sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2018 Pazar

Venom: Zehirli Öfke



Yayın tarihi: 4 Ekim 2018 (Portekiz)
Yönetmen: Ruben Fleischer
Film müziğinin bestecisi: Ludwig Goransson
Yapım şirketleri: Sony Pictures Entertainment, Columbia Pictures, Marvel Entertainment, Tencent Pictures, Pascal Pictures
Yapımcılar: Avi Arad, Amy Pascal, Matt Tolmach

Dün "artık sinema sezonunu açmalı" diyerek, güya yapmak zorunda olduğum binlerce işi zorlukla ardımda bırakıp bir "kendime gün ayıracağım" prensibi zorlamasıymışcasına evden çıktım ve sokakta iki adım attıktan sonra kendimi kandırmaktan vazgeçip neşeli koşar adımlarla dünyanın alayına "emaaaan" çekip sinemaya yürüdüm.

Aylardan Ekim'di.
Kendimi seviyordum ,kendimi bağışlamıştım hemen her şey için kuşlar gibi hafiftim.
Günü kendime ayırmayı,ziyadesi ile hak etmiştim.

Kulağımda 47 yaşıma rağmen utanmadan keyifle dinlediğim twilight müzikleri, beni üzen ve üzecek her şeyi  net bir şekilde ardımda bırakıp sadece müzik,yürüyebilen canım ayaklarım,sinema , "ah bu eşsiz sonbahar rüzgarı benim için miydi"..şeklinde kendimi Natilus'a attım.

Özlemişim sinemayı. Kalp krizi geçirecektim mutluluktan.

Ve tabii kiiiii sezonu bir Marvel filmi ile açtım: Venom, Zehirli Öfke.


Venom sizi sıkmadan , bunaltmadan hatta üzmeden izleyeceğiniz son derece neşeli bir Marvel filmi.

Başarılı bir gazeteci olan Eddie her anlamda hayatını bütünleyen Anne ile evlenmek üzereyken çalıştığı  firma ondan Dr Carlton ile röportaj yapmasını ister. Çenemi tutamam en doğru olan benim diye ün yapmış olan Eddie tesadüfen elde ettiği bilgileri soft sorular sorması gereken röportajda Dr Carlton'a dayayınca filmlerde ve gerçek hayatta olduğu gibi paranın tüm dinlerin ve vicdanların asıl sahibi olduğunu görür,işsiz kalır sevgilisi onu terk eder ama taaa gönlünün içinde (bunu yazarken güldüm) bir dost edindiğini sonradan fark edecektir. Ve sonra beni sıkça güldüren diyalogların geçtiği bir panik dönemi, ardından da maceranın en şahanesi onundur.

Filmde, Marvel filmlerinde bence en başarılı olan şeylerden birinin ennnnnnn bi korkunç canavarları o hale sokuyorlar ki bağrınıza basıp ayağınızda sallayasınız geliyor dedirtmesi olduğunu düşünüyorum.

Venom, insanların kafasını  kopartıp yiyen ve herhangi bir diş doktorunu 7 kuşak zengin edecek kadar çok dişe sahip korkunç bir canavar aslında. Ama siz onu seviyorsunuz.


Şekil önemli değil aslında, bir yerde insan iyiliği ve neşeyi seviyor her zaman.


Şekil önemli değil dedim ama Tom Hardy dehşetli müthişli inanılmaz yakışıklı bir oyuncu , onu da söylemeden geçemeyeceğim. Ego ego  diye kendini kasıp kalıplara sokmadığı ve çocuk gülüşünü saklayıp  , bizim ora deyimiyle zaman zaman "it bakışları" olduğu için olabilir. Bilemedim.

