sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2018 Pazar

Deadpool 2


Bir süre ara verdim şu Cumartesi sinema keyiflerine. Hani mübarek taşeron kanunu ile emekliliği hak etmiş olmamdan dolayı işsiz kaldım ,o biraz gerdi beni yalan yok. Hayatın akışı ve öncelikler değişiveriyor böyle bir sebep hasıl olunca.

Ama şimdiki adı her neyse TEOG-SBS- vır vır zır zır vs vs vs, benim minik Nehir'im o sınava girecek ve her ne kadar biz" takma kafanaa" desek de sistem ve okul gerim gerim geriyor minik burunlu prensesimi.

Gevşemesi lazım dedik elbette. Bugün günlerden Nehir'di. Önce Galatasaray'ın anlı şanlı galibiyetini kutlamak için GS Store'a uğradık ve ona bir şampiyonluk t-hsirt'ü aldık. Ardından da  Deadpool 2'yi çok istediği için direkt o filme gittik. 15 yaş sınırı biraz sorun yarattıysa da utanılası bir şekilde bunu aştık vee sinemaya girdik.

Bu tür bir Marvel'a daha evvel hiç gitmemiştim.



  
Hani eğlenceden öldüm desem yalan ama Nehir'in kahkahaları, arka sıradaki beylerin kırkırdamaları ile havaya girmem de zor olmadı ne yalan söyleyeyim.


Oyuncular: : Ryan ReynoldsJosh BrolinMorena Baccarin,Julian Dennison,Zazie Beetz

Bildik tanıdık kahramanların deforme ve karikatürize edilmiş halleri ile neticede "sevgi " mesajı veren bir aile filmi Deadpool 2. Hani mana bakan gözde imiş ya, filmdeki  şiddet sahneleri (ki onlar bile komikti aslında) bir yana kalırsa ana mesaj sevginin önemi, karmanın belirleyiciliği ve her zaman asıl belirleyici olanın zaman oluşu idi.


Kahramanların hepsi birbirinden renkli kişilikleri takdire şayan bir eğlenceli dil ve bol argo-küfür ile izliyorsunuz.


Belli başlı yerlerde kahkaha attım. Özellikle CV'ye bilerek afilli bir fotoğraf yapıştırıp gelinmesine güldüm. Film (bence) ergenlere yönelik bir film olsa da CV'lerle ilgili espriler yetişkinleri güldürüyor açıkçası.


Aşk meşk işlerine pek dalınmamış. Cinsellik içeren hemen hemen hiç sahne yok ama beni rahatsız edecek şekilde bu filmde de eşcinsellik sevimli,kabullenilmiş ve sıradan gösterilmiş. Daha evvel de demiştim , bu kişilerin kendi seçimleri olabilir ama normalleştirilerek  teşvikkar yayınlar yapılmasını  yetişen nesil için doğru bulmuyorum.


Filmin sonunda herkes kalkıp gidiyor da sadece gerçek Marvel izleyicisi jenerik akarken oturuyor ya; bu acaip hoşuma gidiyor.


Sinemadan sonra bir hamburger, bir donat  ve ardından kızgın güneşi sevimli kılan bir bahar esintisi altında uzun yürüyüş yaparak güzel kızımla bir gün geçirmiş oldum.

Üsküdar Belediyesi'ne ait yaklaşık 1000-1500 kişilik bir iftar organizasyonu gördük yürürken.  Suriyeliler dolmuştu herkesten önce. Onlara da kendi hallerimize de üzüldüm yalan yok. Bir de belediyeye kızdım ;madem böyle kaynağın var düzenli olarak öğrencilere yoksullara dağıtsana kardeşim. Bir tek Ramazan ayında mı muhtaçlara servis ediliyor "sevaplar" !

Evde bol film izliyorum bu ara. Sizlere onları da anlatırım mutlaka :-)

İyi güzel günlerde görüşmek üzere


9 Şubat 2018 Cuma

Fifty Shades Freed - Özgürlüğün Elli Tonu




 Özgürlüğün Elli Tonu
Bugün ilk seansına gittim. 😁

Selin'e " artık 18 oldun gel beraber gidelim" dediğimde huysuz ve onaylamaz bir bakış attı bana.
Evden çıkarken de "çok eğlenme" diye annesinin muzurluğuna atıfta bulunan bir seslenişle yolcu etti.

Öncekilerden deneyim edindim, arkalara yakın oturmak şöyle dursun neredeyse en öncen yer satın aldım.

