Eskiden filmlerde-dizilerde ne severdim biliyorum. Şimdilerde bakıp iç geçirdiğim konu az konuşmaları. Telefonda hoşçakal bile demiyorlar. Söz bitti mi kapanıyor telefon. Diyeceğini diyor ..bitiyor. 30 saniye. Allah'ım rüya gibi.
Geçen hafta saat 12 olduğunda ,toplamında yaklaşık 3.5 saat telefon görüşmesi yapmıştım. Sadece cep telefonundan bahsediyorum. Dahili telefon- direkt hattımdan bahsetmiyorum bile. Nazikçe kapatma girişimlerim boşa düştü.
Öğlen tuvalete gidip kustum. Başım ve midem kaldırmadı akışı. Allah'tan kulaklıkla konuşuyorum hani bir de kafama yapıştırsam o telefonu...
Bir de görüntülü arama var. Allah'ım o hepten facia. Hapissiniz. Başka yere bakamaz başka iş yapamaz başkasıyla bir şey halledemezsiniz. Aileden bahsetmiyorum yalnız altınız çizeyim : iş görüşmeleri mevzu olan.
Ek olarak söylenmek istediğim bir konu daha var.
Toplu taşımalarda kulaklık kullanmadan video izleyenler, müzik dinleyenler ve inanılmaz ama görüntülü konuşma yapanlar.
Şaka gibi.... Uyarmak da ayrı sıkıntı. Koca otobüs, kimsede çıt yok ...ben" sesini kısmanız mümkün mü?" ya da " kulaklık kullanmanız mümkün mü" diye soran yegane kişi. Bir de azar işitiyorum. "Rahatsız mı oldunuz" "Kulaklığım yoksa ne yapayım"..
Yeni anons var İETT'lerde. Bir yere tutunmadan cebinize dalmayın perişan olursunuz ani duruş vs durumlarda diye...
Hele o bebelerinin ellerine telefon verip kahve içen ebeveynler.... ah yaaa
Yapay zeka , teknoloji vs.nin hayatı kolaylaştırdığı filan yok.
Özgür alanımız hiç kalmadı gibi bir şey.
Elektronik kelepçe elimizde...bir de herkes kelepçesine meftun. Otobüslerde yolda izde bakıyorum insanlar yürürken bile cep telefonuna bakıyor.
Göğün mavisi, ağacın yeşili ziyan olup gidiyor. Gözgöze gelemez olduk insanlarla. Ya da bir şey diyorsun duymuyorlar ;kulaklıkları var.
Bir fark ettim ki sevdiğim insanlar da....Yani hem o insanlar değişti hem artık birlikte zaman geçirmeyi tercih ettiğim insan tiplemesi değişti.
Mevsimleri ondan mı seviyorum acaba. Düzenli değişim, güzel, özlenen ve kabul edilebilir değişimler.
Sonbahar var gelmekte olan... şairin dediği gibi sonbahar sanattır, diğerleri mevsim.
Allah'ın Pazartesi'sinde iş ve stres tepemden aşağı yağmaktayken sakin ve huzurlu sonbahar düşlemek de 50'li yaşların getirdiği bir şey 😎🍂🍂🍂
Şimdilerde emekli olmalıymışım. Ya da bunca yılın tecrübesi cebimde haftada 3-4 gün sakin çalışacağım danışmanlık gibi bir iş belki. Yolları yolculukları özledim.
Yüzyıl savaşlarının olduğu zamanlar hariç tarihin en berbat zamanına denk geldik bence. Bir kaç on yılla Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü görüp onla omuz omuza çarpışmayı kaçır gel badem bıyıklılarla uğraş.
Birbirini aldatan eşler bilirdim. Tereddüt etmedim hiç , gittim söyledim. Bozulacaksa o evlilik bozulsundu, herkes hak ettiğini yaşasındı . 20'li yaşlar ve 30'lu yaşlar insanın hayata daha dürüst baktığı yaşlar sanırım. 40 ve 50'de "duvarın arkasındakiler deli" moduna giriyor insan..gerçek deli kim bilemiyorsun.Dürüstlük gibi diğer bir çok kavram, anlamını sorgulamaya itiyor seni.
Biri var, saçının her teline -gülüşünün inceliğine can verecek kadar seviyorsunuz. Biri var, sevdiğinizin sevdiği olduğu için seviyor-kusurlarını görmüyorsunuz.Sonra yuva kuruyorlar. Sevinçlerine seviniyor, üzüntüleri ile hemdert oluyorsunuz. Seneler seneleri izliyor, hayatın akışında onlar odaktaki yerini hep koruyor. Çocuklar oluyor, büyüyor, göbekler çıkıyor, göbekler gidiyor, saçlara aklar düşüyor, aynı sofralara oturuluyor, sırlar paylaşılıyor, yeni yatak örtüleri - evin yeni boyasının rengi, doğumgünü kutlamaları...yaşam aynı kesirde bütünleşilerek paylaşılmaya ,yaşanmaya ve bütünleşmeye devam ettiriyor. Yokuş çıkıyo yokuş iniyorsunuz birlikte.Hastalıklarda "nasılsın" telefonları ediyorsunuz içtenlikle.
Sonra hiç ummadığınız anda bir sır ile çalınıyor kapınız gece yarısı.Temizlik kokusunun baskın hakimiyetindeki evde , size o satırları yazanı düşünüyorsunuz yürek yangısı içinde. Boşanmak, hiç beklemediğiniz anda gündeme düşen bir felaket..ilacı olmayan bir ağrı. Ne evet demek mümkün, ne de doğru buluyor insan "hayır"ı.Evet...birinin hayatını sona erdirecek, hayır diğerinin.Susmak senin kaderin.
Düğünü hatırladım o paylaşım bittiğinde, arkama yaslandığım an metanetim gittiğinde. Gelinin neşesini,damadın gizli kederini, sırra vakıfların merak ettiği bu yuvanın kaderini. Bir sevdiğimin ölümünde ağlamıştım o kadar çok bir de o düğünde.O zaman da "evet" birini "hayır" birini yok edecekti, suskunluk mecburen seçilecekti. Dile pelesenk olan o şarkı geçmişin sisinden sıyrılıp doluyor kulaklarıma belli belirsiz