Sinema filmlerinin ve öykülerin toplumu yarınlara hazırladığını düşündüğümü, buna kalpten inandığımı  hep söylemişimdir. Venom'de de üzülerek daha evvel bir çok filmde gördüğüm "dünya nüfusu  çok arttı ve artmaya devam ediyor, ya kitleler halinde ölmeliler ya uzayda yer bakalım kendimize" üzerine bir kurgu olduğunu gördüm. Kötü adam ise bariz bir şekilde müslümanlara benziyor. Nitekim Dr Carlton'u canlandıran başarılı aktör Riz Ahmed Pakistan kökenli İngiliz.

Üzüyor bunlar beni üzüyorrr.............

Başarılı gazetecinin soğukkanlı,seksi,aklıbaşında sevgilisini canlandıran Michelle Williams ise maça kenardan girip  final golünü atan  ve beni hayli güldüren bir karakteri canlandırıyor. " Güzel " olarak o seçilmiş ancak ben hakikatten bu hep bakımlı,kusursuz saçlar,eksiksiz makyaj,nefis kalçalar,tam da ona göre kıyafetler ile donanmış Amerikan güzellik kavramının donmuş krema tadı verdiğini düşünüyorum. Nice zamandır hafif asimetri ya da kusursuz soğuk görünümler yerine ışıltılı kocaman gülüşlere sahip  "kadınsı" hatların özlemini çekmekteyim ekranlarda. İçim bayıldı güzel kavramı dayatmalarından.


Filmin mesajlarından baskın olan bir tanesi de , iyinin ve iyiliğin her zaman kazandığı, iyinin ve iyiliğin tüm akışı en olmaz denilen zamanda değiştirebileceği idi. Bir insanı sevmek bazen bir evreni kurtarmaya yetiyor. Sevmekten,iyiliğe inanmaktan hiç vazgeçmemek lazım. Kötünün en kuvvetli olduğu dönemde bir tebessüm,iyilik,karma etkisini yaratıveriyor. En tepedekini, sokaktaki evsizin, kendisine iyilik yapana duyduğu minnet ile beslenen sevgisi deviriveriyor. Vazgeçmemek lazım iyi olmaktan,uymamak lazım zamana tüm zorluklara karşın. 

Filmin sonu mutluluk verici. Tüm filmde en çok güldüğüm replik "o bizim,onu geri alacağız" oldu. Niye komik..izleyince anlayacaksınız.

Film bittiğinde sıradan seyirci hemen salondan çıktı tabii. Ortalama fikri olan Marvel izleyicisi ise sakince oturup jeneriğin akmasını bekledi.  Filmin final sahnesi jeneriğin ortasında yayınlandı. Sonra bir kısım seyirci daha gitti ama hakiki Marvel izleyicisi olan 5 kişi oturduk bekledik.Yaklaşık 4-5 dakika daha jenerik aktı (ki o jenerikte bir kaç Türk ismi görüp gözyaşlarına boğuldum bennn) ve bir kısa bölüm daha yayınlandı. Sonra hepimiz çıktık.

Siz de yapın bunu. Ekim'den bir gün hediye edin kendinize, uzun zamandır dinlemediğiniz ve melodisi sizi özlemle kendine çeken müzikler dinleyin ve sinemaya gidin...konsere gidin...tiyatroya gidin.

Sanat henüz bizden alamadıkları tek güzellik olarak kaldı.

Yaşamı ve sanatı sevin...

Güzel yarınlarda görüşmek üzere


20 Mayıs 2018 Pazar

Deadpool 2


Bir süre ara verdim şu Cumartesi sinema keyiflerine. Hani mübarek taşeron kanunu ile emekliliği hak etmiş olmamdan dolayı işsiz kaldım ,o biraz gerdi beni yalan yok. Hayatın akışı ve öncelikler değişiveriyor böyle bir sebep hasıl olunca.

Ama şimdiki adı her neyse TEOG-SBS- vır vır zır zır vs vs vs, benim minik Nehir'im o sınava girecek ve her ne kadar biz" takma kafanaa" desek de sistem ve okul gerim gerim geriyor minik burunlu prensesimi.

