9 Ekim 2026 Cuma
Güneş Enerjisi İle Çalışan Adam
2 Şubat 2026 Pazartesi
Gri'ye Hürmetlerimle...
![]() |
| tıklarsanızzz..müziği de duyarsınızz |
Bu fotoğrafı ben çektim.
Üsküdar'dan Kadıköy'e yürürken.
Her gün yürüdüğüm yol.
Kar-kış-kıyamet-fırtına-yaz-sıcak... fark etmez.
Toprağın üstünde her gün güzel.
Manzara komik geldi bana.
Hoşuma gitti.
Martıya el salladım .
Ağacın önünde hürmetle eğildim.
Filtre- görselle oynama filan yok. Olduğu gibi.
Bakınca siyah-beyaz çalışma gibi görünüyor.
Gün öyle bir gündü.
Ama ne güzel bir siyah, ne güzel bir beyaz, ne güzel bir griydi.
Vallahi diyorum.
Yaşamak güzel şey...
28 Ocak 2026 Çarşamba
İki Parça Can

Göğün lacivertini, denizin mavisini, o eşsiz ışığı, havayı, denizde süzülen gemileri, martıları, uzakları yakınları izledim durdum.
![]() |
| bu işte resssmen annemin parmağı var😂 |
Ablamı düşündüm özlemle.
Çocuklarımı düşündüm sakin sakin.
14 ve 19 yaşlarımı düşündüm.
Çayın tomurcuklu kısmından bir iri yudum daha aldım.
Sonra 5000 sterlin çantası olan kadını düşündüm. Güldüm. Mutlu mudur acaba dedim? Onu yargılamaya hakkım yok. Sadece , 5000 sterlinlik çantalara meyletmeyen bir gönül verdiği için Allah'a şükretmem gerek onu biliyorum.
Spotfy'da çalan şarkı ablama özlemimi perçinledi.
Şarkıyı ablama, göğün lacivertini eşime yolladım. Denizin mavisini paylaşmadım ..o benim😁
Ülke gündeminin gönlümüzü karartmadığı..ruhu eciş bücüş olmayan insanlarla olabildiğimiz günler yakın olsun inşallah.
Sıkıldım bu hallerden...
25 Eylül 2024 Çarşamba
Tarihi Saray Lokantası
Kadıköy sahil tarafında bir Tarihi Saray Lokantası var.
Burger King'in sağındaki sokaktan giriyorsunuz..hemen orada.
Neredeyse 20 yıldır önünden geçerim , geçen senelerde merak edip girdim.
Tavanı yüksek, minik şirin avizeleri olan, temiz, masaları ahşap ve kocaman olan ve daha fazla müşteri alalım diye tıklım tıklım oturtmayan ferah bir lokanta.
Ev yemekleri yapıyor, pide -döner-lahmacun vb de var.
Karadenizliler.
Lezzetli yemekleri. Temiz de.
Sevdim orayı :-) Sıkça gider oldum.
Ablam İstanbul'a geldiğinde bir sabah , gece henüz güne ışımışken "abla gel çorba içelim" dedim. Sabahın köründe olur muydu olmaz mıydı..girdik çorba içtik ama nasıl hoşumuza gitti var ya. İçimiz ısındı, keyfimiz yerine geldi, neşelendik. Sohbet ettik. Sabahın taze çayından içtik. İkimiz de o sabah çorbasını unutamadık.
Şimdi ne zaman oraya gitsem sabah çorbasına, karşımdaki boş sandalyeyi de alarak bir fotoğraf çeker ve özlemimi aktarırım ablama.
Hani denize girersiniz, her taraf yosundur , elinizle itersiniz açık denizin durgun mavisine kavuşmak ve kendinizi suya bırakmak için ya.
