kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2017 Pazar

Hobbit - J.R.R. Tolkien

Elimde kitap kalmadı, kızımın kitaplığına sarktım. Şöyle aklımın kalacağı, dur bir sayfa daha okuyayım da öyle uyuyayımdiye elimden bırakamayacağım bir yoldaş arıyordum. Niyetimi anlatınca Selin bana derhal Hobbit'i verdi. 

Beni  ve kitaplarıbu kadar iyi tanıyan bir kızım olduğu için Smeug'dan da zenginim ben :-)


Tolkien'i bir yazar olmaktan çok bir deha diye nitelendirenlere katılmamak olası değil. Haberlerini izleyemediğim, hep aynı sesleri ve angut suratları görmekten kurtulamadığım bugünlerde beni benden aldı bir süre o dünyada yaşamamı sağladı. Yazan kadar çevirmenin de önünde saygı ile eğilmeden duramıyorum.


Hobbit'in önce filmini izleyip sonra kitabını okumuş oldum. Klasik olarak ,kitap filme beş basıyor. Ciddi farklılıklar vara arada ama sanırım sinema filmi olması için o değişiklikleri öngören de kötü bir şey yapmamış. Ama önce sinemayı izlediğiniz zaman, kitabı okurken karakteri hayal edemiyorsunuz. Simalar kodlanmış oluyor zihninizde. Bilbo'yu okurken ister istemez Martin Freeman oluyor kafanızda filan.
  


Kral Thorin bana hep rizeliymiş gibi gelmişti filmi izlerken..la havle bu benim dimağıma bir reset atmak olası mı acaba?



Neyse kitaba dönersek; dil akıcı, kişiler karakterler detaylı. Okurken ıslanıyor okurken  yoruluyorsunuz : anlatılanı yaşamamak elde değil. 425 sayfa bitince, üfff diye kalakalıyorsunuz. Komik bir şekilde bu seriyi tersten izliyorum ben. Önce Yüzüklerin Efendisi üçlemesini okudum sonra aslında daha evvel okunmasıgereken Hobbit'i okudum şimdi de Simarillion'u aldım elime.

Kitaptan hoşuma gidenler:

-"Biz karanlıktan hoşlanırız" dedi cücelerinhepsi. "Karanlık işlere karanlık gerekir!Şafağa daha uzun saatler var"

"Şendir Mayıs mevsimi" dedi Bilbo yağmur yüzünü döverken. "Ama sırtımızı efsaneler verdik ve sılaya dönüyoruz. "

30 Mayıs 2017 Salı

Şans - Karen Kingsbury

Çok çaresizdim.
Kitabım bitmişti, elimde yeni kitap yoktu, tekrar okumak istediklerimi okuyacağım bir ruh halinde değildim.
Yeni  ve klasiklerden olmayan bir şeye ihtiyacım vardı.
Mesela sağlam bir cinayet romanı.

Migros alışverişim esnasında son anda atıldım ve onu aldım.
Şans. ...Hay ben böyle şansın dedirtti bana yani..o kadar diyeyim.

Ben bir geri zekalıyım!
Bu kitaba para verdiğime inanamıyorum.

Kitap özeti olarak başka da bir şey demek gereksiz sanırım.
Ucuz bir aşk hikayesi  ve bol salçalı hristiyanlık propagandası.

Yememem gereken bir şey yemiş gibiyim!
Gidip  Aşk ve Gurur'u tekrar okuyup  (ağzımı çalkalayıp) bu berbat tadı unutmaya çalışacağım.

D&R'dan siparişlerim gelene kadar yeni bir çılgınlıktan sen beni koru Allah'ım.

Amin hem de çok amin.



29 Mayıs 2017 Pazartesi

9. Kadıköy Kitap Günleri



Benim belediyem diye demiyorum;seviyorum.

Kadıköy kitap günleri başlıyor; bir öncekinden daha mükemmel, bir sonrakinden mütevazı.

Kaçırmayın dostlar..sıkıştırıldığı köşeye sığmıyor sanat ve kültür.

Bu ışık hepimizin.

24 Mayıs 2017 Çarşamba

Hermann Hesse - Klein ve Wagner


Ne iyi ettim de tanıdım ben seni Herman Hesse

Yapı Kredi yayınlarının olduğu o kutsal satış yerine gittiğimde hissettiğim mutluluk hiç azalmıyor ne mutlu. Bu sefer de dayanamayıp bir Hesse kitabı aldım. Betimlemeler, duygu aktarımları yine beni benden aldı. İyi  filan değil, adam resmen efsane.

