Sezen Aksu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sezen Aksu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2026 Pazartesi

İşimiz Bu, Yaşamak



İçimde aksi bir cadı yaşıyor.

Öyle kibirli , öyle bencil ki varlığını hissettiğimde elimde olmadan gülüyorum.

Özellikle şu günlerde ortaya çıkıyor demek isterdim ama sağı solu hiç belli değil. Hep oralarda bir yerlerde de...genelde var olan ve aslım olduğunu umduğum  sakin, neşeli, iyimser "ben" baskın da öteki ortalığı birbirine katmıyor. Ama söylenmeye başladığında ..gerçekten kendimi tutamayıp gülüyorum.


Onu sevmem boşuna değil.


Bir yandan biliyorum o cadı olmazsa,  övgüyle bahsettiğim sevecen iyi yanım paramparça olurdu bunca kötülük içinde.


Bana ait  ne varsa bende, sebebi vardır.

Hepsini ayrı seviyorum.

Sıradaki şarkı benden bana gelsin adajshdghjasdgas canım kendim 😁😎🥰

Kıran,kırılan,yeniden var olan herkes  ve her şey için....





Birer birer kayıp giderdi her bir sevilen

Yenisi gelmez, eline geçmez, hele ki değeri hiç bilinmeyen

Yürekte varsa sevgiden de ötesi

Sen ağlasan da boş, ışık da yaksan nafile

Odan karanlık, hep loş

Hayatın emri: "Hep koş!"

Bayağa bir bekledim boş

Yaşantım sanki bir savaş ve hoş da bazen

Ateş kesildiğinde ve de sular durulduğunda

Yoksa hep gülerdi insan

Hep kalırdı masum

Saygıda bir kusur ettiğinde minnetin de değeri yok

Kafalarda hesaplar yapılır ve mesafeler konur

Fakat bu kalp unutmaz, unutamaz ki zaten

Her kalp yıkılır ancak yenisi bulunamaz bir mesken

Her anım birini özler

Rüyada yolunu gözlediğim düşünceler ve benliğimle canlanır tüm hatıralarım

Bitince yalnızım

Gözümü açtığımda kalmışım yanımda ailem ve bir de arkadaşlarım


[Sezen Aksu:]

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


[Ceza:]

Şimdi boşuna bakma saate, zaman geç oldu

Dün annem elimi tutarken bugün 29 da doldu

Vakit can almaz, ancak can yakar

Fakat bir bekle bak

Knock out olursan çok sakat

Mücadeleyle geçen hayatta son round

Kazanmak herkes ister

Ne istediğini bilmektir önemlisi

Var mı listen, hayallerin, hırsın, cesaretin?

Sabır selametimse intikam felaketimdir

Ne mektebimde vardı huzurum, ne vardı evde

Çıkıp bir başıma ağlamaktı belki caddelerde

Hayallerin kurulduğu ve düşlerin yok olmadığı

Bu gözlerinse dolduğu zamanın donduğu bir yerdeyim

Düşünceler dumanlı dağlar aynı, gözse puslu

Bir bakmışım mesafeler uzun ve tozlu

Benimse yol yürür gider bir seyyah olurum

Ne paranın bir değeri vardır aslında

Ne de şerefle onurun


[Sezen Aksu:]

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


[Ceza:]

Ameleydim eskiden

Şafak sökerdi her gün işe giderken

Cebimde yoktu bir kuruş

Ve Üsküdar'ımın her bir yeri yokuş

Her gün yeni bir suç

İttiler fakat ben olmadım tuş

Kanatlı doğmamış kuş

Vakit hiç geçmemişti

Ben hep aynı yerde saydım

Ekmekle vardı kavgam, daha bir sertti günler

Ve geçmişeydi saygım

Gelecekti kaygım

Kelebekti kalbim

Akar giderdim olsa bile bir derdim hep gülerdim

Ve ağladığımı görebilen bir annem, bir de ben

İnceden bir perde vardı gözlerimde

Göz görür fakat dilim susardı

Ayaklarım, elim, kolum da bağlı

Hayat bu dile kolay velakin her bir yerine ağrı

Ve kimi zaman düşündüm

Aslında hiç üşenmedim ben, hep düşündüm

Hayata karşı dört silahşör hep güler sanmıştım

Bu öyle lanet olası toz bir pembe ki

Bir baktım her şey ciddi, hemen uyandım


[Sezen Aksu:]

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak




8 Aralık 2024 Pazar

Abime-3

Yok, ağlatmaz asla beni bir gün ayrılık/Pişmanlığım nefret olmaz, öfke olmazSenden daha acı bir hasret bulunmaz..


