insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2026 Perşembe

Dün-Bugün-Yarın


Bugünlerde gençler umutsuz ya da sabırsız.

İkisinde de o kadar haklılar ki  50 yaşını  geçmiş biri olduğuma şükredesim geliyor manasızca.

Ancak  hayatın  bugünden ibaret olmadığı,  bir dün bir de yarın olduğunu hem onlara hem kendimize hatırlatmamız gerekiyor görünen o ki.

Yoksa bugün,   delilerin  yönettiği aymazların çoğunluk olduğu  dünyada nefes alamaz hale geliriz.

Sahi..alabiliyor musunuz sizler?

Aşağıda fotoğraf 1957, Meksika'da çekilmiş.



Fotoğrafta; biçki-dikiş ustası Maria Dolores Mendez, Singer dikiş makinesini öğrenmeye çalışan ve küçük oğlunu besleyen Guadalupe Soqui Lopez’e sabırla rehberlik ediyor.

Singer  dikiş makinesi dahil; kimse için kolay olan bir şey yok o fotoğrafta. O yüzden , bugüne ait tahammülsüzlüklere- sabırsızlıklara hoşgörü ile bakmamak lazım  belki de.

Her şey tam da böyle küçük, sessiz anlarda başlıyor.

Umudu kaybetmemek, dayanışma ve sabır  ile  yeniden başlamaya-mücadeleye bir daha bir daha ve bir daha başlamak lazım.

Birbirine destek olan kadınlar, insanlar görünmeyen emek ve vazgeçmeyen bir umut…

Umut korkudan güçlü tek duygu.

30 Ocak 2026 Cuma

Avatar: Ateş ve Kül

 


Dün 3 kere bilet aldığım  halde bir türlü  gidemediğim Avatar filmine gittim.

3s 17dk 
Yönetmen James Cameron

Oyuncular: Sam Worthington, Zoe Saldana, Sigourney WeaverOrijinal adı 
Avatar: Fire and Ash

Planlama yapabilecek bir hayatım olmaması ne hazin. Son an kararları ile her şey.

"Bir merhaba demeye uğradım" ile başlayan randevusuz ziyaretçiyi ayaküstü ekarte  edip yağmurun altında koşar adım sinemaya yetişmek için fırladım işten.

Lafı gelmişken,  randevu almadan  gelenler beni kızdırıyor. Saat olmuş 16:30 "bir merhabaya geldim"ler ise deli ediyor.

Avatar'ın ilk filmlerini de beğenerek izlemiştim.

Hevesle girdim salondan içeri.

Film yine  çok ama çok ama çok başarılıydı ve yine  zaman zaman görsellere zaman zaman  akışa yerleştirilen" kilit" mesajlarla  doluydu.

Bir ilginç olan şey de,  film boyu "insanlar kaybetsin bu savaşı"  diye içimden tüm  gönlümle seslenişimdi.

Yüzüklerin Efendisi'nde de öyleydi ya... İnsanın yetinmezliği ve sadece insanda olan başka hiç bir  canlıya aldırmayışı felaketler zincirini yaratan şey.



Film süresince nefes almıyorsunuz.  Teknoloji - makyaj -  simgeler tüm güçleri ile size sunuluyor. Temelde iyi ve kötünün, ışık ile karanlığın savaşı. Dinin hangisi  olduğu  önemli değil : tüm dinlerde bahsedilen ateş ve ona hizmet edenlerin  zafere vardık sandıkları anda uğradıkları yenilgi. İyilerin,  iyilikte ısrarlı olanların, her koşulda sevgiyi-iyiliği-doğru olanı yapmayı hatırlayanların  en güçlü akışı bile sonunda değiştirebildiklerini anlatıyor.


Yaratıcının - evrenin suskunluğu, kötülüğün - ateşin  gücünden kaynaklanmıyor.

Işık  hep geri gelir..filmde beni en çok etkileyen ve asıl mesaj olduğuna inandığım cümle oldu.

Ateş ile su, iyi ile kötü,sevgi ile öfke, vefa ile aymazlık,doğru ile yanlış  Avatar'ın  rengarenk dünyasında savaştı durdu.

