cehennem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cehennem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2026 Çarşamba

VATHEK-William Beckford




Son  zamanlarda okuduğum en şaşırtıcı kitaptı VATHEK.

Birinin tavsiyesi ile değil, hala tüm hızıyla süren Hasan Ali Yücel kitaplarını tamamlama aşkıyla aldım onu. Yazarı da tanımıyordum. 

Bazen kendinizi tesadüflere bırakmalısınız..kendi çok bilmişliklerinizin ötesinde sunumları olabiliyor.



VATHEK ilk gotik eserlerdenmiş. 112 sayfa  .Yani aslında bölen olmasa, bir kısa şehir için  seyahatinde bile hop diye okuyuverebilirsiniz. Masalsı bir anlatımı var katiyen size yüklenmiyor.

Ancak kitapta  halife-Kur'an,Muhammed filan geçince bir afalladım. Din ile sömürmenin, iyiliğin gizli koruyucularının,zalimin,"hesabın" mükemmel bir anlatımı var.


"Yürekleri ateş aldı; ve işte o anda, Tanrının bağışlarının en değerli olanını, umudu yitirdiler!"


Şimdiye kadar okuduğum hiç bir kitap "inancın  gerekliliğini" ve "sorgulamanın lüzumunu" bu mükemmellkte anlatmadı.

Vallahi bir daha okuyacağım..az tadı kalsın damağımda.

Kitapta iyilik ve kötülüğü hele hele cehennemin şimdiye kadar okumadığımız yakıcılıkta tasvirini okuyunca "kim bu Becford yaaaaa" oldum ne yalan söyleyeyim.

 William Beckford (29 Eylül 1760, Londra , İngiltere - 2 Mayıs 1844, Bath , Somerset) eksantrik bir İngiliz amatör yazar ve Gotik romanın yazarıydı. Vathek (1786). George Gordon , Lord Byron ve Stéphane Mallarmé gibi yazarlaronun dehasını kabul etmişlerdir. Ayrıca inşa ettiği yapılarla da ünlüdür.Fonthill Manastırı , İngiliz Gotik Canlanma akımının en sansasyonel yapısıdır .Beckford , Londra'nın iki kez belediye başkanı olan Yaşlı William Beckford'un tek meşru oğluydu ve Jamaika'da şeker kamışı plantasyonculuğu yapan üç kuşaklık Beckford atalarının biriktirdiği büyük bir servetin varisiydi . Annesi Mary Stuart'ın soyundan geliyordu. Erken gelişmiş bir çocuktu ve doğal yetenekleri her türlü teşvikle desteklendi. Beş yaşında dokuz yaşındaki Wolfgang Amadeus Mozart'tan piyano dersleri aldı . Ayrıca önde gelen öğretmenlerden mimari ve resim eğitimi aldı. Babasının ölümünün ardından 1770 yılında servetini miras aldı.

1778'de, Avrupa'da bir süre seyahat ve eğitim gördükten sonra Beckford İngiltere'ye döndü ve burada daha sonra Viscount Courtenay'in 11 yaşındaki oğlu ve varisiyle tanıştı; Beckford bu çocuğa karşı güçlü bir romantik (ama muhtemelen cinsel olmayan) çekim hissetti. Fonthill'de çocuğun onuruna düzenlenen üç günlük görkemli bir Noel partisinin ardından Beckford, dünyanın tüm krallıklarını görebileceği kadar yüksek bir kule inşa eden, dindarlığı kadar şehvet düşkünü bir hükümdar olan halife Vathek'in hikayesini tasarladı. Vathek, yedinci cennette Muhammed'e meydan okuyarak kendi lanetlenmesine ve karanlığın prensi Eblis'in yönettiği yeraltı krallığına sürgün edilmesine neden olur.

Üç gün iki gecede taslağı tamamlanan öykü, 1782 yılının ilk dört ayında, bir servetin mirasçısını karşılayan Londra sosyetesinin tüm neşesi içinde Fransızca olarak yazılmıştır. Lord Şansölye Thurlow'un himayesinde olan , Avam Kamarası'nda bir sandalyesi bulunan ve güzel Leydi Margaret Gordon ile evli olan Beckford, Aralık 1784'te soyluluk unvanı almayı bekliyordu. O yılın sonbaharında, genç Courtenay ile cinsel tacizle suçlanınca skandal patlak verdi. Skandal haberleri hızla yayıldı ve Beckford'un suçu hiçbir zaman kanıtlanmasa da, 1785'in ortalarında karısı ve yeni doğmuş kızıyla birlikte sürgüne gönderildi. Mayıs 1786'da İsviçre'de, karısı ikinci kızını doğurduktan sonra lohusa hummasından öldü. O sıralarda Beckford, tercümesi için Rahip Samuel Henley'e verdiği Vathek'in anonim olarak yayımlanacağını ve Henley'nin önsözünde eserin doğrudan Arapçadan alındığını iddia edeceğini öğrendi.Beckford'un edebi şöhreti tamamen Vathek'e dayanmaktadır . Herkes eserin tutarsız ve üslup açısından belirsiz olduğu konusunda hemfikir olsa da, son imgesinin gücü Beckford'un şöhretini iki yüzyıldan fazla bir süre boyunca korumuştur . Gotik romanlar arasında bir klasik olan kitap, fantastik kurgu ve tuhaf ayrıntıların bir başyapıtıdır. Beckford'un diğer yayınlanmış eserleri arasında seyahat anıları, Gotik ve duygusal romanların iki parodisi ve 1807-22 yılları arasında Fonthill'de Yaşam adlı bir günlük bulunmaktadır .