Ablamla benim tüm güzel anılarımız öyle. Planlı bir şey yok. Ola ki bir şehre geldiğimizde, sorumlulukları elimizle nazikçe öteleyip kendimize azıcık zaman yaratıp palas pandaras bir minik gezinti yapıyoruz. Kâh sabah çorbası, kâh Gümüşsuyu'ndan Beşiktaş'a inerken o an keşfedilmiş taze kahve ve kruvasan, kâh kısacık bir vapur yolculuğunda çay-tost eşliğinde kıkır kıkır sohbetler.
Ve sonra onların yarattığı güzel anıların yıllarca solmayan renklerinin neşesi...
-Ne?? dedim.
-Abla sen her geldiğinde ne diniyosun merak ediyoz biz ..dedi gülerek.
Kulaklığı çıkardım. Müziği hoparlöre verdim. (tıklayınız ve müziği dinleyiniz.)
Durdu dinlediler 10 saniye kadar.
-Haaa ondan..dediler.
Bu sefer ben de güldüm.
-Ne o ondan olan ..dedim.
- Sen her zaman gülümsüyon, sabahları da öyle öğlen de gelsen kulağında kulaklık yine öyle. Bu dinlendiriyo demek...dedi.
-Öyle sanırım dedim bu sefer kıkırdamamı bastıramayarak. Çok komik geldi bana merakları ve içtenlikle sormaları.Sabahın o saatinde kimse de yoktu. Cebimi masanın üstüne bıraktırdılar. Onlar klasik müzik eşliğinde masaları silip azalan pul biberleri doldurdular ben de çorbamı içtim.
11 Kasım 2023 Cumartesi
Yol
Bazen artık tanıdık gelen bir ağacın yeni sürgüsü, bazen ne olduğunu anlayamadığınız bir "ağaç şeysi" ,
Bazen ilk defa gördüğünüz kuşlar, bazen devamlı gördüğünüz kuşların yavruları..yani torunlar.
Yağmurda oluşan çiy damlacıkları, üşüyüp kovuğa sığınan köpüşler, çete halinde dolanan komik bıyıklı hadsiz kedişler.
Salyangozların bir diyeceği varmış gibi size uzandıklarını görür, kar tanelerinin uzayıp giden yolda tüneller oluşturduklarını izler, yazın sıcağında ağaç boyunu almış çalıların gölgesine sığınır, ilkbaharda ciğerinize dolan taze neşeli havayı teneffüs eder ve kış hanımelisi denilen Lonicera fragrantissima'nın akıldan çıkması olanaksız kokusuna bir kez daha soluyabilmek için eski tarım meslek lisesinin bahçesinin önünden geçebilmek amacıyla adımlarınızı hızlandırırsınız.
https://open.spotify.com/playlist/1J3cmAj9PO9hVn7LAm3pLm?si=4d08cc61e8324228
Demedim de... En azından her gün izin verdim yüreğimin çaresiz merhametine.
Yolcu benim de yol ne tarafa..bilmiyorum.
11 Haziran 2022 Cumartesi
Bi Tuhaf Bi Yemek Tarifi : Kup Griye - BAYLAN

Baylan, İstanbul Kadıköy'de bir pastane..ya da bir mutluluk kaynağı..ya da mucize masalların hala gerçek olabileceğini yetişkinlere hatırlatan bir yer.
Baylan iyi ve geleneksel bi yer :-)
Eski moda hatta köhne iki vitrinin arasındaki eski kapıdan girdiğinizde, Kadıköy'ün orta yerinde böyle tatlı bir arka bahçe, eskilerden kalan ve iyi ki de öyle kalmış denilecek sunum ve tatları beklemiyorsunuz elbette.
Ama tam da öyle bir yer Baylan.
Onca senedir bir kere hırt hışır diyebileceğim tipte insanları görmedim orada müşteri olarak. Tek gidin, ailenizle gidin, alın çocuğunuzu gidin..hep nezih bir ortamda olacaksınız.
