19 Şubat 2026 Perşembe
Bilmezler Nasıl Aradık Birbirimizi
15 Haziran 2022 Çarşamba
Gerçek Yaşam Öyküleri - Çıkmaz Sokak
Birlikte kahve içtiğimiz Boğaz manzaralı terasta, bir nebze olsun umudunu diriltmek, moral vermek için sordum neşeyle:
- Bak şimdi, şu hayatta en çok neyi seviyorsun.
Tamamen fiziki yapısından kaynaklanan öfkeli yüz ifadesine uyumsuz bir dalgınlıkla baktı bana. Düşündü. Dramatize etmeksizin, samimiyete "hiç bir şeyi" dedi.
Çok uzun yıllar insana dair çözüm bulmaktı mesleğim. Çıkmaz sokakları hemen tanırım. Kaderini benimsemesi için , sustum.

Onunla, ben 5 yaşında iken tanıştık. Sıra arkadaşımdı. 70'li yılların tahta sıralarını bilirsiniz. Her oturuşumuzda ıslak ve kuru temizlik bezi ile siler. Saydammış hissi veren , damarları seyredebileceğiniz beyaz ellerini dikkatlice sıranın üzerine serdiği örtüye koyardı.
Hiç unutmam, türkçe sınavında "şair" kelimesinin yazımını onun kağıdında görmüş ve kendi kağıdımdaki hatayı düzeltmiştim. Her derste birinciydi.Sınıfta birinciydi. Bıldırcını andıran sivri hatlara sahip aksi suratı gülümsediğinde bile azarlar gibi göründüğünden midir, temizlik hastası olduğunda mıdır, kuralcığılığından mıdır bilmem pek arkadaşı yoktu. şimdi geriye dönüp baktığımda, çocukken bile fedakar ve merhametli kalbinin kendisine karşı takılınılan uzak tutumlarla ne çok incindiğini görüyorum.
Ortaokulda ayrı sınıflardaydık. Koridorlarda bazen rastlaşır, kazağının -gömleğinin daimi beyazı, ölçülü adımları, yine kısacık saçları ile beni kucaklamasına sevinçle karşlılık verirdim.
Lise ayrı deryaydı..karşı cinsi ve aşkı keşfetmiş, limandan çıkıp ummana atmıştım kendimi.O günlerde değil Semra ( gerçek öykülerde sahte isimler kuralı devam ediyor), sülalesi mezardan çıkıp gelse umursayacağımı sanmıyorum doğrusu.
Ben eriyen karların oluşturduğu coşkun bir nehre dönüşürken o hala elinde sabun,bez,kolonya gezen, hala derslerde birinci, hala bıldırcın bakışlı -kısa dik saçlı ,kuralcı,gülümseyen ama gülümsemesi görülmeyen bir genç kızdı.
Sonra yıllar,yollar,kader denilen yazılı olmayan asıl metin vs vs..koptuk gitti.
Facebook'un yaptığı en iyi şey hatta sanırım belki de tek iyi şey kopup gitmiş insanların birbirini bulmasını salamaktı. Facebook sayesinde Fizik dersinden 9 aldığı için ağlayan bıldırcın suratlı kız ile "aynı adlı eser" i, eserin adı AYNI sanan sarsuk kız seneler sonra birbirini buldu.
Semra da Trabzon'dan başka ilde okumuştu. Türkiye'nin en büyük illerinden birinde mühendisliği yine birincilikle bitirmiş ancak sebebini bi türlü anlayamadığım şekilde Trabzon'a geri dönmüştü.
Birbirimizi bulunca derhal buluştuk tabii.
Evlenmiş ayrılmış.
Onca birincilik ve harika diploma ile bir devlet dairesinde saçma sapan evrak kayıt memuru olmuş. İlkokul mezunu adamlar, partililer, sorunlu kişiler..iş hayatı ızdırap dolu.
