersen..varlığına şükür.
Yol var gidersen, ben var seversen modeli hayat...
Ayran yok tahtırevan yok.. 


Aldım şapkamı  çıktım o  pencerenin olduğu kafesten.
Kendimi aramaya koyuldum ilkin.
Zorunluluklar ve sorumluluklar kolumdaki sepette;prangalarım onlar benim.
Aklımdan yaptıklarım yaşaadıklarım hayallerim ..bana ait dünyaya ait ne varsa geçirmeye koyuldum sessiz sedasız.
Bir tanesi elinde meşale ile geçti tüm o karanlığı yarar yara.
Hayalimi buldum.
Hayalimi bulunca yolumu çizdim.
Dişlerini  kene gibi etime geçirmiş olumsuzlukları silkindim attım.Kımıldamam için sebep, koşmam ya da yürümem için bir güzergahım var artık.


Anlamıyordum yaşadıklarımı, bir şeyler yanlıştı görüyordum. 
Anladığımı düşünüyorum şimdi.
O yüzden susmak ve beklemek ağır gelmiyor artık.
İçimden olumsuz cümle kurmayı yasakladım kendime. Yapım gereği eleştirel olan bakışı hissettiğimde pabuçlarıma çeviriyorum gözlerimi.Eleştirme.Olumsuz üretme diyorum.

Dünya birbirine girmek üzere. Olumsuzluklar diz boyu ama twittera dahi girmez oldum..
5 metre çevremde mevcut olanlardan başka yaşam formu yok dünyada benim için şimdilerde.
Pencereyi açıp bana ne hissettirdiğini hatırlayana kadar kış güneşinin mai parıltısına bakıyorum.
Dr Who izleyip zihnimin çeperlerinin pasını siliyor, şu Azeri kanallarında forever'ı izleyip katıla katıla gülüyorum.
Sabahları ,sonrasını düşünmekten yorgun beynime "boşver" diyerek güzel ve sağlıklı kahvaltılar yapıyorum.
İyi ki kin tutmamışım ömrümde kimseye..kaldırmazmış yüreğim o nefreti.
Şükredecek şeyleri bulup gözüme sokuyorum.
Üzülmemeye çalışıyorum.
Sevmediğim insanlardan uzak durup sevdiklerimi daha çok arıyorum.

Dengeler, usül,kaide...boşverdim gitti.

Hani onca severdim;kimseye laf bile sokmuyorum 
:-)

Bilerek ya da bilmeden kabini kırdığım herkesten zilyon kere özür dilerim.

Deniyorum....gerçekten deniyorum.Paçalarımda safranlarım,okyanusu yüzerek geçmeyi deniyorum.

Bu da bizim şarkımız olsun diyerek...en güzel günler bizlerin olsun.



25 Şubat 2015 Çarşamba

Kırılma

İşsizlik ağır geliyor bana ..

Çok uzun sürdü kış,
Çok yağdı yağmur.
Güneş, burnunun ucunu göster yeter; binlerce gökkuşağı var çıkmayı bekleyen maviye...

4 Aralık 2014 Perşembe

Gördüm...


Uzun ince bir yoldayım
Yürüyorum gündüz  ve çok uzun zaman.

Yüreğim dar mekan geniş olsun dedim, tavanı en yüksek yeri sokak buldum. Günlerdir, haftalardır yürüyorum yürüyorum yürüyorum. Kulaklığımdan  sevdiğim ezgiler adımlarıma eşlik ediyor. Düşünüyorum, hatırlıyorum. Yürümeye devam ediyorum, yokuşlar ,düz yollar ...dşünüyorum, unutuyorum.  Özlediklerim gelip geçiyor  dimağımdan, kızgınlıklarım her adımda ayaklarımın altında.

Sonra binlerce kez önünden geçtiğim bir caddenin bir kez daha önünden geçerken milyonlarca yıldır o caddenin üzerine doğmuş güneş, bulutlarla hüzmeler yaratıp bana sesleniyor: boşver...yaşamak güzel şey.

Elimden alamayacakları güzellikler gök yüzünde . Gülümsüyorum..




