Vallahi yeter....
28 Şubat 2026 Cumartesi
Yeter!
18 Şubat 2026 Çarşamba
Çocukluk, Kimsenin Ölmediği Krallıktır

Geçen bir sergi açıldı, seramik heykel sergisi.
Sergi sahipleri neşeli zarif insanlardı. Koşturup annelerine "hepsini satın mı aldınız" demişler şaşkınlıkla.
28 Ocak 2026 Çarşamba
İki Parça Can

Göğün lacivertini, denizin mavisini, o eşsiz ışığı, havayı, denizde süzülen gemileri, martıları, uzakları yakınları izledim durdum.
![]() |
| bu işte resssmen annemin parmağı var😂 |
Ablamı düşündüm özlemle.
Çocuklarımı düşündüm sakin sakin.
14 ve 19 yaşlarımı düşündüm.
Çayın tomurcuklu kısmından bir iri yudum daha aldım.
Sonra 5000 sterlin çantası olan kadını düşündüm. Güldüm. Mutlu mudur acaba dedim? Onu yargılamaya hakkım yok. Sadece , 5000 sterlinlik çantalara meyletmeyen bir gönül verdiği için Allah'a şükretmem gerek onu biliyorum.
Spotfy'da çalan şarkı ablama özlemimi perçinledi.
Şarkıyı ablama, göğün lacivertini eşime yolladım. Denizin mavisini paylaşmadım ..o benim😁
Ülke gündeminin gönlümüzü karartmadığı..ruhu eciş bücüş olmayan insanlarla olabildiğimiz günler yakın olsun inşallah.
Sıkıldım bu hallerden...
3 Ocak 2025 Cuma
Ben Hariç
Selin Bilfen'de okudu.
Öğretmenler gününde hediye almamız yasaktı.
Nehir devlet okulunda okudu.
Öğretmeni, öğretmenler gününde yarım altın mı dersiniz , markası belli mağaza mı dersiniz hediyesini seçip söylerdi ve veliler neredeyse minnetle alırdı hediyeyi.
Ben hariç.
Asla katılmadım bu meblağı belli hediyelere, yılbaşı ya da öğretmenler gününde.
Sınıftakiler huzursuz olunca , katılanlarına adını yazalım gibi yollara başvurunca "katılmayan sadece ben olduğuma göre Kadriye hariç yazıverin" dedim .
Kızgındım velilere de öğretmene de.
Onu kızdırmayalım , daha kaç sene çocuk onla beraber diyorlardı. Aklım sırrım duruyordu. Siz hediye almadınız diye çocuğunuza kötü davranacak biri öğretmen ya da sağlıklı bir yetişkin değildir, öyle olduğunu düşünüyorsanız zaten çocuğu ona vermemelisiniz diyordum.
Bir gün, Nehir sınıfta konuşuyor diye silgi atmış ona öğretmeni. Çocuk ilkokul 1ya da 2.

Öğretmenler gününde akrostiş şiir filan yazdırırdım çocuklarıma. Ya da el emeği başka bir şeyler. "Senin emeğinin meyvesi sana en büyük hediye" derdim öğretmene. Yılbaşlarında ışıklı - dönen dünya maketi filan alırdım "sınıfa" . Hediyeyi hak eden öğrencilerdi öğretmen değil. Kalan da devlete feda olsundu, bizden sonraki velilerin çocukları kullansındı. Bir de her sene şahane bi Atatürk'lü takvim alırdım..şaşmazdı. Sınıf, hediyesini verirken de içleri rahatlasın diye " ben hariç hocam, ben katılmadım doğru bulmadığım için " derdim. Aman veliler üzülmesin, öğretmenin de aklı karışmasın neme lazım.
Nehir de mezun oldu, öteki çocuklar da. Yıllar sonra o sınıftan hangi veliye rastlasam (bi benim adım kalmış akıllarda) hepsi "sen haklıydın" dediler. İlla buluşalım görüşelim denildi.
