sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2017 Cumartesi

John Wick-2


Merhaba pestilimi çıkartan haftanın hemen ardındaki sevgili Cumartesi.
Yalan yok , bu sefer iple çektim gelişini.
Hayallerim vardı
Elinden tuttum sana geldim.

Bu hafta deli  çalıştım. Cuma akşamı 22 gibi  işten çıkıp eve yürürken ayaklarım mı beni taşıyordu ben mi ayaklarımı  taşıyordum emin değildim ama içimde üzerime düşenleri bi tamam halletmiş olmanın huzuru vardı ve tüm stresleri arkada bırakmanın sonsuz neşesi ile bir nevi bulutların üzerinde uçuyordum.

Eve gittiğimde çantamda çocuklarıma getirdiğim minik kanepeler vardı özür niteliğinde.
Onları ihmal ediyorum bir süredir ben de farkındayım.
Her ihtimale karşı çiğ köfte de almıştım.

Affedildim netekim.💖

Sabah gözlerimi açtığımda bacaklarım kilometrelerce yol yürümüşüm gibi ağrıyordu.
Sürünerek çıktım yataktan.
Makyaj yapmama hakkımı kullanıp sinemaya yollandım.

Salonların neredeyse hepsinde recep İvedik vardı
İĞĞREENNÇÇÇÇÇ
Öğrk!



John Wick'e biletimi aldım ve çubuk krakerimle suyumu almak üzere Carrefour'a indim.

John Wick'e gitmemem için çocuklarım bana yalvardı aslında. Senin hapşırıp bizim çok yaşa dediğimiz sürede adam bir vagon insan öldürüyor neden gidesin dediler.
Keanu Reeves benim için yeterli dedim. Gittim
Çok iyi bişi yaptığım kanaatindeyim.


John Wick , ölmezler grubundan biri aslında. Hani  mantık arayarak bu filmi izlemek, lüks bir restaurantta yemek yerken "ben bu parayla 3 kilo kıyma alır hepinize köfte yapardım" demek gibi bişi. Keyif alacaksınız,İzleyin.

John Wick karakteri hoşuma gidiyor. Bu filmde de deformasyon ya da geri adım yok. Efektler kesinlikle muhteşem. Dublör kullanmıyorsa Keanu Reeves'e kullanıyorsa dublöre had safhada acıdım. Mr Wick'in evinin renklerine hasta olup ileride bir gün zengin olursam aynısını yaptırayım hayali kurarken evi havaya uçurduklarında harbi öfkelendim. Katiller kulübünün nezaket kurallarına bayıldım. Ölüme ve dostluğa saygı prensipleri  hoşuma gitti. Kelime israfından kaçınmaları beni  dört köşe etti. Lakin konuşma yokken çocuklarımın hakkını vereyim aksiyon pek bi  boldu.


Az konuşulan, aşk ilişkileri ile yoğrulmamış filmleri daha çok seviyorum artık bunu  fark ettim. Aşk, Mr Darcy ile Mis Bennet seviyesinde anlatılmadıktan sonra çekilir dert değil abicim.

Sinema, vaad ile bitti. Devamı gelecek besbelli ve devamı buna beş basacak onu  da görüyorsunuz. İddia hayli yükseltildi çünkü.👍



Bir de Tayfun Pirselimoğlu ile Zeynep Özbatur söyleşine gittim. Güzelim konu ve konuklara karşın katılım 35 kişi kadardı.

Sinir oluyorum sana ey toplum

Teşekkürlerrrrrr

7 Şubat 2017 Salı

KONSER-TİYATRO-SİNEMA-SERGİ VE UMUT



KONSER

1 ŞUBAT ÇARŞAMBA
KADIKÖY BELEDİYERSİ CKM- BARIŞ MANÇO ANMA GECESİ
SES VER SUS-ACAPELLA KONSER

Selin ile atladık gittik konsere
Aman Allah'ım
Enseyi karartmayan aydın insanları bağrıma basasım geldi
650 kişilik salonda 1000 kişi vardı
Barış Manço'nun güleç yüzü ile umudu ve sevgiyi naif ezgilerle sunduğu şarkıları ve sanatı bağırlarına bastılar 7'den 77'ye.
Onca zaman vazgeçmeden ayakta durdular
İnanamadım,  gözlerim doldu
Gören neye ağladım sandı kimbilir
Ben sadece o salonda ayakta konser dinleyen onca insanın hala varoluşuna ağladım sevinçten

Umut hep var!