Allah güzel ömürler versin ; hayatta olan ama artık  sizin tanıdığınız kişi olmaktan çok uzak   biri ise sevdiğiniz bunun adı "olmayan birini özlemek" . Bu, özlemlerin en zor olanı belki.
Bir zamanlar kalbinizi  ısıtan, kanınız aynı canınız aynı olanı yaşarken yitirmek.


Ergenliğime döndüm adeta. Belli sözleri için bir şarkıyı tekrar tekrar dinler oldum. Resmi  tıklarsanız size de dinletebilirim.

Yok, ağlatmaz asla beni bir gün ayrılık/Pişmanlığım nefret olmaz, öfke olmaz/Senden daha acı bir hasret bulunmaz diyor ya..Heh tam da orada diyorum ki Suriye birbirine girmiş, dünya değişiyor, yapay zeka almış başını gidiyor, haritalar yeniden çiziliyor, karanlıkla ışığın savaşı gözle görünür hal almış ; bilmediklerimizle yüzleşiyoruz ve tüm anlamları yeniden ve aslıyla öğrenmek zorundayız ama ben Sezen Aksu dinleyip  yitirdiğim güzelliklerin ardından bakıyorum dalgın dalgın.

Var olmuş olanların en güzeli olma iddiasında bir sonbahar gününde yine işe geldim. Sarı yapraklar temiz, sade, serin bir rüzgarla savruluyor. İri damlalı bir sonbahar yağmuru rüzgara eşlik ediyor. Sokaklar sarı  halılarla kaplı, Pazar'ın suskunluğu ile de ayrı bir havası var.

Hayat devam ediyor...
 
Ele avuca sığmazdı deli gönlüm
Bir zamanlar neredeydi, şimdi nerede?
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniAklım başka, duygularım başka yerde
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniAklım başka, duygularım başka yerde
Bir deli rüzgâr savurdu beni böyleBu mutlu tutsak benim altın kafeste
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniZincirleri yüreğimin artık sende
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniZincirleri yüreğimin artık sende
Yok, ağlatmaz asla beni bir gün ayrılıkPişmanlığım nefret olmaz, öfke olmazSenden daha acı bir hasret bulunmaz
Yok, ağlatmaz asla beni bir gün ayrılıkPişmanlığım nefret olmaz, öfke olmazSenden daha acı bir hasret bulunmaz
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniAklım başka, duygularım başka yerde
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniZincirleri yüreğimin artık sende
Bir deli rüzgâr savurdu beni böyleBu mutlu tutsak benim altın kafeste
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniZincirleri yüreğimin artık sende
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniZincirleri yüreğimin artık sende
Yok, ağlatmaz asla beni bir gün ayrılıkPişmanlığım nefret olmaz, öfke olmazSenden daha acı bir hasret bulunmaz
Yok, ağlatmaz asla beni bir gün ayrılıkPişmanlığım nefret olmaz, öfke olmazSenden daha acı bir hasret bulunmaz
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniAklım başka, duygularım başka yerde
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniZincirleri yüreğimin artık sende
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniAklım başka, duygularım başka yerde
İster güneş ol, yak beniYağmurum ol, ağlat beniZincirleri yüreğimin artık sende

12 Kasım 2024 Salı

Her Şeyin Bedeli Var...Bir Gün Gelir Ödenir Öde Firuze

 


1980'lerde çalışma hayatında sabah, aceleyle yenen poğaça ve çayların eşliğinde "ne çok işimiz olduğuna" söylenerek ve "neleri  başardığımızı" paylaşarak başlardı. Daha iyi koşullar için birbirimize yol gösterir, gruplaşmalarda yer alıp kendimiz gibi insanlarla dinlenir , eğlenerek ve yardımlaşarak çalışırdık. Herkes düzgün giyinir, düzgün konuşur ; kişi tehdidiyle değil sistem cezası korkusu ile hizaya girerdi. Sistem vardı. 

