Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2026 Pazar

Atatürk Kapak Olmaya Devam Ediyor...

 




🌏 Atatürk, Time dergisine ikinci kez kapak oldu:


Tarihte bugün

💥Türk tarihinin dijital arşivlerinde yolculuğa çıktığımızda, karşımıza dünya basınını sarsan bir manşet çıkıyor.

♦️Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tam 99 yıl önce bugün, dünyanın en köklü yayınlarından biri olan Time dergisine ikinci kez kapak oldu.

♦️Türkiye’nin modernleşme sürecinin dünyada nasıl bir yankı uyandırdığını merak edenler için bugün çok özel bir yıl dönümü.

♦️Mustafa Kemal Atatürk, 24 Mart 1923’ten sonra, 21 Şubat 1927’de bir kez daha Time dergisinin kapağında yer alarak uluslararası arenadaki etkisini kanıtladı.

DÜNYANIN GÖZÜ TÜRKİYE’NİN ÜZERİNDE: "MODERN BİR ULUSUN DOĞUŞU"

♦️1927 yılı, genç Türkiye Cumhuriyeti için sadece bir takvim yaprağı değil, devrimlerin kök saldığı kritik bir yıldı.

♦️Time dergisi, Atatürk’ü kapağına taşıyarak Ankara’da yükselen bu yeni enerjiyi tüm dünyaya duyurdu.

♦️Haber içeriğinde, Türkiye’nin geçirdiği sosyokültürel dönüşüm ve laikleşme adımları geniş yer buldu.

♦️Atatürk, Time dergisine ikinci kez kapak oldu:

♦️Time Dergisi 1927 Sayısında Öne Çıkan Başlıklar:

🔺Çağdaşlaşma Hamlesi:

Dergi, "Doğu’nun geleneksel yapısından kopup Batı’nın modern değerlerine eklemlenen bir Türkiye" portresi çizdi.

🔺Hukuk Devrimi:

Medeni Kanun’un kabulü ve hukuk sistemindeki köklü değişiklikler, derginin analizlerinde "çağ atlatıcı hamleler" olarak nitelendirildi.

🔺Liderlik Vizyonu:

Atatürk, sadece askeri bir deha değil, aynı zamanda toplumunu dönüştüren bir "reformist devlet adamı" olarak tanımlandı.

ATATÜRK NEDEN İKİ KEZ KAPAK OLDU?

♦️Bir liderin Time dergisine kısa sürelerle iki kez kapak olması, o dönemde dünya siyasetine yön veren nadir olaylardan biriydi.

♦️1923 Kapak Konusu:

📍Milli Mücadele’nin başarısı ve yeni bir devletin ayak sesleri.

♦️1927 Kapak Konusu:

📍Kurulan devletin kurumlarıyla modernleşmesi ve devrimlerin başarısı.

🗝️Tarihi Not:

♦️1927 sayısı, Atatürk'ün meşhur Nutuk eserini TBMM'de okumasından sadece aylar önce yayımlanması bakımından da stratejik bir öneme sahiptir.

♦️Sonuç:

🇹🇷99 Yıllık Gurur Tablosu

📍Bugün 21 Şubat 2026. Atatürk’ün vizyonunun sadece Türkiye sınırlarında değil, küresel ölçekte nasıl bir saygıyla karşılandığını bu tarihi arşivler aracılığıyla bir kez daha hatırlıyoruz.

📍Time dergisinin 1927 tarihli kapağı, Türkiye’nin modern dünyadaki yerini tescilleyen en önemli belgelerden biri olmaya devam ediyor.

10 Şubat 2026 Salı

Gözü Kör Olan Gördü..Gönlü Kör Eylemesin Allah...

 




1894 (H. 1310) yılının güz aylarında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya gelmiş olan Âşık Veysel, çiftçi Karaca Ahmet ve Gülizar çiftinin altı çocuğundan beşincisidir. Âşık Veysel’in ailesi 1934’te Soyadı Kanunu ile birlikte önce Ulu soyadını almış, sonrasında ise lakapları olan Şatıroğlu ile bunu değiştirmiştir. 