Kitabın konusu ve ne anlattığı kesinlikle bir kişinin yorumlayarak "şudur" diyeceği bir şekilde değil. Sistem, benlik, din,gerçekler, sorgulama cesaretinin gereği altı kazına kazına işlenmiş.  Kitabın sonunda yine hemen her zaman yaptığı gibi önceki sayfalarda yoğun yoğun anlatıp karanlık sokaklarınızı aydınlattığı yetmiyormuş gibi bir güneş çıkarıveriyor göğünüze. Ve belki de yıllardır cevabını aradığınız;sosyoloji-din-felsefe kitaplarının tozunu attıra attıra bulmaya çalıştığınız cevabı veriyor apaçık.

Okumak lazım, sevmek lazım bu adamı.



 Alıntılarımı  sıralıyorum sizin için :

  • Tüm ateş püskürtmeler, tüm kızgınlıklar , tüm aşağılamalar bir hatadan ve çocukluktan başka bir şey değildir;aşağılayan, hor gören zavallıya gerisin geri dönüp gelir.

  • Geride bıraktığımız yaşam yoluna dönüp baktık mı, hele gözlerimizi attığımız mutsuz adımlara ve bunların sonuçlarına çevirdik mi, falan şeyi nasıl savsakladığımıza çokluk akıl erdiremeyiz, sanki yabancı bir güç adımlarımızı yönetmiş gibi gelir bize. Goethe, Egmont'ta şöyle der: insan kendi yaşamına yön verdiğine, kendi kendisinin kılavuzu olduğuna inanır ama öte yandan en içsel varlığı karşı konulmaz bir güç tarafından yazgısına doğru çekip götürülür.

  • Yaptığı,işittiği,gördüğü her şeyin kendisiyle eni konu ilişkisi vardı, bu zorunluluğu içeriyordu, bir rehber peşine takmış götürüyordu onu, uzun ve uzak nedenler zinciri meyveye durmuştu. Eh, buyursunlar meyvelerini versinlerdi. İyiydi böylesi.

  • Konuşmak, her şeyi yanlış anlamanın, her şeyi bir boşluk ve sığlık içerisine sürüklemenin kesin yoludur.

  • Hayır sevilmek mutluluk değildir. Sevmeye gelince, işte budur mutluluk.

  • Geçmişteki o bunaltıcı sızlanma ve suçlamalara konu yapılmayarak, yargılanıp mahküm edilmeyerek yenilenmeli ve tersine çevirmeli, anlamla,sevinçle,iyilikle,sevgiyle dolup taşmalıydı. Yaşadığı Tanrı bağışlaması kendisinden başka taraflara da yansımalı ve etkinliğini başka taraflarda da sürdürmeliydi.

  • Sanat, insanın Tanrı'nın inayetine Tanrı'nın nuruna kavuştuğu anlarda dünyaya temaşasından başka şey değildi. Sanat, her şeyin arkasında Tanrı'nın varlığını göstermekti.

  • Konuşulmaması, basit olanın karmaşık duruma sokulmaması gerekiyor, ruhu dışa döndürmemek gerekiyordu





8 Şubat 2017 Çarşamba

MUTLAK PEŞİNDE-BALZAC



Balzac'ı seviyorum  ve okumadığım kitaplarını bulduğumda da çocuk gibi neşeleniyorum.

Mutlak Peşinde de öyle bir beklentiyle başladığım romanlardan oldu.

Tabii ki İş Bankası Yayınları ve Hasan Âli Yücel serisinden aldım.

Her zamanki detaylı tasvirleri ve maddeye dahi ruh katabilen yorumları ile öykü aktı gitti. O dönemi, o döneme ait doğruları düşüne-kıyaslaya okudum  niyeyse bu sefer. Hangi doğrular ve duygular evrenselmiş bugüne de gelmiş hangileri o günde kalmışı;toplum ve insan hangi evrelerle bunları yitirdi diye düşündüm.

Onca inanılmaz olumsuzluğa rağmen zeki bir evlat ve kadınlara mahsus demir irade -nispeten- mutlu denilebilecek son ile  şaşırtabiliyor okuyucuyu. Hiiiç dert çekecek günlerde olmadığım  ve kazara dahi haberleri  açarsam aft çıkardığım için bu mantık sınırlarımı zorlayan mutlu sonu aldım bağrıma bastım.

Karakterler yine özgün çizgilerle sınırlarını belirlemiş.  Flu fonda net objenin güzel göründüğü  fotoğraflar gibi, öne çıkışını  çok sevdiğim kişiler oldu romanda.