Gevşemesi lazım dedik elbette. Bugün günlerden Nehir'di. Önce Galatasaray'ın anlı şanlı galibiyetini kutlamak için GS Store'a uğradık ve ona bir şampiyonluk t-hsirt'ü aldık. Ardından da  Deadpool 2'yi çok istediği için direkt o filme gittik. 15 yaş sınırı biraz sorun yarattıysa da utanılası bir şekilde bunu aştık vee sinemaya girdik.

Bu tür bir Marvel'a daha evvel hiç gitmemiştim.



  
Hani eğlenceden öldüm desem yalan ama Nehir'in kahkahaları, arka sıradaki beylerin kırkırdamaları ile havaya girmem de zor olmadı ne yalan söyleyeyim.


Oyuncular: : Ryan ReynoldsJosh BrolinMorena Baccarin,Julian Dennison,Zazie Beetz

Bildik tanıdık kahramanların deforme ve karikatürize edilmiş halleri ile neticede "sevgi " mesajı veren bir aile filmi Deadpool 2. Hani mana bakan gözde imiş ya, filmdeki  şiddet sahneleri (ki onlar bile komikti aslında) bir yana kalırsa ana mesaj sevginin önemi, karmanın belirleyiciliği ve her zaman asıl belirleyici olanın zaman oluşu idi.


Kahramanların hepsi birbirinden renkli kişilikleri takdire şayan bir eğlenceli dil ve bol argo-küfür ile izliyorsunuz.


Belli başlı yerlerde kahkaha attım. Özellikle CV'ye bilerek afilli bir fotoğraf yapıştırıp gelinmesine güldüm. Film (bence) ergenlere yönelik bir film olsa da CV'lerle ilgili espriler yetişkinleri güldürüyor açıkçası.


Aşk meşk işlerine pek dalınmamış. Cinsellik içeren hemen hemen hiç sahne yok ama beni rahatsız edecek şekilde bu filmde de eşcinsellik sevimli,kabullenilmiş ve sıradan gösterilmiş. Daha evvel de demiştim , bu kişilerin kendi seçimleri olabilir ama normalleştirilerek  teşvikkar yayınlar yapılmasını  yetişen nesil için doğru bulmuyorum.


Filmin sonunda herkes kalkıp gidiyor da sadece gerçek Marvel izleyicisi jenerik akarken oturuyor ya; bu acaip hoşuma gidiyor.


Sinemadan sonra bir hamburger, bir donat  ve ardından kızgın güneşi sevimli kılan bir bahar esintisi altında uzun yürüyüş yaparak güzel kızımla bir gün geçirmiş oldum.

Üsküdar Belediyesi'ne ait yaklaşık 1000-1500 kişilik bir iftar organizasyonu gördük yürürken.  Suriyeliler dolmuştu herkesten önce. Onlara da kendi hallerimize de üzüldüm yalan yok. Bir de belediyeye kızdım ;madem böyle kaynağın var düzenli olarak öğrencilere yoksullara dağıtsana kardeşim. Bir tek Ramazan ayında mı muhtaçlara servis ediliyor "sevaplar" !

Evde bol film izliyorum bu ara. Sizlere onları da anlatırım mutlaka :-)

İyi güzel günlerde görüşmek üzere


9 Şubat 2018 Cuma

Fifty Shades Freed - Özgürlüğün Elli Tonu




 Özgürlüğün Elli Tonu
Bugün ilk seansına gittim. 😁

Selin'e " artık 18 oldun gel beraber gidelim" dediğimde huysuz ve onaylamaz bir bakış attı bana.
Evden çıkarken de "çok eğlenme" diye annesinin muzurluğuna atıfta bulunan bir seslenişle yolcu etti.

Öncekilerden deneyim edindim, arkalara yakın oturmak şöyle dursun neredeyse en öncen yer satın aldım.