İş çıkışında üstlerimiz altlarımız birlikte Ortaköy'e iner,  biz istemeden önümüze konan milyon çay eşliğinde 51 oynar ve gün boyu yaptıklarımızla-birbirimizle ama en çok da kendimizle dalga geçip gülerdik. Kumpir yeni modaydı. Komik öyküler ile doluydu sohbetlerimiz. Ya da ikili sohbetlerde samimi, içten anlatılan dertler- samimi, içten dinlenilen ..paylaşılan dertler vardı. İnsanlar birbirini dinlerken gözlerine bakardı. İletişim sadece ses akışı değildi.


90'larda azcık kaypaklıklar başladı. Sabahlar kaşarlı tostlar, birbirine alınmış simitler, çay ve üstüne "dur bi kahve de içelim"lerle başlar oldu.  Siyaset kısa bir sövme aralığı idi. Aşklar, hayatlar,yeni işler, yeni açılan alanlar ve olasılıklar sohbet konusu idi. Sabahın kör karanlığında başlardık çalışmaya gecenin kör karanlığında  çıkardık iş yerinden. Oruç  tutar, , pencerenden iple sarkıttığımız torbalarımızdaki yemeklerle (soğukta kalsın bozulmasın pratiği) üzerine gazete kağıdı  serdiğimiz masalarda birlikte iftar açardık. Lakin sahur hep daha eğlenceli  olurdu. Elimizde beyaz iplik ışığı kapatıp "iki lokma daha yesek mi" derdinde koşturmacalarımız😂 Servislerdeki uykularımız tatlı, hala herkes permalı ve kıvırcık. 

Sezen Aksu şarkılarında  geçmişi anar, geleceğe biraz endişe ama daha çok özlemle  bakardık.  Gelecek , güzel ihtimalleri de barındıran dev bir soru işareti idi ama güzel renklerle bezeli...


2000'ler geldi. Anneydik-babaydık. Seçimler ve kriterler,  koşullar ve seçenekler  hayli değişmişti. Giyim kuşam yine özenli ama artık daha sade..

 Bence şeytan yeryüzünde yüzünü aleni göstermişti. "Bizler ve onlar" ayrımı başlamıştı. Tünelin ucundaki ışığı umut sandık. Bazı şeyler iyiye gitmeye başlamıştı. TV'lerde sokaklarda insanlar tartışıyor, bizler dinliyor ama duymuyorduk. Görmek istediğimiz  gördük  , duymak istediğimizi  anladık.  

Kahvaltılar, aceleyle yenilen simitlere dönüştü. Daha çok da kendi masamızda. Tuhaf  kurallar ve tuhaf kuralları koyan  tuhaf insanlarla doldu iş hayatı. Yine de dostluk, yine de yardımlaşma vardı. Bir çok  hayal gerçekleşiyor gibiydi ; projeler, iyileştirilen çalışma koşulları ..kimin sözüydü o : kimse zehri tahta kasede vermez..altın kaselere dikkat edin. İş sonrası  servislerde kitap sohbetleri ederdik bol bol. Sistemde yer aldığı  halde cezalandırılmayan ya da düzeltilmeyen şeyleri anlatırdık biraz öfke biraz şaşkınlık ama daha çok " nasılsa düzelir" aldırmazlığıyla. Daha iyi  içindi sohbetler,  çocuklar, diyetler...Tarkan dinler olmuştuk. 

"Kıskanırın rengi baharda yeşiller,Sevda büyüsü gibisin sen, Firuze,Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu,Üzüm buğusu gibisin sen, Firuze" nin inceliğinden "Kıl Oldum Abi"lere geçisin bir  toplumsal deformasyonun açık başlangıcı olduğunu görmüyorduk. Her şeyin kolaylaşması iyi bir şey sandık. Kuralları bir bir omuz atarak yıkıyorduk ve bunu özgürlük sanıyorduk. İyi kalpli ve aptaldık.

2024'ler...yediğimiz ekmekte bile katkı maddesi var. Sabah kahvaltıları yerini başka kültüre ait kahveleri  havalı  bir şekilde elimizde tutup yürürken içmemizden ibaret.

