Yeri geliyor insan kendinden vazgeçiyor.
Kendini vazgeçilmez sanan nicelerine selam olsun.
Kamudayız ve emekli ol diye tepemizde dolanıyor sistem. Belediyelere baskı aklınızın alacağı gibi değil...
Sırtımı yasladığım kaya gibiydi. Tereddütsüz güven. Ha, her şeyi halleder süper zeki süper becerikli inanılmaz yetenekli filan değildi. Güvenilir ve alevilerin özgün aydınlık yüzüne/bakışına sahipti. Lüzumsuz ayrıntılardan arındırıp öze iniverir, affediverirdi dünyayı. Gri bulutlarım tepemde birikmişken , gökkuşağını çıkartıverirdi cebinden.
Ne zordun sen son 10 yıl....
Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kirpisi ile dost oldum .
Aynı yerde oturuyorduk.
Sabahları servise aynı yerden biniyorduk
Aynı yaşlardaydık.
Kıpkıvır ve havada duran saçları nedeniyle "kirpi"ydi adı.
Çocuklarım olduğunda, hasta olduğumda, çocukları anaokula yazdırırken formdaki "size ulaşılamadığında ulaşılabilecek güvenilir isim" kısmını doldurmak lazım olduğunda hep o vardı.
O , hep vardı.
Ama Başak burcunun sarsılmaz inadıyla suskunca verdi kararı ve ben uzağında kaldım.
Geçen hafta cesaretimi toplayıp "buluşalım" yazdım.
Urla'ya taşınmış.
İstanbul'a gelince haber ver, geliyorsundur di mi dedim.
Elbette dedi satırlarında bile tebessümü saklı.
Oysa taşındığını gittiğini ama arada geldiğini zaten öğrenmiştim bir başkasından.
Kime ne diyeceğim...suskun ve yalnız kalakaldım bir anda boş gelen Üsküdar sokaklarında.
O kadar benimdi ki..gelemediysem de bekler sandım.
Sonrasında bir Özdemir Asaf şiirinin mısralarında öyle kırgın üzgün kendimi gördüm.
Geleceğim, bekle dedi, gitti
Ben beklemedim, o da gelmedi.
Ölüm gibi bir şey oldu.
Ama kimse ölmedi...
![]() |
| 1987 Üniversite İlk Yıl |
Daha bana ait seçimler ve yollar sanki..şaşkın şaşkın bunu görüyorum.
Geçenlerde doğrum günümdü.
Bahsetmişimdir, iflah olmaz bir ikizlerim ben. Doğum günlerim ritüellerle dolu bir ayin adeta.
Bir kere herkesle kutlamam, herkesin kutlamasına da izin vermem. Ne biri mecburiyetten,adetten bana sarılıp mutluymuş gibi görünsün ne ben mecburen karşılık vereyim. Yaşam bu kadar kutsal bu kadar güzelken başlangıcı kutladığın gün nasıl böyle kirletilir?
Çocuklarım beni aldı yemeğe götürdüler. Onlar ısmarlayacakmış. Bu, çocuklarımın elinden ekmek yediğim ilk gün oldu. Gözleirndeki ışıltı, annelerine yaptıkları eşsiz sürprizden aldıkları hazzın yanacıklarına verdikleri tatlı pembelik başka kimsenin ya da başka hiç bir şeyin sağlayamayacağı kadar mutlu etti beni. Kalbimdeki haz, avucumda tutabileceğim kadar yoğun ve somuttu.


Göbek,saçlar vs önemli değil de gözlerde o muzır bakış var ya..gülüşü ile ışıltısını kaybetmemeli insan. Sevecen bir kabullenişle gülümsüyorum yansımama..her şey yolunda.
- Bak şimdi, şu hayatta en çok neyi seviyorsun.
Tamamen fiziki yapısından kaynaklanan öfkeli yüz ifadesine uyumsuz bir dalgınlıkla baktı bana. Düşündü. Dramatize etmeksizin, samimiyete "hiç bir şeyi" dedi.
Çok uzun yıllar insana dair çözüm bulmaktı mesleğim. Çıkmaz sokakları hemen tanırım. Kaderini benimsemesi için , sustum.

Onunla, ben 5 yaşında iken tanıştık. Sıra arkadaşımdı. 70'li yılların tahta sıralarını bilirsiniz. Her oturuşumuzda ıslak ve kuru temizlik bezi ile siler. Saydammış hissi veren , damarları seyredebileceğiniz beyaz ellerini dikkatlice sıranın üzerine serdiği örtüye koyardı.
