Ne yapardım?
Fikir hoşuma gitti de..ne yapacağımı bilemedim.
Ne yapardım?
Fikir hoşuma gitti de..ne yapacağımı bilemedim.
Aslında kütüphane sadece bilgiye ulaşılan yer değil bir kültür bana göre. Disipline edilen yer o eşsiz kitap kokuları içinde. ancak dijital alem her şeyi yuttuğu gibi bunu da yuttu . Eskisi gibi kütüphanelere gidilmiyor. Bilgiye erişimin kolay olması kazanç denetimsiz olması kayıp. Kayıp, kazançtan daha büyük.
Emek sarf edilmeden elde edilen her şey gibi bilgi de değersizleşti ya da kalıcılığını yitirdi. Bırakın yüzyılların birikimlerine hak ettikleri değeri vermeyi, ölene bile 24 saat sürmüyor insanların saygısı üzüntüleri.
Ben yapay zeka ya da dijital alemi sevmeyenlerdenim. Sonrasını da iyi görmeyenlerdenim. Çünkü "denetimsiz"
Bunu gerçekten sevmiyorum.
Ah işte ben de ağaç ev sohbeti yaptımmm 🥰🙄😏

Kalemden kağıttan yazıdan sesten hatta belki nefesten uzak , ağdalı ve amaçsız ama esir düşülen bir koşturmaca içinde ziyan oldu gitti zaman.
Ama bu sabah , dedim ki değişmeli bu saçma akış.
Yettiğimce zorlamalı şartları.
İşte tam da bu kararla, önce sevgi-nezaket ve güzelliği anlatıp başlayayım dönüş yolculuğuna istedim.
Sevgili Makbule Adalı..sen ne güzel bi kadınsın :-)
Taaaaaa Şubat'tan beri gecikmiş bir teşekkürü kabul etmeni tüm kalbimle diliyorum.
Ben mutlu oldum ben :-)))
Boyatmadığı saçlarının son derece yaraştığı yeni stili ile güzel güzel işe gidiyordu.
D. ile ben eskiden aynı Kurum'da çalışırdık.
Servise birlikte biner, sabahları birbirimizi kollardık.D.'ye ne kitaplar verdim okusun diye..yaladı yuttu hepsini misler gibi.
Ben , Gezi nedeniyle işten atıldığım için başka Kurum'dayım şimdi. D. ile sohbet ede ede yürürken " hadi seni servise noktasına götüreyim birlikte bekleriz ben ordan işe geçerim" dedim.
Epeydir, bir şeyi yapmak için bu kadar net istek duymamıştım.
D. ile yürümek, onla sohbet, onu servise götürmek... kimseyle konuşmak için isteğimin kalmadığı son dönemlerde başıma gelen en keyifli şeydi diyebilirim.
Tam servis bekleme noktasına gittik, Karacaahmet mezarlığının geçiş yolu olarak kullanılan ağaçlıklı yolundan biri çıktı. D. ile ben çığlık kıyamet ona seslendik. DD başörtüsünün altından şaşkın ama neşeli bize bakakaldı.
D, DD ve ben 25 yıl önce birlikte binerdik servise. Aynı Kurum'da çalışırdık. DD hamileydi o zamanlar. Benim ise Selin'im vardı minnak ve elim kadar. Birimiz yeni evli , birimiz yeni hamile , birimiz yeni anne... kakara kikiri işe giderdik. Zevkle çalışırdık. Yorgun ama mutlu dönerdik. Umutlarımız vardı ..akla yatkın ve olası.Henüz ışıldıyordu Türkiye... ampul karanlığı çökmemişti üstümüze.
Hemen bir fotoğraf çektirdik kendimize. Üçümüz tekrar servis beklerken. Üçümüz , aradan 25 yıl geçmemiş 3 genç hanım olarak , yıllardır birbirini görmemiş gibi değil de minnacık bir çay molası vermiş gibi sohbete daldık derin ve samimi. Nazik ve saygın. Sıcak ve ilgili....
Sevgili güzel geçmişimin tatlı sesleri. Uzun zamandır anlam yitimindeki ruhuma gönlüme ne iyi geldiniz. Tanıdık gülüşleriniz, özlediğimi fark bile etmediğim sesleriniz ile günüme renk, ruhuma derman, içime sevinç kattınız.