1919 yılında Baylan'ın kurucusu Filip Lenas Arnavutluk'tan İstanbul'a göç etmiş.1923 yılında Beyoğlu’nda Filip Lenas tarafından ‘Loryan’ ismiyle açılan pastane, 1934 yılında yabancı işyerlerinin adlarının değiştirilmesi gündeme geldikten sonra, ismini ‘Baylan’ olarak değiştirmiş.Beyoğlu ve Karaköy şubelerinin ardından 1961 yılında Kadıköy’de de bir şubesi açılan pastane, açıldığı günden itibaren restorasyona uğramamış. Bu tarihi mekân ziyaretçilerini hem eski İstanbul’a götürüyor hem de yıllardır değişmeyen tarifleriyle lezzetinden ödün vermiyor.
Baylan Pastanesi’nin kurucusu Filip Lenas’ın büyük oğlu Harry Lenas Avrupa tarzı pastacılığı ve çikolatacılığı öğrenmek üzere babası tarafından Avusturya, İsviçre ve Almanya’ya gönderilmiş ve ardından Türkiye’nin ilk ‘‘Akademisyen Pastacısı’’ olarak Türkiye’ye döner ve beraberinde birçok yeniliği getirmiş.Harry Lenas, 1954 yılında uluslararası tatlı literatürüne girmiş olan Kup Griye tatlısını icat etmiştir. O dönemlerde Baylan’ın Karaköy şubesine uğrayan tüm İstanbullular ortaya çıkan bu yeni lezzeti dönemin hızlanan hayat ritmine uygun olarak ayaküstü, bar sandalyelerinde veya bir bankoya yaslanarak denemişlerdir.Lenas’ın icadı Kup Griye günümüzde bazı pastanelerde ‘‘Couple Baylan’’ olarak satılmaktadır.Vanilyalı ve karamelli dondurmanın krem şanti, balbadem ve karamel sosuyla karışımından oluşan tatlının tarifi, ilk servis edildiği günden beri hiç değiştirilmedi.
Yemek Tarifi :
Kup Griye servis edildiğinde önce iş stresi , dünya derdi gibi fani şeyleri zihninizden sileceksiniz. Sonra o, fotoğrafta gördüğünüz elips kurabiyeyi elinize alıp krem şantiye ve sosa batıracaksınız. Sonra minik ısırıklar alıp o lezzetin damağınızda dağılmasına ve beyninize unuttuğu çocuksu mutlulukları, keyfi, aldırmazlığı hatırlatmasına izin vereceksiniz. Sonra başarılı bir madenci gibi katmanları kaşığınızla açacak ve her seferinde farklı bir tadın size ulaşmasına izin vereceksiniz. Kaşık, Griye'ye her ulaştığında size dönen bir öncekinden farklı ve bir öncekinden daha leziz bir tat olacak.
Baylan'ın diğer lezzetlerini de anlatmak isterdim..ama gidebilen gitsin ,gidemeyene de yazık olmasın diyerek bunu yapmayacağım.
:-) Hepinize mutlu günler dilerim.
13 Haziran 2021 Pazar
Müsilaj
Birkaç tane istisnam oldu;onlar da canım ne ki ciğerimin ta içisi şeklinde kaldı hayatımda.
Birlikte çalışma sürecimiz sonlandıktan sonra bir araya gelmeye devam ettiğim iki güzel insan "F" ve "S" ile buluştuk geçenlerde. Hayata baktıkları yer nazik,kaliteli ve narin. Bana kalırsa ortak noktamız hemen hemen hiç yok. Ama onlarla olmayı çok seviyorum. Yaşadıkları ya da yaşattıkları her ne olursa olsun "çok iyi ve çok kaliteli" iki insan onlar. Fotoğrafları , izin almadan paylaştığım için yüzlerini emoji ile kapattım. Bu nedenle sıcacık gülüşlerinden mahrum kaldınız. Belki başka zamana :-)
Kadıköy-Suadiye'de, her zaman özel mekanları bilen "F" önerisini dinleyip buluştuk. Hem mütevazı hem insanın gönlünü açan hem de güzel insanların gelip denize girdiği-güneşlendiği bir çay bahçesi orası.