Uzun da değil. 210 sayfa..hoooop diye okunuyor zaten :-)

Yaarın kendini eleştirenlere şahane bir eleştirisi var. Alıntılarda önce onu  paylaşmak istiyorum. uzun tasvirlerini eleştirenler için şöyle diyor:

"Kimi bilgisiz ve aç gözlü  kişiler kaynağına gitme sıkıntısına katlanmadan heyecanlar yaşamak istedikleri için hep karşı çıkarlar bu tür hazırlıklara; tohum ekmeden çiçek, gebe kalmadan çocuk isterler."

Yüzyılın kapağı olmuş kanımca :-)))

"Toprağa ekilen tohumlar içerisinde en çabuk ürün vereni şehitlerin döktüğü kandır"

"Düşünce insanları da barometreler kadar değişkendir;yalnızca dahi , özünde iyidir"

zariflik nasıl kadın cinsinin güzelliğiyse bağlılık da dehasıdır"

"Bolluk içinde yetişen kadınlar maddesel hazların örttüğü boşluğu  çabucak hissederler ve yıpranmaktan çok yorulan yürekleri onlara gerçek bir duygu  alışverişinden doğan mutluluğu buldurduğunda -- sevgisinden emin oldukları erkeğe de uygun gelmesi koşuluyla-- orta halli bir yaşama seve seve katlanabilirler."

" Güzel kadın olunur!"

"Toplum, insanlardan beklediği erdemlerin hiç birine uyma gereği duymaz"

gerçek mutluluk ruhsal basamakların yalnızca iki ucunda bulunabilir. Yalnızca safdil ile dahi, biri zayıflığı  öteki gücüyle yaşamın bütün pürüzlerini yok eden bir tatlılık, inişsiz çıkışsız bir ruh hali yaratabilirler. Birinde kayıtsızlık ve uyuşukluk vardır, ötekinde hoş görü ve yüce düşüncenin sürekliliği: dahi yüce düşüncenin yorumlayıcısıdır ve ilkede de uygulamada da kendine benzemek zorundadır. Dahi de safdil de sade ve saftır;ne var ki birindeki boşluk , ötekinde bir derinliktir. İşte bu yüzden akıllı kadınlar kusursuz bir adam bulamazlarsa safdilin birini seçmeye yatkındırlar."

17 Kasım 2016 Perşembe

1989


Kitaplardan beni etkileyen-unutmamak istediğim pasajları düzenli not almaya 1989 yılında başlamışım. Dün odama sohbete gelen genç personelle sohbet esnasında laf açıldı o defteri çıkartıp  hatırlamaya çalıştığım bir yere baktım ve kitaplardan yaptığım alıntıların beni etkileyen bilgiler haricinde içinde bulunduğum ruh haline-yaşa bağlı seçkilerden oluştuğunu fark ettim.

Alıntılarım, bana beni seyretme ve hatırlama iznini verdi.

Güzel bir müzik dinletisi ile birlikte(tık) 1989'da yani 18 yaşında iken bana bir baktım da...





Benim savaşım geriye bakış olmaması yolunda. Bizler geçmişin mahkumları değiliz . Bulunduğumuz yerden başlayabiliriz. Bu konuda kınanacak "başkaları" yok.

LEO BUSCAGLİA-KİŞİLİK (Mayıs 1989)

💞💞💞

Bir mesajın hiç alınmaması , onun gönderilmeye değmez olduğu anlamına gelmez

LEO BUSCAGLİA-SEVGİ (Mayıs 1989)

💞💞💞

İnsan tükenir DENİZ tükenmez
Aşk acı,umutsuzluk,coşku vb..
En çok gözlere yansır, gözlerde okunur
Aşklarımı,acılarımı,umutlarımı,coşkularımı
Kimse okuyamıyor artık

FERİT EDGÜ-ÇIĞLIK  (1989)

💞💞💞

İşte sen böylesin Küçük Adam. Kaşık atmayı, kepçe daldırmayı çok iyi biliyorsun da yaratma yeteneğinden yoksunsun. Bu yüzdendir ki sırtına deli gömleği geçirir gibi parmağına evlilik yüzüğü geçiriyorsun

WİLHEM REİCH_ DİNLE KÜÇÜK ADAM (1989)



💞💞💞

İkiye böler yağmuru geceyle yanyana
Ağaç dolaşır durur,yolunu şaşırmış ormanda

MELİH CEVDET ANDAY - TANIDIK DÜNYA (1989)

💞💞💞

İnatçı değilim, gerginim. Kendimi salıvermesini de beceremem.Hem bu da bir müdafaa şekli. Düşünen bir kamışımben

JEAN PAUL SARTRE - UYANIŞ (1989)

💞💞💞

Kaybedecek bir şey olmayınca hayatın idaresi kolay

SİLAHLARA VEDA - ERNEST HEMİNGWAY (1989)

💞💞💞

Hürriyet, savaşmak için bir amaçtır.

