ceza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ceza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2026 Pazartesi

İşimiz Bu, Yaşamak



İçimde aksi bir cadı yaşıyor.

Öyle kibirli , öyle bencil ki varlığını hissettiğimde elimde olmadan gülüyorum.

Özellikle şu günlerde ortaya çıkıyor demek isterdim ama sağı solu hiç belli değil. Hep oralarda bir yerlerde de...genelde var olan ve aslım olduğunu umduğum  sakin, neşeli, iyimser "ben" baskın da öteki ortalığı birbirine katmıyor. Ama söylenmeye başladığında ..gerçekten kendimi tutamayıp gülüyorum.


Onu sevmem boşuna değil.


Bir yandan biliyorum o cadı olmazsa,  övgüyle bahsettiğim sevecen iyi yanım paramparça olurdu bunca kötülük içinde.


Bana ait  ne varsa bende, sebebi vardır.

Hepsini ayrı seviyorum.

Sıradaki şarkı benden bana gelsin adajshdghjasdgas canım kendim 😁😎🥰

Kıran,kırılan,yeniden var olan herkes  ve her şey için....





Birer birer kayıp giderdi her bir sevilen

Yenisi gelmez, eline geçmez, hele ki değeri hiç bilinmeyen

Yürekte varsa sevgiden de ötesi

Sen ağlasan da boş, ışık da yaksan nafile

Odan karanlık, hep loş

Hayatın emri: "Hep koş!"

Bayağa bir bekledim boş

Yaşantım sanki bir savaş ve hoş da bazen

Ateş kesildiğinde ve de sular durulduğunda

Yoksa hep gülerdi insan

Hep kalırdı masum

Saygıda bir kusur ettiğinde minnetin de değeri yok

Kafalarda hesaplar yapılır ve mesafeler konur

Fakat bu kalp unutmaz, unutamaz ki zaten

Her kalp yıkılır ancak yenisi bulunamaz bir mesken

Her anım birini özler

Rüyada yolunu gözlediğim düşünceler ve benliğimle canlanır tüm hatıralarım

Bitince yalnızım

Gözümü açtığımda kalmışım yanımda ailem ve bir de arkadaşlarım


[Sezen Aksu:]

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


[Ceza:]

Şimdi boşuna bakma saate, zaman geç oldu

Dün annem elimi tutarken bugün 29 da doldu

Vakit can almaz, ancak can yakar

Fakat bir bekle bak

Knock out olursan çok sakat

Mücadeleyle geçen hayatta son round

Kazanmak herkes ister

Ne istediğini bilmektir önemlisi

Var mı listen, hayallerin, hırsın, cesaretin?

Sabır selametimse intikam felaketimdir

Ne mektebimde vardı huzurum, ne vardı evde

Çıkıp bir başıma ağlamaktı belki caddelerde

Hayallerin kurulduğu ve düşlerin yok olmadığı

Bu gözlerinse dolduğu zamanın donduğu bir yerdeyim

Düşünceler dumanlı dağlar aynı, gözse puslu

Bir bakmışım mesafeler uzun ve tozlu

Benimse yol yürür gider bir seyyah olurum

Ne paranın bir değeri vardır aslında

Ne de şerefle onurun


[Sezen Aksu:]

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


[Ceza:]

Ameleydim eskiden

Şafak sökerdi her gün işe giderken

Cebimde yoktu bir kuruş

Ve Üsküdar'ımın her bir yeri yokuş

Her gün yeni bir suç

İttiler fakat ben olmadım tuş

Kanatlı doğmamış kuş

Vakit hiç geçmemişti

Ben hep aynı yerde saydım

Ekmekle vardı kavgam, daha bir sertti günler

Ve geçmişeydi saygım

Gelecekti kaygım

Kelebekti kalbim

Akar giderdim olsa bile bir derdim hep gülerdim

Ve ağladığımı görebilen bir annem, bir de ben

İnceden bir perde vardı gözlerimde

Göz görür fakat dilim susardı

Ayaklarım, elim, kolum da bağlı

Hayat bu dile kolay velakin her bir yerine ağrı

Ve kimi zaman düşündüm

Aslında hiç üşenmedim ben, hep düşündüm

Hayata karşı dört silahşör hep güler sanmıştım

Bu öyle lanet olası toz bir pembe ki

Bir baktım her şey ciddi, hemen uyandım


[Sezen Aksu:]

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak


Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin

İşimiz bu, yaşamak

Unuttum, bildiğimi doğarken

Umudum, ölmeden hatırlamak




12 Kasım 2024 Salı

Her Şeyin Bedeli Var...Bir Gün Gelir Ödenir Öde Firuze

 


1980'lerde çalışma hayatında sabah, aceleyle yenen poğaça ve çayların eşliğinde "ne çok işimiz olduğuna" söylenerek ve "neleri  başardığımızı" paylaşarak başlardı. Daha iyi koşullar için birbirimize yol gösterir, gruplaşmalarda yer alıp kendimiz gibi insanlarla dinlenir , eğlenerek ve yardımlaşarak çalışırdık. Herkes düzgün giyinir, düzgün konuşur ; kişi tehdidiyle değil sistem cezası korkusu ile hizaya girerdi. Sistem vardı. 