Filmin açılış sahnesi hayalleri süsleyen bir düğündendi. Muazzam bir  gelinlik, güllerden oluşan estetik anlamda neredeyse kusursuz bir duvar ve zengin -seksi-yakışıklı-genç bir koca.Birbirine aşık bir çift, nezih bir topluluk filan.


Kitap güzel sadeleştirilmiş ve bu sefer "50 ton" kısmına "daha sık- daha  hızlı" yer verilmiş. Ana filmde , ilk  filmdeki çekingenliğini hayli atmış..hatta coşmuş gidiyor bile diyebiliriz.


Film, kitapla örtüşüyor , uyarlamayı bir hayli beğendim gerçekten. Kostümler, mekanlar, eşyalar ve bunlara ait vurgular sizi sizden alıyor. Mr Grey'in  birlikte yaşamak için satıl aldığı ev hayalleri yoksul  gösterecek kadar güzel bir gerçeğe ait. Filmde bir süre o evi ve gerçekten orada yaşamanın nasıl bir şey olacağını düşünüyor insan.

Anastasia'nın  kocasına net şekilde sahip çıktığı ve tereddüde mahal vermeyen netlikle dişlerini gösterdiği sahne hoşuma gitti. Bizlerin ne kadar lafın arkasına sığınıp ikincil anlamlarla duygu ve düşüncelerimizi ifade ettiğimizi sorguladım. Net olmak lazım şu hayatta,  örnek alacağım.


Mia'nın kaçırılması ve kötü adamın nasıl hastalıklı bir kötü adam olduğu sahneleri de kısa ama vurgulu.


Bütün masallar evlilikle ve aşıkların birleşmesi ile sonlanır. Ben hep sonrasını düşünürdüm. Ya bebek olunca?? Hani Türk atasözüdür "evlilikte kavga bebek olunca başlar" derler. Filmde buna da yer verilmiş ve bir bebeğin varlığı hayatı-kendinizi ve size ait insanları affetmek konusunda kocaman bir pencere açabilir sizlere kısmında kafamın içindeki sorularıma cevap veriyor aslında.

Filmin kimi müziklerini de hayli beğendim.Cebime indireceğim en az 1-2 müzik var oradan almam gereken.


Yine çığlık atan kızlar ve sinema salonunun en arkasında filmin bittiğini fark edemeyecek kadar kendinden geçen çiftler ile birlikte izledim filmi.

Aşkı hatırlamak ve bu kadar bunaltıcı ülke gündeminde her şeyin harika olduğu bir masalı izlemek bana iyi geldi.

Siz de gidin derim  dostlar.

11 Ocak 2018 Perşembe

Kültür Sanat

Buralarda yokken azcık kültür-sanat takıldım.

Bir kaçını anlatayım:

1-) Hizmetçi -

Hizmetçi, 2016 yılında vizyona giren, Güney Kore yapımı erotik psikolojik gerilim türündeki bir Park Chan-wook filmi. Başrollerini Kim Min-hee, Ha Jung-woo ve Kim Tae-ri paylaşmaktadır

Film 3 bölümden oluşuyor. 3'ü de birbirinden keyifli ve ilginç. İlk bölümü izlediğinizde bir öykü izlemiş oluyorsunuz. İkinci bölümü izlediğinizde ilk bölümde bildiğiniz her şeyi farklı algılıyor ve kaşlarınız yukarı kalkmış , keyifli bir "a-aaa" silsilesi içerisinde debeleniyorsunuz. Üçüncü bölümde ise aynı hikayeyi izliyorsunuz ama ilk izlediğiniz anlarda olmayan sahne ve bilgilerle bezenip, yarısını duyduğunuz bir cümlenin tamamını işitip tabloyu ancak görmüşsünüzcesine. Daha evvel hiç böyle bir film izlememiştim ve erotik bazı sahneleri olsa da buraya filmin adını alıp sizlere önermeye karar verdim. Gerçekten ilginç ve hoş bir film.