Hiç unutmam, türkçe sınavında "şair" kelimesinin yazımını onun kağıdında görmüş ve kendi kağıdımdaki hatayı düzeltmiştim. Her derste birinciydi.Sınıfta birinciydi. Bıldırcını andıran sivri hatlara sahip aksi suratı gülümsediğinde bile azarlar gibi göründüğünden midir, temizlik hastası olduğunda mıdır, kuralcığılığından mıdır bilmem pek arkadaşı yoktu. şimdi geriye dönüp baktığımda, çocukken bile fedakar ve merhametli kalbinin kendisine karşı takılınılan uzak tutumlarla ne çok incindiğini görüyorum.
Ortaokulda ayrı sınıflardaydık. Koridorlarda bazen rastlaşır, kazağının -gömleğinin daimi beyazı, ölçülü adımları, yine kısacık saçları ile beni kucaklamasına sevinçle karşlılık verirdim.
Lise ayrı deryaydı..karşı cinsi ve aşkı keşfetmiş, limandan çıkıp ummana atmıştım kendimi.O günlerde değil Semra ( gerçek öykülerde sahte isimler kuralı devam ediyor), sülalesi mezardan çıkıp gelse umursayacağımı sanmıyorum doğrusu.
Ben eriyen karların oluşturduğu coşkun bir nehre dönüşürken o hala elinde sabun,bez,kolonya gezen, hala derslerde birinci, hala bıldırcın bakışlı -kısa dik saçlı ,kuralcı,gülümseyen ama gülümsemesi görülmeyen bir genç kızdı.
Sonra yıllar,yollar,kader denilen yazılı olmayan asıl metin vs vs..koptuk gitti.
Facebook'un yaptığı en iyi şey hatta sanırım belki de tek iyi şey kopup gitmiş insanların birbirini bulmasını salamaktı. Facebook sayesinde Fizik dersinden 9 aldığı için ağlayan bıldırcın suratlı kız ile "aynı adlı eser" i, eserin adı AYNI sanan sarsuk kız seneler sonra birbirini buldu.
Semra da Trabzon'dan başka ilde okumuştu. Türkiye'nin en büyük illerinden birinde mühendisliği yine birincilikle bitirmiş ancak sebebini bi türlü anlayamadığım şekilde Trabzon'a geri dönmüştü.
Birbirimizi bulunca derhal buluştuk tabii.
Evlenmiş ayrılmış.
Onca birincilik ve harika diploma ile bir devlet dairesinde saçma sapan evrak kayıt memuru olmuş. İlkokul mezunu adamlar, partililer, sorunlu kişiler..iş hayatı ızdırap dolu.
Hasta babası ona bırakılmış, zaten bir de abisi var. O da başka ilde evli ve çocuklu..her şey Semra 'nın üstünde. İşten izin alamaz, babası onu bırakmaz, işte mutlu değil, evde mutlu değil. Zeka ile keskinleşmiş aksi bakışlarını üstüme dikip , her söylediğine verdiğim tepkiyi dikkatle gözlemleyerek görüşmeyeli hayat ona neler etmiş anlattı durdu buluştuğumuzda. Onu dinlerken geçmişi hiç düşünmedim. Geçmişten, saydam beyazlıkta teni haricinde hiç bir şey kalmamış gibiydi. Öfkeyle herkesin hatalarını, toplumun inisiyatifsizliğini,küçücük mahallede herkesin tanıdığı bir ailenin ferdi olarak hiç evlenip ayrılmışlığın getirdiği baskıları anlattı.
-"Konuşmuyorsun" dedi. Sonra endişeyle "seni sıktım mı " diye sordu.
Her zamanki gamsız halimle gülümsedim.
-"Yok, dinliyor ve düşünüyordum. Şair kelimesinin yazılışını senden kopya çektimdi ben biliyor musun?"
Kaşları bir araya geldi ve aksi aksi süzdü beni.
-"Ben sana onca sıkıntı anlatırken bunu mu düşündün?" dedi
-"Evet" dedim
Gülmeye başladı.
-"Bana senin gibi gamsız biri lazımmış ay ne güldümmmmm" diye diye kahkahayı bastı.