İş çıkışında üstlerimiz altlarımız birlikte Ortaköy'e iner,  biz istemeden önümüze konan milyon çay eşliğinde 51 oynar ve gün boyu yaptıklarımızla-birbirimizle ama en çok da kendimizle dalga geçip gülerdik. Kumpir yeni modaydı. Komik öyküler ile doluydu sohbetlerimiz. Ya da ikili sohbetlerde samimi, içten anlatılan dertler- samimi, içten dinlenilen ..paylaşılan dertler vardı. İnsanlar birbirini dinlerken gözlerine bakardı. İletişim sadece ses akışı değildi.


90'larda azcık kaypaklıklar başladı. Sabahlar kaşarlı tostlar, birbirine alınmış simitler, çay ve üstüne "dur bi kahve de içelim"lerle başlar oldu.  Siyaset kısa bir sövme aralığı idi. Aşklar, hayatlar,yeni işler, yeni açılan alanlar ve olasılıklar sohbet konusu idi. Sabahın kör karanlığında başlardık çalışmaya gecenin kör karanlığında  çıkardık iş yerinden. Oruç  tutar, , pencerenden iple sarkıttığımız torbalarımızdaki yemeklerle (soğukta kalsın bozulmasın pratiği) üzerine gazete kağıdı  serdiğimiz masalarda birlikte iftar açardık. Lakin sahur hep daha eğlenceli  olurdu. Elimizde beyaz iplik ışığı kapatıp "iki lokma daha yesek mi" derdinde koşturmacalarımız😂 Servislerdeki uykularımız tatlı, hala herkes permalı ve kıvırcık. 

Sezen Aksu şarkılarında  geçmişi anar, geleceğe biraz endişe ama daha çok özlemle  bakardık.  Gelecek , güzel ihtimalleri de barındıran dev bir soru işareti idi ama güzel renklerle bezeli...


2000'ler geldi. Anneydik-babaydık. Seçimler ve kriterler,  koşullar ve seçenekler  hayli değişmişti. Giyim kuşam yine özenli ama artık daha sade..

 Bence şeytan yeryüzünde yüzünü aleni göstermişti. "Bizler ve onlar" ayrımı başlamıştı. Tünelin ucundaki ışığı umut sandık. Bazı şeyler iyiye gitmeye başlamıştı. TV'lerde sokaklarda insanlar tartışıyor, bizler dinliyor ama duymuyorduk. Görmek istediğimiz  gördük  , duymak istediğimizi  anladık.  

Kahvaltılar, aceleyle yenilen simitlere dönüştü. Daha çok da kendi masamızda. Tuhaf  kurallar ve tuhaf kuralları koyan  tuhaf insanlarla doldu iş hayatı. Yine de dostluk, yine de yardımlaşma vardı. Bir çok  hayal gerçekleşiyor gibiydi ; projeler, iyileştirilen çalışma koşulları ..kimin sözüydü o : kimse zehri tahta kasede vermez..altın kaselere dikkat edin. İş sonrası  servislerde kitap sohbetleri ederdik bol bol. Sistemde yer aldığı  halde cezalandırılmayan ya da düzeltilmeyen şeyleri anlatırdık biraz öfke biraz şaşkınlık ama daha çok " nasılsa düzelir" aldırmazlığıyla. Daha iyi  içindi sohbetler,  çocuklar, diyetler...Tarkan dinler olmuştuk. 

"Kıskanırın rengi baharda yeşiller,Sevda büyüsü gibisin sen, Firuze,Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu,Üzüm buğusu gibisin sen, Firuze" nin inceliğinden "Kıl Oldum Abi"lere geçisin bir  toplumsal deformasyonun açık başlangıcı olduğunu görmüyorduk. Her şeyin kolaylaşması iyi bir şey sandık. Kuralları bir bir omuz atarak yıkıyorduk ve bunu özgürlük sanıyorduk. İyi kalpli ve aptaldık.

2024'ler...yediğimiz ekmekte bile katkı maddesi var. Sabah kahvaltıları yerini başka kültüre ait kahveleri  havalı  bir şekilde elimizde tutup yürürken içmemizden ibaret.