Bir zamanlar mutlu çalışıyorduk, mutlu yaşıyorduk.
Hatırlattınız.


Selin de Nehir de ilk kelimeleri söktüklerinden beri güzel seçer güzel okurlar. Bu beni hep mutlu etmiştir.
Mayıs ayında seçimler nedeniyle sosyal medyadan uzak durma ve ruhumu benliğimi kurtarma kararı aldım. Halen sürdürüyorum bunu, günde bir kez twittera bakıyorum ya da onu da yapmıyorum. Bu, başını kuma gömme değil - arınma ve toparlanma süreci diyebiliriz. Bu kadar aptal ve kötü insanın var olması "en tepeden en dibe" kabul etmek lazım ki yorucu.
CARMEN - Prosper Mérimée
Mañana Será Otro Día ....Yarın yeni bir gün doğar (İspanyol Atasözü)
Chuquel sos pirela , cocal terela....Yürüyen köpek kemiğini bulur ( Çingene Atasözü)
Köpek ile kurt uzun süre iyi geçinemez.
Şeytanla karşılaştın evet şeytanla. Şeytan her zaman siyah değildir.
Me dices vriarda de jorpay, bus ne sino braco...Yün giyiyor olabilirim ama koyun değilim (Çingene Atasözü)
Sarapia sat pesquital ne punzava....Mutlu uyuz fazla kaşınmaz (Çingene Atasözü)
Chismar lachinguel...Cücenin yiğitliği uzağa tükürmektir (Çingene Atasözü)
Kimsenin talip olmadığı kadın iffetlidir.
En rutidi panda nasti abela macha....Kapalı ağza sinek girmez
KÖYDE BİR AY - Ivan Sergeyeviç Turgenyev
Başkasının ruhu karanlık bir orman gibidir derler.
Dostların olmasa kime sitem edebilirsin.
Doğa, hayal ettiğinizden çok daha sade hatta kabadır, çünkü şükürler olsun sağlığı yerindedir.
Souvent femme varie...kadın sık sık değişir.
Beim için bugün de dündür.

![]() |
| 5 midesi olan Abba , açık ara mutluluk kaynağım en sevdiğim kahraman |
1984'ten beri günlük tutarım.
Artık her gün yazamıyorum ama yazmayı da hiç bırakmadım.
Defterini kalemini seçmek eşsiz keyif veren bir ritüel.
Kocaman bir kalemkutum var. Her kalemin yeri var.
Son seçtiğim defterin başında "Love As Long As You Live" yazıyordu.
Yaşadığın sürece sev.
Severek yaşamak hayattaki en büyük meydan okumadır diyordu Leo Buscaglia.
Bu meydan okuyuşu sevdim...
Beni ben yapan ve sevdiğim her şey o kadar tekil ki kendimden utanmam gerekir sanırım.
Renkleri, mevsimleri,kokuların mavi olanlarını,zamanı,hayalleri, rüzgarı, yağmuru,bulutları,ağaçları,yolları, yürümeyi, uyanmayı,anıları,yarınları,bugünü, chopin-spring gibi tambur taksimleri gibi müzikleri,yazmayı,okumayı, görmeyi,sessizliği çok sevmişim.
Bir yuva kurmuşum..balkonundan mutfağına ,kedisinden kuşuna içindeki her şeyi sevmişim.
Kuşları böcekleri, çay içip kitap okurken susup dinlemeyi sevmişim.
Az'ın çokluğunu sevmişim.
Her şeyi ve her şeyi sevmişim de..insanları sevememişim. Ne hayallerimde ne tercih kullanabildiğim zamanlarımda insan yok.
Bu da bir garip bişi...
Deep'in (tık) her zaman renkli ve eğlenceli ve asla rutin olmayan bloğunda "Kelime Oyunu" etkinliğini de "Ağaç Ev Sohbetleri" etkinliği gibi keyifle izliyordum bir süredir.(Bir gün düz ve kısa cümleler kurmayı başarabilecek miyim ben acaba?)
Bu
haftaki kelimeler : Mantık Kalp Gülmek Sohbet Disiplin
E hadi pupa yelken o vakit.

