mehmet Güreli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet Güreli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2016 Cumartesi

Sır

Sır tutmayı iyi bilirim.
Hatta, çok zaman tepki alacak kadar sırdaşımdır. Biliyordun söylemedin'lerle çok dost kaybettim.
Ama sır,kutsaldır.
Kimi zaman bedeli ağırdır.
Kimi zaman yükü,bedelinden ağırdır.

Gerçek hayat öykülerinden bir kesit var sırada yine
İsimler değişmiş,öykü gerçek.

 

  Karı - koca ikisi de arkadaşımdı. Diğer çiftte ise hanım yakın arkadaşım,eşi ise hanımından dolayı tanıdığım ve sohbet ettiğim herhangi biri. Hani nitelik zengini ve coşkuyla dost olmaya çalışacağınız türden biri değil. Varlığı zararsız, sohbeti su gibi berrak ve nötr..belirgin bir tadı olmayan.

İlk çift Ayşe ile Ali olsun.
Hanımı arkadaşım olan çift Banu ile Yavuz olsun.

Ayşe ile Ali büyük bir aşkla evlenmişler. Ben, o zaman tanımazdım onları sonradan tanıdım. Tanıştığımızda da sıradan sayılacak bir çift değildiler. Kavgaları şiddetli,barışmaları UNESCO ödülüne layık olurdu. Gezmeyi çok seven, bir paket sucuk alsalar 7 düvel dostlarını davet edip bunu şölene çeviren kişilerdi. İnsan severdi onları tüm beceriksizlikleri ya da saçma aile kuralları,dengesizlikleri ile. Bir gittiğinizde elinde Kur'an gözyaşları içinde okurken diğer gittiğinizde balkonda bira şişeleri arasında kahkahalar atarken bulmanız olası idi. Severdim birliklte yaptığımız her şeyi. Kocası ile birbirimizin omuzuna gülmekten gözlerimizden yaş gelmiş halde yığıldığımızda Ayşe'nin kıskanma olasılığından ürkmez hatta aklıma bile getirmezdim. Ya da Ayşe ile saatlerce fısır fısır bir köeşede konuştuğumuzda "açım lan bırakın dedikoduyu nedir saatlerdir oradasınız" diye bağrınan Ali'ye aldırmazdım. Keyifli anlardı her zaman yaşantıya kattıklarımız.

Henüz sırlar yoktu.


 

Banu gençlik yıllarında çabuk bir karar ile Yavuz'u almıştı nikahına. Yavuz, biriktirdiği idealleri idi onun. Yavuz ağır abiydi. Yavuz , belli bir siyasi camiada adı geçendi. Yavuz gülerken bile saygı ile dizlerinizi birleştirip dik otururdunuz.Yavuz riskli cümleler kurmazdı. Yavuz hep doğru yerde doğru şeyi yapar, içinizden ettiğiniz küfrü bile duyar gibi yüzünüze sakin-ifadesiz bakardı.Banu deliydi. Sevişmesi bile çığlık kıyamet bir kadındı. ..duyardınız yani :-) Yüzünde daima bir gülümseme olur, her an gülmeye hazır ifadesi ile sizi dinlerdi.

Çok gülenin derdi çoktur aslında derler.
Doğrudur.

Banu ve Ali, firmalarının dönemlik bir iş  anlaşmasında tanıştılar. Ortak tanıdıkları yani ben çok sevindim çok güldüm bu işe. Ayşe derhal olaya dahil edildi. Banu-Ayşe-Ali-ben okey masalarından kalkmaz olmuşken Yavuz da kısa süre içinde tüm duru doğruları ile -siyasi çizgileri çok uyuşmasa da" bu büyülü akışa dahil oldu.

İş bitti, muhabbet devam etti.