Onca seneyi bahçede-sınıfta yalnız geçirmişim.. Ne konuşayım ben sizlerle , o zaman da yoktu söyleyeceğim bir şey şimdi de yok dedim geçtim.
Kırgın mıyım?
53 yaşındaki ben, 37 yaşındaki bana yapılanlara kızgın tabii. Ama daha çok "veli güruhunun" bu berbat sisteme hem söylenip hem de sistemi beslemesini affetmemiş olması muhtemel.
Çayımı da yalnız içerim ama içim ferah olur nolcek .😏
13 Haziran 2022 Pazartesi
Hayat : Alkışı Duydum, İhaneti Gördüm
Bir çok iş yerinde, makamda,görevde bir çok değişik işte çalışmışım ; geriye baktığımda kendimi hayretle ama "onca şaşkın halime rağmen başarmışım aferin" lerle izliyorum kendimi.
Yaşama atılmak için kararları yeterli donanım ve tecrübe olmadan verdiğimiz lise son sınıfta seçtiğin mesleği al cebine..bir ömür onunla yürü. Ne saçma şey.
Ne yazık ki ülkemizde denemelere, vazgeçmelere çok yer yok. Uğultulu bir koro var hiç susmayan.
Uslu ol-okula git-ders çalış-okulu bitir-ders çalış-üniversiteyi kazan-ders çalış- üniversiteyi bitir- iş bak- askere git- evlen-çocuk yap- ev al-araba al-yazlık?-bi çocuk daha yap- Bir de kızın olsun/bir de oğlun olsun..ikinciyi yap-borçları öde- çocuk uslu olsun-çocuk okula gitsin-çocuk ders çalışsın... korkunç bir bitmeyen döngü!
Çocuklarıma bunu yapmadım.
Çocuklarıma bunu yapmayacağım.
Üniversiteyi kazanıp Trabzon'dan İstanbul'a geldiğimde 16 yaşındaydım. Hayatıma karar verdiğimde yani..müthiş değil mi? Entellektüel bakışı olan, iyi bir ailem ve cevval bir annem oluşu kurtarmış beni geriye baktığımda. "Yapabilir miyim" endişesini hiç taşımadım ama bu kendime güvenimden mi sarsukluğumdan mı onu da bilmiyorum dürüst olmak gerekirse.
Tüm o masalar içinde en çok öğretmenliğimi sevmişim geriye dönüp baktığımda. Artık var olmayan okulda, artık var olmayan güzelliklere özlemim biter mi bir gün ? İstanbul'un hemen hemen en güzel semtlerinden birinde çok sevdiğim güzel işimde çalışıp hayatın renkli akışı içinde "bildik" sokaklarda nefes alıp verirken, bir çok insanın " ne şanslısın" dediği bi kavşakta sakin salınımlarımda yürürken öğretmenliğimi hatırlamak, kendime özlem gibi derin bir sızı yaratıyor bende.
En lüks otellerde ofisim oldu, en yüksek makamlarla yemekler iş birlikleri..titrler titrler...ee ne olacak? Karacaahmet mezar taşında makamı yazanlarla dolu. Geriye ne kalıyor? Alkışı da duyuyorsun, ihaneti de görüyorsun. İnsan kalıyor mu , dostluk kalıyor mı, kardeşim diyeceğin insanlar biriktirebildin mi peki dön bak geri ..
Yağmurlu Karadeniz günlerinde sınıfta yanan fındık sobasının çıtırtısında ormanlarla kaplı dağları seyretmeyi , çocukların sıcacık gülüşlerinde ısınmayı ve alt katta abimin olduğunu bilmeyi seviyordum.
Camii kaldı..şatafatlandırdılarKahve kaldı..orda yaşıyor erkekler
Okulu yıktılar
Ormanları yaktılar
Çocuklar büyüdü gitti
Abim...o hepsinden beter gitti.