Öğretmen Hanım , artık Ayşe'nin evine daha sık gidiyor. Ona kitaplar götürmek ve daha sonra bu kitaplar hakkında hasbihal etmek bahanesi ile ona kadın haklarından, kadınların ekonomik özgürlüklerini köy yerinde bile kazanabileceğinden bahsediyordu. Darp raporu tutulursa devletin kadınları koruduğundan, kimsenin sürmek istemediği bir hayatı devam ettirmeye mecbur olmadığından...
Ayşe , Öğretmen Hanım'ın sözlerini sessizce dinliyor,; ne
bir onay ne bir öfke belirtisi göstermeden verdiği kitapları alıyordu. Zeki bir
alıcıydı, kitaplarla ilgili yakaladığı noktalar, kendi hayatları ile ilgili
benzerlikler üzerinde dikkatlice duruyordu. Öğretmen Hanım 'ın daha
evvel söylediği bir söz ya da aylar önce okuduğu bir kitaptan alıntı
yapabiliyor, Öğretmen Hanım 'ın takdiri ile gözleri parıldıyordu.
Aylar geçti. Öğretmen Hanım okulda istediği başarı
ve disiplini sağlamış,
hayatının rutiine alışmış, ideallerini yerine getirmenin huzuru ile her gün
kendinden daha memnun olarak yaşantısına devam ediyordu. Bu, kendinden
memnunluğun ve mütevazı yardımların altında , kendini köylüden üstün gören
sızım sızın bir kibrin varlığını içteniçe seziyorsa
da..aldırmıyordu. Şimdi onun tek hedefi Ayşe'yi kurtarmak olmuştu.Hedefe
yaklaştığını, emeklerinin boşa gitmediğini görüyor, asla direkt söyleyemediği
mesajları kitaplar ve sohbetler aracılığıyla iletiyordu.
Yaz geldi. Öğretmen Hanım ,İstanbul'a dönüş vakti
yaklaştıkça sabırsızlığının arttığını hissediyor ve konuyu açıkça konuşmanın
artık ertelenmemesi gereğini kafasında tartıyordu.
Öğretmen Hanım , hafifçe yerinden
doğruldu."Ayşe" dedi. "Seninle bir konuda konuşmak
istiyorum"
Ayşe sessizce gözlerini ona dikti ve bekledi.
"Seni bir başka sevdim, biliyorsun bunu.Yediğin
dayaklar, döktüğün gözyaşı, seni bekleyen gelecek...bunlara tahammül edemiyorum
sana değer veren bir dost olarak. Bak, bi kaç hafta sonra İstanbul'a dönüyorum.
Tanıdıklarla konuştum , sana bir iş ve kalacak yer ayarladım." Sesi
gittikçe yükseliyor, yaptığı şeyin güzelliği ve vardığı nihayet Öğretmen
Hanım 'ın yüzüne ışıl ışıl bir sevinç katıyordu. "Gençsin,
akıllısın..mecbur değilsin bu hayatı sürmeye. Kocanla herkes konuştu, ben
konuştum , muhtar konuştu, hoca efendi konuştu..aileler konuştu.. ama adam
durmuyor yani. Ben Ayşe'yi çok seviyorum diye ağlıyor ama sonra geliyor yine
sana basıyor dayağı... Aaaa yani...olmaz! Sen hiç korkma. Ben sana sahip..."
"Olmaz" dedi Ayşe rüzgar kadar hafif bir sesle.
Öğretmen Hanım yanlış duyduğunu sandı.
-"Ne?"
-"Olmaz" dedi Ayşe tekrar ama artık daha kararlı .
-"Sebep?"
-"Ben onu seviyorum"
-"Ayşe, korkma...korkma cesur ol. Kendine gel, doğru
olması mümkün değil bu söylediğinin. Hasta ..hatta yaşamı sürdürmesine engel
olacak derecede hasta, çocuk vermiyor, dayağı bitmiyor, çalışamıyor, kıskanç
hayatı sana zindan ediyor..nasıl seversin onu?!! "
Ayşe baktı, kararını vermişlerin dingin ve sakin seslenişi
ile:
-"Kalbin akla sığmayan, apayrı bir mantığı vardır" dedi. Ve gülümsedi "Blaise Pascal ..sizin verdiğiniz kitaplardan"