Henüz kimsede çocuk yoktu. Sabahlamalar, 51 partileri, patates kızartmasına tavla turnuvaları bizim işimizdi. Ayşe dik,herkese meydan okuyan ve genelde de (hele tavlada) kazananken Banu onu hayretten kocaman açılmış gözlerle izleyen, erken evliliğinde Yavuz'un ağır suskunlukları altında nasıl şekillendiğini gören-fark eden oldu. Banu, kısır-çay-iki dilim kek tabakları hazırlayıp servis eden ve kimseye mahal vermeden kendisiyle dalga geçen, Ayşe ise dekoltesinden taşmış memelerini hoplata hoplata taklitler yapıp her zamanki gibi kendi kurallarının  dikliğinde ortama renk katandı. Ali, yoğun iş temposu sonrası bazen stresli ve kavgacı, Yavuz gerektiği gibi davranıp gerektiği gibi susan...

Ne zaman fark ettim, ne zaman başladı bu sır hatırlayamıyorum. Banu'nun iri ela gözlerinde hüznün koyu gölgesinde bir fısıltı oldu ilkin. Başka bakıyordu. Belki, Ayşe'nin Banu'ya her zamanki teklifsiz takılmalarının birinde hep aynı haki renkli blüzu giymesinden dolayı yaptığı  şakalar ve ikisinin kahkahaları ile ayıldım önce. Fark etmemiştim Banu'nun hep aynı haki bluzu giydiğini, dikkat ettim o dakika. Neden diye düşündüm bilmezliğin tüm masumiyetliyle.  Sonra, bu tür takılmaları devam ettiren Ali'nin bariz bir şekilde televizyonla ilgilenip onları duymazdan gelişi. Yavuz'un hafif çatılan kaşları ( o da benim gibi o an fark etmişti haki renk bluza verilen kutsanmışlığı).

                               

Sonrasında ahmakıslatan kıvamındaydı belirtiler. Varlığını farkındaydım ama önemsemiyordum,emin olamıyordum. Sizin kalbinizde-aklınızda olmayan şeyi algılamıyor beyin belki ,hani öncelik vermiyor görse de. Ama bir an geliyor...görüyorsunuz .

Banu açıldı bana önce. Temkinli. Azar azar. Tepkimi yoklaya yoklaya. Korka korka ama artık içinden taşanı besbelli ki tutamaya tutamaya..

                       

Yavuz ile evlenmesinin hata olduğundan bahsetti. Onu yine de çok sevdiğini,elbette onun iyi bir insan olduğunu ama kendisinin bu her şeyin yerli yerinde, sınırların kuralların içiçe geçtiği evlilikte mutsuz olduğunu anlattı laf arasında örneklemeler ile muhabbet edercesine. İlk kar tanesi düştüğünde çığın oluştuğunu görebilecek kadar farkındaydım artık her şeyin. Aşk ile öksürük gizlenemezmiş. Banu da bir iki yoklama sonrasında daha fazla gizleyemedi aşık olduğunu. Haksız görmüyordu kendini. O kadar aşıktı ki her şeyi hak görüyordu kendilerine. Ayşe'yi ya da Yavuz'u üzmek ihtimali ise yaşayabieceği tüm utançlardan ağır basıyordu. Çünkü içinde coşkusu her gün artan aşkın nağmeleri Yavuz'a sorumluluğunu-vefasını,Ayşe'ye duyduğu sempatiyi yok etmemişti. Ayşe de Yavuz da iyi insanlardı ama eşleşme yanlıştı ,bütün mesele buydu Banu'ya göre. 

Bana verilen sırrın ağırlığı beni ezmişti. Bir araya geldiğimizde ne yapacağımı şaşırıyordum. "Neden" sorusu, o yaşlarımda da diğer her şeyden çok cezbediyordu beni. Ali'nin yoğun iş temposu ile şekillenen-değişen ruhunun Ayşe'nin dik-minnetesiz kişiliğinden yorulup Banu'nun duygusal-hüzünlü-desteğe ihtiyaç duyan kadınsılığına çekildiğini gördüm. Yavuz'un kuralcı,düz,ölçüsü şaşmaz kişiliği ile ezilen Banu'nun kurgulanmamış cümlelerin heyecanlı akışına, "yarın Cumartesi uyuruz Cuma akşamı sevişme günü olsun"  mantıklı duygusuzluğundan heyecanlı dalgalanmalara, karşısındakinin en sevdiği renk olan haki renge ait bir şey giydiğinde söylenen övgü sözleri ile farkedilişe gönlünü kaptırdığını ve zamansız yağan yağmurla tomurcuklar açan bir tohum gibi günden güne varoluşunu ortaya koyduğunu gördüm.