Âşık Veysel, yedi yaşında yakalandığı çiçek hastalığı sonrasında sağ gözünü kaybetmiştir. Sol gözüne ise perde inmiştir. İlerleyen zamanlarda ahırda uğraştığı bir gün babasının koltuğunun altındaki üvendirenin (ince, uzun değnek) gözüne saplanması üzerine sol gözünü de kaybetmiştir. Böylece Veysel’in karanlık dünyası başlamıştır. Âşık Veysel’in görme engeli, eğitim hayatını etkilemiş ve okula gidememiştir. Onun sanat sahibi olmasını isteyen babası Ahmet Efendi, Veysel’e saz dersleri aldırmaya karar vermiştir. Böylece Âşık Veysel’i, kendisinden “ilk saz hocam” diye bahsettiği Molla Hüseyin’e çırak olarak vermiştir. Âşık Veysel, on beş yaşlarına geldiğinde saz çalmaya, köylerine gelen halk şairi Camşıhlı Ali Ağa’dan usta malı şiirler öğrenip söylemeye başlamıştır.

Görme engeli dolayısıyla askere gidemeyen Âşık Veysel, 25 yaşına geldiğinde akrabalarından birinin kızı olan Esma ile evlenmiştir. Âşık Veysel, ikinci evliliğini 1929 yılında Sivas’ın Hafik ilçesinde bir tekkede tanıştığı Gülizar Hanım ile yapmıştır. Çiftin bu evlilikten Zöhre, Ahmet, Hüseyin, Menekşe, Bahri, Zekine ve Hayriye isminde yedi çocukları dünyaya gelmiştir.

Dönemin Sivas Milli Eğitim Müdürü Ahmet Kutsi Tecer, 1941 yılında Âşık Veysel’in Arifiye Köy Enstitüsüne saz öğretmeni olarak atanmasını sağlamıştır. Hayatının en içli ve en güzel şiirlerini bu dönemde söyleyip yazdıran âşık, Arifiye Köy Enstitüsü dışında Hasanoğlan (1942), Eskişehir Çifteler (1943), Kastamonu Gülköy (1944), Yıldızeli Pamukpınar (1945), Samsun Ladik Akpınar (1946) köy enstitülerinde birer yıl saz öğretmenliği yapmıştır. Saz öğretmenliğinin dışında bazı köy enstitülerinde ise değişik zamanlarda konserler vermiş, halkevlerinin çeşitli toplantılarında şiirler söylemiştir. 1946’da saz öğretmenliğini bırakan Âşık Veysel, köyüne dönerek orada bir meyve bahçesi kurmuştur.

1965’te Âşık Veysel: “Ana dilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü, yaşadığı sürece vatanî hizmet tertibinden” TBMM tarafından aylık bağlanarak ödüllendirilmiştir. Âşık Veysel Şatıroğlu’nun ölümünün üzerinden epey geçtikten sonra muhtaç durumda bulunan eşi Gülizar Şatıroğlu’na ise 1990 yılında vatani hizmet tertibinden aylık bağlanması, Bakanlar Kurulu’nca kararlaştırılmıştır.

Doğaya saygılı, değer veren, tabiat sevgisiyle dolu Âşık Veysel şiirlerinde, görmeyen gözleriyle canlı bir tabiat oluşturmuştur. Onun dünyasındaki tabiatın, çiçeklerin yeri konuşmalarında da karşımıza çıkmaktadır. Halk türkülerinin son zamanlarda yenileştirilmiş, armonize edilmiş şekilleri hakkında fikri sorulduğunda o şu cevabı vermiştir: “Yüksek dağlarda güzel rayihalı küçük, beyaz çiçekler olur. Şehirliler bunları görür, bayılırlar, bahçelerinde bu çiçekleri yetiştirmek isterler, yetiştirirler, hatta dağların çiçeği orada daha beyaz, daha gösterişli olur, olur ama artık rayiha o rayiha değildir.” Bu sözüyle onun hem tabiatı nasıl canlı bir şekilde tasvir ettiği hem de halk türkülerini yenileştirme düşüncesine karşı bakış açısı görülmüş olur.

Âşık Veysel, vatanını seven, onu koruyan, daima yükselmesini arzulayan ve bunun için çalışmak gerektiğini şiirlerinde vurgulayan biridir. Vatan sevgisinin kişiyi çalışmaya teşvik ettiğini ve vatanını sevenlerin milletine, ülkesine karşı borcunu çalışarak ödemesi gerektiğini şiirleriyle dile getirmiştir.  Halkevleri ve köy enstitüleri gibi Cumhuriyet’in kurumlarına olan sempatisiyle Âşık Veysel, şiirlerinde devletin ve inkılâpların yanında olduğunu göstermiş, vatandaşlar arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde doğru yolun Atatürk yolu olduğunu dile getirmiştir.