Hasta babası ona bırakılmış, zaten bir de abisi var. O da başka ilde evli ve çocuklu..her şey Semra 'nın üstünde. İşten izin alamaz, babası onu bırakmaz, işte mutlu değil, evde mutlu değil. Zeka ile keskinleşmiş aksi bakışlarını üstüme dikip , her söylediğine verdiğim tepkiyi dikkatle gözlemleyerek görüşmeyeli hayat ona neler etmiş anlattı durdu buluştuğumuzda. Onu dinlerken geçmişi hiç düşünmedim. Geçmişten, saydam beyazlıkta teni haricinde hiç bir şey kalmamış gibiydi. Öfkeyle herkesin hatalarını, toplumun inisiyatifsizliğini,küçücük mahallede herkesin tanıdığı bir ailenin ferdi olarak hiç evlenip ayrılmışlığın getirdiği baskıları anlattı.
-"Konuşmuyorsun" dedi. Sonra endişeyle "seni sıktım mı " diye sordu.
Her zamanki gamsız halimle gülümsedim.
-"Yok, dinliyor ve düşünüyordum. Şair kelimesinin yazılışını senden kopya çektimdi ben biliyor musun?"
Kaşları bir araya geldi ve aksi aksi süzdü beni.
-"Ben sana onca sıkıntı anlatırken bunu mu düşündün?" dedi
-"Evet" dedim
Gülmeye başladı.
-"Bana senin gibi gamsız biri lazımmış ay ne güldümmmmm" diye diye kahkahayı bastı.
Senelerce devam etti dertleşmemiz, gülüşmemiz, buluşmamız, konuşmamız. Herkesin herkesi tanıdığı yerlerde derinlemesine dertleşeceğin güvenilir biri bulmak zordur. Abisi ile abimin ne samimi arkadaş olduğu konusu önce onu gerdiyse de zamanla aştık bunu.Allah da biliyor ya, susmak konusunda iyiyimdir ben. Sustum da nitekim her zaman.
Ona "aşık olmalısın" dedim. "Yeniden yuva kurmalı, iş-ev" saçma döngüsünü kırmalısın. Hayli de zengin bir ailen var, güzel bir yeni hayat kurabilirsin..denemelisin.
Sanırım bunlardı duymaya ihtiyaç duyduğu cümleler. Siyah ve gri kombinasyonları sarı-yeşil-mor-turuncu detaylarla renklenmeye başladı. Zaten çıtı pıtı zayıftı ya..daha bi yakıştırdı giydiklerini kendine. Tüm dertlerini, haklı kırılmışlıklarını,çaresiz isyanlarını anlattıkça önerdiğim çözümler ona hep çok komik geldi. Bana hep çok güldü, ben de bana gülmesini hep çok sevdim.
4. senenin sonunda, aralık bir kapıdan sızan ışık gibi aydınlandığını ve gülümsemesinin derinleştiğini gördüm sevinçle. Çalıştığı devlet dairesinde biri ona çıkma teklif etmişti ve o da kabul etmişti temkinli temkinli. Dul..dikkat isteyen sözcük onun yaşadığı yerlerde.

Adamın adı Murat. Kendi işlettiği bir çeyiz dükkanı var. İş için gelip giderken görmüşSemra 'yı Beğenmiş sevmiş. O da evlenip ayrılmış ama çocuk yokmuş.
Onun Murat ile neşesine kavuştuğunu, yarınlara dair ihtimallerinin zenginleştiğini görmek beni sevindiriyordu gerçekten.Sonra, onun Murat adına bahane bularak anlattığı bazı şeyler beni tedirgin etmeye başladı. En çok da "gururlu ama allem kallem edip hesabı çoğu zaman ben ödüyorum..annesine bakıyor ne de olsa,msarafı çok. Kızıyor bana böyle yapınca ama çok tatlı" kısmına takılmıştım.