Ayşe hiç bir şeyi farkında değildi. Ali 'nin değişimini , hayatın olağan akışında olası bir ihtimalin gerçekleşmesi gibi görüyordu. Açıkçası, benim başımın artık hep yere eğik olması ve suskunlaşmam onu daha fazla ilgilendiriyordu. Öyle doluydu ki beyni -kalbi -enerjisi; ya üzülürse diye düşündüğümde kendimi aptal hissediyordum.. Yavuz ise ürkütüyordu beni. Ne yapacağımı bilmiyor ama sır'ra boyun eğiyordum.

                     

Aşk bana göre dinlerden bile üstün bir şey. Hele o yaşlar,duyguların şiddetinin sınır tanımadığı yaşlardı. Aşk, her şeyi  hoş görmeyi getirebilirdi ama yalan.,işte o  o kadar nefret ettiğim bir şeydi ki, aşk dahi yalanı haklı kılmıyordu benim gözümde. Evlilikte aşk ölebilirdi, başkasına da aşık olabilirdi insan ama verilen söz vardı. Eşi haksız ve kötü de olsa,ona  bir şeylerin bittiği söylenmeden yeni bir ilişkiyi gizli saklı yaşamak aklıma-kalbime-doğruma sığdıramadığım bir şeydi. Başkasının doğrularına saygı duymam gerektiğini düşünüyor ama kendi doğrularımı bunca ezip bir yalanı saklı tutmak beni mahvediyordu.

Sır bana ağır geldi.

Her şey ortaya çıktığında Yavuz Banu'ya bir tokat atmıştı. Banu korkmuş,yine de aşkına sahipo çııkmıştı. Ayşe'nin ilk sorusu "kim biliyor ve neden" oldu. Kim biliyor kısmında benim adım geçince de beni asla affetmedi. Neden kısmını Ali ile haftalarca tartıştılar,avaz avaz sorulara fısıltıyla verilen yanıtlarla doldu bir zamanların neşeli odaları.

Ayşe,intikamını kendi gibi alev alev aldı. Ali'yi hemen,derhal ve tereddütsüz boşadı. Daha "pişman olur muyum" sorusu sorulmadan, oldukça kısa bir süre sonra da yeniden evlendi. Evliliği öyle sanıyorum ki "düşünürsem patlarım,düşünürsem bir daha yapamam" gibi bir güdüsel tepki ile alelacele,rastgele biriyle yapılan bir evlilikti.

Ne Ali'yi ne beni affetmedi. İkimizle de bir daha asla konuşmadı.

Ali, uzun zaman ne yapacağını bilmez dolandı serseri mayın gibi. Ayşe,nafaka ya da ortak alınan evin yarısı gibi ayrıntılara dahi tenezzül etmemiş her şeyi arkasında bırakıp gitmişti. Ali önce özgürlüğün tadını çıkardı.Bir çok sevgilisi oldu. Sonra,parasına aşık yaşca hayli küçük bir kadınla kaldı. O kadar içiyordu ki ,başarılı olduğu işinin verdiği kibri ile alkol kokusu birleşince hayatına girenler de menfaati aşka tercih edenler oldu hep. Yeni işlere yelken açtı. Bilboardlarda adını gördüğümü hatırlıyorum. Aramızdaki dostluk, sessiz bir sözleşme yapılmışcasına soldu ve yok oldu. Ben onu yargılamıyordum ama o beni gördüğünde ya utanıyor ya acı çekiyordu. Görüşmez olduk.

Banu dik durdu.Haklıydı kendince. Sözünden geri dönmedi, Ali olsun olmasın artık Yavuz ile olamayacağını net bir şekilde beyan etti.

Ama intikamın en kötüsü Yavuz'dan geldi.