EXODUS- LEON URİS (1989)

💞💞💞

Attın beni dünyaya garip kul diyerek,
Noksanını kendin ara bul diyerek
Buldumsa da bir gün,yine çektim Tanrım
Her hasreti ben üstüme bir çul diyerek

BÜTÜN ŞİİRLERİM 2- ÜMİT YASAR OĞUZCAN(1989)

💞💞💞

Ağaç ölür, ormanlar kalır

ÜÇ KAĞITÇI - ORHAN KEMAL (1989)





25 Ekim 2016 Salı

Kumarbaz- Dostyoveski


D&R'ın klasiklerde indirim zamanını kaçırmamaya çalışıyorum. Köy Enstitüleri ile ilgili bir etkinlik düzenleyip Hasan Ali Yücel hakkında derin bilgi edineli de adını her gördüğümde gözlerime dolan yaşları engelleyemiyorum. Dolayısı ile bir süredir kitap alacaksam Hasan Ali Yücel serisinden almaya çalışıyorum ve D&R indiriminden kitap aldığımda da en son  Dostyoveski'nin Kumarbaz'ını aldım.

Anna Dostyoveski


Kitap ile ilgili bir çok şeyi merak ettim ve (merak benim en iyi huyum sanırım)  kitabın sadece 25 günde yazıldığını  öğrenince de gözlerim yerinden fırladı. Suç ve Ceza'dan sonra yayınevi ile olan anlaşmasına sadık kalmak zorunda olan yazar stenograf Anna Grigoryevna'yı tutup 25 günde romanı teslim etmiş sonra da bu hanımla evlenmiş. Kumarbaz'ı yazan gerçek bir kumarbazmış diye düşündüm. Şaka bir yana  burada anlattığı ciddi ölçüde kendisinden esinlenmelermiş.

Kitap akıcı. İçinde yer alan bazı deyim ve atasözleri ("sofraya domuzu davet edersen toynaklarını masaya koymasına hazır olmalısın" vb) bizim kullandıklarımızla benzeşiyor. 

Hayatta şansın inanmakla ciddi ölçüde bağlantılı olduğu, insanın bile bile hatada ısrar edebilecek kadar zayıf iradeli bir canlı olduğu, dünyanın en tutkulu hislerinden olan aşkı bile yok sayacak kadar kumara tutulabilmenin kumarı gerçekten bir hastalık sınıfına sokmak konusunda ikna etmeye yeterliolduğunu düşündürdü bana.

  • Bir Fransız'ın nezaketi nadiren içten olur. Bu kibarlık halleri hep iğreti ve çıkar icabıdır. Birazcık harikulade, orijinal veya sıradışı olma gereği duysa, klasik, bayağı geleneklerine dayanan o en aptal ve yapmacık haline bürünür.

  • Gerçek bir centilmen bütün servetini kaybetse dahi bozuntuya vermemelidir. Asaletin yanında paranın lafı bile olmaz.

  • Bizim gibi basit ve ölümlü insanlar en nihayetinde kaybediyordu.

  • İki tür kumar vardır: Centilmen kumarıyla, ayaktakımının kaba, hırs dolu kumarı. Buradaki fark keskin bir çizgiyle belirlenir ve...aslında ne iğrençtir o fark!


20 Ekim 2016 Perşembe

Cehennem'e Bir Bilet Lütfen


Daha evvel bahsetmişimdir belki. Maximum Kredi Kartı olana cinemaximum sinemalarda ilk seans 7 lira ve bu İstanbul için uğruna halay çekilebilecek güzel bir haber.

Gelenekselleştirme niyetinde olduğum üzre Nehir'i haftasonu kursuna bıraktıktan sonra dooğru Natilus'a girdim ve gişeye giderek keyifle mırıldandım : "Cehenneme bir bilet lütfen". Gişe görevlisi başını kaldırıp bana içtenlikle sırıttı ve "tercih ettiğiniz bir yer var mı" dedi. Tercih ettiğim yeri gösterdikten sonra carrefour'a gidip çubuk krakerimi ve suyumu aldım,fazla beklemeden filme girdim. 