20 Ekim 2016 Perşembe

Cehennem'e Bir Bilet Lütfen


Daha evvel bahsetmişimdir belki. Maximum Kredi Kartı olana cinemaximum sinemalarda ilk seans 7 lira ve bu İstanbul için uğruna halay çekilebilecek güzel bir haber.

Gelenekselleştirme niyetinde olduğum üzre Nehir'i haftasonu kursuna bıraktıktan sonra dooğru Natilus'a girdim ve gişeye giderek keyifle mırıldandım : "Cehenneme bir bilet lütfen". Gişe görevlisi başını kaldırıp bana içtenlikle sırıttı ve "tercih ettiğiniz bir yer var mı" dedi. Tercih ettiğim yeri gösterdikten sonra carrefour'a gidip çubuk krakerimi ve suyumu aldım,fazla beklemeden filme girdim. 



İlk seans olmasına karşın hayli doluydu salon. Yanımda hasşır huşur seslerle birşeyler yiyen bir adam vardı ben ağzımı bile açmadım. Az sonra film başlayacaktı ve iyi bir filmse sesleri zaten duymazdım, canımı sıktığıma ve kalbini kırdığıma değmezdi kanımca.


Film kitap kadar şahane değildiyse de kesinlikle büyük bir keyifle izledim. Üstelik kitabı okuyalı çok zaman olduğu için unuttuğum şeylerin olması filmi benim açımdan daha keyifli kıldı. Başroldeki kadının gözlerinin ne kadar güzel olduğunu, Tom Hanks'in oyunculuğunun her "sonraki" filmde daha da pekiştiğini düşündüm. Temposu bir an yavaşlamayan,  konu ve olay geçişleri için yumuşak eslere zaman ayırmayan filmi İstanbul'a geldikleri yere kadar keyifle seyrettim. Sonra İstanbul'a gelindi. 



İstanbul Üniversitesi'nin her Küçük Emrah filminde içindeki ezikliği örtmek istercesine T cetveli ile girdiği o meşhuuuur kapısından girildi ve ben delirdim.



Öğretmen çember sakallının tekiydi. Sınıftan çıkışını seçebildiğim tek öğrenci türbanlıydı.  Yerebatan Sarayı'nın müdürünün adı  Tarkan-Orkun-Kemal filan değil şimdi hatırlayamadığım bir arap ismi idi.



Sinirden deli oldum. Perdeyi flu gördüm o kadar kızdım. 

Dolayısı ile film için iyi hiç bir şey demeyeceğim :-(((((((((

Tom Hanks'in filmin akışında eşikler ve gerekler ile ilgili söylediği şeyler bugün yaşadıklarımızı düşündürdü bana. Ve sinema filmlerinin insanları kitlesel olarak bir şeylere hazırladığına inancım iyice pekişti.

Cehennem filminde de düğüm İstanbul'da çözülüyor Yüzüklerin Efendisi'nde de.

Düşünmek lazım.

"Cehenneme bir bilet"  bizler için çoktan alınmış olabilir...

19 Haziran 2015 Cuma

Cehennem

Yaş 16..üniversiteyi kazanıp İstanbul'a geldiğim sene.

Trabzon'dan çıkıp İstanbul'a geleceğim belli olunca dayımlar olsun teyzemler olsun telefonu bir kapatmadılar."Kadriye bizde kalsın Kadriye bizde kalsın" diye başlangıçta sevgi dolu sandığım ama  sonrasında benim tarafımdan "ay kimse çocuğunu başkasının yanında okutmasın"a dönüşen nidalar sonucu ilk sene Fatih'te dayımlarda kaldım.

İstanbul'da aşina olmayan ve hem kişiliğimle hem kültürümle uyuşmayan binbeşyüz şey arasında mutlu mesut yüzer ve üniversite eğitimimi sürdürürken ramazan geldi.