Belediye " Ses Ver Sus" gurubu ile anlaşmış . Muhteşem ötesi bir acapella konseri dinledik. tık

Mutlu ayrıldık oradan..net

TİYATRO

03 ŞUBAT CUMA
İBB ŞEHİR TİYATROLARI-MUSAHİPZADE SAHNE
MARTI


Aldım Selin'imi koşa koşa coşa coşa Martı ile buluşmaya gittim
Tadı  damağımda kaldı
Bir daha gitmeyi ister miyim..isterim ama bu kesinlikle herkes ister anlamını taşımamalı. Herkesin seveceği bir oyun değil bence Martı..ama herkesin mutlaka görmesi gereken bir oyun.
Sahne tasarım ve dekor  mükemmeldi.
Oyunculara zaten tek laf eden çarpılır..hani o kadar bir iyiydiler.
Kısa bir  oyun olmamasına karşın bir an bile sahneden kopmuyorsunuz.
Gerçekten ve can-ı gönülden tebrik ettim emeği geçen herkesi.

Salon yine eksiksiz doluydu.
Sanat, yani  kalbin hissedip aklın düşünebildiği o muazzam mecra yine aydınlıktı.

Umut hep var

Mutlu ayrılıp bir de Musahipzade'nin iki adım aşağısındaki meşhur kokoreççiye uğradık kızımla. Duble mutlu gittik eve.
Canım kendim
Seni çok seviyorum :-P

SİNEMA:

04 ŞUBAT CUMARTESİ
AKASYA CİNEMAXİMUM - LA LA LA LAND (AŞIKLAR ŞEHRİ)


Snowden'a gitme kararı ile koşturdum gittim o gün. Lakin VİP diye bir sinema çeşidi varmış 38 TL filan. Gitmedim elbette. maaşım ayda 30 bin TL olsun size bile ısmarlayacağım söz ama şu anki koşullarda ben gidemem yani ne yapayım. B Planını devreye sokup oscarda adından söz ettiren Aşıklar Şehri'ne gittim.

Şiddetle tavsiyemdir.
Sakın gitmeyin


O müzikal ve aşkı anlatan bir sinemadan çok renk cümbüşü ile kanıtlanmış algıya hitap eden , kapitalizmin aşı nasıl yerle bir ettiğini anlatan bir sinema. Cumartesi sabahımı heba ettiğime hayıflandım durdum. Müzikal hiç izlemesem belki bir anlam ifade ederdi. Etmeyin gitmeyin..hiç bişi izlemedimse  singin'in the rain izlemiş adamım di mi. Acı verici bir şey ikisine de müzikal denilmesi.

İlkseanstı ve salon %60 doluydu.

Bu arada Akasya'da ilk kez gitmiş olsum sinemaya salonlarını beğendim.Yine de alışkanlıklar anahtarları denize atılmış kelepçelerdir diyerek sonraki sinemalar iin Natuilus'a gideceğimi beyan etmeliyim :D

Sanat ve yaşamın tüm güzellikleri hep bizimle olsun.

Damağımda hala Star Wars  duruyor..isyan umutla başlar

ve SERGİ..

Türkiye Yazarlar  Sendikasını 'nın Nazım Hikmet'in şiir kitaplarında bile olmayan şiiri ile başlayan "40 şair 40 şiir" sergisinde 40 değerli şairiimizin orjinal yazımlarının olduğu sayfaları  gezdim. Sergi bitmesine karşın hala  devamı isteniyor. Sergiyi binlerce kişi  gezdi. belleklerine, şairlerine, şiirlerine sahip çıkan herkesi kucaklıyorum.Mutluyum çünkü görüyorum ki umut hep var..

Sevgiler tüm dostlar.



1 Şubat 2017 Çarşamba

YAŞAMAK VAR YA...



Haberlerde belli surat ve belli seslerden arındırdım kendimi.
Ohhhhhh..Heidi'nin büyükbabasının  çatıkatında uyanıyorum sabahları..öyle bi kendime geldim.

Sabahları  peynir kızartanım da olsa horon tepe tepe geleceğim iş yerime.


Tiyatro , konser, anma,sinema..sanata dair ne varsa (Kadıköy'de yaşamak  avantaj ve ayrıcalığı ile) kucaklıyorum hepiciğini. 