İlk seans olmasına karşın hayli doluydu salon. Yanımda hasşır huşur seslerle birşeyler yiyen bir adam vardı ben ağzımı bile açmadım. Az sonra film başlayacaktı ve iyi bir filmse sesleri zaten duymazdım, canımı sıktığıma ve kalbini kırdığıma değmezdi kanımca.


Film kitap kadar şahane değildiyse de kesinlikle büyük bir keyifle izledim. Üstelik kitabı okuyalı çok zaman olduğu için unuttuğum şeylerin olması filmi benim açımdan daha keyifli kıldı. Başroldeki kadının gözlerinin ne kadar güzel olduğunu, Tom Hanks'in oyunculuğunun her "sonraki" filmde daha da pekiştiğini düşündüm. Temposu bir an yavaşlamayan,  konu ve olay geçişleri için yumuşak eslere zaman ayırmayan filmi İstanbul'a geldikleri yere kadar keyifle seyrettim. Sonra İstanbul'a gelindi. 



İstanbul Üniversitesi'nin her Küçük Emrah filminde içindeki ezikliği örtmek istercesine T cetveli ile girdiği o meşhuuuur kapısından girildi ve ben delirdim.



Öğretmen çember sakallının tekiydi. Sınıftan çıkışını seçebildiğim tek öğrenci türbanlıydı.  Yerebatan Sarayı'nın müdürünün adı  Tarkan-Orkun-Kemal filan değil şimdi hatırlayamadığım bir arap ismi idi.



Sinirden deli oldum. Perdeyi flu gördüm o kadar kızdım. 

Dolayısı ile film için iyi hiç bir şey demeyeceğim :-(((((((((

Tom Hanks'in filmin akışında eşikler ve gerekler ile ilgili söylediği şeyler bugün yaşadıklarımızı düşündürdü bana. Ve sinema filmlerinin insanları kitlesel olarak bir şeylere hazırladığına inancım iyice pekişti.

Cehennem filminde de düğüm İstanbul'da çözülüyor Yüzüklerin Efendisi'nde de.

Düşünmek lazım.

"Cehenneme bir bilet"  bizler için çoktan alınmış olabilir...

17 Ekim 2016 Pazartesi

Kitap Mim'i

Mimikli  Böcek ve Buzlu Kalem pek şekerler; hem Mim severim hem Mimikli Böcek ile Buzlu Kalem'i severim hem kitap severim: şahane bi üçü bir arada olmuş böylece.

En sevdiğim 15 kitabı sıralamam gerekiyor.
Memnuniyetle diyerek başlıyorum efendimmm. İlk sıra, daha evvel de bahsettiğim karşı konulmaz bir şekilde Aşk ve Gurur'a ait. Klasikleri mümkün olduğunca es geçtim, onları zaten hepimiz seviyoruz.

  1. Aşk ve Gurur................................Jane Austen 
  2. Bülbülü Öldürmek.......................Harper Lee
  3. Tespih Ağacının Gölgesinde........Harper Lee
  4. Yüzüklerin Efendisi....................JRR Tolkie
  5. Harry Potter.................................J.K  Rowling
  6. Demian.........................................Hermann Hesse
  7. Narsiz ve Goldmund....................Hermann Hesse
  8. Şibumi..........................................Trevenian
  9. Alamut Kalesi...............................Ernest W. Heine
  10. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim....Joanne Greenberg   
  11. Cengiz Aytmatov..........................Toprak Ana
  12. Khalil Gibran................................Ermiş
  13. Tutunamayanlar............................Oğuz Atay
  14. Korkma İnsancık Korkma..............Turgut Özakman
  15. Küçük Prens.....................Antonie de Saint ve tabiiiiiiii
  16.  Nutuk...........MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
İsim isim mimlemeyeyim kimseleri;önceki posta yorum yazan herkesleri mimlenmiş sayalım yine e mi?







2 Haziran 2016 Perşembe

Haydarpaşa Kitap Günleri

Dün Kadıköy Belediyesi'nin Haydarpaşa'da düzenlediği "8.Kitap  Günleri"ndeydim. Ne zamandır böyle neşeli hissetmemişim kendimi. Her yer kitap, her yer okumak isteyen insanlar, her yer gülümseyen yüzler ile doluydu. Bir de üstüne Selim İleri ile tanımadım mı?Bir de hem çocuklarıma  hem kendime 3 ayrı kitap imza almadım mı?

E daha ne olsun?




Değmeyin keyfime.

