The Platform etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Platform etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2020 Çarşamba

The Platform -Platform




Corona virüsü ölümcül olmasa müteşekkir olurdum kendisine herhalde. 

Yaşantım boyunca "keşke"lediğim o kadar çok şey gerçekleşti ki şu süreçte "ölüm olmasa" yihhu diye bağrınacağım.

Çocuklarım evde , dışarıdan yemek söylenmiyor,birlikte zaman geçiriyoruz, dinleniyoruz,yaşamın asıl gerçeklerini hatırladı herkes,sokaklar tertemiz ve boş,doğa kendini onarıyor, iş/okul stresi sizlere ömür, bol kitap film günlerindeyiz filan.

Bu kapsamda geçen akşam Selin ile "bir şeyler daha" izleyelim dedik ve İspanyolcasına katkıda bulunur ihtimalini de gözeterek  "The Platform" filmini seçtik.


Akşamın bir vakti seçilecek film değilmiş ya  :-) Neyyse

9 ödül ve 14 adaylığı bulunan ve yönetmenliğini Galder Gaztelu- Urrutia’nın üstlendiği ve İspanyol korku sinemasının gerçekten başarılı ve akıllıca işlenmiş bir eseri olan Platform filmimiz tamamen dispotik bir gelecekte geçiyor. Bu zaman da insanlar kaynakları tamamen tüketmişlerdir ve sosyal statü kazanmak içinde sadece Platform adı verilen hapishanede hayatta kalma savaşını vermek zorundalar.  Ortası boş dikey katlar halinde tasarlanmış hapishanenin her katında iki kişi bulunuyor. Hapishaneye girerken yanlarında bir şey getirme hakları var. Misal, filmin kahramanı olan şahıs Don Kişot kitabını  getiriyor. Her katta bir ay kalıyorlar. Sonra gaz ile uyutulup  başka katta uyanıyorlar. En üst katta, ortadaki boşlukla eşit ölçüde dev bir masa mükellef yemek ve içeceklerle donatılıp yollanıyor ve her katta bir kaç dakika kalıyor. Yemek alıkoymak yasak. Masa kaldığı sürece ne kadar yerseler o kâr yanlarına. Sonra masa bir alt kata iniyor. Alttakiler, üsttekilerin artıklarını yiyorlar ve ne kadar alt kattaysanız size yemek gelme ihtimali ya da gelen yemeğin kalitesi o kadar kötü oluyor. Isırılmış , tükürük saçılmış artıklar büyük lütuf haline dönüşüyor.

Ana kurallar  yaşadığımız dünyaya hayli benzeyen dikey hapishanede kahramanımız önce 33. katta uyanıyor..sonrası, yaşayanlar ve yaşananlar "iki adımlık mekanda ne olur ki" düşüncesi ile izlemeye başlayan bizler için utanç verici derecede sürükleyici. azcık kan ve tiksinç öğeler yok değil ama gül ve bülbülle de gerilim filmi olmuyor neticede. Simgeler ve mesajlar, bu düzene karşı açılan şavaş ve başarının yolu film bittikten sonra da sizi bir hayli düşündürüyor.

Tüm değerleri sorgulayıp sistemin değişebilirliğinin aslında ne kadar naif bir noktada kilitlendiğini görüyorsunuz. Koşulların, insanın içine yerleşmiş kanıksanmış iyiliği yok etmeyeceğini ancak bunun  gidişata yön verirken nasıl farklı şekillenebileceğini izliyorsunuz. Kötünün de her koşulda kötülükten keyif alabildiğini...33. kat iyi çünkü yemek masası halen dolu geliyor. Peki ya170. katta uyanırsanız? Peki  aşağı doğru  aslında kaç kat var dersiniz?

Don Kişot gerçekten var mı?

Keyifli izlemeler dilerim.