Âşık Veysel, şiirlerinin yanı sıra bazı konserlerinde halk nesrinin türlerinden örnekler vermiştir. Bunun yanında masallar ve esprilere de yaşantısında yer vermiştir. Onun plağa okuduğu ilk türkü ise kime ait olduğu konusunda çeşitli rivayetler olan ve rivayetlerin XIX. yüzyıl halk şairlerinden İğdecikli Veli üzerinde yoğunlaştığı “Mecnun’um Leylamı Gördüm” isimli türküdür.

Atatürk'e Ağıt

Ağlayalım Atatürk'e
Bütün dünya kan ağladı
Başbuğ olmuştu mülke
Geldi ecel can ağladı

Şüphesiz bu dünya fani
Tanrı'nın aslanı hani
İnsi cinsi cem'i mahluk
Hepsi birden ağladı

Doğu batı cenup şimal
Aman tanrım bu nasıl hal
Atatürk'e erdi zeval
Amir memur altın kürsü
Yas çekip mebsan* ağladı

İskender-i Zülkarneyin
Çalışmadı bunca leğin
Her millet Atatürk deyin
Cemiyet-i akvam ağladı

Atatürk'ün eserleri
Söylenecek bundan geri
Bütün dünyanın her yeri
Ah çekti vatan ağladı

Fabrikalar icat etti
Atalığın ispat etti
Varlığın Türk'e terk etti
Döndü çark devran ağladı

Bu ne kuvvet bu ne kudret
Vardı bunda bir hikmet
Bütün Türkler İnönü İsmet
Gözlerinden kan ağladı

Tren hattı tayyareler
Türkler giydi hep karalar
Semerkand'ı Buhara'lar
İşitti her yan ağladı

Siz sağ olun Türk gençleri
Çalışanlar kalmaz geri
Mareşal Fevzi'nin askerleri
Ordular teğmen ağladı

Zannetme ağlayan gülmez
Aslan yatağı boş kalmaz
Yalınız gidenler gelmez
Felek-el mevt'in elinden
Her gelen insan ağladı

Uzatma Veysel bu sözü
Dayanmaz herkesin özü
Koruyalım yurdumuzu
Dost değil düşman ağladı

Aşık Veysel ŞATIROĞLU



 

9 Temmuz 2025 Çarşamba

Hala Müsaitim!



Taaaaaaaaa 2015'te yazmışım.

https://mavidebirnokta.blogspot.com/2015/03/musaitimbuyrun.html

Hala müsaitim..hala Atatürkçü laik dimdik tertemiz evlatlar yetiştirmekle övünüyorum.

Uzun zamandır yazmadım. İşlerim hep çok yoğun benim. Bir de "umudu tüketmemek" gayreti yoruyor.


Ama tüketmedim!


Her Saraçhane eyleminde oradayım. Bu yaşta biber gazı yemekten bir hal oldum.Olsun;  elimden gelen neyse yaptığım da o kadar. Sadece gidip desteğimi  gösterebiliyorum.

Memleketin kör sağır insanlarına daaa cibilliyetlerine deeee.... ne zamana denk geldim yahu diye diye geziyorum.


Yazarım yine..biraz yorgun ama hala umutlu!

12 Kasım 2021 Cuma

10 Kasım'dı

 




İş yerim Kadıköy'de bir sokakta. Bugün bayrakları yarıya indirmek için tüm personel bahçeye çıktık.

Kıpkırmızı güzelliğiyle nazlı nazlı  salınıyordu rüzgarda.

Gözlerimi alamadım bayrağımdan.

İlkokulda da öyleydi..törenlerde bayrağıma bakar, ulusumla vatanımla gurur duyardım.

O zamanlar törenlerde yakalıkların kolalı olup olmadığı  endişesi, ulusu kurtaran büyük insanın acısından öndeydi.

Çocuktum.

Yaş, yaşanılanlar bilinci öyle bir etkiledi ve olgunlaştırdı ki  törenin anlamı  değişti.


Sirenler çalmaya başladığında gözlerimden ip gibi yaşlar süzülmeye başladı. İnsan olarak Atatürk'ü düşündüm. Bir evlat sahibi bir hayat sahibi olamadan kendini ve tüm varlığını  bizlere adayan insanın kararlı yüceliğini... 