Yürüyorum, ayaklarım benim emrimde ben ayaklarımın. Kulaklarımda Vivaldi Rain ... yağmur damlaları gibi kendi düzeninde akıp giden notalar ruhumu arındırıyor. Yapmam gereken o kadar hiç var ki...unutsam rahatlarım.  Gönlümü ısıtan güzellikleri ile ağaçlara bakınıyorum. Çocukluktan kalma alışkanlık, avuç içlerimi gövdelerine dayayıp onları dinliyorum. Onlarca değil yüzlerce kez seyrine daldığım ağaçta bir detay fark ediyorum şaşkınlıkla. Deli bu insanlar, sevdanın kendisi deli. Ağaç kızıyor mudur buna;kim ister ki sevda ile de olsa kelepçelenmek diyorum...sonra hatırlıyorum. Aşk hoşgörülendir!


Yürüyorum. Girmiyor o nefesler göğsüme girmiyor. Adımlarım ardıardına, kulaklarımda kelebeklerin dansı. Aklım yağmur sonrası beklenmedik anda geliveren güneş misali gönlümdeki kara bulutları dağıtıyor anılarla. Bakıyorum, aklım gönlümle barışık..görüyorum. Nerede okumuştum ben bunu: ne tarlalar vardır üzerinde ot bitmez ne kayalar vardır üzerinde bereketli incir ağaçları yetişir. Adımlarım yavaşlıyor ve duruyorum. Umut dalga dalga yayılıyor  benliğime. Üzerinde ağaçlar bitmiş kayalara bakakalıyorum. Allah'ım, kendi aptallığımdan beni koru..Ne insanlardan ne hayattan umudu kesmek mi?

 Mai'nin en kurşuni tonunda bile aşkı, sevgiyi, güzellikleri görememek mi?








 

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Yengeçmişcesine




































































Sabahın taze saatleri. Gün kirlenmemiş,gönül yorulmamış.Su berrak,rüzgar dingin,güneş parlak henüz.

Çayı koydum tomurcuğu tam kararında; başka hiç bir şeye bakmadan,kıymeti geri gelmezliği ile payelenmiş zamanı ziyan etmeden kendimi sahile attım.

Su berrak,sakin,davetkardı.Aceleyle denize koştum ve vücut ısım dengelensin diye hiç beklemeden maiye daldım. Suyun üstünde esaretteymişim de ancak yuvama kavuşmuşum gibi tamamlanmış bir neşeyle çarptı kalbim.Ciğerim müsaade ettiği sürece denizin altında süzülmeye devam ettim.Sonra suyun üzerine çıktım.Güneş ışıkları kıyıdakileri sadece ısıtırken denizde altın tozu rengine bürünüp neşeyle dansediyordu.Biraz sırtüstü biraz normal yüzüp biraz  ayaklarım yere değmeksizin yürüdüm mai deryanın içinde. O kadar güzeldi ki beni kucaklayan serinlik, hiçliğimi hatırlatan yere çökmeyiş bir toz zerresi gibi yukarıda asılı kalış.

Şamadıraya ulaştığımda keyifle kıyıyı seyre koyuldum.Yavaş yavaş hareketlenen sokaklar, denizden korkup annesinin kucağına sığınan çocuklar, bizi daha iyi görmek için daha da yükselmiş güneş..sonra gözlerim denizin dibine takıldı.Cam gibiydi su....berraklığı , o derinlikte bile denizin dibini izlemeyi sağlıyordu. İrili ufaklı yengeçlerin telaşla koşturmacalarına güldüm ilkin. Seyrederken o kadar eğlenmiştim ki farkına varmadan neşeyle attığım kahkaha, sahilden bir iki başın bana dönmesine neden oldu. Sonra dalgaların biçimlendirdiği kumların güzelliğine bakakaldım.Baktığım tabloda aynı olan ,sabit kalan hiç bir şey yokken bu eşi benzeri olmayan ahengin mimarına sevgi ve sadakatle sarsıldı kalbim. Sonra kumda uzun yollar katedildiğini fark ettim izlerinden.Uzun ama düz olmayan çizgiler vardı. Baktım, deniz minareleri külahları tepelerinde kimi yavaş kimi koşturmacalı seyyah etmişler kendilerini.Suyun dibindeki kumda iz bırakmak..ne muhteşem bir şey suyun bunu yok etmemesi, ne saygı deniz minaresinin var oluşuna diye düşündüm. Bir kaç uzun yosun parçası dalgaların ritmine ayak uydurmuş telaşsız,sakin bir müziğe ayak uydurur gibiydi Onları izlerken içimden dansın ezgisini yakalamaya çalışıp ritim tuttum, bu sefer kontrollü ve kıyıdakileri kendime baktırmayacak  sessiz kahkahalarım eşlik etti beceriksizliğime.