Senelerce devam etti dertleşmemiz, gülüşmemiz, buluşmamız, konuşmamız. Herkesin herkesi tanıdığı yerlerde derinlemesine dertleşeceğin güvenilir biri bulmak zordur. Abisi ile abimin ne samimi arkadaş olduğu konusu önce onu gerdiyse de zamanla aştık bunu.Allah da biliyor ya, susmak konusunda iyiyimdir ben. Sustum da nitekim her zaman.
Ona "aşık olmalısın" dedim. "Yeniden yuva kurmalı, iş-ev" saçma döngüsünü kırmalısın. Hayli de zengin bir ailen var, güzel bir yeni hayat kurabilirsin..denemelisin.
Sanırım bunlardı duymaya ihtiyaç duyduğu cümleler. Siyah ve gri kombinasyonları sarı-yeşil-mor-turuncu detaylarla renklenmeye başladı. Zaten çıtı pıtı zayıftı ya..daha bi yakıştırdı giydiklerini kendine. Tüm dertlerini, haklı kırılmışlıklarını,çaresiz isyanlarını anlattıkça önerdiğim çözümler ona hep çok komik geldi. Bana hep çok güldü, ben de bana gülmesini hep çok sevdim.
4. senenin sonunda, aralık bir kapıdan sızan ışık gibi aydınlandığını ve gülümsemesinin derinleştiğini gördüm sevinçle. Çalıştığı devlet dairesinde biri ona çıkma teklif etmişti ve o da kabul etmişti temkinli temkinli. Dul..dikkat isteyen sözcük onun yaşadığı yerlerde.

Adamın adı Murat. Kendi işlettiği bir çeyiz dükkanı var. İş için gelip giderken görmüşSemra 'yı Beğenmiş sevmiş. O da evlenip ayrılmış ama çocuk yokmuş.
Onun Murat ile neşesine kavuştuğunu, yarınlara dair ihtimallerinin zenginleştiğini görmek beni sevindiriyordu gerçekten.Sonra, onun Murat adına bahane bularak anlattığı bazı şeyler beni tedirgin etmeye başladı. En çok da "gururlu ama allem kallem edip hesabı çoğu zaman ben ödüyorum..annesine bakıyor ne de olsa,msarafı çok. Kızıyor bana böyle yapınca ama çok tatlı" kısmına takılmıştım.
Onun hanımhanımcık mühendislik okuduğu yılları çok da takdire şayan hanımhanımcık şekilde yaşamamıştım ve çevrem de katolik rahibelerle dolu değildi. Görücü usulü evlendirildiği adamcağızdan başkasını pek de tanımayan Semra 'nın benim gördüklerimi göremediğini, Murat'ı hakikatten murat olarak algıladığını endişe ile fark etmiştim. Romantik evlilik teklifi beklenenden önce gelmiş, bu da benim endişelerimi ayyuka çıkartmıştı. Murat 'ın, Semra hakkında neler bildiğini merak ettim. Üzerine tapulu 4 katlı apartmanı biliyor muydu mesela..
Zaman ne yazık ki beni haklı çıkardı. Murat'ın eski eşi Semra ile iletişime geçmiş ve ona güvenmemesini söylemişti. Sonra Murat'ın dükkandaki çırağı, anlaşmazlıklarının sonucu yediği dayağın intikamını ödenemeyen bonoları Semra 'ya ifşa etmişti. Bakımını üstlendiği annesi ise..rahmet olsun ruhuna öleli seneler olmuştu.
Yine de aksi bakışları, çatık kaşlarının ardındaki tertemiz inanmışlıkla, sevgiye inanma çabasını gördüm onda. Onuru sevdasına ağır bastı, Murat'ı terk etti.
Babasına alzheimer teşhisi konulması tam da o yıldı. Partizanlığın normalleştiği ülkemizde, doğru dürüst tahsili olmayan adamı filancanın yakını diye getirip ona şef yaptılar. Şef, Semra'in dul olmasından başka bir kusur bulamamıştı ama diploması olmayanların diploması olanlara neler neler ettiklerini görüp yaşadığımız ülkemizde Semra da bunun acısını çekti bol bol. Tüm gücüyle dik duruşunu koruyor ama her gün daha çok ruhu yıpranıyordu. Tünelin ucundaki ışığı görme umudu..zayıflamıştı.