Eskisinden bin kat fazla çalışıyoruz ama yetmiyor. Kimse kimseye güvenmiyor. Ne sistem var ne liyakat. Geçmişe dönüp bakmaya yüzümüz yok, gelecek ise tüm renklerden arınmış bir  endişe yumağı. Kılıcımız yok, kalkanımız da elden gitmek üzere hissiyatı vakıf . Bizler-onlar az geldi bir de diğerleri var. İş çıkışı sohbet filan yok.. Konu hep siyaset. Kültür gitti, sevgi gitti..dertleşme de gitti . İnsanlar birbirlerini gözleri cep telefonlarında dinliyorlar. -mış gibi yapmanın kitabını  yazıyor insanlık. 

Şeytan yüzünü gösterdi ..saklamıyor da. ..hala alkış  tutanı var bile isteye. Şaşkınız ..

Duru bir su gibi, bazen volkan gibi
Bazen bir deli rüzgâr gibi
Gözlerinde beklenti, yıllardan beri yavaş
Acelen ne? Bekle, Firuze



29 Kasım 2014 Cumartesi

A Rh+




Cuma akşamı olmasının keyfi ile Nehir'i okuldan alıp Ceza'nın şarkısında da bahsettiği üzere her bir yeri yokuş olan Üsküdar'da balıkçılar çarşısına doğru yürümeye başladım. Balıkçılar Çarşısı'nın girişinde Kuğu isimli bir yer var, ekmeği Trabzon ekmeğine çok benziyor. Ben de ekmek alacaksam illa oraya gidip alıyorum. Oralarda oturan varsa bir deneyin heee.

Neyse, Nehir'in sırtında kemanı, benim sırtımda çantam omuzumda Nehir'in okul çantası , yürümekle yuvarlanmak arası ilerlerken yolun kenarında Kızılay'ın kan verme aracını gördük .

Nehir , benim düzenli olarak kan verdiğimi biliyor ama kan verirken hiç görmemiş. Bir zamandır bu konudaki merakını dile getiriyordu zaten. İçeri girdik ve ben kocamaaaaaaaaaaan kan verme formunu doldurup araçta uyuklamakta olan doktoru da uyandırarak kan verebilir kaşesini aldım.

Buraya kadar her şey normal.
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Hani az sussalar duyacaklar sesini.
İğneden deli gibi korkarım ben..kanım çekiliyor iğne görünce. Bir de hücreler parçalanmadan alınabilsin diye bu kan alma iğnesi soba borusu gibi bir şey ayyyyyyy..öleceğim korkumdan.




Nehir ne İstanbul ile ne de "bugünün gerekleri" ile şekillenmemiş, paleti elinde çocukluğunun renklerini kendi belirleyebilmiş  Heidi tarzı bir çocuk. Tüm canlıları seviyor. Öyle solucandan tiksinmekmiş, bir hayvandan korkmakmış bilmez benim kızım. Hele kedilere ayrı bir sevgisi var. Tiksinmek ve korkmak öğretilen bir şey. İki kızım da bilmez canlıları sevmekten ve yaşam haklarına saygı duymaktan başkasını.Neyse, Nehir gözleri fincan fincan beni izliyor. Herkesin kabul ettiği bir doğru, anlat anlatabildiğin kadar; çocuk gördüğünü yapacaktır. Ben, bu sefer onun yanında kan vererek ona güzel ve doğru olduğuna inandığım bir şeyleri aşılamak istiyorum. Karanlığa küfretmek yerine mum yakmayı bilsin, kumsaldaki deniz yıldızlarını vaz geçmeden denize atanlardan olsun istiyorum.

İğne koluma girdiğinde Nehir'e tüm paniğimi örtecek şekilde gülümsedim. çevresindeki her şeyi, çalışanları, kan vermeye gelenleri, araca aldırmadan yoldan geçip gidenleri, benim yüzümü, doldurulan formaları..her şeyi ama her şeyi izliyordu Nehir. Sonra bir ona bir bana Çokoprens verdiler.Nehir tereddütle yüzüme baktı. 

-Anne?Ülker bu?

Gülümsedim. 

Biz Ülker vb ürümleri almıyoruz. Hem de "ne yapayım"ların hiç bir bahanesine sığınmadan asla ve kat'a almıyoruz. 

Hemşire yapılan işlemler hakkında açıklama yaptı Nehir'e:

-Annen şimdi 3 kişinin hayatını kurtardı. Kan, zamanla katılaşır, yoğurt kıvamına gelir.Kalp bunu pompalamakta zorlanır. Annen kan verince kemik illikleri de devreye girecek , vücut yeni ve taze kan üretecek. Bu onun sağlıklı olmasına sebep olacak.

Nehir neşeyle gülümsedi.

Mart ayında yeniden kan vereceğim bir aksilik olmazsa.

Çıkışta eve geldik, kısır yaptım çay yaptım ve kızlarımla birlikte keyif içinde bir akşama hazırlandık.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
        
   hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
        
   ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                         
             yaşamak yanı ağır bastığından. ...