Yerde gökte ne varsa bir araya  geldi "haydi" denilip kötüye karşı savaş söz konusu olunca.

Film bitti mi..bence ardı gelecek.

Bir daha gitmeyi isterim doğrusu. Uzun ve keyifli bir izleyişti. Hem bir daha gidersem yanımda cep telefonu ile oynayıp duran ve sinirimi zıplatan o sarsuk şahıs da olmaz.

bu arada ben hep çubuk krakerin büyük paketinden ve birbuçuk litre su alır girerim  sinemaya. Çubuk krakeri iki  paket aldım. Paket aynı içinin yarısı yok.

Kuyruklu mavi bir dev olmak mı lazım mutlu  olmak  için bilmiyorum....

Bildiğim, evlerimizdeki minik mutluluklar olmasa hayata tahammülün azalacağı, kocaman mutsuzluklardan yorulmuş bir topluma dönüştüğümüz



9 Ekim 2022 Pazar

Müdür müdür müdür?



Önceleri kuralcı ve  tarafsız olmak profesyonellik sanırdım.

Sonra, kuralları  doğru yerde esnetebilmenin ve duyguları işe işi aksatmadan yansıtabilmenin  profesyonellik olduğunu anladım.

kedili olan bendeniz...inanmazsınız personel toplantısı(mini)

Yönetici olduğum  zaman, kadın yönetici ile çalışmak zordur söylemini düşünmeden edememiştim. İş hayatında, erkek gibi düşünmek ya da davranmak neden doğru olsun ki diye epey de kafa yordum.

Gerekmiyormuş :-)

Birlikte çalıştığım insanları sevmek, koruma güdüsü ile sahiplenmek ancak basit 1-2 insani kuralda ısrarcı olup onların  ihlali gerçekleşirse ödünsüz yaptırım uygulamakta karar kıldım. Yaratılışıma da  zekaya da uygun bir birleşimdi sanırım.


Geçen hafta 8 sene birlikte çalıştığım personelden biri  arkamdan iş çevirmiş hiç sebepsiz. Vesvese bir sebep sayılmazsa tabii. Özür dilediyse de yolları ayırdım ama bu beni o kadar üzdü ki  hani "neden ya neden" diye bağrınmak istedim. Ama isteiğimi yuttum ve sadece "aşkolsun" diyerek  yolları ayırdım.


İnsan İnsanın kurdudur sözünün anlamı insan insanı kurt gibi kemirir , yer bitirir olabilir  mi acaba?


Huzur istiyorum sadece huzurlu bir yerde çalışmak istiyorum diye gelen çok kişi tanıdım..huzur battı, huzuru bulunca mutsuz oldular aleni alkshakhsa yani vallahi abartmıyorum ilginç ama bu böyle.


cidden çok sevdiğim çalışma arkadaşlarım..en sağdakinin lakabı huysuz da o emojiyi kullandım yoksa asla tatsız biri değildir

Saygı  görmek istiyorum diye gelene saygı gösterince o da mutsuz oldu sorun çıkardı gitti.

İnsanlar ne istediklerini mi bilmiyorlar yoksa istediklerini elde edince devamını mı getiremiyorlar bilmiyorum.


Ama insan, zor iş.


İş hayatına ait (iyi bir gelir ve güvence haricinde) siz ne isterdiniz ki?

Notre Dame De Paris - BELLE dinleyerek çalıştığım bu mutlu Pazar gününde "ben ne isterdim" diye Ekim bulutlarına bakıp  düşüneceğim.  

Fotoğrafı tıklarsanız size düşünürken  dinleyin diye şarkı bile dinleteceğim :-)

8 Eylül 2019 Pazar

Dila





Küçük kızım 15 yaşında.
O yaştaydım ben üniversiteyi kazandığımda.
Bir sonra Trabzon'u ardımda bırakıp İstanbul'da tek başına üniversite okuyan çocuk-ergen-genç kız karışımının en saçma örneğiydim.
üniversite 1.sınıf
Yaşadığın coğrafya kaderini belirler hikayesindeki gibi bir şey bu sefer anlattığım. Gerçek isimleri kullanmadığımız  için Dila diyelim  arkadaşımın adına.