Bayrağımın güzelliğini düşündüm ve onu  yok etmeye çalışanları ve Atatürk'ün ardına takılıp  sadece canlarını değil tüm varlıklarını , hayatlarını  feda edenleri....


"İyi ki " dedim "iyi ki hiç sapmadım yolumdan. "İyi ki " dedim "iyi ki  yolunu yolum belledim."

"İyi ki " dedim "iyi ki  bana bu bilinci verecek harika bir ailede büyüdüm."  


Ve ""İyi ki " dedim "iyi ki  Türk'üm! O benim Atatürk'üm!"

Siren çalmaya devam ediyordu.Kalbimdeki derin hüzün balkona ve camlara çıkıp yüzünü  bayrağımıza dönerek saygı duruşuna katılan o güzel insanlara duyduğum sevgi ile keskinleşti. Bir kadının  hıçkıra hıçkıra ağladığını  duydum. Yarıya indirilen bayrağımıza baktım.



Ben, bu 10 Kasım'da daha evvel hiç ağlamadığım kadar ağladım.


Sonra odama çıktım.

CHP Gençlik kollarının hazırladığı bir  video varmış, twitterda gördüm.

Hala açıp açıp ona bakıyorum.

Hala iki gözüm iki  çeşme..




Atatürk'üm..Ata'm...
Duyabiliyorsan bizi..hala burdayız.
Yolumuz belli, gereken neyse ..onu yapacağız.



6 Nisan 2021 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 85


Sevgili Deep'in sayfasına uğradım sabah ve Ağaç Ev Sohbetlerinin bu haftaki cazip konusunu okuyunca , iş yoğunluğunda kendimden geçmeden yazmak istedim. konuyu Kağıttan Dünyam-İlkay bulmuş

https://fairytaleess.blogspot.com/2021/04/agac-ev-sohbetleri-85-bir-kurguya.html

"Bir kitabın veya filmin içine dilediğiniz zaman girebildiğinizi düşünün. Kurguya yeni bir karakter olarak ekleneceksiniz. Hangi kurguya neden girmek ister ve girdiğiniz kurguda neler yapardınız?"

Daha kelime noktaya varamadan şrak diye Mr Darcy geldi aklıma. Bittin sen Elizabeth Bennet dedim. Çekil kenara ben geliyorum hjasjasjajjajahahaa. Aşk ve Gurur 'a olan tutkumdan ve incelememden daha evvel bahsetmiştim (Aşk Ve Gurur -lütfen tık) Jane Austin'in ince zekası ve eşsiz yeteneği ile kaleme aldığı romanı yıllardır ayda bir  olmadı iki ayda bir tekrar okurum ve halen üzerinde  biraz daha düşünmeyi sevdiğim ayrıntılar, yeni keşfedecek bir şeyler bulur ya da sevdiğim satırlarda sevdiğim kişilerle bir kez daha gezinmenin bitmeyen neşesini yaşarım. İlkay'ın verdiği sihirli dilek hakkımda Ezilabeth Bennet'ın mutluluğunu  bozmak istemem onlar birbirlerine çok yakışıyor ama onlarla birlikte yaşamanın ve Derbyshire'da yaşamı mutlu sürdürmenin bir yolunu bulurdum sanırım. Lady Catherine de Bourgh'un o eşssiz korusu kitapta o kadar güzel anlatılıyor ki orada gezinmenin hayallerimde önemli bir yeri olduğu muhakkak.Bir de ileride Amerikan versiyonu iğrenç yapış yapış filmi çekilmesini yasaklayan bir şerh koydururdum kitaba. Iyyyyy idi o film ıyyyyy...

Bir gün ben de kısa cümleler kurmayı başarabilecek miyim ? Çok uzun cümlelerim ama konuşurken de böyleyim ben ...


Oblamov'u oklava ile kovalardım. Kesinlikle yapardım bunu kımılda ben adammmmmmmmm diye bağıra bağıra.

Sherlock Holmes'in paçasına yapışır iki tane de bişi bana da öğret diye yalvarırdım.


Anna Karanina konusuna girmeyeyim. Deep de yazmış sabah  (https://sadevederin.blogspot.com/2021/04/agac-ev-sohbetleri-85.html) birebir aynı şeyi düşünmüşüz. Bir de onun eşsiz güzelliğini görmek hoşuma giderdi. Ona da 2020'lerde saçmasapan Amerikan yorumlu filmi çekilmesin şerhi koydururdum. Biraz saygı...güzelim romanı  böyle işlememelilerdi.