Abisi temkinli bir uzaklıktan sevgi ve şefkatini esirgemiyordu. Semra evlendiğinde ayrılmasına abisi çok destek olmuş hatta ısrar etmiş. Sonradan öğrendim. Sonra da aile evine , yaşlı anne babasının yanına yerleştirmiş onu. Düşünceli abi.
Semra tertemiz kalbinin, merhametinin, vicdanının esiri...tüm imkanları mevcutken Ümit Yaşar'ın şiirindeki misal yalnızlığın taaa içine sürüklendi
Geçenlerde aradım onu. Özledim gel dedim. Geldi, boğaz manzaralı bir yerlere gittik. Bitişiğe yakın kaşlarının çatıklığı ve aksi bakışlarını gören garson siparişi bana sordu her zamanki gibi. Semra çantasından çıkardığı ıslak mendille ellerimizin değeceği yerleri sildi . Artık ona ne diyeceğimi bilmiyordum.
Bir nebze olsun umudunu diriltmek, moral vermek için sordum neşeyle:
- Bak şimdi, şu hayatta en çok neyi seviyorsun.
Tamamen fiziki yapısından kaynaklanan öfkeli yüz ifadesine uyumsuz bir dalgınlıkla baktı bana. Düşündü. Dramatize etmeksizin, samimiyete "hiç bir şeyi" dedi.
Çok uzun yıllar insana dair çözüm bulmaktı mesleğim. Çıkmaz sokakları hemen tanırım.
Kaderini benimsemesi için , sustum.
Onun için bekleyeceğim..onu hiç bırakmadan.
Yaşanmamış gün için umut yoktur demek, en fazla kendimize haksızlık olur.
Birkaç tane istisnam oldu;onlar da canım ne ki ciğerimin ta içisi şeklinde kaldı hayatımda.
Birlikte çalışma sürecimiz sonlandıktan sonra bir araya gelmeye devam ettiğim iki güzel insan "F" ve "S" ile buluştuk geçenlerde. Hayata baktıkları yer nazik,kaliteli ve narin. Bana kalırsa ortak noktamız hemen hemen hiç yok. Ama onlarla olmayı çok seviyorum. Yaşadıkları ya da yaşattıkları her ne olursa olsun "çok iyi ve çok kaliteli" iki insan onlar. Fotoğrafları , izin almadan paylaştığım için yüzlerini emoji ile kapattım. Bu nedenle sıcacık gülüşlerinden mahrum kaldınız. Belki başka zamana :-)
Kadıköy-Suadiye'de, her zaman özel mekanları bilen "F" önerisini dinleyip buluştuk. Hem mütevazı hem insanın gönlünü açan hem de güzel insanların gelip denize girdiği-güneşlendiği bir çay bahçesi orası.
Önce mavi deniz parlak güneş modunda neşeyle başladı sohbet. Kahveler, çaylar,anılar, zeki insanlar geçmişe bağlı kalmaz :sohbet konusu bir de yarınlar!
Sonra birden denizin yüzeyi değişti. Gerçekten birden oluverdi. Müsilaj kaplayıverdi masmavi sahili.Elimiz yüreğimizde, ülkemin dünü -bugünü-yarını mahvedilmişken, toprağı-suyu-havası mahvedilmişken bir de denizinin yok edildiğini ve bunun gerçek anlamda "hıyarlara" bağlı olduğunu ...
Biz başka konulara dalmaya uğraştıksa da gözlerimizi denizden alamadık. Tüm sohbetler yarım kaldı.
Bunu bize bizden başka kim yapabilir?
Keşke aynı gemide olmayaydık "beyin yoksunu insan güruhu".
Keşke sizlerle aynı havayı filan da solumasaydık.
Tahammül edemiyorum.
Anneliği, "7 üniversite bitir, ilk annelik deneyiminde cahilsin" diyerek tanımladım hep. İstanbul'da yapayalnız olmam, bilgi ve deneyimleri internette aramayı, bu da internetten edindiğim dostlukları getirdi.
20 senedir dost kaldığım güzel anneler, o güzel insanlar yaşantımın vazgeçilmezi. Bazılarının yüzünü halen hiç görmedim. Bazılarını 1-2 kez. Bazıları ise görmezsem ölürüm sıklığında. Ama hepsi can..canan. Çocuklarımız bir büyüdü...