Banu'yu affetti.
Boşamadı.
Sabretti.
Şimdi iki çocukları var kız Yavuz gibi sessiz derin, oğlan Banu gibi deli dolu.

                                    
                 

Yavuz yorum yapmadı, dillendirmedi benim yanımda bu olanları. Saçlarında erkenden beliren beyazlar ve bir daha hiç görmediğim gülüşünün yokluğu ile  ağır abiliğe devam etti.Ama biliyorum ki o da beni affetmedi.

Banu ile dostluğumuz devam ediyor.

Aradan yıllar geçti. Şimdi, bugün iki çocuk annesi bir kadın olarak geri dönüp baktığımda "doğru neydi" diye sorduğumda hala karışık cümleler kuruyor beynim.

Sırra saygı, insanların yaşamlarına ve doğrularına saygı ...
Ama evli olduğu insana söylemeden yaşanılan ilişkiyi-yani affedilmez bir yalanı korumak??? 


Ki bana verilen sır değilse bu, her şeye rağmen müdahil olduğum olmuştur pek çok kere (tık-aşk sınır tanımaz..mış)

Müsterih değilim.
Ama bugün olsa,sanırım yine susardım
Ve sorardım kendime "ben kimim"

Kimse bilmez,kimse bilmez.


13 Ocak 2016 Çarşamba

Kimse Bilmez

Dün akşam iş çıkış saati geldiğinde her günkü gibi masamı toplayıp unuttuğum ya da yarına hatırlamam gereken bir şey var mı diye aklımı yoklarken ayni her günün rutininin alışılageldik kıvrımlarında huzurla boğula boğula yaşamaya devam ederken sadece bir anlığına penceremden görünen gri-lacivert bulutlara takıldı gözlerim ve hemen sonrasında akıllara zarar ağır yoğun ama kesinlikle her zerresi ile benim için yaratılmış bir hüzün geldi çöreklendi içime.

Günlerdir Geveze'nin sabah akşam aralıksız içimde mırıldandığı o şarkıyı ,o sesini yükselttikçe benim hazırlamam gereken raporlar arasında sesini kıstığım o şarkıyı açtım sözlerinin her harfinde gönlümü demleye demleye.


Gri-lacivert bulutlar altındaki gökyüzü keskin parlak bir maviye dönüşüp , kendi rengi kırmızı oluncaya kadar benim onları seyrettiğim gibi karşımda durdu ve beni seyretti.

Şarkıyı tekrara aldım.

Düşmek üzereyken es kaza yakaladığın halata tutunup nefesinin düzelmesini, titremelerin geçmesini beklersin hani
Sonra yaşama güdüsüdür baskın gelen.
Elindeki sıyrıklara aldırmadan halatı eline dolarsın sımsıkı

Yaşamak istediklerin değildir artık gündemin ilk maddesi
Bulut kızıla, gün akşama dönmüştür
Artık mevzuu yaşamanın ta kendisi oluvermiştir.

Ötelemedim.

Bıraktım içime çöreklendi hüzün. Bir benim bildiğim şeyler, bir de herkesin bildiği ama bir benim aldırdığım bir beni yaralayan şeyler gezindi yüreğimde, ağzımın içinde acı bir tat bıraka bıraka.

Şarkı kaçıncı kez döndü, ben ne zaman döndüm gittiğim uzaklardan bilmiyorum.
Mesai biteli bir saatten fazla zaman olmuş..hava kararmış

Anlatmanın faydası yok bazen
Kimse bilmez..kimse bilmez.



BULUT GEÇTİ 
GÖZYAŞLARI KALDI ÇİMENDE 
GÜL RENGİ ŞARAP 
İÇİLMEZ Mİ BÖYLE GÜNDE 
SEHER YELİ 
ESER,YIRTAR ETEĞİNİ GÜLÜN 
GÜLE BAKTIKÇA 
ÇIRPINIR YÜREĞİ BÜLBÜLÜN 
BU YILDIZLI GÖKLER 
NE ZAMAN BAŞLADI DÖNMEYE? 
KİMSE BİLMEZ,KİMSE BİLMEZ...