2-)Borusan Quartet - Süreyya Operası







Birinin kemanında bir ses vardı..dünyaya sadece onu dinlemek için gelmiş olabilirim. 300 yıllık mıymış ne. Konser ne zaman başladı ne zaman bitti  haberim olmadı. Kendimi "bilerek" kaybettim nağmelerde.

3-) İDOB yeni Yıl Konseri - Süreyya Operası


Sonunu çocukların cıvıltılı sesleri ile süsledikleri bir çok  harika ses ve müziğin, dansın ve ezginin yer aldığı  eşsiz bir konserdi. Gittiğim için kendimi  şanslı hissediyorum.

4-) Bayrak - İDT


Sahne arası verildiğinde oyuncular sahnede halen filan değişik yanları yok değil ama Devlet Tiyatroları oyunları neden bu kadar kasvetli olmak zorunda ...İlk yarı bittiğinde yanımda birlikte gittiğim insanlar olmasa çıkıp giderdim ay içim daraldı yemin ediyorum. Oyuncular iyi oyun da muhtemelen iyidir ama gönlüm daraldı, bittiğinde dedim ki iyi ki bitti. Sonu ve yorumu  izleyiciye bırakan nitelikli ve bana göre kasvetli bir tiyatro. İkinci yarı sürprizlerle dolu. 



      (2 Perde / 1 Saat 50 Dakika)
Berkun Oya’nın yazdığı Bayrak’ta, polisiye bir cinayetle bir ailenin trajik çöküşünün öyküsü anlatılır. Hayatın içinden yakından tanıdığımız öykülerin  yeni bir anlayış ve estetik arayışla çağdaş bir görünüm kazandığı bir oyun Bayrak. Karısını öldüren oğullarının eve gelmesiyle birlikte Anne ve babanın, yaşamları bir anda alt üst olur. Oğulların eşleriyle yaşadıkları mutsuz ilişkiler üzerinden aile kavramı, iletişimsizlik ve şiddet olguları sürprizli kurgu ve içeriğiyle sorgulanır. Sıradan bir karı koca ihanetinin cinayetle son bulan sıra dışı öyküsünde sahte ve gerçek olanın ikiliği de önemli bir tartışma konusudur.

“Başkasının çocuğu olsaydı ne yapardın, soruyorum sana, senin çocuğunu öldürseler ne yapardın, herkes birinin çocuğu…”

“Senin kardeşin benim kalbime burnunu soktu!...Oltalar suyun altında karıştı.”

5-) Fatih Erkoç Caz Konseri:

Öyle bir sesim olsa hiç susman hep şarkı söylerdim. Bir de beyefendi...bir de kibar.
  

Başka da bişi demiyorum.




1 Kasım 2017 Çarşamba

Secret Superstar - Bir Aamir Khan Filmi



 Bunu yazmakta geciktiğimi biliyorum. 
Ama yine de yazacağım 😰

Sinema günümü geçenlerde Aamir Khan filmi ile değerlendirdim. Aamir Khan ile beni Nehir yani küçük kızım tanıştırdı ve ben ona minnettarım gerçekten. Filmlerinin hepsini severim. Dolayısı ile ilk kez internetten değil de sinema salonunda onu izleyecek olmak fikri hoşuma gitti.

Secret Superstar'da, diğer filmlerinde de olduğu gibi sokağın gerçeği, halkı,gerçek yaşantılar ve mutlaka önemle değinilmesi gereken kemikleşmiş sorunlara yer verilmiş. Asla didaktik yanı olmaması bu  eleştiri ve önerileri kabul edilirliği kolay hale getiriyor. Tıpkı Kemal Sunal filmleri gibi : o ekiptensiniz. Biri canı yandığında "aman Allah'ım..canım çok yandı" demiyor da "hastiiirrr" deyiveriyor. Gerçek yani, fena halde.