Filmin açılış sahnesi hayalleri süsleyen bir düğündendi. Muazzam bir  gelinlik, güllerden oluşan estetik anlamda neredeyse kusursuz bir duvar ve zengin -seksi-yakışıklı-genç bir koca.Birbirine aşık bir çift, nezih bir topluluk filan.


Kitap güzel sadeleştirilmiş ve bu sefer "50 ton" kısmına "daha sık- daha  hızlı" yer verilmiş. Ana filmde , ilk  filmdeki çekingenliğini hayli atmış..hatta coşmuş gidiyor bile diyebiliriz.


Film, kitapla örtüşüyor , uyarlamayı bir hayli beğendim gerçekten. Kostümler, mekanlar, eşyalar ve bunlara ait vurgular sizi sizden alıyor. Mr Grey'in  birlikte yaşamak için satıl aldığı ev hayalleri yoksul  gösterecek kadar güzel bir gerçeğe ait. Filmde bir süre o evi ve gerçekten orada yaşamanın nasıl bir şey olacağını düşünüyor insan.

Anastasia'nın  kocasına net şekilde sahip çıktığı ve tereddüde mahal vermeyen netlikle dişlerini gösterdiği sahne hoşuma gitti. Bizlerin ne kadar lafın arkasına sığınıp ikincil anlamlarla duygu ve düşüncelerimizi ifade ettiğimizi sorguladım. Net olmak lazım şu hayatta,  örnek alacağım.


Mia'nın kaçırılması ve kötü adamın nasıl hastalıklı bir kötü adam olduğu sahneleri de kısa ama vurgulu.


Bütün masallar evlilikle ve aşıkların birleşmesi ile sonlanır. Ben hep sonrasını düşünürdüm. Ya bebek olunca?? Hani Türk atasözüdür "evlilikte kavga bebek olunca başlar" derler. Filmde buna da yer verilmiş ve bir bebeğin varlığı hayatı-kendinizi ve size ait insanları affetmek konusunda kocaman bir pencere açabilir sizlere kısmında kafamın içindeki sorularıma cevap veriyor aslında.

Filmin kimi müziklerini de hayli beğendim.Cebime indireceğim en az 1-2 müzik var oradan almam gereken.


Yine çığlık atan kızlar ve sinema salonunun en arkasında filmin bittiğini fark edemeyecek kadar kendinden geçen çiftler ile birlikte izledim filmi.

Aşkı hatırlamak ve bu kadar bunaltıcı ülke gündeminde her şeyin harika olduğu bir masalı izlemek bana iyi geldi.

Siz de gidin derim  dostlar.

11 Ocak 2018 Perşembe

Kültür Sanat

Buralarda yokken azcık kültür-sanat takıldım.

Bir kaçını anlatayım:

1-) Hizmetçi -

Hizmetçi, 2016 yılında vizyona giren, Güney Kore yapımı erotik psikolojik gerilim türündeki bir Park Chan-wook filmi. Başrollerini Kim Min-hee, Ha Jung-woo ve Kim Tae-ri paylaşmaktadır

Film 3 bölümden oluşuyor. 3'ü de birbirinden keyifli ve ilginç. İlk bölümü izlediğinizde bir öykü izlemiş oluyorsunuz. İkinci bölümü izlediğinizde ilk bölümde bildiğiniz her şeyi farklı algılıyor ve kaşlarınız yukarı kalkmış , keyifli bir "a-aaa" silsilesi içerisinde debeleniyorsunuz. Üçüncü bölümde ise aynı hikayeyi izliyorsunuz ama ilk izlediğiniz anlarda olmayan sahne ve bilgilerle bezenip, yarısını duyduğunuz bir cümlenin tamamını işitip tabloyu ancak görmüşsünüzcesine. Daha evvel hiç böyle bir film izlememiştim ve erotik bazı sahneleri olsa da buraya filmin adını alıp sizlere önermeye karar verdim. Gerçekten ilginç ve hoş bir film.


2-)Borusan Quartet - Süreyya Operası







Birinin kemanında bir ses vardı..dünyaya sadece onu dinlemek için gelmiş olabilirim. 300 yıllık mıymış ne. Konser ne zaman başladı ne zaman bitti  haberim olmadı. Kendimi "bilerek" kaybettim nağmelerde.

3-) İDOB yeni Yıl Konseri - Süreyya Operası


Sonunu çocukların cıvıltılı sesleri ile süsledikleri bir çok  harika ses ve müziğin, dansın ve ezginin yer aldığı  eşsiz bir konserdi. Gittiğim için kendimi  şanslı hissediyorum.