Haydarpaşa'nın bugünkü hali üzüyor insanı. Ne zamandır gözleri o arazide ne uzun zamandır sinsi sessiz planlar yapılıyor biliyorum. Türkiye'nin en kıymetli yeri oralar. Bir çok kamu arazisi hem de İstanbul'un ennnn kıymetli yerinde. Haydarpaşa-Selimiye Orduevi-Marmara Üniversitesi Kampüsü-Karacaahmet....ağzı sulandırıcı geliyor olmalı kimilerine.

O trenlere bakıp  hüzne boğulmamak mümkün değil. Çocuklar gibi resim çekindik durduk arkadaşlarımla. Belediye, vagonların içini de okuma alanı olarak değerlendirmiş. Bayıldım fikre.

Bugün yine gideceğim.
Kitap kokusunu özlemişim yoğun

Etkinlik programı için:

http://www.kadikoy.bel.tr/documents/file/1_Kitap%20gunleri_brosur.pdf

ve ayrıca benim çok hoşuma giden kısım :

HAYDARPAŞA’DAN ANADOLU’YA KİTAP KAMPANYASI
8. Kitap Günlerinin bir başka önemi ise, önemli bir sosyal sorumluluk projesine imza atıyor olması. Kitap günlerine katılacak olan her yayınevi okul ve kütüphaneler için en az 100 kitap bağışlayacak. Bağışlanan kitaplar Kadıköy Belediyesi ve Gönüllüleri koordinasyonuyla 5 Haziran günü Anadolunun çeşitli okul ve kütüphanelerine gönderilmek üzere yola çıkarılacak.

















26 Mayıs 2016 Perşembe

Armağan

Doğumgünlerinde ortak hediye alınacaksa görev bana düşerdi genellikle.Bir arkadaşım vardı  acccaip severdim(hala çok seviyorum)

Doğumgünü geldiğinde , o dönemin meşhuur Dadı dizisinin bornozlarından aldım kendisine. Uzun süre kullandığını ve uzun süre güldüğünü biliyorum. Ve sanırım, sonraki doğum günlerinin hiç birinde aldığım hediye o kadar makbule geçmemişti. O, benim yaşantımda disiplinli bir çılgını temsil eden en neşeli dosttur.

Bir diğerine Boyner'in kelebekli günlerinden düşürdüğüm  çay fincanı takımı aldım. Evcimendi ve süslü ev eşyalarını seviyordu.

Öteki dostuma maket gemi aldım. Adı Nuh'tu ve Nuh'un bir gemisi olması gerekiyordu. Hediyeyi verirken ben,alırken de o  eğlendi alabildiğince.

Selin'in ortaokuldaki arkadaşına , gün ışığını kavanoza hapseden ve gece seyretmesine yarayan bir şey aldım. Annesi çok kontrolü seven bir hanımdı ve içimde hep o çocuğun bir süre sonra isyan ettiği bu yaşam stilinin sağlam neferi olacağına dair  üzüntü veren hisler vardı. 

Bebeği olan bir dosta ziyarete gittiğimde ya da ilk yaş günlerinde,  icili bicili şeyler almak yerine hep süslü kumbaralar aldım çocuklara. Hani içine para atınca heyyooo diye bağıran cinsten. Kumbara kalmasa da yarattığı alışkanlık kalsın istedim.Ama asla domuz şeklindeki kumbaralardan almadım. Kurbağalar hep favorimdi .

Erkeklere hediye almak hep zordu. Babam hariç. Adam yakışıklı karizmatik hayat  çizgileri net...ona ne alsam ya da ne almasam hep olurdu.Yanağına kondurduğum bir öpücük karşılığındaki teşekkürü ya da mutluluğu ona bir ferrari alsam olacakla aynıydı her zaman...

Erkeklere hediye için de matraş'ın web sitesinde uldum mutluluğu. Üzerine ismi yazılan cüzdanlar  hele de indirimdekilerden seçilebiliyorsa karizmatik ve kullanışlı hediyelere dönüşüyordu. Üstelik kokmaz bayatlamaz cinsinden olduğundan  şimdi cüzdanım var gibi saçma bir itiraz da almıyordunuz. 5 sene sonra o cüzdan hala kullanılabilir ve adı da hala aynı addı neticede.

İş yerinde üst kademedikilere hediye almak zorunda kaldığımda da masa üstü eşyaları tercih ettim.Kişisellikten uzak ve anlam vurgusu yüksekti hediyelerimin. Kum saati hep favorim olmuştur.

Çocuklarımın okul arkadaşlarına ne alırsam alayım yanında bir kitap vermeye özen gösterdim elimden geldiğince.