Eskisinden bin kat fazla çalışıyoruz ama yetmiyor. Kimse kimseye güvenmiyor. Ne sistem var ne liyakat. Geçmişe dönüp bakmaya yüzümüz yok, gelecek ise tüm renklerden arınmış bir  endişe yumağı. Kılıcımız yok, kalkanımız da elden gitmek üzere hissiyatı vakıf . Bizler-onlar az geldi bir de diğerleri var. İş çıkışı sohbet filan yok.. Konu hep siyaset. Kültür gitti, sevgi gitti..dertleşme de gitti . İnsanlar birbirlerini gözleri cep telefonlarında dinliyorlar. -mış gibi yapmanın kitabını  yazıyor insanlık. 

Şeytan yüzünü gösterdi ..saklamıyor da. ..hala alkış  tutanı var bile isteye. Şaşkınız ..

Duru bir su gibi, bazen volkan gibi
Bazen bir deli rüzgâr gibi
Gözlerinde beklenti, yıllardan beri yavaş
Acelen ne? Bekle, Firuze



22 Ağustos 2024 Perşembe

Henüz Kaybedilmemişken..

TRABZON-FAROZ

 En sevdiğim yanlarımdan biridir.


Kaybetmeden kıymet bilmek.


Dün18697519621 saat kadar süren bir toplantım vardı. Her sabah yürüdüğüm yolu yürüyemedim başka yere gitmem gerekmişti.

Bu sabah, her sabah yürüdüğüm yolu yürürken "seni nasıl da özlemişim yol" deyiverdim. 

Ağaçlarıma sarıldım, taze filizlenmiş  dallara "çak bi beşlik" yaptım ve kitabımı dinleye dinleye keyifle yürüdüm.  Her sabah hayran olunacak bir ayrıntı bulduğum, senelerdir  mevsim değişikliklerinde değişimini keyifle izlediğim yol. 

Günde milyonlarca insanın geçip gittiği ama ayrıntılarındaki  kırılgan güzelliği görmediği yol. Ne çok seviyorum seni.


Ablama "günaydın" yazıverdim. Bizim POMUM adlı grubumuz var, ordaki kızlara da "günaydın" yazıverdim. Nazlı benden  evvel yazmış yine :-) Erkenci kuş o. Bir günaydını, bir yeni günün başlangıcını  tüm kalbiyle sizle paylaşan insanların varlığını, onların yokluğu ile sınanmadan kutsamalısınız. Kimsenin , sahiden "günaydın" demediği bir sabahın karanlığını hayal bile edemiyorum  ıyyyyyyyy.

Yaz günü  , duş almadan çıkılır mı evden ? Bakmadan elimi attım tarağımı aldım,  saç kurutma makinam şuracıkta. Depremde , tayinde, şu sebeple bu sebeple  evini düzenini bozmuş kaybetmiş insanları düşündüm. Minik ayrıntıların yerliyerinde olması nasıl bir güven ve huzur sebebi biliyor musunuz? Kaybetmeden kıymeti bilinesicelerden bu konu. Hem de çok önemli.

Yaran nerdeyse canın orda der eskiler.

FOTOĞRAFI TIKLARSANIZ ŞARKISI DA VAR...

Abime günaydın diyememek de benim yaralarımdan biri. Artık  hiç bir koşulda düzelmeyecek bir kopuş. Öz kardeşinizi ölmeden yitirmek. 

Hani dişinizi çektirseniz dil hep oraya gider ve yarayı yoklar ya..öyle bir şey benim için abim. İyi ki onu kaybetmeden layığı ile çok sevebilmiş, öpebilmiş, sarabilmiş, anılar biriktirmişim.



Selam olsun  nazlı güne.. hadi yaşayalım.

Ama  bir sincap ciddiyetinde..yani, yasamanin disinda ve ötesinde hiç bir şey beklemeden,yani butun isimiz gücümüz yasamak olacak şekilde yaşayalım.

8 Haziran 2022 Çarşamba

Sezen Aksu-BENİ UNUTMA/Şarkı Sözleri Öyküleri -8





 Sezen AksuOnno Tunç'la, Atilla Özdemiroğlu ile çalıştığı dönemde tanışmış. Aksu ve Tunç birlikte iş yapmaya başlamışlar ve kısa sürede aralarında bir aşk doğmuş.