4-) Bayrak - İDT


Sahne arası verildiğinde oyuncular sahnede halen filan değişik yanları yok değil ama Devlet Tiyatroları oyunları neden bu kadar kasvetli olmak zorunda ...İlk yarı bittiğinde yanımda birlikte gittiğim insanlar olmasa çıkıp giderdim ay içim daraldı yemin ediyorum. Oyuncular iyi oyun da muhtemelen iyidir ama gönlüm daraldı, bittiğinde dedim ki iyi ki bitti. Sonu ve yorumu  izleyiciye bırakan nitelikli ve bana göre kasvetli bir tiyatro. İkinci yarı sürprizlerle dolu. 



      (2 Perde / 1 Saat 50 Dakika)
Berkun Oya’nın yazdığı Bayrak’ta, polisiye bir cinayetle bir ailenin trajik çöküşünün öyküsü anlatılır. Hayatın içinden yakından tanıdığımız öykülerin  yeni bir anlayış ve estetik arayışla çağdaş bir görünüm kazandığı bir oyun Bayrak. Karısını öldüren oğullarının eve gelmesiyle birlikte Anne ve babanın, yaşamları bir anda alt üst olur. Oğulların eşleriyle yaşadıkları mutsuz ilişkiler üzerinden aile kavramı, iletişimsizlik ve şiddet olguları sürprizli kurgu ve içeriğiyle sorgulanır. Sıradan bir karı koca ihanetinin cinayetle son bulan sıra dışı öyküsünde sahte ve gerçek olanın ikiliği de önemli bir tartışma konusudur.

“Başkasının çocuğu olsaydı ne yapardın, soruyorum sana, senin çocuğunu öldürseler ne yapardın, herkes birinin çocuğu…”

“Senin kardeşin benim kalbime burnunu soktu!...Oltalar suyun altında karıştı.”

5-) Fatih Erkoç Caz Konseri:

Öyle bir sesim olsa hiç susman hep şarkı söylerdim. Bir de beyefendi...bir de kibar.
  

Başka da bişi demiyorum.




1 Kasım 2017 Çarşamba

Secret Superstar - Bir Aamir Khan Filmi



 Bunu yazmakta geciktiğimi biliyorum. 
Ama yine de yazacağım 😰

Sinema günümü geçenlerde Aamir Khan filmi ile değerlendirdim. Aamir Khan ile beni Nehir yani küçük kızım tanıştırdı ve ben ona minnettarım gerçekten. Filmlerinin hepsini severim. Dolayısı ile ilk kez internetten değil de sinema salonunda onu izleyecek olmak fikri hoşuma gitti.

Secret Superstar'da, diğer filmlerinde de olduğu gibi sokağın gerçeği, halkı,gerçek yaşantılar ve mutlaka önemle değinilmesi gereken kemikleşmiş sorunlara yer verilmiş. Asla didaktik yanı olmaması bu  eleştiri ve önerileri kabul edilirliği kolay hale getiriyor. Tıpkı Kemal Sunal filmleri gibi : o ekiptensiniz. Biri canı yandığında "aman Allah'ım..canım çok yandı" demiyor da "hastiiirrr" deyiveriyor. Gerçek yani, fena halde.


Filmin kahramanı olan genç kız hayli suratsız. Asla nefis bir fiziği olmadığı gibi güzel demek de göreceli. Ama iyi bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim kendi kriterlerimde.


Filmin kahramanı olan erkek oyuncu ise diş yapısı deforme, kapkara leylek gibi bir oğlan. Ama o kadar mı güzel gülünür, o kadar mı bir gülüşle gönüller fethedilir ; yok böyle bir şey!


Anne rolünü üstlenen Meher Vij'i Allah  iyilikle gülümsesin diye yaratmış olabilir. "Sana bütün derdimi dökmek geldi içimden, sarılıp da boynuna öpmek geldi içimden" diye bir şarkı vardı ya eskiden. Hah, kadının uyandırdığı izlenim aynen bu.


Umudun, inanmanın, vazgeçmemenin  vazgeçilmez güzelliği ile zorluklarının yanı sıra gerçek sevginin erdemini, derinliğini, kendinden vazgeçmek olduğunu da kusursuz bir şekilde önünüze koyuyor. Kızdığınız şey kurtarıcınız ve kaderiniz olabilir. Yapmak isterseniz bir yolu her zaman var. 