Onun hanımhanımcık mühendislik okuduğu yılları çok da takdire şayan hanımhanımcık şekilde yaşamamıştım ve çevrem de katolik rahibelerle dolu değildi. Görücü usulü evlendirildiği adamcağızdan başkasını pek de tanımayan Semra 'nın benim gördüklerimi göremediğini, Murat'ı hakikatten murat olarak algıladığını endişe ile fark etmiştim. Romantik evlilik teklifi beklenenden önce gelmiş, bu da benim endişelerimi ayyuka çıkartmıştı. Murat 'ın, Semra hakkında neler bildiğini merak ettim. Üzerine tapulu 4 katlı apartmanı biliyor muydu mesela..
Zaman ne yazık ki beni haklı çıkardı. Murat'ın eski eşi Semra ile iletişime geçmiş ve ona güvenmemesini söylemişti. Sonra Murat'ın dükkandaki çırağı, anlaşmazlıklarının sonucu yediği dayağın intikamını ödenemeyen bonoları Semra 'ya ifşa etmişti. Bakımını üstlendiği annesi ise..rahmet olsun ruhuna öleli seneler olmuştu.
Yine de aksi bakışları, çatık kaşlarının ardındaki tertemiz inanmışlıkla, sevgiye inanma çabasını gördüm onda. Onuru sevdasına ağır bastı, Murat'ı terk etti.
Babasına alzheimer teşhisi konulması tam da o yıldı. Partizanlığın normalleştiği ülkemizde, doğru dürüst tahsili olmayan adamı filancanın yakını diye getirip ona şef yaptılar. Şef, Semra'in dul olmasından başka bir kusur bulamamıştı ama diploması olmayanların diploması olanlara neler neler ettiklerini görüp yaşadığımız ülkemizde Semra da bunun acısını çekti bol bol. Tüm gücüyle dik duruşunu koruyor ama her gün daha çok ruhu yıpranıyordu. Tünelin ucundaki ışığı görme umudu..zayıflamıştı.
Abisi temkinli bir uzaklıktan sevgi ve şefkatini esirgemiyordu. Semra evlendiğinde ayrılmasına abisi çok destek olmuş hatta ısrar etmiş. Sonradan öğrendim. Sonra da aile evine , yaşlı anne babasının yanına yerleştirmiş onu. Düşünceli abi.
Semra tertemiz kalbinin, merhametinin, vicdanının esiri...tüm imkanları mevcutken Ümit Yaşar'ın şiirindeki misal yalnızlığın taaa içine sürüklendi
Geçenlerde aradım onu. Özledim gel dedim. Geldi, boğaz manzaralı bir yerlere gittik. Bitişiğe yakın kaşlarının çatıklığı ve aksi bakışlarını gören garson siparişi bana sordu her zamanki gibi. Semra çantasından çıkardığı ıslak mendille ellerimizin değeceği yerleri sildi . Artık ona ne diyeceğimi bilmiyordum.
Bir nebze olsun umudunu diriltmek, moral vermek için sordum neşeyle:
- Bak şimdi, şu hayatta en çok neyi seviyorsun.
Tamamen fiziki yapısından kaynaklanan öfkeli yüz ifadesine uyumsuz bir dalgınlıkla baktı bana. Düşündü. Dramatize etmeksizin, samimiyete "hiç bir şeyi" dedi.
Çok uzun yıllar insana dair çözüm bulmaktı mesleğim. Çıkmaz sokakları hemen tanırım.
Kaderini benimsemesi için , sustum.
Onun için bekleyeceğim..onu hiç bırakmadan.
Yaşanmamış gün için umut yoktur demek, en fazla kendimize haksızlık olur.
8 Haziran 2022 Çarşamba
Sezen Aksu-BENİ UNUTMA/Şarkı Sözleri Öyküleri -8
Sezen Aksu, Onno Tunç'la, Atilla Özdemiroğlu ile çalıştığı dönemde tanışmış. Aksu ve Tunç birlikte iş yapmaya başlamışlar ve kısa sürede aralarında bir aşk doğmuş.