Filmin kahramanı olan genç kız hayli suratsız. Asla nefis bir fiziği olmadığı gibi güzel demek de göreceli. Ama iyi bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim kendi kriterlerimde.


Filmin kahramanı olan erkek oyuncu ise diş yapısı deforme, kapkara leylek gibi bir oğlan. Ama o kadar mı güzel gülünür, o kadar mı bir gülüşle gönüller fethedilir ; yok böyle bir şey!


Anne rolünü üstlenen Meher Vij'i Allah  iyilikle gülümsesin diye yaratmış olabilir. "Sana bütün derdimi dökmek geldi içimden, sarılıp da boynuna öpmek geldi içimden" diye bir şarkı vardı ya eskiden. Hah, kadının uyandırdığı izlenim aynen bu.


Umudun, inanmanın, vazgeçmemenin  vazgeçilmez güzelliği ile zorluklarının yanı sıra gerçek sevginin erdemini, derinliğini, kendinden vazgeçmek olduğunu da kusursuz bir şekilde önünüze koyuyor. Kızdığınız şey kurtarıcınız ve kaderiniz olabilir. Yapmak isterseniz bir yolu her zaman var. 


İyilikte sebat kurtuluşa, kötülükte ısrar ummadığınız anda her şeyi yitirişe sebep olabiliyor. Ve insan sevmeyi, bazen geride bırakmak istediklerinden öğreniyor.


"O Ses Bilmem ne" tipi yarışmaların afyon etkisi, toplumda yaratılan deformasyon,  gerçek duygu ve inceliğin yerini alan şeylerin yarattığı büyük boşluğa hipnoz olmuş toplumların farkına bile varmadan düşüşü de yine didaktiklikten uzak şekilde gözümüze gözümüze sokulmuş.


Ve tabii filmin ana mesajlarından biri Victor Hugo'nun "Kadınlar zayıftır ama analar kuvvetlidir." sözü ile özetlenebilir. Sevinci, merakı,umudu çocukları ile paylaşan, acıyı,korkuyu,yılgınlığı tek başına yaşayan anne gerçek bir kahraman değil de nedir?






















Aamir Khan filmde çok ön planda değil. 52 yaşında birinin hala o sadece çocuklarda bulunan inanmış, pırıl pırıl bakışlara sahip olabilmesi kıskanılası bir şey. Onu izlemek bana keyif veriyor. 

ALIŞMAYIN!

Kadın tüm dinlerde ve toplumlarda hep değişimin ve baskının ana teması ne yazık ki. Filmde ekonomik özgürlüğün önemi, kadının yaşadığı sıkıntılar, yok sayılışı ve buna rağmen mücadele ile yarattığı küçük özgürlük alanları "alıştık artık" dediğimiz şeylere alışmamanın ne kadar önemli olduğunu  gösteriyor göresi olan herkese. 

Alışmayın!


Filmde beni çok etkileyen bir replik oldu.
Kız, annesi ile iddiaya giriyor ve kazanıyor. Anne "benden ne istersen yapacağım" ile bahse girmişti. Kız, farklı bir şehre gitmeyi istiyordu sanırım ya da öyle bir şey. Anne üzülerek bunun gerçek olamayacağını söyleyince kız isyanla "söz vermiştin, benden ne istersen demiştin" diyor. Anne ise ciddiyetle "benden ne istersen diye söz verdim, hayattan ne istersen demedim.Bu , benim yapabileceğimin çok ötesinde" diyor.


Kızıma bazen anlatmaya çalıştığım ve istediklerini yapamadığımda suçluluk duyduğum şeyler geldi aklıma. Bu , anlatamadığım o karmaşık duyguların güzel bir özeti idi. Eve gittiğimde de bunu onunla paylaştım. İkimiz için de iyi oldu.

Film vizyondan kalkmış olabilir ama izlemenin bin yolu var artık.

Yukarıda da bahsettiğim gibi : istiyorsan yapmanın mutlaka bir yolu var her zaman.