KADIKÖY BELEDİYESİ MURAL İLE ŞENLENMİŞ BİR DEVLET KURUMU..BAYILIYORUM

Misal, bu akşam CKM'de yapılacak olan Barış Manço Anma'sına gideceğim kıvırcığımı alıp ;andolsun ki durmayacağım yaşamaktan ve yaşadıklarımdan keyif almaktan.


Bir kere denizin ortasında motorlar çarpıştı Yunan misali denize dökülüyorduk Üsküdar-Beşiktaş hattında
İki kere zehirlendim.
Çocukken annem elinde saat sabaha çıkarmıyım diye başımda beklemiş günlerce..menenjit hariç çocuk felci dahil  her bir halt beni bulmuş

Vukuat çok efendim..kaç kere araba çarptı saymaya bile tenezzül etmiyorum artık.

Yani diyeceğim o ki: Bunca bunca kere top direkten dönmüş;KURTULUŞ SAVAŞI ve ÇANAKKALE SAVAŞI'nda şehir düşenlerin torunuyum ben.

Yemez dostum yemez böyle manyak gündemler bombalar şunlar bunlar: ömür Allah'ın verdiği kadar. ne korkacam? Kimi bir terör saldırısında ölür kimi gülmekten ölür, kiminin yanında bomba patlar kiminin boğazına makarna kaçar..sebep değişse de belirleyen değişmez:ömür Allah'ın verdiği kadar.



Bu akşam Barış Manço anmasındayım,
Yarın sinemaya gideceğim.
Cuma akşamı tiyatro biletim var,
Cumartesi sabahı muhtemeldir ki yine sinemaya giderim.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış..şaşarım !


Çiçek ektim..filizlendi
Kar ayazı kışı, kış ardındaki baharı müjdeliyor..


Her şey  çok güzel olacak.


14 Kasım 2016 Pazartesi

Cyrano de Bergerac - Tiyatro


Ayıp bana yazmamışım bi haftadır ama topuklarım bi tarafımı döve döve koşturduğum zor haftaydı.
Önce kendimden sonra sizlerden özür dilerim.

Cuma akşamı ne kadar uzun zamandır hevesle beklediğim tiyatroya gittik Nehir'imle. Zuzu'm artık söylenmiyor eskisi kadar. Ablası ve arkadaşı olmadan , sadece benimle gitmek hoşuna gitmiş anladığım kadarıyla. Yaş 12, öncelikler farklı haliyle. Sanatsal kaygısı  çoook sonra :-)


Cyrano  çocukluk aşklarımdan biri. Keskin zekanın ve güçlü bir yüreğin insanın fiziksel kusurlarını  nasıl da görünmez kıldığına beni ilk inandıran kişi. Dilinin keskinliğini silahşörlükteki başarısı ile besleyişi, akışta yer alan kuvvetli mizahi unsurlar, tarihin  bir sayfasına ucundan kıyısından da olsa şahit olmak kesinlikle fark edilebilir bir ayrıcalık yaratıyor.

hele o "burun" tiradı....


( Soylulardan kendini beğenmiş bir tip olan Valvert, Cyrano'yu küçük düşürmek ister..)

cyrano de bergerac: kibarlar için yasa çizme değil, kılıçtır.

de guiche: can sıkmaya başladı!
vicomte de valvert: pöh! farfaranın biri! de guiche: elverir, kabak tadı!

haddini bildirecek kimse yok mu?

de valvert: ne demek! durun şimdi.

(kendisini süzen cyrano'ya yaklaşır ve azametli bir tavırla karşısına dikilir)

burnunuz ne kocaman!
cyrano: (pür ciddiyet) evet, pek kocaman!
hepsi bu mu?

de valvert: daha? cyrano: bu kadarı az
delikanlı! halbuki neler neler bulunmaz
söyleyecek! asıl iş edada.
meselâ bak;

hoyratça:
"burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlak dibinden kestirirdim!

dostça: "yana yatmaz mı,
senden evvel davranıp kadehine batmaz mı?"

tarifle: "burun değil bir kere, coğrafyada
böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!"

mütecessis: "acaba neye yarar bu alet?makas kutusu mudur, divit midir izah et!"

zarifâne: "kuşları sevdiğiniz besbelli!yorulmasınlar diye yavrucaklar, temellibir tünek kurmuşsunuz!"

pür neş'e: "birader, şu koskocaman burnunla tütün içince, komşu"yangın var!" demiyor mu?"

müdebbir: "aman yavrum,bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!"

müşfik: "yaptırın ona küçücük bir şemsiye,yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!"

alimâne: "görmüştüm aristophane'da belkihippocampelephan tocamélos adındaki hayvanın
burnu gayet büyükmüş! sen ne dersin?"

nobran: "zaten bilirim, sen misafir seversin,
bu, şapka asmak için ne mükemmel bir icat!"