Önce mavi deniz parlak güneş modunda neşeyle başladı sohbet. Kahveler, çaylar,anılar, zeki insanlar geçmişe bağlı kalmaz :sohbet konusu bir de yarınlar!
Sonra birden denizin yüzeyi değişti. Gerçekten birden oluverdi. Müsilaj kaplayıverdi masmavi sahili.Elimiz yüreğimizde, ülkemin dünü -bugünü-yarını mahvedilmişken, toprağı-suyu-havası mahvedilmişken bir de denizinin yok edildiğini ve bunun gerçek anlamda "hıyarlara" bağlı olduğunu ...
Biz başka konulara dalmaya uğraştıksa da gözlerimizi denizden alamadık. Tüm sohbetler yarım kaldı.
Bunu bize bizden başka kim yapabilir?
Keşke aynı gemide olmayaydık "beyin yoksunu insan güruhu".
Keşke sizlerle aynı havayı filan da solumasaydık.
Tahammül edemiyorum.
30 Nisan 2021 Cuma
Cinayet Artık Herhangi Bir Şey
Öyle böyle değil çok güzeldi hava. Bahar yine yapmış yapacağını, çıkagelmiş gittiği uzak diyarlardan, maskemin minik zerrelerinden sızabildiğince bile beni baştan çıkartmayı başarmıştı. Yasaklar vardı, kapanma geliyordu, eve erzak almam lazımdı,şuraya uğramam şunu halletmem , buraya uğrayıp bunu teslim etmem gerekiyordu..filandı ve falandı...ama bahardı...ama çok çok bahardı ve ben kaç baharım daha var bilmeyendim. "Ölünce" değil "ölürsem" diyecek kadar yaşamayı çok sevip ölümü reddedendim.
Kadıköy sahiline indim. Denize şöyle bir bakıp otobüse binecektim. Kulaklığımda ablam, bir yandan da çen çen gönlüme nüfus eden tatlı sesiyle ablamı dinliyordum. Tepemde on değil yirmi değil belki yüzden fazla martı, deniz gerçek olamayacak kadar güzel, mavinin onlarca tonu ile çevrelenmiş bir bendeniz..Sırtımı dönmüşüm otobüs duraklarına, yok farzetmişim mavi sonsuzluğun haricindeki girinti ve çıkıntıları. Sonra bir de bahar...
Deniz kenarında biraz..düşük ..hani hırpani görünümlü orta yaşlarda bir adamla bir kadın biralarını içiyor ve gittikçe daha samimi oluyordu. Biraz ötelerinde iki genç kız ayaklarını denize sarkıtmış, tıpkı benim gibi maviden gayrısını yok sayarak sohbet ediyorlardı. Kadıköy bildiğim Kadıköy, insanlar her zamanki akışın içerisindeki zerreciklerdi.
3-4 deli-kanlı ortada geziniyor ve sahilde oturanlara bakıp özellikle genç ve kız olanlara ya da kadın kısmısının bulaşılabilecek gibi görünenlerine "bişi sorabilir miyim" cümlesi ile girizgah yapmaya çalışıyorlardı.
Sonra alkol alan ve gittikçe samimiyeti artıran adamla kadına bir şeyler söylediler sanırım.
Sonra adam ayağa fırladı. Gençlerle arasında bağırış çağırış ve şiddetli itip kakma başladı.
İstanbul refleksi..uzaklaştım.
Tam İstanbul sessizliğinde kumula (kumul için tık) dönüşecektim ki adam şiddetin coşturduğu testosteron patlaması ile geri dönerek ardından koşmakta olan kaadına bir tane patlattı.
Az evvelki itiş-kakışa sessiz kalan insanlardan öfkeli haykırışlar yükseldi. Bu, adamı daha da öfkelendirdi ve tekme-tokat hatta yumrukları ardı ardına indirip kadını bir temiz dövmeye başladı.