Denizin altında insanoğlunun tüm övüncünüyerle bir eden kusursuz bir ayrı alem-hayat var. Kontrol edilmesi mümkün olmayan deniz.Hem hayat hem ölüm deniz. Mavi deniz,yeşil deniz,siyah deniz...Rengine vurgun kokusuna hayran olduğum deniz.Ağlasam gözlerimden akan deniz.Gülsem dinginliği gönlüme vuran deniz.

Gönülsüzce şamadıranın iplerini bıraktım ve yeniden yüzmeye koyuldum sahile doğru. Çocuklarım,ailem deniz gibi sonsuz bir mavilik bana. Gidip krep yapmalı, evde melekler kadar masum bir uykuda demlenen çocuklarımı uyandıklarında sevecekleri şekilde donatılmış bir masayla karşılamalıyım. Denizin dibinde koşturan bir yengeçmişcesine yan yan koşturararak ve kesinlikle neşeyle  yola koyuldum.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

İşte Öyle Birşey...


Gül yüzünün cemaline kurban olduğum yavrum, ilk göz ağrım ilk aşkım,gündüz güneşim gece mehtabım, kokusunda varlığımın sebebini bulduğum kızım..Selin gitti.


Kendi elimle çektim ipimi. Okulu Yunanistan'a gezi düzenliyorumuş. "Aaa,tabii git kızım sen bütün sene çalıştın bunu senden çok hak eden yok" dedim sevecen yumuşacık. İçimdeki asıl ben bağrınıyordu "giderse koklayamam sabahları öpemem bensiz uyur bensiz uyanır ölürüm ben gitmesin kandır onu" diye. "Emin misin ane" dedi lüleleri arasından bir çift kara gözün şüpheli bakışıyla. Gülümsedim içtenlikle..."eminim yavrum"

Eminim ki sen gittiğinde deli olacağım ve uyumayacağım. Eminim ki tıpkı hapşırdığımda olduğu gibi bir an kalbim ve hayat duracak. Eminim ki gidip yastığında başının bıraktığı ize bakacağım...ve biliyorum bu hiç doğru değil.

Ödemeler-ayarlanacak şeyler, hepsini hallettim. Dün değil önceki sabahın 4'ünde götürüp okuluna teslim ettim ve neşeyle el salladım arkasından..ta ki gözden kaybolana kadar.O gözden kaybolduğunda ben de kendi içimdeki labirentlerde kayboldum.

Nehir geldi kucağıma yattı. Gözleri ışık, seslenişi su damlası kadar hayat veren bebeğim.Küçük ellerinde kendimi yitirdiğim, paçoz dudaklarının tebessümle kıvrılışı tüm dertleri unutturan tesellim,ab-ı hayatım,kurban olsun sana tüm varlığım. Durmuş olan kalbim onun seslenişi ile tekrar atmaya başladı. "Anne".."Efendim yavrum" "Büyüyünce beni de yollayacak mısın böyle tek başıma uzaklara"

Gülümsedim inançla:

-Elbette kızım...sen de uçacaksın bir gün kendi kanatlarınla.


Neşeyle çırptı ellerini Nehir , umudu çoktu yarınlara.


Her telefon açtığında "mutlu musun kızım" diye soruyorum. Yaşadıklarına inanamıyormuş gibi bir anlatışı var. Mutluymuş hem de çok. Herkes şapka aramış bütün gün ,ortalık yanıyormuş çünkü. Valiz hazırlandığı gün bi koşu Üsküdar'a inip ona şapka alan annesini sevgiyle anmış bir kez daha. Sirtaki öğrenmiş,çok neşeli bir dansmış.Gittiği yerlerin kimine hayran kalmış, kiminde ise abartacak ne vardı bu kadar diye şaşakalmış. Oda arkadaşları ile uyumluymuş, onları çok sevmemiş ama anlaşıyor olması yeterliymiş. Kontör yükler miymişim bitmek üzereymiş. Yunan öğrencilerle konuşmak acaip eğlenceliymiş. Kardeşinin gizlice valizine sıkıştırdığı "abla seni özlicem,canını sıkan olursa sen de onun canına oku, öğretmen kızarsa o başlattı dersin" konulu mektuba çok gülmüş.Gelince onu öpüp onunla gülecekmiş.Tamam kapatıyormuş ama bir de haaa,anne unutmadan söyleyeyim seni ummadığım kadar çok özledimmiş....