şairâne: "ey burun! bütün cihana inat,
seni baştan aşağı nezle etmeye kaadirtek rüzgar bulunamaz, karayel istisnadır!"

hazin: "bir de kanarsa, kızıldeniz, ne belâ!"

hayran: "lavantacıya ne mükemmel tabela!"

safiyâne: "abide ne günleri gezilir?"

hürmetkârâne: "beyefendi kibarsınız muhakkak,yoksa imkânı var mı cumba sahibi olmak?"

köylü: "vış anam! bu ne? bilmem guş mu balıh mı?yoksa bir tohuma gaçmış salatalıh mı?"

sivri akıllı: "bunu tombalaya koymalı!kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?"
ve hıçkıra hıçkıra, nihayet, pyrame gibi,"bu ne felâket! bu ne musibettir yarabbi!
böyle berbat edip de yüzünü sahibinin,şimdi de utancından kızarıyor bak hain!"
olsaydı biraz nükte, biraz malûmatınız,işte karşıma geçip bunları sayardınız.
fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar,neyleyim cenab-ı hakk ihsan buyurmamışlar!
zaten bir parça icat kudreti olsa bileböyle seçkin, muhterem hüzzar önünde hele,
bana bu şakaları yapamazdınız elbet.ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet
bunlardan birinin en ufak başlangıcı,karşınıza çıkardı bergerac'ın kılıcı!
ben bunları söylerim oldukça belâgatle;başkasından dinlemem fakat tekini bile!


Tiyatro hayli kalabalıktı ve bu beni yine sevindirdi.
Keşke müzikal de olsa ve eğlensem diyen Zuzu'm kalabalık sahne, renkli  kostümler, hızlı akış ve bol bol yer alan şarkılara el çırptı sevincinden.



Musahipzade'nin kocaman sahnesi işlevsel olarak kullanılmıştı. Dekor aman aman zengin değildi ama kostümler , oyuncular, akış sizi alıp götürüyordu zaten.
Hiciv sanatının ustaca kullanılması, şiirsel konuşma biçimi zeka ve neşeye hasret kalan beynimin paslarını aldı götürdü.


Nehir de benim gibi sonu kötü biten ne roman ne öykü ne sinema ne tiyatro istemiyor. Bu tiyatronun sonundaki ölüm o kadar asil ve o kadar romantikti ki  "Cyrona'ya başka türlüsü yakışmadı, mutlu son kabul ediyorum bunu" deyiverdi yavrucuğum da beni şaşırtarak.

Sonunda , gittiğimiz en harika tiyatrolar listesinde ilk 3'e girmeye hak kazandığına kani geldik.

Zamanınız varsa mutlaka gidin derim.



CYRANO DE BERGERAC
Yazan: EDMOND ROSTAND
Çeviren: SABRI ESAT SİYAVUŞGİL
Yöneten: MEHMET BİRKİYE
Dramaturgi: BAŞAK ERZİ
Sahne Tasarımı: BARIŞ DİNÇEL
Kostüm Tasarımı: CANAN GÖKNİL
Işık Tasarımı: MURAT İŞÇİ
Müzik: TOLGA ÇEBİ
Koreografi: ALPASLAN KARADUMAN
Efekt: ERSIN AŞAR
Yönetmen Yardımcısı: AYBAR TAŞTEKİN, SERAP DOĞAN, ERCAN DEMİRHAN
Süre: 165 DAKİKA/2 PERDE
OYUNCULAR
ADA ALİZE ERTEMASRIN GURUR KUYUCAKAYŞECAN TATARİCAN TARAKÇICEM KARAKAYACEM URASÇIĞDEM GÜRELDAMLA CANGÜLDERYA KEYKUBATDOĞAN ALTINELEMRAH CAN YAYLIEMRAH DERVİŞ SOYLUERTAN KILIÇGİZEM AKKUŞGÖKHAN EĞILMEZBAŞGÖKSEL ARSLANHAKAN GÜMÜŞHASİP TUZHÜSEYİN KEFELİİBRAHİM ULUTAŞLALE KABULMURAT BAVLİMUSA ARSLANALİOKAN PATIRERÖZGÜR DAĞÖZGÜR DERELİSEDA ÇAVDARŞEYDA ARSLANTANJU GİRİŞKENYİĞİT SERTDEMİR
KONUSU
Kılıç kullanması ve şairliğiyle hayranlık uyandıran Cyrano'nun tek kusuru, haddinden fazla büyük olan burnudur. Kendini son derece çirkin bulan Cyrano, kuzeni Roxane'a aşık olur, ne var ki Roxane Cyrano'nun bölüğünden genç ve yakışıklı Christian'a aşıktır. 17. yüzyıl Fransa'da yaşamış şair ve silahşör Cyrano de Bergerac'ın hayatından esinlenen oyun, aşkı, kahramanlığı ve gururu anlatıyor. Sabri Esat Siyavuşgil'in dilimize kazandırdığı oyunu, Mehmet Birkiye Yönetiyor.