En güzeli kendime aldığım hediyelerdi.
Bir gün hiç bir şeyi takmadan yaşamak.
Gün ışığında o an çimenlere çökme isteğine karşı koymayıp denizin tuzlu havasını zerrelerime işleyene kadar içime çekmek.
Kitap almak.
Yürürken ayaklarımı seyredip  gülümsemek.
Ev çingene çadırına dönmüşken boşverip  sırt çantama sevdiğim bir kitap atıp daha evvel gitmediğim bir yere gitmek.
Hayallerimi canlı tutmak
Şarkı söylemek..hayatın kendisi hediye   


Bunlar basit şeyler mi?
Yok canım!
Uçurtmanın ipi işte bunlar...

Uçurtmalar,ipleri kadar özgürdür.


25 Nisan 2016 Pazartesi

Bülbülü Öldürmek

Dayanılmaz olunca insanların renkleri ve silüetleri bir kez daha kaçmak ve unutmak ihtiyacı hissettim  tutkuyla ve isyanla.

Evdeki kitapları bir bir  dolaştım ;bu sefer tekrar değil yeni bir aşk arıyordum doğrusu.

Selin'e aldığım kitaplara göz gezdirirken bana daha evvel okuduğum ve çok sevdiğim bir kitabı anımsattığı için elime aldım o kitabı.

Cehalet...nasıl bilmezmişim bunca bilineni..dünyanın yarısı Atticus ile tanışmış ve onun hayranı olmuşken ben varlığından bihaber sarsuk sarsuk gezinmişim mavi gezegende

Tanışmanın vakti zamanı gelince, rüzgarın esintisinde konuverdi avucuma Atticus,Scot ve Jem.

Tesadüfleri seviyorum.

Kitap'tan en sevdiğim cümlelerinbaşında bu vardı : Sıfatları çıkarırsan gerçekler kalır

Ve sonra bunlar...

İş hayatının ve sevemediğim İstanbul'un debdebesinde içimde ne kadar Atticus var sorgusuna giriştim hemen durmaksızın.

Bir gıdım bile Atticus bulursam içimde,sarıp sarmalayıp nakşedeceğim zedelenmesin ve hep var olsun diye...

Unutmak ve kaçmak istediğim için sığındığım satırlarda hep yeni bir bakış açısı, yeni  bir silah, yeni bir umutla dönüyorum hayata ama hep o anlayan ve anlatan insanlara -keşke sahiden olsalar diyerek- duyduğum sınırsız özlemlerle...









Ve şimdi de büyük bir keyifle kitabın devamını elimde ; ya biterse korkusunda ağır aksak okumaya çalışırken merak ve sürükleyicilik yüzünde nefes alamadan okuduğum.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Kirpi

Çocukluğumda tatiller "hangi beldeye gitsek, kaç yıldızlı otelde havuza atlasak" şeklinde geçmezdi.

Trabzon, Sotka'da fırının üstündeki evin her köşesinde kendimize mutlu bir dünya yaratabilmemiz için teşvik edilen beyinlerimiz,3 kardeş olmanın tartışılmaz neşesi ile  saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacağımız eğlenceli çıkarımlarımız vardı.


En unutulmaz yazlarımdan biriydi.Annemle babamın odasında karyola ile pencere arasındaki minik dar koridora bir çuval kitap götürüp  sorumluluklarım bittiğinde evdeki meyvelerden kendime bir tabak hazırlıyor ve o minnacık alanda, kitap çuvalımın üstüne uzanıp seçtiğim bir kitabı okumaya başlıyordum. Evin genel koşturmacasından muaftım;kimse anne-babanın yatak odasına girmezdi. yere yattığımda gördüğüm sadece gökyüzünün kocaman pırıltılı mai'si olurdu. Rüzgâr denizin  yosun kokusunu taşır, kısacık saçlarımın arasında beni okşarcasına şefkatle dolaşırdı.

O dönem okuduğum hemen hiç bir kitabı unutmadım.
Bu sabah, "ne yapsam"larımın arasında , "hayattan ne beklemeli ne dilemeliyim"in nasıl hassas ve ters tepebilecek bir soru olduğunu bilerek işe gelmek için yürüdüğüm esnada sıyrıldı geldi o öykü anılardan. 

Sorular ve cevaplar...hepsi bir ömürde saklı aslında.