İyilikte sebat kurtuluşa, kötülükte ısrar ummadığınız anda her şeyi yitirişe sebep olabiliyor. Ve insan sevmeyi, bazen geride bırakmak istediklerinden öğreniyor.


"O Ses Bilmem ne" tipi yarışmaların afyon etkisi, toplumda yaratılan deformasyon,  gerçek duygu ve inceliğin yerini alan şeylerin yarattığı büyük boşluğa hipnoz olmuş toplumların farkına bile varmadan düşüşü de yine didaktiklikten uzak şekilde gözümüze gözümüze sokulmuş.


Ve tabii filmin ana mesajlarından biri Victor Hugo'nun "Kadınlar zayıftır ama analar kuvvetlidir." sözü ile özetlenebilir. Sevinci, merakı,umudu çocukları ile paylaşan, acıyı,korkuyu,yılgınlığı tek başına yaşayan anne gerçek bir kahraman değil de nedir?






















Aamir Khan filmde çok ön planda değil. 52 yaşında birinin hala o sadece çocuklarda bulunan inanmış, pırıl pırıl bakışlara sahip olabilmesi kıskanılası bir şey. Onu izlemek bana keyif veriyor. 

ALIŞMAYIN!

Kadın tüm dinlerde ve toplumlarda hep değişimin ve baskının ana teması ne yazık ki. Filmde ekonomik özgürlüğün önemi, kadının yaşadığı sıkıntılar, yok sayılışı ve buna rağmen mücadele ile yarattığı küçük özgürlük alanları "alıştık artık" dediğimiz şeylere alışmamanın ne kadar önemli olduğunu  gösteriyor göresi olan herkese. 

Alışmayın!


Filmde beni çok etkileyen bir replik oldu.
Kız, annesi ile iddiaya giriyor ve kazanıyor. Anne "benden ne istersen yapacağım" ile bahse girmişti. Kız, farklı bir şehre gitmeyi istiyordu sanırım ya da öyle bir şey. Anne üzülerek bunun gerçek olamayacağını söyleyince kız isyanla "söz vermiştin, benden ne istersen demiştin" diyor. Anne ise ciddiyetle "benden ne istersen diye söz verdim, hayattan ne istersen demedim.Bu , benim yapabileceğimin çok ötesinde" diyor.


Kızıma bazen anlatmaya çalıştığım ve istediklerini yapamadığımda suçluluk duyduğum şeyler geldi aklıma. Bu , anlatamadığım o karmaşık duyguların güzel bir özeti idi. Eve gittiğimde de bunu onunla paylaştım. İkimiz için de iyi oldu.

Film vizyondan kalkmış olabilir ama izlemenin bin yolu var artık.

Yukarıda da bahsettiğim gibi : istiyorsan yapmanın mutlaka bir yolu var her zaman.


16 Ekim 2017 Pazartesi

Cingöz Recai


Haftasonu  "kendine gel kendine" dedim kendime.

Kendime gelmem için kendimden geçene kadar yorulmam lazımmış  meğer.

Sorumluluklarımı , mecburiyetlerimi, yapacak işler listesini sırt çantamın ön gözüne koydum, Cumartesi öle - sürüne evden Natilus'a yürüdüm.

Beni yürümeye ve sinemaya gitmeye zorlayan  diktatör kılıklı iç sesimi seveyim..sokakta hayat var !


Türk sineması için koştur koştur bir "gideyim" haline girmem çok vaki değil ama Cingöz Recai  çekti beni. Oyuncu kadrosu-öykü- azcık merak ..hadi dedim gideyim bakayım.

İyi ki gitmişim.

Bir kere asla sıkılmıyorsunuz. Çekim teknikleri-ışık-sahne planlamaları-kurgu-tiplemeler-kostüm-mekan-ara vurgular şahane. 



Kenan İmirzalioğlu hayranı değilim ben ama bu rolün hakkını dibini sıyıra sıyıra vermiş. Üstelik bir çok hanımın neden ona ölüp bittiğini de ancak anlamış bulunmaktayım. Hem sert yüz hatlarına sahip hem çocuksu muzur bir gülüşe. İkisini de kullanmış filmde.


Haluk Bilginer sanki kamera orada yokmuş gibi. Doğallığı , yılların getirdiği ustalık şapka çıkarttırıyor haliyle. Sesini duymayı da her zaman sevmişimdir.

Meryem Uzerli Hürrem bakışlı da olsa yakışmış filme. Yine de başrol oyuncusu gibi değil daha bana kalırsa..azcık daha pişmesi lazım. 