2 Kasım 2016 Çarşamba

Küçüksu Kasrı - Sonbahar - Nehir

Bu Pazar da yine Nehir'in hocası MÜ Beykoz tesislerinden antrenman var dedi. Benim canıma minnet, orada yürümeyi çok seviyorum. Çıkışta , "annemin canı çıktı" düşüncesinden fersah fersah uzak bir "gezelim, kendimize zaman ayıralım isteği oldu Nehir'imin.

Sonbahara dokunmak, zamanı nitelikli kılmak isteğine nasıl hayır diyebilirdim ki?
 Önce yol üzerindeki bu park çekti dikkatimizi. İkimiz de kendimize ait bir köşe kestirdik gözümüze. İkimiz de sonbahar hüznünü gördük terkedilmişlikte. İkimiz de orayı uzaktan sevdik ama sevdik.

Sonra bir fidanlığa dalıverdik "bakalım burada ne var" keşfi heyecanı ile. Şu davetkar yola bakakaldık.

 Önce bir gidelim keşfedelim dedik, sonra bırakalım hayal ettiğimiz gibi kalsında karar kıldık gülüşünün aydınlığına köle olduğumla.


"Anne bak" dedi heyecanla. "Senin en sevdiğin doğa olayı."
Bunu  bir davet kabul ettik,  anayoldan denize dönen yola saptık.


Küçüksu Kasrı'nın yanındaki Kafe'de bulduk kendimizi. Oysa , yoldaki tabelalara bakarken öğretmenevi niyetindeydik.

Ama manzara, mai'nin hüzmeyle yıkanmış hali beni olduğu kadar Zuzu'mu da aldı kendinden sanırım.


Anne-kız birer çay söyledik kendimize. Sonra neşeyle her ayrıntının tadına vardık .



Dönüşte Küçüksu Kasrı'nı gezme kararı verdik. Çocuklarımla sarayları-kasırları-müzeleri gezmeyi sevmişimdir her zaman.Bu kasrın görüntüsü büyüleyici geldi bize.


Kasrın dışında da içinde de her ayrıntı  muhteşem. ..ama rehber beni deli etti.

Tavandaki süslemelerin bir kısmı kumaş. Bodrumu ile birlikte üç katlı olan yapının bodrum katı mutfak, kiler ve hizmetçi odalarına ayrılmış, öbür katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiş. Her oda, hem hole, hem de arkasındaki diğer bir odaya açılyor çift kapısı var. Denize bakan odalarda iki, kara tarafındakilerde ise bir şömine bulunuyor.

Nehir resimde de görüldüğü üzere nereye bakacağını şaşırmış vaziyette. Halısından avizesine, koltuğundan camlarına her şey büyüleyici.


Odalar eşyaya boğulmamış. Her adımda zarafet ve sanat asaletle çevrenizi sarıyor.

Alçı kabartma ve kalemişi süslemeli tavanları, bir şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve tablolarıyla zengin bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı, Cumhuriyet döneminde bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış . Rehberimiz üstünkörü bu bilgileri verdikten sonra hararetle bu hükümet zamanında bakım yapıldığını, çalışanlara dolgun maaş verildiğini anlattı durdu. Eskiden kararan yaldız ile süslemeler düzeltilirken şimdi 24 ayar altın kullanılmışmışmış.