Seni düşündüm dün akşam yine 
Sonsuz bir umut doldu içime 
Bir de kendimi düşündüm sonra 
Bir garip duygu çöktü omzuma 

***
Hani eski bir resme bakarken 
Hani yılları sayar da insan 
Hani gözleri dolar ya birden 
İşte öyle birşey 










11 Mayıs 2014 Pazar

Ben Küçükken de Vardı Anneler Günü


Kısa bir anı bu..bir ölçü hüzün, bir parça çocukluk,çokça nostalji,sevgi ve süsleme için de ölçüsünde neşe var içinde...

İlkokuldaydım.

Anneannem öldü..annemin de içinde bir şeyler anneannemle birlikte öldü. Hayatın akışını bilmek ve buna hazır olmak başka, yaşayıp kabul etmek bambaşka imiş. Sevgisini  ve öfkesini sınırların ötesinde yaşayan güzel annemin yosun rengi gözlerinden yaşlar dinmiyor, acısı azalmak bir yana gün geçtikçe artıyordu. 

İçine kapanık bir çocuktum ben. Hatırlarım, annem ağladıkça ve bu ağlama seremonisi  her gün yinelenip azalmadıkça içimi bir korku sarmıştı. Okula gidip geliyor, günlük hayatın akışında sakince yer alıyor ama hep annemin yine yumuşak bir gülüşle taçlandırdığı mutlu sabahları özlüyordum. Ablam, anne-abla karışımı muhteşem varlığı ile çocukluğumun bu karmaşık günlerinin eksik notalarını tamamlıyor ve varlığının bana ne kadar güven verdiğinden bihaber bana masal dünyasının gerçekle kesişimini sağlıyordu.

Sonra anneler günü yaklaştı. Annem bizi karşısına aldı ve bu anneler gününün ilk annesiz anneler günü olduğunu, kutlamak istemediğini, hediye almamamızı rica ettiğini açıkladı. O konuşurken, gri bulutların  parçalanarak aralarından güneş ışığı sızdırması umudumun yok olup gitmesini izledim sessizce. 

O gün okula giderken kararlıydım. Ufak tefek bedenimi ancak taşıyan cılız bacaklarımla olabildiğince hızlı yol üzerindeki kırtasiyeye gittim. İnce ahşaptan dantel gibi işlenmiş yelpazeler yeni çıkmıştı. Satıcıya bunu anneler günü için hediye paketi yapmasını söyledim. Gülümsedi ve isteğimi yerine getirdi....ama sonra fiyatını sorduğumda avucumdaki paranın yetersizliği mutluluğuma gölge düşürdü. Olsun!Kararlıydım umudu zamana bağlamamakta, üzerimizde dolaşan mevsimsiz yağmur bulutlarını yollamakta.

Nihayet anneler günü geldi. Koştum hediyemi aldım ve annemi öperek gururla ona hediyemi verdim. Annem tembihlerini dinlemedim diye kızacak mı diye azbuçuk endişeli olsam da mutlu hissediyordum kendimi. Hediye paketi  mahcup, şaşkın bir sevinçle karşılandı ve açıldı. Annem elindeki ince-zarif yelpazeye şaşkınlıkla baktı. 

Gururla söyleyiverdim:

-Param yetmedi ama taksitle aldım

Kahkahalar , kısa süren sessizliğin ardından koşarak geldiler. Annem bana kocaman ama koskocaman sarıldı.

-Taksitle ha?

-Anneler günün kutlu olsun annecim..dedim sevgimi peşin sunarak.

Güneş, gri bulutları parçalamış ilk ışıklarını yollamıştı.


soldan ikinci annem,yanındaki rahmetli anneannem sağ baştaki velet ise benim :-)