Fatih Artman bu aralar belki en beğendiğim oyuncu. Hem rolünün hakkını veriyor hem seyirciyi güven veren, devamı gelecek bu adamın dedirten bir oyunu var.

Musa Uzunlar, her zamanki gibi  arka planların kuvvetli güçlü ve pislik adamı.

Serdar Keskin harika bir oyuncu ama benim için hep İsmail Abi kalacak o.



Boran Kuzum çıkınca beğeni mırıltıları yükseldi kızçelerin arasından.


Lokomotif oyuncunun bu kadar çok olduğu film seyirciyi de alıp götürüyor tabii. Tahmin edilebilir yerlerini keyifle, tahmin edilemez gelişmeleri beğeni ile, devamı gelir bunun vaadi ile gelen finali de "hadi inşallah" ile izliyorsunuz.


Seçilen mekanlar,renkler vs Türk Sinemasına karşı ön yargılarımdan dolayı utandırdı beni.


Filmde verilen alt mesajlar, geçmişe saplanmayıp geleceğe bakmak gereği, ıvır zıvır işleri bırakıp gençlerin teknoloji ve modern dünyanın gelişen değerleri ile harmanlanmasının önemi, kimlik erozyonuna karşı milli değerlerin vurgusu, dış güçlerin adiliği ve oynanan oyunların aşikarlığı ama hep dik hep bilerek hep var gücümüzle bir arada olmamız gerektiği gayet güzel verilmiş. Dayanamadım ağladım yine.  Aşka türkü de dinlesem ağlar oldum-sinemaya da gitsem ağlar oldum; memleketimin hali beni çok üzüyor. Ayrıca Peyami Safa'ya da bir şekilde atıfta bulunulmasını takdirle karşıladım. Vefa bir semt adı değilmiş meğer, ekibe saygı duydum.


Çocuk çocuk da gidilebilecek bir film. Ne abartılı kan dökme sahneleri ne çocukların yanında utanılası cinsellik var.

velhasıl..gidin derim dostlar :-)


3 Eylül 2017 Pazar

The Hitman's Bodyguard - Belalı Tanık

18 Ağustos 2017
2017 - ABD
Aksiyon ,  Komedi
118 Dak.
Patrick Hughes
Ryan Reynolds ,  Samuel L. Jackson ,  Salma Hayek Gary Oldman ,  Elodie Yung
Harun Can ,  Selçuk Kıpçak ,  Oğuz Toydemir ,  Bilge Can Göker ,  Özlem Altınok
Tom O'Connor (i)



Yapımcı:    David Ellison ,  Mark Gill




Bayramdan bir önceki gün bu filme gitmek istedik çocuklarımla ama Nehir'in yaşı 13 olduğundan ve film +15 olduğundan ve ben aptal gibi bunu gözümden kaçırdığımdan dolayı giremedik. Sinemanın kapısından kös kös geri döndük.

Bayramın ilk günü (bayram bize bir şey ifade etmediğinden) gidelim dedik ama  AVM'ler kapalıdır diye hadi boşver deyip her şeyi serip keyfimize bakalım kararı verdik 

Bayramın ikinci günü gidecektik ama seans 11:45'ten 11'e alınmıştı.

Bugüne kararlı kalktık,tüm engelleri aşıp o sinemaya gidecektik elbette. Gittik netekim.Gişedeki çocuk evvelden gelişimizi ve Nehir nedeniyle bizi alamayışını hatırlayıp kem küm vaziyette Selin için yaşı kaç diye sordu. hani "bak ben objektifim herkese soruyorum" havası. Kızardım eskiden olsa , valla diyorum olgunlaştım ben, bana keyif vereceğini bilsem de didmiyorum kimseleri artık. 
Selin ile 6 no'lu salona girdik, hatta su alıp geldiğimiz için 5 dakika da geç geldik ama perde açık değildi. Hani pek sevindim zira çoğunluğun aksine ben reklamları da izlemeye bayılıyorum.
Klima da açık değildi.
Gidip yetkililere söyledim. Ses geldi görüntü yok bu sefer de.
Makine bozulmuş.
Hadi onu hallettiler, klima için bir daha gittik.
Koltuğumuza iki delikanlı oturmuş mısır yiyordu. Tam çocuklara çatacaktım, biri panikle "koltuklar-salon boş diye oturduk afedersiniz hemen kalkıyoruz,bir ön koltuk sırasında bizim yerimiz" deyince kendimden utandım. Gençlik cehalet, ona buna kızıp hoşgörümüzü yitiriyoruz. Doğru değil böyle davranmak,gerçekten doğru değil. Çocuklara gülümseyerek  bunun hiç sorun olmadığını,bir ön sıraya bizim geçebileceğimizi,bir ön-bir arkanın fark etmeyeceğini söyledim. Kendimi zaptedip kimseleri didmediğim için de kızımdan aferin aldım :-) Sinema sonrası,  filmi izlediğimiz süre boyu arkamda kıkır kıkır gülüp duran o tatlı delikanlıları  üzmemiş olmanın tatlı neşesi kalbimde bir yerleri yeşertti durdu. 