Arsen Lüpen ile tanışmak aklımı başımdan alırdı. Sen kibar hırsızsın, gelecekte at hırsızı kılıklı bir çok ruhsuz -alçak hırsız revaçta olacak senin kıymetini bilememişler derdim.Severdim onu  çok severdim.

Twilight da takıntılı sevdiğim roman ve film serisi. Beni de bir ölümsüzlüğe kavuşturun valla hiç birinizle işim olmaz sonrasında dünyayı gezip tüm dilleri öğrenip tüm kitapları okuyacağım derdim.

Kitaplara tutkunum ben..bu böyle akar gider bitmez.  Vadideki Zambak'a dalar Hermann Hesse romanlarından çıkarım. Sabaha kadar bi heves yazarım bitmez :-)


Ama en güzeli Nutuk'u yazan ile tanışmak ve o yılları onunla paylaşmak olurdu sanırım. Ata'ma ❤selam olsun.



Gerçekten güzel konuymuş. Güne hayal kurarak başlamaktan daha iyi yolu var mı gerçeklerle baş etmenin?

24 Kasım 2018 Cumartesi

Başöğretmen ve...



Başöğretmen Atatürk..Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Onlarca yıldır taşıdıkları  çamurla  ışığını kapatamadıkları Atatürk. Önce onun öğretmenler gününü  kutluyorum caan-ı gönülden




Öğretmenlik mesleğini yücelttiği kadar öğrenmeyi  de öğretti millete. Matematik kitabı başta olmak üzere yazdığı eserler, katkıları... Atatürk'ü tanıdıkça seviyor sevdikçe daha çok tanımayı istiyor insan.


Abuk subuk  herbokolog gibi konuşmak yerine dinlemeyi ve karşısındakine saygıyı görüyoruz onda. Daima şık, daima karizmatik. Söylediğiyle değil sadece yaptıkları ve duruşu ile de örnek olup öğretenmiş...Başöğretmenmiş her zaman.


Öğrenciler ona, o öğrencilere saygılı. Öğrenciler ve halk onun içinde, o öğrencilerin ve halkın içinde. Koruma yoook, konvoy yoook... Varlığı ışık saçan insan... bir kaç onyılla kaçırmışız seninle aynı zaman diliminde var olmayı. Gele gele de...hay şansımıza tüküreyim!



Sevdikleri  hep etrafında. Sınıflarda olmayı, insanların yaşadıklarını yerinde görmeyi ve o yerin kurallarına uymayı  önemsemiş. Sınıfta Ata değil Başöğretmen olup kenara çekilmeyi bilmiş. Ego yoook, kompleks yok.



Kimi insan varlığı ile çevresini güzelleştirir. Atatürk'ün özellikle okullarla il gili fotoğraflarında yalaka sırıtmalar ya da korkuyu görmüyor insan. Kendilerine güvenen, odaklanmış ve neşeli gençler görüyor. Onlar şimdi neredeler..


Bunlar benim çocuklarım. Başöğretmenleri başta olmak üzere köy enstitülerinin kurucularından olup orada öğretmenlik yapan büyük babalarını ve kendilerine emek veren tüm öğretmenlerini saygı ve sevgiyle anıyorlar. Onlar fikri hür vicdanı hür yetişiyorlar.

Öğretmenler günü kutlu olsun...



14 Eylül 2018 Cuma

Asla Mimi'i

Asla affetmem:

Sevdiğimi kıranı


**************
Asla vazgeçmem:

Yaşamayı sevmekten..bi de Atatürk'ün yolundan



*********************
Asla hazetmem:

Aptaldan



**********
Asla yemem:

Sarmısak..öğğğğ

***********************


Asla bitmesin:

İyilik ve umut



 ***********************


 Asla gitmem:


Yalanın ardından




**********************************

Asla söz etmem:

Sır diye söylenenden





******************



Asla dememeli:

Asla asla dememeli hashashgashah


**************************************

Asla itiraf etmem:

Kibirlinin teki olduğumu
********************************


Asla yapmadım :

Kimsenin ekmeği ile oynamadım



pissst...sen;bunu okuyan. Mimlendin bile! Yap bu mimi sayfana gelip bakacam valla.