Eskiden olsa daha derin bir üzüntü daha koyu bir hüzün sarardı içimi eminim. Oysa şimdi gülümseyerek bakıyorum ve " iyi ki yaşadım o günleri " diyorum.
Marka ayakkabılar giymek ve serçe parmağım havada (!) yemekler yemek zorunda olduğum bu yaşam kesitinde, öğle uzun teneffüsünde toprak bahçesinde voleybol oynadığımız o günleri, abimin ruhsuz bir kayaya dönüşmüş benliğinde artık var olmayan sıcacık gülüşünü, çocukların ilkbahar çiçeklerini derleyip masama bıraktığı güzel ellerini hiç bilmeseydim ,hayat daha mı güzel olacaktı sanki?
* * *
Bazen , iyi ki unutmadıklarım var diyorum. Yitirilmiş gülüşler sahibinde değil bende saklı kalmış. Hayli zenginim diyebilirim...gönlü fakir kalana yazık.
28 Şubat 2021 Pazar
Baygın Bakışlarına Kurban Olduğum Doktor
Nehir "anne karnım ağrıyor" dedi.
"Ayaklarına çorap giymedin mi yine sen" dedim yüzyıllarca annelik genlerinin aktarımını dile getirip.
Sonra kustu.
Normal görünse de akış, örümcek adamdan hallice olan annelik güdülerim alarma geçti ve Özer ile birlikte Nehir'i Haydarpaşa Numune Hastane'sine götürdük bir koşu.
17 yaşında olduğu için çocuk servisine gitmemiz gerekiyormuş.
Çocuk servisine gittik.
İnanılmaz nazik ve iyi insanlardı bizimle ilgilenenler.Sırf onların hatırına ve pandemi döneminde ne kadar perişan olduklarını bildiğimden ,ayakkabılarının "hepsini" kapısının önünde apartman ahalisinin koklaması içinbırakan sağlık görevlisi çocuklara sesimi çıkartmıyorum. Normalde o kapılarının önündeki bot ve ayakkabı deryasını fakir fukaraya dağıtır çıplak ayak bırakırdım onları uyarılara rağmen sürdürdükleri bu iğrençlikleri için.Neyyyse...
Nehir'e karın ultrasonu çekildi ve kan tahlili yapıldı.Toografiye karar kılınmıştı ki Zeynep Kamil Hastanesindeki çocuk cerrahıyla yaptıkları görüşme sebebiyle serum bile bağlayamadan apar topar o hastaneye yolladılar bizi.
Yıllar önce okumuştum bir yerlerde : avukatın genci doktorun yaşlısı makbulmüş.Doktor yeniden kan tahlili aldı. Ufak tefek , çizgi film karakterine benzeyen, iddiasız görüntüsüne tezat zeki ve sakin gözleri olan doktora göz hapsine almış olmalıyım ki sakin bir sesle "sakin ol annesi" dedi.
Hahaha ..sen dersin de ben olamam doktorr...kontrollü sakin dururum da sakin olamam işte.
Kan tahlili sonuçlarına baktı. Nehir'e "parmak ucunda kalk" dedi. Sonra da" bırak kendini yere bas" dedi. Sonra bana döndü ve" ameliyata alıyoruz " dedi.
Baygın bakışlarına kurban olduğum doktor. ..öldür beni!Di mi?
"Tomografi çekeceklerdi öteki hastanedeki doktorlar..siz de bir baksanız o şekilde emin olsak hocam" dedim saygısızlığımı farkında olup hitap ile üstünü örtmeye çalışarak.
Çizgi film karakteri hızıyla döndü bana ve az sonra uyuyacakmış gibi kapalı göz kapaklarının ardından ciddi,sakin baktı yüzüme. "Ben teşhisimden eminim. Ne diye çocuğa o kadar radyasyon yükleyeceksiniz? 130 röntgen çekilmiş gibi radyasyon...gerek yok" dedi. Sonra sabır ve öfkeyle karışık "ben eminim de sen emin değilsen al götür çocuğu fenalaşırsa gelirsiniz derdim ama..riske atmak istemiyorum annesi" dedi.