Bir yandan olanı biteni naklen ablama aktarmakta olan ben, kumula dönüşmekten vazgeçip yakınlarına gittim.
Tıpkı filmlerdeki gibi , kim olmadığını asla bilmediğim biri "biri bu adamı durdursun..kadın dövüyor imdat" diye çığlık çığlığa haykırıyordu.
Tıpkı filmlerdeki gibi tüm bu saçmalığın sonunda, kahraman ve yakışıklı bir erkek korkmuş olan bu çığlık çığlığa bağıran kişiyle öpüşür mü diye merak ettim.T
estosteron patlaması yaşayan adam izleyiciler+alkol+öfke karışımı ile tekrar gençlerin peşinden koştu. Her gün içinde sakince yürüdüğüm İETT durakları film setine dönmüştü. Adam ve gençler yeniden kapıştı. Ben, adamı bırakıp merakla kadını izledim. Yeniden deniz kenarında bira içtikleri beton kenardan ayaklarını sarkıtmış oturuyordu.
"Bu iyi değil" diye düşündüm. "Kolayca denize düşebilir."
Adam geri geldi ve yeniden kadına vurdu.
Kimsenin gelip onunla öpüşmeyeceğinden artık emin olduğum kadın yeniden çığlık attı.
Kalabalık kadını döven adama yarım daire olmuş şekilde yaklaşıyordu.
"Tıpkı göçmen kuşların bilmeden hava akımını sağlayacak şekilde konuşlanıp uçması gibi " diye düşündüm. Olanı en iyi görecek ama en kolay kaçacak şekilde bir araya geldi insanlar.
Öfkeli bir genç hızlıca adama yaklaştı ve bir yumruk patlattı.
Adam, hiç ses çıkartamadan beton zemine düştü.
Artık başka bir kadın çığlık atıyordu.
Adamı yumruklayan genç sakince yanımdan geçti.
Merakla yüzüne baktım. Sadece öfkeli mi ya da ne hissediyor diye merak etmiştim. Kendisini bir filmin kahramanı olarak görüyor gibiydi.
Dönüp yere düşen adama baktım. Şimdi de onun ayağa kalkıp 3 saniye önceki gibi öfkeyle koşturarak bu genci yakalamaya mı çalışacağını yoksa genelde olduğu gibi atıp tutarak, bol keseden küfrederek orada mı kalacağını merak ediyordum.
Adam kımıldamıyordu.
Dövdüğü kadın galiz küfürler savurarak adamın başında çırpınıyordu. "O benim kocam döver size neee" diye bağıran ilk kadın değildi gördüklerim arasında. Belli belirsiz bir öfke kabardı içimde kadına karşı.Sustum.
Göçmen kuşlar safları sıklaştırmıştı.
Kadın "ambulans" diye bağırıyordu.
Adama yaklaştım..Ağzından, burnundan oluk gibi kan akıyordu. Gerçekten, içi su solu bir poşette delik açtığınızda nasıl fışkırarak akarsa aynen öyle kan akıyordu. Daha şimdiden küçük bir kan gölü içinde hareketsiz yatmaktaydı.
Ama beni dehşete düşüren karnından akan kandı.
Adamın bıçaklandığını ancak o zaman anladım.
Neye benzediğini bile hatırlamadığım o gencin sakin, kahramanım ben yürüyüşü geldi aklıma.
Bir cinayete tanık olmuştum..ve görünen o ki ölen adam, başında dövünen kadından başka kimsenin uzun zaman bunu gündem yapacağı yoktu.
İnsan sayısı ise neredeyse yok gibiydi...film bitmişti.
Yeniden kumula dönüşmüştük.
Ablam, anadolu kadını ve yüreği körelmemiş olan ablam çok dövündü çok üzüldü. O da bir annenin evladıydı dedi sesi acıdan boğulmuş. Hiç tanımadığı adam için dert doldu yüreği.
Haberlerde bulabilir miyiz acaba adam yaşıyor mu dedi.
"Bilmek istemiyorum" dedim.