Neyse, o yıllarda güzel öğretileri olan öyküler pek modaydı. Bir "kabak kafanın da sahibi vardır" ı çok severdim , hatıramda da o kaldı bir de benle ilgilen diyen çocuğunun ders verdiği şu anne. Anne işten gelir çocuk anne benle ilgilen der o da tamam der. Sonra yemeği yapar şunu yapar bunu yapar ve döner gelir ki yavrusu uyumuş üstü açık anne ilgisinden mahrum..anne ağlar. Özeti bu.
Neredeyse bütün arkadaşlarım suçluluk ve üzüntüyle hikayeyi paylaşırken "bunun babası nerde" dedim öfkeyle. Anne perişan çocuk perişan ama baba ortada yok. Yav anneyi suçlayana kadar babayı gömsenize azcık?
Bugün bir şiir okudum.Şiir, Romanya’da düzenlenen Uluslararası Edebiyat Festivali’nde 2019 Avrupa Şiir Yarışmasında en iyi Türk şiiri seçilmiş.
Bence okuyun...hayat aynı sorunun cevabını her evrede farklı veriyor ve hepsi ayrı doğru.
Karşı Evin Annesi
Sen iki ters bir düz kırgınlıklar örerken beş numara şişle
Yumuşacık kakaolu kekler yapardı karşı evin annesi
İmrenirdim
Mutfağındaki eksik malzemeden bihaber
Tepeleme dolu kızgınlıklar yüklerdim dişlerimin arasına
Bilmezdim anne
Karşı evin babasında bitermiş iş
Bunu görmezdim
Hep başın ağrırdı
Başın, hep ağrırdı
Sırf bu yüzden bile bazı zamanlar
Seni sevmezdim
Küçüktüm anne
Bilseydim evinde su faturası ödenmemiş
Çeşmeden akmayan suya
İsyan etmezdim
Sen iki kere ikinin dört ettiğini ekmek hesabından bilirken
Mis kokulu çamaşırlar asardı karşı evin annesi
Özenirdim
Ellerindeki çamaşır suyu kokusundan rahatsız
Çocukça bir küskünlük eklerdim gecelerime
Oysa ellerin ruhuma akarmış saçlarımdan
Ömrümü tararmış titreyen parmakların
Bilmezdim anne
Büyümek denen illet dayanıncaya dek kapıma
Ellerinin ne muhteşem olduğunu bilmezdim
Küçüktüm anne
Yoksa
Gün aşırı patlayan sarı ampulü
Mumla yamayacak yüce gönlünü
Ezecek kadar ezilmezdim
Sen çalı süpürgesiyle süpürürken dış kapının ağzını
Taze boyalı saçlarını savurarak süzülürdü karşı evin annesi
Ayağında yüksek topuklu bir isyan
Düşündüm de şimdi
Ne iğreti dururdu o topukların üstünde dursan
Senin çatlamış ayakların vardı anne
Hacı şakir kokardın en beyazından
İncecik bir yemeniyle gizlerdin
Ölünce her bir teli yılan olacak sandığın sırma saçlarını
Çok yeni anladım anne
Ağaran her saç telinden üstüme düşen payımı
Çocuktum anne
Bir bisikletim olsa bütün mutluluklar benimdi
Babam eve sarhoş gelmiş geç gelmiş
Hepsi sabah sokağa çıktığımda biterdi
Bilmezdim anne
Karşı evden arta kalan çantalar dolusu giysi
Üstümüze cuk otururken
Ruhuna azap olur akarmış
Bilmezdim benim annem gözünün yaşıyla her bayram
arifesi
Vitrinlere bakarmış
Sen ilkokul fişlerimi kardeşimle hecelerken
Telefonu keşfetmiş karşı evin annesi
Bilsen ne cahildin ne görgüsüzdün gözümde
Yak deseler yakacağım o dakika dünyayı
Yık deseler
Ne şu eski divan kalacak
Ne çiçekli perdeler
Şimdiki aklımla ah bir sorsalar bana
Desem
O tertemiz günlerim
Hani şimdi neredeler
Ben ay sonunu nasıl getireceğim diye
Hesaplar yaparken bir gün
Oğlum nefes nefese yararak ortalığı girdi içeri
Yumuşacık kakaolu kekler yapmış dedi karşı evin annesi
Çok geç anlıyor insan anne
İlle de kendi annesi
İlle de kendi annesi
Deniz İnan
![]() |
| üniversite 1.sınıf |
![]() |
| Üniversitem :-) |