Ortadaki masa Abdülaziz tarafından yapılmış aklımda doğru kaldıysa. Muhteşem oymaları ile tek başına bir sanat eseri.O oval alanda tuğrası var.


Tavanlardan gözümüzü almak mümkün değil. Rehber bu arada Atatürk'ün yatağının buradan kaldırıldığını anlatıyor şevkle. Ondan kala kala aşağıda duvardaki resim kalmış.


Nereye gitti yatağı dediğimde şaşırdı. Dolmabahçe Sarayı'na götürüldüğünü söyledi. Bodrumda mı yani dedim. Yok dedi, evet dedi, hayır dedi. Harem'de sergileniyor aslına uygun şekilde dedi. Ata'ya saygısızlığı marifet edinmiş bunlar. Bir gün bir tanesi elimde kalacak ya dur bakalım..Maksat, mekanı tarihe uygun hale getirmekmiş. Nehir de telefon girişi gibi prizleri gösterdi ve elllerini havvaya  açtı "ne diyon seni abiiiii" modunda. Kızımla gurur duydum.

Konuk ağırlanan odaların bir kendi girişi var bir hizmetli girişi. Odaların her birinde İtalyan mermeri kullanılmış ve her odada ayrı renk konsepti uygulanmış. Hükümeti övmeyi iş edinen rehbere ben hatırlattım da diğer konuklara söyledi bunu. Rezalet!

Bahçesinde ilk kez nilüfer çiçeği gördü Nehir'im. Bahçesi de ayrı güzel.

Süslemeler batı tarzı imiş daha çok. Padişahlar av mevsiminde gelirlermiş ama kalan olmazmış. 

Diğer kasır ya da saraylara nazaran alçak  duvarları olduğu yazıyor vikipediada.


Bina tablo gibi. Gerçekten durup seyrettik duvarları


Orta bölümde bulunan kapıya, at nalı biçimli, iki kollu görkemli bir mermer merdivenle ulaşılıyor. Işık-renk-yapı hepsi birbirini tamamladığında gerçeküstü bir seyir sizi bekliyor.


Al bayrağım güzel bayrağım..rüzgar da itmiş olsa içim elvermiyor böyle görünmesine.


Zuzu'm kasrın girişinin o muhteşem harmonisinde 


At nalı şeklindeki girişin  iki kolu arasında fıskiyeli mermer bir havuz var. Gelin çeyizi gibi işlenir i  taş yahu?İşlemişler...


Bahçe ve henüz yapılaşmaya yenik düşmeyen bu şirin tepe eski zamanlara ait bir zaman diliminde hissettiriyor bir an için olsa da..

Uzun kenarı denize paralel, dikdörtgen yapı yerden 3m kadar yüksekteki bir alt bölüme oturan iki kattan oluşuyor. Deniz cephesi üç düşey parçaya ayrılmış; bunlardan ortadaki düz, yanlardaki dışbükey.


Bahçeyi çevreleyen parmaklıkların zarafetine bakar mısınız?

Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda, merdivenlerinde çeşitli batılı süsleme motifleri kullanılmış. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, bu iş için Viyana Operası dekoratörü Sechan görevlendirilmiş. tabii b bilgileri o sarsuk rehberden değil vikipediadan aldım. Nehir'ime de ben anlattım.


Bahçedeki turumuzu bitirmek üzereyiz.

Nehir ağaçların neleri hatırladığını merak ediyor.

Kapı..yanındaki iğrenç yeşil şeyi görmeyin canım. Kapı tek başına şiir. Uzun uzun seyrettim onu. Sonra rehberi gördük bahçede. Küçüksu plajının neden hala kapalı olduğuna dair ufak bir sohbet ettik. Sonra ben ona hikayesini kısa kesebileceğini çünkü  kapatıldığı dönem çalıştığım yer dolayısı ile asıl maksadı kestirebildiğimi, bu plajın asla açılmayacağından emin olduğumu söyledim. O da tebessümle onayladı.


Artık çıkış zamanı. Kapıdaki polis abi Nehir'in büyülenmişliğine gülerek çıkmamız gerektiğini, kapanış saatinin geçtiğini söyledi.


Hoşçakal muhteşem Küçüksu Kasrı. Kıvırcık'ımı da alıp yine geleceğiz Zuzu'mla.