Dila adında, aynı semtte oturduğumuz için okula birlikte gidip gelmeyi adet edindiğim bir arkadaş edindim. Bamya kadardı desem herhalde ayıp olmaz. O kadar minnacık ve o kadar zayıf bir kızdı ki kolunu tutarken zarar vermekten korkardım. Koskocaman , koyu renk ve her zaman büyük bir ciddiyete hüznün eşlik ettiği gözleri vardı.


Ben deli dolu, çılgın  ve yeniliklere açık  kocaman bir çevre edinmeye başlarken o sınıfın arkasında toplanan, kimi örgü ören,her zaman diz altı etekler giyinip saçlarını düzgünce toplayanlarla arkadaşlık kurdu. Küfretmezlerdi. Ders kaçırmazlardı. Aşık olmazlardı.Siyasi söylemlerini hiç duymadım. Çayı karıştırırlarken kaşığışakırdatanlara küçük ayıplayanbakışları vardı. Abi çok sıkıcılardııııı.

Üniversitem :-)

Ben hırthırdavatın içinde kendi rengimi ve şeklimi ararken,artık onunla okula gidip gelmeyi kesmişken yine de dostluğuna ve görüşlerine değer verir, oğlanın birine sinkaflı küfürler ettiğim esnada kocaman kahverengi ciddi gözleri ile bakışım kesiştiğinde utanıp kendime çeki düzen verirdim. O da kendini tutamayıp ellerinin ardına gizlediği kontrollü küçük ama içten tebessümünü salıverirdi.



Otobüslerin İstiklal Caddesi'nde geçip Taksim'e geldiği, biletçilerin arka kapıdan bindiğinizde bilet kestiği yıllardan bahsediyorum. İstanbul yeşil,insanlar daha insandı.

Bazen Taksim Parkı'na giderdik birlikte. Ayrı yanlarımız gittikçe keskinleşirken  dostluğun derinliği de garip şekilde artar olmuştu. Dertleşir, kimselere anlatamadığımız duygu,düşünce ve sorunları birbirimize anlatırdık. Sanırım o zaman da şimdiki gibi en büyük kriterim "yargılamayış" idi. Hak vermez ama yargılamazdık  birbirimizi. Küçük tokatlarla başıma vururken kahkahalarla güler ve saçmalıklarımı onaylamadığını anlatırdı. Ben ise onu yoldan çıkartmak için bildiğim her şeyi dener ama başarısız denemelerimin fark edilmesine de aldırmaz neşeyle devam ederdim uğraşmalarıma. Bir ara aşık oldu. Nedendir bilmem lakaplar takardık , isimlerini kullanmazdık oğlanların. Çingenelerin bakla fallarındaki azgın sex dolu detaylar ikimizin de kulaklarına kadar kızarmasına neden olurdu. Kaderin bir baklanın saçılışında saklı olduğuna inanmak kadar saçmaydı hayatı bildiğini sanmak..henüz bilmiyorduk bunu.

Bir gün evine gittim onu almak için. Lisedeki öğretmenine gidecektik ,vefa ziyareti ve teşekkür için. Annesi ile tanıştırdı beni. Sonra yolda açıkladı, annesi vefat etmiş,üvey annesi imiş. İyi kadınmış. Sağolsunmuş.


Böyle ağır bir yükü,üzüntüyü kendinde tutabilmesine hayran kalmıştım. En ufak detayı dağlara denizlere yayan benim gibi bir ikizler mensubu için hayranlık duymamak mümkün değildi. İçimde bir başka yeri oldu o günden sonra.


Annemlerin Trabzon'dan beni görmeye geldikleri bir gün Dila'yı onunla tanıştırdım. Aralarında çabucak kurulan ilişki, güzel bağ kesinlikle hepimize mutluluk verdi. Seneler sonra ayrılırken annemin hüzünle "seni kime emanet edeyim de gideyim" deyişi benim aklımdan çıkıp gittiyse de Dila hiç unutmamış..zaman geçince öğrendim bunu.