Yaz mevsimine yakın günlerde Ramazan ayını coşku ile yaşayan , saçları kısacık kesilmiş coşku dolu bir genç kızdım. Fatih'ten Harbiye'ye yürüyerek gidiyor, akşam iftarda sürahilerce su içiyordum. Oruç,sadece biraz suskunlaştırıyordu beni;ne hareketli yaşantımda ne neşemde bir değişiklik yoktu. Akşam eve geline ödevlerimi yapıyor, ödevler biter bitmez şimdi rahmetli olan yengeme yardım edip sofra kuruyor, dayımın oğlu ile kakarakikiriler arasında pide alıyor, iftarı yapınca sofrayı toplayıp koştura koştura camiye teravih namazını kılmaya gidiyordum.Teravih sonrası eve dönüyor, kalan derslerimi yapıyor,bulaşıkları yıkamaya yardım ediyor ve sonra yatıyordum.Sahurda kalkıp sofrayı kurup yemek yedikten sonra sabah namazını kılmak üzere koşturarak tekrar camiiye gidiyordum.

Her akşam farklı camiiye gitmenin ne büyük sevap olduğu söylenmişti bana..Her akşam farklı camiideydim.Keyfimden, mutluluğumdan bahsetsem de anlatmak mümkün değildi.

Lakin gençlik ölçüsüz coşkunluklar zamanı.Beden, uykusuz ve aç yorgunluklara çok dayanamadı. Ramazanın ortasından sonra olduğum yerde uyuklar hale geldim.Regli döneminde bile , dayım neden camiiye gitmediğimi şıp diye anlar utancı ile camiiye gidiyor ve o halde ibadetevine girmenin üzüntüsü ,utancı içinde affım için dualar ediyordum.

Geriye dönüp bakıyorum da;saf,iyi niyetli bir aptalmışım ben. Seviyorum geçmişteki Kadriye'yi.

Bu tempo ve ruh hali içinde, sonlara doğru bir akşam camiiye gittim ve kadınlara ayrılan yere koşturdum.Erken gelmezsek yer bulamıyorduk.O akşam da kandil akşamı olduğu için bi iyice doluydu her yer. Her gelene yer açalım diye sıkışmaktan elimiz ayağımız ezilmişti ama olsundu,bunun da sevabı vardı. Çarşaflı kadınların arasına düşmüştüm. Bir tanesi kararlılıkla, ellerimizi başımıza götürüp selam durduğumuzda parmaklarımızla kulaklarımızı ve burun deliklerimizi kapatmazsak solucan ve böceklerin tabutun içine sızıp kulaklarımıza ve burnumuza dolduğunu anlatıyordu. "Allah" "tövbe" vb nidalar arasında herkes onaylayarak "bak işte gördün mü"lerle bezeyerek bunu yapacağını belirtiyordu.

-Abla..dedim şaşkın ve masum."Öldükten sonra o bedende olmuyor ki ruh..varsın ne yiyecekse yesin,ne olacak ki solucandan?


Kadının öfkeli sözcükleri, diğerlerinin şaşkın mırıltıları teravihin başlaması ile yarım kaldı.Namaza başladık. Ama aklım o kadar karışmıştı ve kendimi o kadar yorgun hissediyordum ki başım dönüyordu.

Secdeye vardık..oturarak doğrulduk.
Aman Allah'ım..dünyam kararmıştı..her yer kapkaranlıktı.Hiç bir şey görmüyordum. Solucanlar meselesine karşı çıktığım için mi kör olmuştum.

Lannnn?



Yoksa ölüyor muydum?
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı.
"Allahuekberr"
Namazı bozmadım..tekrar secdeye eğildim.
Günahkârmıydım ben..neden karanlıklar sarmıştı etrafımı. Ghost filminden giriyor,solucanların kulaklarıma ilerleyişinden çıkıyordum.
"Allahuekberr"
Doğrulmaya kalktım
Yok..karanlık bir nebze olsun dağılmamıştı.Başımda gittikçe artan bir zonklama ile paniğim dayanılmaz boyuta ulaştı.Üstüste yemeye başladığım darbeler sonucu avazım çıktığı kadar "imdaat" diye bağırmaya başladım.

Çığlığıma "çık .ötümün dibinden körolası!" diyen öfkeli bir ses cevap verdi. Biraz gülüşmeler, namazı kıldıranın uyarı ile sesini yükseltmesi, kadınlar bölümünden uyarı ile yükselen sesler..

Dipdibe namaz kılarken önümdeki çarşaflının eteğinden içeri girivermişim ilk secdeye vardığımda.
Karanlık olan dünyamın sebebi, cehennem tahminimden çok da uzak değilmiş meğer.

Apar topar beni arkalara ittiler..eteğin altından çıkayım diye attığı tekmelerin etkisi ile bir süre sersem sersem bakındım etrafa.Sonra teravihi bırakıp eve döndüm.


Cennetin,sevdiğinin bir sözünde; cehennemin ise yobazın tekinin poposunun dibinde olabileceğini öğrendiğim bir yıldı.