Gerçek bir sapyoseksüel (yeteneğe ve zekaya ilgi duyan kişi) olduğunu her fırsatta dile getiren Sezen Aksu için o günden sonra Onno Tunç’tan ayrı geçen bir dakika bile çok anlamsız hale gelmiş çünkü Onno, hem yetenekli hem karizmatik hem cesur hem de tıpkı kendisi gibi dışa dönük ve sosyalmiş.Onno Tunç’un zekası, üretkenliği, karizması Sezen Aksu’yu derinden etkilemiş. İkili, Aysel Gürel ile birlikte 'Sen Ağlama' albümü için uzun saatler stüdyoda çalışmaya başlamışlar. Gün geçtikçe daha fazla yakınlaşan Aksu ve Tunç'un yeni bir aşka yelken açması çok uzun sürmemiş. Aysel Gürel, Sezen Aksu ve Onno Tunç'un birlikte ürettiği ilk albüm Sen Ağlama, 1984 yılında yayınlanmış veTürkiye çapında kıyamet kopmuş. Mükemmel ötesi  o çalışmayı eminim bugün hepimiz gayet iyi ve ezbere biliyoruz.

Her ne kadar aşk sözcükleri ve sevgi dolu halleriyle mutlu bir profil çizseler de, ikilinin yakınları tarafından anlatılanlara göre, Onno Tunç ve Sezen Aksu'nun şiddetli kavgalar yaşadıkları da oluyormuş.Bu kavgalar, kimi zaman Sezen Aksu'yu günümüzde hala severek dinlenen 'Git' şarkısını yazmaya itmiş.  Sezen Aksu, sevgilisi Onno Tunç ile kavga ettiği geceler soluğu Nükhet Duru'nun evinde alıyormuş ancak bu ayrılık yalnızca bir gece sürüyor, Aksu sabahın ilk ışıklarında Onno Tunç'un evine koşuyormuş.

Kavgalardan ve kalp ağrılarından yıpranan ikili, 1992 yılında ayrılmaya karar vermiş. Ancak sanatlarını icra edebilmek için birlikte çalışmaya devam etmişler,ikisi de başka insanlarla evlenip yuvalarını kurmuşlar.

14 Ocak 1996 yılında Sezen Aksu, acı haberle sarsılmış. Onno Tunç’un hobi olarak kullandığı uçağı düşmüş, Tunç hayat gözlerini yummuş.

                  


Minik Serçe ve Onno Tunç ikilisinin şarkısı olan “Beni Unutma” Aksu’nun cover’lanmasına izin vermediği tek şarkısı.

Sezen Aksu’nun “Git”, “Yarası Saklı”, “İki Gözüm” gibi şarkılarda Tunç için yazılmıştır.


Bir gün daha yaşandı ve bitti
Küçük sevinçleri ve küçük kederleriyle
Herhangi bir gündü çok önemli değildi
Seni düşündüğüm birkaç andan başka

Bilirim herkes payına düşeni yaşar Ve her yeni günde değişir hep birşeyler Sen de kendi payından bir hatıra seç ne olur O ben olayım beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Bilir misin seni gerçekten sevdim Sevdiğim daha birçok şeyin arasında Bir tek seni seçtim hatıralar arasında Sebep diye bir küçük mutluluk Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma
Beni unutma, unutma, beni unutma





7 Nisan 2021 Çarşamba

Teoman-17/Şarkı Sözleri Öyküleri -7

 


17 (Onyedi)


Boşver beni

Mühim değilim

Bu onun hikayesi

Çok beyazdı, kir tutardı

Ömrü kelebek kadardı

Mektupları şişedeyken

Bir de bakmış deniz yokmuş

Tek başına dans ederken

Mutsuzluktan sarhoşmuş

Daha 17ymiş

Oyundan kalkmak isterken

Kağıtlar dağıtılmış

Bu hava boşluğunda

Artık her şey satılıkmış

Trafikte akmayan

Hep onun şeridiyken

Söylediği son şarkı

Elveda ZalimDünyaymış

Daha 17ymiş...

