tlc etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tlc etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2026 Pazar

Yüksel Türk, senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur!

 








Sabah işe gelmeden önce  kanalları bir tarayayım dedim.

Ya Amerikan dizi-filmleri, ya bol sakallı erkek ve daracık kıyafetlerden memitolar fışkırmış kadınlar ya da arapça  bişiler diyen  ve muhtemelen kendilerini din temsilcisi sanan tuhaf tipler..

Sonra kanalları taramaya devam ettim.

Bir kanalda "Vurun Kahpeye" vardı.

Muhakkak bilirsiniz. Vurun Kahpeye, Halide Edip'in ikinci romanı ve konusunu Millî Mücadele günlerinden alan roman.


HALİDE EDİP ADIVAR
 

1923 yılı sonlarında Akşam gazetesinde tefrika edildi ve 1926'da ilk defa kitap olarak yayımlandı. 
Türk sinemasında 1949, 1964 ve 1973 yıllarında olmak üzere üç kez beyaz perdeye aktarıldı. 

Vurun Kahpeye ,  milli mücadele  yıllarını anlatır. İsimler değişse de roller baki kalmış..hainler yine aynı mücadele edenler de ...

Toplum belleği yeniden şekillendiriliyor yukarıda anlattığım , bol miktarda pompalanan kültürel öğelerle. Bizim milli, geleneksel  ve gerçek değerlerimiz sisler arkasında kalan  bir yerde. Oysa hele bu günlerde şiddetle hatırlamamız, farkına varmamız, her zamankinden çok sahip çıkmamız gerekiyor.


Kim olduğumuzu da , ne olmadığımızı  da  çok iyi bilelim.

25 senedir , yoruldum  bu gittikçe artan saldırıdan ve halkın aymazlığından, kaybettiklerimizden, kaybetiş sebep ve tarzımızdan.



Bıktım.

Ama vaz geçmedim , vazgeçemem, vazgeçemeyiz mücadeleden ve mücadeleye  devam etmekten.

Söz konusu vatan, kalan herkes ve her şey teferruat.


Atatürk diyor ki:

“Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin, çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü bu olmalıdır:
Benim, Türk milletine, Türk Cumhuriyeti'ne, Türklüğün geleceğine ait ödevlerim bitmemiştir; siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.

Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere devamlı olarak tekrar etmekle son nefesini verecektir.

Her Türk ferdinin son nefesi, Türk ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir.

Yüksel Türk, senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK - 11 Aralık 1935
(Atatürk'ün Mülkiyelilere yazdığı telgraftan.)»

Kaynakça: Atatürk'ün Bütün Eserleri 28. Cilt, s.141

28 Ocak 2026 Çarşamba

İki Parça Can


TLC'de bir program var.
Milyonerlerin evini anlatıyor bize.

Bir sarışın var.
Çantasına 5000 sterlin vermiş .


Allah mesut etsin ne diyeyim...

Sabah erken  çıktım evden. 

Hükümetin inadım inat bakınız  neresi kaç kanat politikası nedeniyle karanlıkta yürüyen  insanlarla birlikte yürüdüm. Üsküdar'dan Kadıköy'e.

Hava ,  aşmıştı kendini. Yağmur sonrası   dingin, temiz,sevilesi.
Serin ama soğuk değil.
Gökyüzü koyu mürekkep rengi.
Denizin üstünde yüzen ayrı bir şehir.
Adına İstanbul deseniz olmaz.. İstanbul değil deseniz o da olmaz.

Kadıköy iskeleye gelince bir çay aldım kendime.
Yağmurdan ıslak banklara oturdum ıslanmaya aldırmadan.


Göğün lacivertini, denizin mavisini, o eşsiz ışığı, havayı, denizde süzülen  gemileri, martıları, uzakları yakınları izledim  durdum.

annemin parmağı var  sgdajhdajd
bu işte resssmen annemin parmağı var😂


Ablamı düşündüm özlemle.

Çocuklarımı düşündüm sakin sakin.

14 ve 19 yaşlarımı düşündüm.

Çayın  tomurcuklu kısmından bir  iri yudum daha aldım.

Sonra 5000 sterlin çantası olan kadını düşündüm. Güldüm. Mutlu mudur acaba dedim? Onu yargılamaya hakkım yok. Sadece , 5000 sterlinlik çantalara meyletmeyen bir gönül verdiği için Allah'a şükretmem  gerek onu biliyorum.

Spotfy'da  çalan şarkı ablama özlemimi perçinledi.  



Şarkıyı  ablama,  göğün lacivertini eşime yolladım. Denizin mavisini  paylaşmadım ..o benim😁

Ülke gündeminin gönlümüzü karartmadığı..ruhu  eciş bücüş olmayan insanlarla  olabildiğimiz günler yakın olsun inşallah.

Sıkıldım bu hallerden...