Bir saat içinde Nehir ameliyat oldu. Apandisit ameliyatı başarıyla sonuçlandı.
. Ameliyat öncesi giydirdikleri siyah ameliyat elbisesi ile ablasına ve babasına yolladığımız komik fotoğraflar elimde bakakaldım ameliyathane kapısından geçerken korkudan kocaman olmuş gözleri ile bana el sallayan kızıma.
Yine yapayalnız hissettim kendimi.
Odaya gidip içine bir kaç yıl sığdırmış oldukları birbuçuk saati beklemeye koyuldum.
Gerçekten çok yalnız hissediyordum.İçimde Uçan Hollandalı'nın hayalet gemisini yüzdürdüğü karanlık koca bir okyanus vardı.
Sonra Nehir odaya getirildi. Apandisit sırta doğru gittiği için laparoskopi ile değil açık ameliyat ile almışlar . "Başardım" dedi bana bakıp. Çok korktuğunu görebiliyordum. Hemşire "çok cesurdun" dedi sağlam bir ciddiyetle. O an idrak ettim ki, kızım 17 yaşında da olsa bir çocuğa seslendiği gibi sevecen ve sakin, moral verici ve müşfik davranılmasına ihtiyacı vardı ve bu yüzden 18 yaş altı insanlar yine de çocuk servisinde olmalıydı. Erken büyütmenin manası yok çocukları di mi? Ne çocuk ne genç..hem çocuk hem genç. Ne zor yaşlar hem yaşayan hem birlikte yaşayan için. Karmaşık ama özel, zor ve güzel.
Bizim doktor geldi ,Nehir ile gülerek ,sakin ve ciddi ilgilendi. Sonra yine sakince bana dönüp" sakin ol annesi " dedi.
Şimdi şu var. Ben zaten yapı olarak sakin bir insanım; iş ki biri çocuklarıma ilişmesin. Davranışlarım da sakin ve kontrollüdür her zaman, hatta o zaman bile. Ama o, tecrübeli gözleri ile içimdeki deli gömleği giymiş debelenen anneyi görebiliyordu.
Doktora şapka çıkardım.Saygın ve mesafeli tavrına ayrı, Nehir'im için yaptıklarına ayrı.
İki gece kaldık hastenede. Diğer detaylar şimdi lüzumsuz geliyor bana. Ayrılırken Nehir "şu battaniyeyi satın alsak da eve götürsek" dedi, ona çok güldüm sadece. Kerameet battabiyede değil, yorgun bedeninin ihtiyaç duyduğu huzurlu uykudaydı , o yüzden çok güzel uyudun" diyecektim ama sustum.
50'li yaşlarımda ancak öğrenebilmişim susmayı. İlla doğrusunu söylemek ne gereksiz şeymiş. Bırak, bazı şeyler hayalindeki gibi kalsın insanların. Bırak, hayat herkesin ruhunda kendi şekli ile yer alsın.
Hala öğrenmeye çalışmak, "ben böyleyim n'apim" demeden hayatla birlikte evrilmeye devam etmek..bu da benim ailemden gelen eğitimle edindiğim şans olsa gerek. Hamdolsun.
16 Temmuz 2019 Salı
Susar Mısınız Yeterince
20 Temmuz 2018 Cuma
İyilik Peşinde Koş
Neden Koşuyorum
20 Haziran 2018 Çarşamba
Masal Bu Ya...
Biri , çağlayan gülüşlü olan bir tokat attı mahzun olana. Bir minik goncagül'e atfedilmiş kibir ve güç savaşı ile başladı karanlığın aydınlıkla savaşı.











