Gerçek bir sapyoseksüel (yeteneğe ve zekaya ilgi duyan kişi) olduğunu her fırsatta dile getiren Sezen Aksu için o günden sonra Onno Tunç’tan ayrı geçen bir dakika bile çok anlamsız hale gelmiş çünkü Onno, hem yetenekli hem karizmatik hem cesur hem de tıpkı kendisi gibi dışa dönük ve sosyalmiş.Onno Tunç’un zekası, üretkenliği, karizması Sezen Aksu’yu derinden etkilemiş. İkili, Aysel Gürel ile birlikte 'Sen Ağlama' albümü için uzun saatler stüdyoda çalışmaya başlamışlar. Gün geçtikçe daha fazla yakınlaşan Aksu ve Tunç'un yeni bir aşka yelken açması çok uzun sürmemiş. Aysel Gürel, Sezen Aksu ve Onno Tunç'un birlikte ürettiği ilk albüm Sen Ağlama, 1984 yılında yayınlanmış veTürkiye çapında kıyamet kopmuş. Mükemmel ötesi o çalışmayı eminim bugün hepimiz gayet iyi ve ezbere biliyoruz.
Her ne kadar aşk sözcükleri ve sevgi dolu halleriyle mutlu bir profil çizseler de, ikilinin yakınları tarafından anlatılanlara göre, Onno Tunç ve Sezen Aksu'nun şiddetli kavgalar yaşadıkları da oluyormuş.Bu kavgalar, kimi zaman Sezen Aksu'yu günümüzde hala severek dinlenen 'Git' şarkısını yazmaya itmiş. Sezen Aksu, sevgilisi Onno Tunç ile kavga ettiği geceler soluğu Nükhet Duru'nun evinde alıyormuş ancak bu ayrılık yalnızca bir gece sürüyor, Aksu sabahın ilk ışıklarında Onno Tunç'un evine koşuyormuş.Kavgalardan ve kalp ağrılarından yıpranan ikili, 1992 yılında ayrılmaya karar vermiş. Ancak sanatlarını icra edebilmek için birlikte çalışmaya devam etmişler,ikisi de başka insanlarla evlenip yuvalarını kurmuşlar.14 Ocak 1996 yılında Sezen Aksu, acı haberle sarsılmış. Onno Tunç’un hobi olarak kullandığı uçağı düşmüş, Tunç hayat gözlerini yummuş.
Minik Serçe ve Onno Tunç ikilisinin şarkısı olan “Beni Unutma” Aksu’nun cover’lanmasına izin vermediği tek şarkısı.
Sezen Aksu’nun “Git”, “Yarası Saklı”, “İki Gözüm” gibi şarkılarda Tunç için yazılmıştır.
Bir gün daha yaşandı ve bittiKüçük sevinçleri ve küçük kederleriyleHerhangi bir gündü çok önemli değildiSeni düşündüğüm birkaç andan başkaBilirim herkes payına düşeni yaşar Ve her yeni günde değişir hep birşeyler Sen de kendi payından bir hatıra seç ne olur O ben olayım beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Bilir misin seni gerçekten sevdim Sevdiğim daha birçok şeyin arasında Bir tek seni seçtim hatıralar arasında Sebep diye bir küçük mutluluk Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutmaBeni unutma, unutma, beni unutma
4 Şubat 2021 Perşembe
Duygular Renk Renk
Kendi bloğumdan intihal yapacağım bugün.
Belki şöyle baba bi üniversiteye beni de rektör-dekan bişi atarlar :-)En aldırmadığım duygu öfke. Rengi palyaço pembesi.Nadir gelir, ben geliş sebebini sormadan alır şapkasını gider ardında iz bırakmadan.Kanımı ateşleyişini, bende yarattığı adrenalini severim ama en çok geç gelip tez gidişidir sevdiğim.Bir de , sadece öfkelendiğimde aldığı bir renk var gözlerimin; çakmak çakmak bir yeşil.Onu da severim.