Zaman geçti...

Yaşasın Facebook. Yitirmişken bulduğum onca kişi arasında Dila da var artık. Evlenmiş, çocuğu olmuş; neredeyse tüm Türkiye'nin tanıdığı bir isim artık. Üstelik torpilsiz, tamamen kendi hakkettiği şekilde başardı bunu.Pek haberleştiğimiz söylenemez. Okulun son senesinde çıktıkları çocuklarla evlenmiş hanımhanımcık arkadaşları ile görüşmeyi sürdürmüş ve bana onlar hala sıkıcı geliyorlar. Bir kere bir araya geldik, eskisi kadar kırılgan olmasa da hala çok temkinli bakışları var. 


Geçenlerde "durum" bilgisinde annemlerin fotoğrafını paylaşmıştım, temkinli bir "görsem mutlu olurdum,çok selam söyle Rabia Teyze'me " mesajı yollamış bana. 30 yıl geçmiş aradan, hatırladıkları kendisini hatırlıyor mu bilmemenin durağanlığı var mesajında tabii.



"Kendin söylesene mesajını, telefonu 053. ... ... ..." diye yazdım cevabı." Ben önden arayıp ona seni hatırlatmayacağım . Çekinme sen bi ara" dedim.


Anadolu insanı, şu eski nesil efsane biliyor musunuz? Dila'nın çekinerek açtığı telefonda "Dilaaa  kızımmm" diye annesizliğini unutmamış,onu anne yüreği ile kucaklayan  bir ses karşılamış onu. "Seni Allah'ıma emanet ettim ayrılırken,hep dua ettim sana hiç unutmadım" demiş annem. Araya yıllar girmemişcesine sıcacık kucaklamışlar telefonda sözcüklerle.

Bugün, bir çok telefonu  açmıyorum. Haklı görüyorum kendimi. Kafam yorgun,zamanım yok,boş konuşuyorlar,bu konu benimle ilgili değil,amma yapıştı bu da haa, aman bi açarsam kapatmaz vs vs .
vs.

İnsan olmak yük gelmiş bana. 30 yıl önce vedalaştığı  annesiz ve hassas bir kız çocuğunu  30 sene kalbinde taşıyan ve dualarında yer veren anneme baktım, kendimden utandım. Ne makamlar almışım ,insanlık makamından uzaklaşmışım.




Şükür ki görmeyi dilediğim içindir belki, gösteren ve hatırlatan çok oluyor bu eksikliğimi.


Bir evlat,bir anne sadeliğindeki bu kesişimde herkes kendi payına düşeni aldı.


Görebilmek,duyabilmek ve insan olabilmek dileğimizdir.

28 Haziran 2019 Cuma

Müjde'ye Mektup



Müjde(tık) nazik bir şekide beni dürtüp  "neredesin sennnn" demiş geçenlerde sevgi ile. Ne zamandır bloğumu ve blog dünyasını  özlüyor ama onca bilgi dolu tümceye rağmen bugüne ait saçma sapan  kıvrımlarda düzlüğün asaletini unutup kendimi yitiriyordum. Yani zaman bana hükmetmişti ama ben hükmü yitirmiştim.

Müjde (tık) muhteşem bir dürtüş ile  iki satır yazmazsam öleceğimi hatırlattı bana.

Minnettarım efenim.

Neredeydim ben?

İş hayatımın manasız çöllerinde vaha yaratma peşinde telef olmaktaydım. Konu üretmek olunca ve siz  devlet daairesinde çalışıyorsanız, okyanusu yüzerek geçmeye azmetmiş ama ayağına onlarca safra bağlanmış bir yüzücüsünüz demektir. Okyanusu yüzerek geçmeye çalışıyordum.