Ertesi gün yeniden aynı yere gittim.
Kurumuş kan lekesinin üzerini kirletmemesi için dikkatlice oturmuş bir sürü insan denizi seyredip martılara simit atıyordu.
Nasıl gittiğini kendi bile anlamamış o candan geriye kalan, bir yağmurla yıkanıp gidecek olan kurumuş kan lekesi benden başkasına vermediği hüzünle onca mavinin içerisinde, koyu kırmızı, unutulmayı bekliyordu.
Anlattığım hiç kimse 10 dakikadan fazla üzerinde durmadı bunun...cinayet artık herhangi bir şeydi.
İnsanlıktan çok daha fazlasını yitirdik bizler!
6 Kasım 2020 Cuma
Maske
Maske takmak, yani en azından sıhhi amaçla maske takmak günlük hayatın rutini. Ne kadar çabuk kabulleniyoruz kocaman değişiklikleri.
Hayat ne maskelere mecbur etti bizi...bunu mu kabullenemeyeceğiz yoksa. Di mi?
Başta öfkeyle söylensem de (yaz mevsiminde maske nefes aldırmıyordu) mevsim kışa döneli keyfii çıkardığımı bile söyleyebilirim.
Esnerken ağzımı kapatmıyorum mesela😂😂😂
Rujumu maske üzerine sürme eğilimim var
Kulaklığım var ve telefonda konuşuyor isem kendi kendine konuşan bir kadın görüntüsünde idim işe yürüyerek geldiğim o tapılası saatler içerisinde. Şimdi ağzımı görmedikleri için bana deliymişim gibi bakmıyor insanlar.
Ama en keyiflisi, yürüyerek gelirken avaz avaz eşlik ediyorum dinlediğim şarkılara ve kimse bunu görmediği için son derece özgür şarkılarım.
Altta, Kadıköy yolu üzerinde Elvis'e "tomorrow will be to late" (tık) haykırışları ile eşlik ederek evrendeki yerini alan 50 yaşında ve saçmalıklarını seven bendenizi görüyorsunuz.
Zor günlerden geçiyoruz.
Ama bunu can sıkıcı şekilde yaşamak zorunda değiliz.
Şarkıda da söylendiği gibi :
"I’d spend a lifetime
Waiting for the right time"
Bir ömür harcadım, doğru zamanı bekleyerek...
Gülümsemek için en doğru an..şimdi.
Şarkıdan bahsetmişken sözlerini ve çevirisini vermemek olmaz:
IT'S NOW OR NEVER
ŞİMDİ YA DA ASLAIt's now or never, come hold me tight
Şimdi ya da asla, gel sımsıkı sarıl bana,
Kiss me my darling, be mine tonight
Öp beni sevgilim, benim ol bu gece!
.
Tomorrow will be too late,
Yarın çok geç olacak,
It's now or never, my love won't wait.
Şimdi ya da asla, aşkım beklemeyecek.
When I first saw you, with your smile so tender
Seni ilk gördüğümde, o hoş gülümsemenle,
My heart was captured, my soul surrendered.
Kalbim ele geçirildi, ruhum teslim oldu.
I've spent a lifetime, waiting for the right time
Bir ömür harcadım, doğru zamanı bekleyerek
Now that you're near, the time is here at last.
Madem ki yanımdasın, nihayet zamanı işte.
Just like a willow, we would cry an ocean
Tıpkı bir söğüt gibi, okyanus dolusu ağlarız,
If we lost true love, and sweet devotion.
Eğer gerçek aşkı ve tatlı adanmışlığı kaybedersek.
Your lips excite me, let your arms invite me
Dudakların beni heyecanlandırıyor, kolların davet etsin,
For who knows when, we'll meet again this way.
Çünkü kim bilir, tekrar ne zaman böyle buluşacağız.















.jpg)

