En vazgeçilmez duygu huzur. Sevgi maisi ile şefkat maisinin uyumla kucaklaştığı bir mai rengi. O kadar serin bir sıcaklık ki o, incinmesin,kırılmasın , benden kimse alamasın diye kalbimin ve beynimin ennnnn içerilerine yerleştirip duvar ördüm çevresine. Aldırmazlığı içime veren Allah'ıma şükürler olsun.Bazen köy yanar kel bakar modunda yaşamak o kadar güzel ki :-))


En kuvvetli duygu annelik. Rengi mercan yeşili ile turuncu karışımı. Uç duygu ve kavramların uyum içinde tek potada erimesine neden olan karmaşık bir düzen getiriyor dimağınıza.İlk defa ölümden korkuyor insan...onları bırakmak korkusu ölümden baskın.

En nitelikli duygu merhamet. Allah almasın kalbimden onu..başka iyi bir niteliğim yok çünkü. Merhamet kahverengi yeşil, merhamet sakınımlı mahçup. Merhamet suskun dilsiz ,tevazu içinde ama başı hep dik. Maşkerhamet anne kurabiyesi tadında..

En salak duygu korku. Rengi çiğ sarı..uçup kaçacak gibi.Bir Allah'tan bir nefsimden bir de sarhoştan korktum şimdiye kadar. Öteki renklerimi zedelemesin diye gelse de görmem, seslense de duymam duygularımdan bu. Soğuk çorba içmek gibi...
En çabuk kaybolabilen duygu vefa. Lila rengi, utangaç. Az insanda bulunur, çoğaltılması resimlerle-kokularla-şarkılarla mümkündür. Kırılgandır,beslenmesi gerekir. Lazım yerde vefasızlık eden de..Allah'a havale edilip silinir.
16 Ekim 2020 Cuma
KARANTİNA GÜNLERİNDE AŞK
1000 dolar ile Türkiye'de yapabilecekleriniz ile Kanada'da yapabileceklerinizi kıyaslayın...
Neyse pandemi mandemi dinlemedi aşk ve erkek arkadaşı (W diyelim ona) Türkiye'ye geldi. Airbnb ile Kadıköy'de şahaneli müthişl bir ev tuttular W için. Gün gün ne yapacaklarını planladılar, buluşulacak dostlara haber verdiler ve pandemi nedeni ile olabildiği kadar kısıtlı tuttular kalabalık ortama girmeyi.
Her şey yolunda idi,W bir ay kaldı ve gideceği akşam bize vedaya geldi.
Ertesi gün test yaptırdı ve test pozitif çıktı.
Apar topar işten eve geldim ve hepimiz karantinaya alındık.
Ne zamandır bloğuma yazmamıştım ve çok özlüyorum yazmayı diyordum ama ..evde W+4 kişi biz olunca aman Allah'ım..nefes alacak zamanım yok ne demek öğrendim.
Neler görüyor neler yaşıyor insan. Bir karantinaya alınmadığımız eksikti, onu da yaşadık.
W çok iyi. Ateşi yok şu yok bu yok...bildiğiniz "hiç bir şeyi yok"
Ne kadar ısrar ettiysek de bir aydır birlikte gezdiği kızıma test yapmadılar.
W 10 bizler 14 gün karantinadayız.
İlk gün gelip ilaç bırakıp gittiler bir daha gelen olmadı. Aile hekimimiz bir kaç kere aradı. Hepsi bu.
Böyle günlerde daha iyi anlıyor insan
Yaşamak güzel şey mirim :-))))))))
13 Temmuz 2018 Cuma
A'mâk-ı Hayal
Muhabbet'i Gazap
20 Haziran 2018 Çarşamba
Masal Bu Ya...
Biri , çağlayan gülüşlü olan bir tokat attı mahzun olana. Bir minik goncagül'e atfedilmiş kibir ve güç savaşı ile başladı karanlığın aydınlıkla savaşı.





