Teoman bu şarkıyı 'iki çocuk' şarkısı gibi,  Erdal Eren'e yazmış.Teoman'ın akrabası olan Erdal Eren, 1980 yılında 17 yaşında idam edilmiş.Suçu bir askeri inzibatı vurarak öldürmesi olarak gösterilmiş. Yalnız bu inzibatın otopsisinde yakın ateş sonucu öldüğü, Erdal’ın ise oldukça uzakta olduğunu mahkeme görmezden gelmiş. Kağıtlara Erdal Eren’in adı yazılmış bir kere.(*)


Erdal idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden 
 gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan'a, "avukatıyla görüştürülmediğini, 18  yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18'den küçük  olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini,  vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın  atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden  korkmadığını"söylemiş. İdam kararı verilen Erdal Eren'in 17 olan yaşı bir gün içinde  18 olarak büyütülmüş ve sonrasında hemen idam edilmiş.




 Son fotoğrafı çeken gazeteci Savaş Ay’ın yazısı:

Mamak Askeri Cezaevi’nde idam hükümlüsü bir gencin, Erdal Eren’in son fotoğraflarını çekmiştim yıllar önce.
Yarım saat kadar yanında kalıp, koşullar elverdiğince konuşup, yaklaşık 2 ‘makara’ fotoğraflayıp ayrılmıştım oradan.
Deklanşöre son defa basıp, parmaklıklar arasından ‘sessiz sitemsiz’ bakışını dondurduğum o günün gece yarısında gidip aldılar
onu hücresinden. Teamül gereği sivile, Ulucanlar Cezaevi’ne nakledip, sabaha karşı da hükmünü infaz ettiler, astılar Erdal Eren’i.

Erdal idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden gazeteci Savaş Ay’a, “avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18’den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını” söyledi.
Ağabeyi Erkan Eren, Erdal’ın Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuklu kaldığı dönemde gördüğü ağır işkencenin izlerine tanık olduğunu dile getirdi. Erdal’ın idam edildiği tarihte yaşının 18’den küçük olduğunu belirten Erkan Eren, infazı radyodan öğrendiklerini ve Erdal’ın kimsesizler mezarına gömülmek istendiğini söyledi.

O fotoğraf Sezen şarkısı oldu

Erdal Eren’i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görmüş ve çok etkilenmiş.
Anlatırken, “Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki… Hikayesini de okudum. Ama beni esas vuran o ‘son bakış’ fotoğrafıydı Savaş.

‘AĞIT GİBİ…’
Aysel Gürel’e gösterdim o fotoğrafı. Birlikte bir şeyler yazdık. Onno’ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici…” dedi.
Ve işte o ağıtın sözleri.
“Bir an duruşu gibi
Ömrün gidişi gibi
Veda ederken
Aşk ateşi gibi söner iç çekişler
Amman amman yandım aman
Acı yüzler”

Anısına Bestelenen  Diğer Şarkılar

* Sezen Aksu, Son Bakış (sözleri Aysel Gürel’e, bestesi Onno Tunç’a ait)
* Teoman, İki Çocuk (Teoman, Erdal Eren’in akrabası olduğunu Cnn Türk’te Ahmet Hakan’a açıklamıştır.)
* Mor ve Ötesi, Darbe
* Grup Yorum, Büyü Gülten Akın’ın şiirinden bestelenmiştir. Selda Bağcan Edip Akbayram gibi sanatçılar tarafından da seslendirilmiştir.
* Gına, Kırmızı Halı
* Saian Sakulta Salkım, Suç
* Ali Ekber Eren, Ankara Adı Kara
* Ali Asker, Şu Metris’in Önü


(*) kaynak  : https://www.hurriyet.com.tr/mahmure/galeri-iste-o-sarkilarin-hikayeleri-34941150/2

8 Ocak 2018 Pazartesi

An Kısa Cümle Uzun


 Unuttuğum bir şarkının sözlerini hatırlamaya çalışmak gibiydi.

"Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum"

Deli gibi çalışılan bir iş temposunun ortasında beyniniz eriyip burnunuzdan akmak üzereyken ve türkçeyi tam konuşamayan biriyle film galası ile kokteyl ayarlamaya uğraşırken kelimelerinin neredeyse tamamını unuttuğunuz bir kitabı özlemenin açıklanabilecek tek mantıklı anlamı , kelimeleri unutmuş olmanın bir şey ifade etmediği unutulmayanın kitabın sizde bıraktığı his ve lezzet olduğu olmalı.

Ve ayrıca yukarıda gördüğünüz cümle size biraz uzun ve karmaşık geliyorsa, bütün gün içinden düşünürken bile kısa cümleler kuramayan  birinin iletişim mezunu olması nedeni ile iletişim kurabilmeyi görev bilip habire cümlelerini kısaltmaya uğraşmasının ne çok yorucu olduğunu üstelik uzun cümleleri ağzından kaçırdığında bunu anlayan,akışa eşlik eden birini bulduğunda hazine bulmuş gibi sevinen biri olduğunu bilmelisiniz.


Ablam mühendisti, Urfa'nın dağlarında Atatürk Barajı'nı inşaa ediyorlardı ve o kazandığı paranın bir kısmını Urfa'nın dağlarından İstanbul'un şık sokaklarına -kardeşine yolluyordu. Öğrenciydim. 


Ablamın gönlü karşılık beklemeden sevgi ve şefkat doluydu. Maddi manevi esirgediği bir şey ne o zaman oldu ne sonrasında. Bilinen bütün hazinelerden daha kıymetli ve daha gerçekti. Daha da güzeli benimdi.   

Moralim b.k gibi ve kalbim had safhada kırıkken ablamı aradım jetonlar avucumda dolu dolu (eskiden önemli bir şeydi jeton :-) ), uzun konuşmalara gebe. Kim bilir neye kırıktı kalbim, onun orada sadece yalın dağ tepelerine baktığını ve yalnız olduğunu düşünmeden bencilliğimin doruğunda karşılıksız aşklarımı mı düşük sınav notlarımı mı ; kimbilir hangi "zamanda yer tutmayacak" derdi  büyütüp dağ edip anlattım da ablam dedi ki  "bak şimdi sana extra para yollayacağım harçlığının haricinde. İstiklal Caddesine git ve çok istediğim bir şey yap..o paranın hepsini harca. Bu sana iyi gelecek."

Yok dediğimi, o asalete sahip olduğumu sanmıyorum o yaşları düşünüp kendimi hatırladığımca.

Yağmurlu ama soğuk olmayan bir gündü, net aklımda.
Elbiselere baktım ,yemeklere baktım, ona baktım buna baktım...yok. Sonra kitabı gördüm "Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum"du adı. Sadece adından dolayı aldım. Bir de Sezen Aksu'nun "Minik Serçe" kasetini aldım. Sonra ne o şarkılardaki Sezen'i unutabildim ne de o kitabı.


Hatta kitabı okuduğumda "duygu buysa, aşk buysa benim aşık olduğum kişi öküz yahu ancak öküz " deyip buz gibi soğuduğumu da hatırlıyorum.


Sezen Aksu güzel bir sese sahip. Minik Serçe'deki şarkılarında duygu var, ruh var,insan var (tık) Sonradan kaybetmiş bunları. Profesyonel şarkıcı olmuş ama o ilk zamanlarındaki aşk acısı ile dopdolu genç kadının melodilerle duygularını size nakşedişini (tık)   kaybetmiş.

Kürşat Başar ise her kitabında bazen daha iyiye gitmiş bazen aynı kalmış ama bence hep özel kalmış.

Şimdi o kitabı  özleyince -satırlarını anımsamaksızın -, koştum D&R'dan sipariş ettim. Kader, o kitabı tekrar okumamı en az benim kadar istiyor olmalı ki bugün kargo ücretsiz (tık)

Kitabı tekrar okuduğumda alıntıları paylaşacağım sizinle.

Eşya insandan, duygu yaşanmıştan uzun ömürlü oluyor.

Ne olaylar var yaşandığında ana başlıkken sonrasına sadece yaşattığının adı kalıyor, yaşatanı bile unutuyorsunuz. Çok da ciddiye almamalı hayatı yani.


Ablam mı?
O hala "benim" mucizem 💖💕

Yaşayalım gönlümüzce.