Vadinin birinde tüm hayvanlar bolluk bereket  içinde birlikte yaşarlarmış. Derken, günün birinde gökyüzünden bir melek kanadı kırılarak vadiye düşmüş.Hayvanlar, ona saldırmak yerine şefkatle yaklaşarak kanadını onarmış, onun yeniden eski haline dönmesine yardımcı olmuşlar. Melek tamamen iyileşip gökyüzündeki yerine dönecekken "bana yaptığınız bu iyilik karşılıksız kalamaz.Hepinize bir dilek hakkı veriyorum ama dileklerinizi geri almanız mümkün değil o yüzden iyi düşünün size yarına kadar müsaade.Yarın gelecek ve dileklerinizi gerçek kılacağım" demiş. Hayvanların hepsi sevinç içinde onu uğurlamışlar.Gece, hiç birinin gözüne uyku girmemiş. Hepsi , yarına gerçekleşecek dileği en doğru seçmek çabasındaymış.

Ertesi gün melek dilekleri gerçekleştirmek ve veda etmek için vadiye gelmiş.Tüm hayvanlar önünde sıra olmuşlar.

Tavşan:

- Ben herkesten çok korkuyorum,etim lezzetli hep peşimdeler..demiş.

Melek gülümsemiş ve ona çok hızlı koşabilme yeteneği bahşetmiş.

Zürafa:

-Çok obur biri sayılmam ama hep alçak dallardaki  olgun-sert yaprakları yemekten bıktım...demiş

Melek gülümsemiş ve ona, ağaların en tepesindeki taze yaprakları yiyebilmesi için uzun bacaklar ile uzun bir boyun bahşetmiş.

Sıra kirpiye geldiğinde:

-Ben ölümsüz olmak istiyorum..demiş

Meleğin gülümsemesi yüzünde soluvermiş.

-Kirpi...bu çok tehlikeli ve kötü bir dilek. Şimdi git düşün ve herkesin dileği bittiğinde seni tekrar yanıma çağırdığımda kararını bir kez daha dile getir..demiş.




Kirpi günün ve sıranın sonuna kadar sabretmiş. Herkes hak etmese bile dileğine kavuşurken ve  meleğe en çok yardımcı olan kendisi iken dileğinin yerine getirilmemesine karşı öfke doluymuş. Dileği tekrar sorulduğunda, aradaki zamanı dileğinin doğruluğunu değil uğradığı haksızlığı düşünerek geçirdiğinden "bir tereddüdüm yok..ölümsüz olmak istiyorum" demiş.



Melek üzgün üzgün bakmış yüzüne,cevap vermemiş. Sadece "peki" anlamında başını sallamış, kirpiye ölümsüzlük bahşetmiş ve hepsine veda ederek gökyüzüne yükselmiş.


Aradan yıllar geçmiş.

Kirpi önceleri pek mutluymuş.
Sonra çok sevdiği eşinin ölümüne şahit olmuş.
Arkadaşlarının,akrabalarının hatta evlatlarının  ölümlerine şahit olmuş.
Torunlarının torunlarının torunlarının yaşadığı şeyleri anlatıp paylaşacağı, mutluluğunu katmerleyip üzüntüsünü paylaşacak bir kader ortağının yokluğu yalnızlığın en derinine itmiş onu.
Anlattığı şeyler kimsenin ilgisini çekmez olmuş.
Yazlar aynı,kışlar aynı..hayat kendini tekrarlar ve bir heyecan içermez olmuş.
Üstelik ölümlerine şahit olmaktan bıktığı için birilerini sevmekten iyice korkar olmuş,içine kapanmış.

Yaptığı hatayı anlamış anlamasına ama yapacak çok şey de yokmuş.
Artık tahammül edemediği bir çok şey için vadiyi terk etme kararı almış. Vadiden yukarı tırmanırken ayağı kaymış ve yuvarlanarak tekrar aşağı düşmüş.Normalde ölmüş olması gerekirken bacakları kırık , yara bere kesik içinde kalan kirpi acıyla haykırmaya başlamış.

-Ben hatalıydım, ölüm ,gerektiğinde en güzeli imiş. Ben hatalıydım, yaşama müdahale etmeden anlayarak yaşamak lazımmış..Ne diledim ben..ne yaptım kendime ah...

Melek yüzyılı aşan bu pişmanlığı duymuş...Kirpiye bir kez daha dileğini vermiş.

*****

Ulaşılmaz olan en güzeli değil.
Yaşadığımız, o an için değil.
Dileklerimiz kendi felaketimiz olmasın....
Emerson'un sözü çok önemli ... DUALARINIZA DİKKAT EDİN .. GERÇEKLEŞEBİLİRLER.