Bir süredir tanırdım ama hayat öyküsünü bilmezdim.
Yine bir hafta sonu yine iş yerinde yine konuklar sürpriz sürpriz kapıdan girerken (bunu hiç sevmiyorum) B de geldi. (Gerçek hayat öykülerinde isim kullanmıyorduk kuralı sürüyor)
Basit bir hayat aslında..beni büyüleyen ve paylaşmak istediğim.
B bir öğretmen.
Ortaokulda başlayan aşkı ile evlenmiş ve genelde o dönem aşıklarının hazin akibeti onları da bulmuş : boşanmışlar.
Bir kızı olmuş, ayrılmışlar. Bir süre bekar yaşayınca aile " artık evlenmek ister misin" demiş. Yaş genç. Evet demiş o da. E tamam biz sana birini bulduk, bebeğin doğumunu yaptıran ebenin kızı. Olur demiş. Evlenmişler.
Bu noktada Jane Austin'in müptelası olduğum romandan bir alıntı yapacağım.
Elizabeth Bennet, sevgili dostu Charlotte Lucas ile ,Jane hakkında konuşurken Charlotte şu felsefi sözü sarf eder :

"Evlilikte mutluluk tamamen bir şans işidir. Tarafların karakterlerini evlenmeden önce ne kadar iyi bildiklerinin ya da birbirlerine ne kadar benzediklerinin, alacakları keyfe en ufak bir katkısı olmaz. İnsanlar evlendikten sonra daima birbirlerinden yeterince farklılaşarak paylarına düşen sıkıntıyı yaşarlar; bu yüzden hayatını birlikte geçireceğin kişinin kusurlarını evlenmeden önce olabildiğince az bilmek en iyisidir."
B, gözü kapalı bir adım atmış ama aile evladını tanıyıp iyi bir seçim yapmış gerçekten. 50 seneyi aşkın zamandır 2. eşi ile B. Bir de ondan evladı olmuş. Her iki evladını da birlikte bakıp büyütmüşler. İkisi de muhteşem kariyer yapmış ikisi de çok mutlu evlilikler yapmış evlatlarının.
İlgimi çeken küçük olanı.
Okulda had safhada başarısızmış.
İte kaka ilkokul bitince meslek lisesine verelim kararı alınmış zira çocuk yok yani geçemiyor sınıfı.
Matematik -fizik Elm Sokağı Kâbusu çocuk için. Meslek lisesinde zor şer bir yerleri kazanmış ama o arada kendi gayreti ile aileden gizli gitar dersleri almaya başlamış. Baba ilgili tabii , adam eğitmen. Takip edince yakalamış. Destek vermiş. Bir süre sonra gitar hocası babayı çağırmış. Benle işiniz bitti, ne biliyorsam öğrettim sünger gibi çekti. Artık Konservatuvara vermelisiniz...
Üniversite sınavında limit altı kalmış çocuk.. bizim eğitim sisteminde bir çöp..başarısız. Ama konservatuvara girmiş limit mi ne düşürülmüş o sıra.Yetenek ok ama bilgi zayıf, sanat tarihi bilmiyor. Hoca tutalım demişler. Hoca 10.000 istemiş o yılların parası. Baba açmış hesap defterini göstermiş. Demiş hocam...2500 TL var ; nem varsa vereyim yardım et oğluma. Hoca da etmiş yardım gerçekten. Çocuk girmiş konservatuvara.

Getirmiş kupayı vermiş de babasına.Yurt dışından bir dünya starı çocuğu fark etmiş. Aile sadece gidiş uçak biletini alabilmiş. Çocuğu alıp yurt dışına götürmüşler ve eğitime devam edilmiş kalan her şey karşılanıp.
Çocuk şimdi bir dünya starı desem yeri. Yurt dışında gezmediği yer yok ve hala girdiği her yarışmada birinci. Türkiye'de kurduğu okul da hem ülke çapında hem yurt dışında birinciler yetiştiriyor. Eşi, tamamen farklı bir alanda - tamamen matematik başarısına dayalı bir sektörde dünyanın en önemli şirketlerinden birinin Türkiye müdürü.
İlk eşinden olan kızının da fotoğraflarını gösterdi : yurt dışında harika bir iş kurmuş ve evlatları da orada. Anne-babadan ellerini hiç çekmemişler deli gibi birbirine bağlı aile.

Ve onlar da çok mutlular....
Matematik bilmeyeni "başarısız "kabul eden bugünün aptal sistemine tokat gibi bir cevap bu öykü.
Eğitimci bir babanın - güçlü ve akıllı bir kadının kurduğu yuvanın "dengeli" birlikteliklerinin yansıması.
Dün akşam Prof Dr Emre KONGAR'ın bir konferansına katıldım. Sosyoloji ve tarih bilgisinin insana - topluma neler kattığını gördüm.
Hitler'e gaz odaları yapan da mühendisti. Sadece matematik- fen bilimleri kimseye fayda sağlamaz.
Neyse B ve ailesini anlattım bugün size.
Beni mutlu ettiler
Dedim siz de mutlu olun, yazayım ben bunu.
Sistemi de sorgulamak lazım.
B.ktan gündemi ile insanı yoran ülkemiz gündeminde duyulmadık mutluluklar ile günümü aydınlatan B 'yi minnetle yolculadım.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder