masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2016 Salı

Pabucumun İstanbul'u



Saatin azizliğine uğradı da sabah 05:50 sandığımız saatin 06:50 olduğunu  çok geç fark etti  Kıvırcık. 
Yarım ağız ah'lanıp of'landık ama aslında acaip neşeliydik  çünkü Kıvırcık, Zuzu  ve ben manyak eğlenceli bir Pazartesi sabah kahvaltısı yapmış olduk.

Yaşasın kimine aksilik gelen ama görmesine bilene lütuf olan ayrıntıların zenginliği.

Sonra sokağa çıktığımızda tazecik gülüşleri ile  caddeyi çınlatan çocuklarımın soğuktan kızarmış yanacıklarının güzelliğine baktım.

Dedim dondurabilsem şu anı dondurmaz mıydım?
Kalplerinde en birinci henüz ben iken.. en büyük dertleri sınav notları ve kaçmasını aslında hiç umursamadıkları otobüsleri iken...evlatlarım.

"Hadi mızıkdamayın, an benim için çok özel" dedim ve fotoğrafımızı çekmeleri için bir çok insna ricada bulundum.

Her biri yüzünü buruşturdu..hepsi bir şeye bir yere yetişme telaşındaydı.



Kimbilir onların kaçı feyste bugün efkarlı efkarlı yazmıştır ölen insanlıklar hakkında.
Kimbilir onların kaçı   bilgiç bilgiç aforizmalar paylaşmıştır insan kalabilmek adına.
Kimbilir onlar sevdiklerine "aşkım" derken "aşkın" ne olduğuna en son kafa yoralı kaç yüzyıl olmuştur.

İstanbul'muş da masal şehriymiş de ah yaşanmalara doyulmazmış da...

Hay ben bu İstanbul'un 7 tepesinin 7 tepesini birden..diyecektim ki aklıma geldi.
Benden önce yaptılar zaten.

ÇAMLICA TEPESİ

ÇENGELKÖY SIRTLARI
Hoşgörümü gittikçe yitirdiğim yaşlardayım.

Vezneciler Kız Yurdunda kaldığım zamanlarda öğrendiğim küfürlerin ne çoğunu unuttuğumu ,onlar kalbimden hızla geçerken hayretle fark ettiğim günlerdeyim.

Son söz Oscar Wilde'dan:



9 Ekim 2013 Çarşamba

Merhaba,

Kendisini Cuma sanan bir Çarşamba'ya da kendisini ilkbahar sanan bir sonbahar havası yaraşırdı zaten.Hava o kadar güzel, gökyüzü o kadar berrak mavi ki bugün o güzelim maviliğin altında kötü şeyler yaşandığına inanası gelmiyor insanın.Ne yazık ki peri masallarında "prensle evlendiler onlar erdi muradına" bitiş cümlesini "nerde oturacaklar, bakalım ten uyuşması yaşanabilecek mi,prenses o güzel saray yemeklerinden yiyip hala incecik belle kalamayınca ne yapar acaba" şeklinde devam ettirecek yaşlardayım.


Hayallerini ertelememeli insan,onların bile miadı varmış öğrendim.İşten çıkarılışımın 19. gününde seneler üzerine ilk defa yapacak işlerimi bitirip yalnız kalabildiğim o muhteşem anda ertelediğim hayallerimin bir kısmını gerçekleştirmenin artık bana hiç bir şey ifade etmediğini fark ettim şaşkınlıkla.Hayır, sırt çantamı omzuma asıp İstanbul'da hiç gitmediğim bir yere gitmek filan istemiyorum,o hayal 20' li yaşlarda fazla kilosu ve yorgunluğu olmayan genç bir hanıma ait.Hayır, sırt çantamı omzuma vurup çat kapı Trabzon'a gidip aileme sürpriz yapmak da istemiyorum.Annem artık kalp hastası ve kapıyı açıp birden beni görünce ne olabileceğini hayal etmek bile istemiyorum...geriye sadece koca bir koli kitapla uzun bir gemi yolculuğu hayalim kalmış "bana ait" olanlardan. Bir sabah uyanmak ve yer mavi gök mavi'den başka bir şey görmemek.Gönül yorgunluğunu,birikmişleri ve ötelenmişlikleri o sonsuz mavide arınarak uğurlamak. Bunca mecburi konuşmaya bedel olarak günlerce susabilmek, sadece satırlarda kaybolmak... İstanbul'da yarım kalan nefeslerle yorgun ciğerlerimi iyot kokusu ile doldurmak...

İnsan bu alemde hayal ettiği müddetçe yaşıyormuş . Gerçeklerin koşulları ile hayallerin koşullarını bağdaştırıp az ondan az bundan ödün verdik mi güzel olabilecek her şey sanırım.

Öyle inandım, öyle de yaşıyorum...

Lakin zamanın getirileri hayal edemeyeceğiniz güzellikleri de verebiliyor size ve o zaman siz bu güzellikleri de kendi hayallerinize ana figür yapabiliyorsunuz.


Pişman olmadan,pişman etmeden süreceğimiz hayatlara
Gün başlasın , vira bismillah dedik.