Film beni  çok güldürdü. Selin'in yanımdaki koltukta gülmeye başlaması mı,arka koltuktaki delikanlıların arada tutamadıkları kahkaha mı bu kadar eğlenmeme etkendi bilmiyorum ama kesinlikle epeydir gülmemiştim bir sinemada bu kadar.

Konu kısaca şöyle özetlenebilir: AAA sınıfı bir koruma gelişmelerin beklenmedik sonuçları doğrultusunda azılı bir katili bir mahkemeye şahit olarak götürme işini üstlenmek zorunda kalır.


İnterpol içinde bilgi sızdıran biri vardır ve yol boyu çeşitli aşılması imkansız engellemeleri geçmek için kısıtlı vakitleri içinde mücadele ederken bir yandan hayatlarının inanılmaz kesişimlerini fark ederek ilerlemeleri gerekir.

İpucu vermeden ancak bu kadar anlatabiliyorum :-)

Film akıcı ve eğlenceli. Arada titreşimlere dayanamayıp whatsapp'a baktığımda bir şeyleri kaçırmış oluyordum yani  gelişmeleri oturup adam gibi izlemek lazım, ekrana 1 dakika sonra bakayım bir şey kaçırmam  diyebileceğiniz türden bir akışı yok.

Oyuncu kadrosu hoş. Samuel L. Jackson beni öldürdü. Hele finalde son bir cümlesi ve hareketi vardı resmen koptuk Selin ile. Olup olmadık zamanda kahkayı basması  Nehir'i (küçük kızımı) anımsattı bu yüzden daha çok güldük.

 Küfür gırla gidiyor, takdire şayan bir rahatlıkları var bu konuda ama asla absürt gelmiyor çünkü gerçekten  öyle olması gerekiyor ve size batmıyor bu doğallık.  Rahibelerle dolu araca bindiklerinde ise neşe bulaşıcı bir hastalık gibi salondaki herkesi sardı.

'e bittim. Samuel L. Jackson'un ona aşık olduğu günü anlattığı sahnelerde bayıldım, hücresinde ana avrat söverken gardiyanların dahi  yakası açılmamış küfürlerden başlarını eğişlerine çok güldüm.

Bay Kuralcı Mantık ile Bay Feleğin Çemberinden Geçmiş'i izlemek çok keyifli.

Hani  bilmem kaç ödüllü ,güya aşkı anlatan La La Land 'ı anlatmıştım ya. (tık) Aşkı bu film çok daha güzel anlatıyor. Aşkın emek demek olduğunu, aşkın varsa her koşulda var olup bahanelere sarılınmayacağını,aşkın değiştirmek değil olduğu gibi kabullenmek olduğunu  anlatan bu film varken ne diye para ve şöhreti aşka tercih eden La La La Land'ı  önerir ki insan?
İyi kim -kötü kim, kalıpla beynimize sokulmuş doğrulardan sıyrılarak bakmayı başarabilirsek hayata doğru ne yanlış ne diye son derece nazik ve samimi sorgulatıcılığı var. Katilin ensesindeki dövmenin sebebini öğrendiğinizde,her insanın bir yarası olduğunu düşünüp yargılamakta acele etmemeniz gereğini hatırlıyorsunuz.
İyi şeyleri unutmakta ne aceleciyiz.

+15'lik nesi var filmin diye de bir ayrı merakla izledim. Şiddet sahneleri bol ama bir senedir OHAL dönemi diye kapıda bacada ,metroda AVM girişlerinde her yerde uzun namlulu tüfekleri görerek,anne-babalarının  çantalarının habire aranmasını izleyerek yaşayan çocuklarımız için bu  sahte özen-ehemmiyet duygusu beni sadece sinirlendirdi. 

Velhasıl, gidin valla bana iyi geldi :-)