İnsan  ile uğraşıyordum. İnsan bahar insan kış. İnsan vefa insan cefa. Körolası nankörlük ve cehalet konusunda veremediğim sınavlarımı vermeye, evvel hatalarımdan muaf olup bir daha bu sorunlarla uğraşmamak için sorunlar içerisinde kendimi izlemeye dalmıştım.

Daha dündü test çubuğunda iki  çizgiye şaşkınlığım. Biri üniversite çağında biri lise ikiye geçmiş iki çocuk annesi olarak sabahın beşinde fasulye ayıklayıp  çamaşır asıyor, sonra kitap okumaktan kopmamak için çabalıyor , sonra ikisinin okulu-geleceği için koşturup duruyordum.

Müjde'cim Ekrem İmamoğlu ileydim. Onla yedim yemeklerimi, ona ettim dualarımı,onu izledim bulduğum her kanalda, ona dua ettim çocuklarıma eder gibi.

Kırılan kalbimin parçalarını yamrı yumru da olsa yapıştırma peşindeydim. Ardıma dönüp bakmamak adına bugün halledeyim dedim insanların bile bile yaptıkları kötülüklerin izlerini silme işini.

Yarınlarla ilgili hazırlıklar yaptım. Yordu ama değdi Müjde.

Yoktum yani ama var olmak içindi.

22 Temmuz 2018 Pazar

El

Kimse istemedi elini sıkmayı ama ben yine de uzattım elimi içten görünmeye gayret ederek.

Ölü balık  gözleri, terden vıcık vıcık ellerinin bariz kanıtı olan kokusu, çipil sarı sakalı..


Bi muhabbetimiz de yoktu aslında öyle hatıra gönüle kaçıp kendimi zorlayacağım.
Utanmasın dedim, en zayıf noktamdır, insanların utandığını görmeye dayanamam.

Ben o bi kamyon insanın içinde kendimi aşıp elimi uzattım da, na mahremim diye elini bana vermek yerine sol göğsünün üstüne koydu ya adam. Elim havada kalakaldım herkeslerin içinde.

Bir yanda dinci sakalı, bir yandan medeni söylemleri neşeli tavırları. Bilememişim ne olduğunu. Bilemezdim de "namahrem" deyip elimin sıkılmama ihtimalinin olduğunu eskiden böyle tuhaf düşüncelerin olmadığı ülkemde..




Yanındaki atladı elimi sıktı..havada kalan elin kalakalan sahibesine nezaket gösterip incelik yaptı.

Bişi diyemeden yürüdüm gittim yoluma.

Biri bi dost kazandı, biri haltetti  insan kaybetti,biri de yürüdü  yoluna gitti.




16 Nisan 2018 Pazartesi

Prangalarımız




 
 Her nesil anne, bir önceki nesilden gelen bir geleneği-mecburiyeti-prangayı kırıp öyle yetiştirirmiş evladını.

Annem, düşünceleri-hayalleri özgür çocuklar yetiştirdi.Geriye bakıp olabildiğince tarafsız değerlendirdiğimde görüyorum ki ailemi üzmekten başka korku taşımamışım gönlümde. Gerisi vicdan,huy-karakter vs kendi seçimlerim olmuş. Sevgi ve anlayışla yetiştirildiğim için insanı kırmaktan korkmuşum. Onurum kırılmadan büyütüldüğüm için onurum değerli olmuş ilişkilerimde...vs vs vs

Kendi çocuklarımı yetiştirirken hangi zinciri kırdığımı düşünüyorum bir süredir. Objektif olabildiğim bir konu değildir muhakkak.

Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, üstelik bunun neden kıymetli bir değer olduğunu bilerek yetişti çocuklarım.Sokuşturma "seveceksin" "çok büyük adam" cümleleri ile değil öğrete anlata, bugünün koşulları sayesinde de laik cumhuriyetin önemini bile bile yetiştiler.



Önce insan sonra kız çocuğu oldular. Eğlenceli bir süreçti büyümeleri.Dolabını toplaman gerekiyor dediğimde hiç bir zaman "hem de kız çocuğu olacaksın"ı eklemedim ardından. Doğrular ve yanlışlar, gerekler ve sorumluluklar birey olmaları ile ilgiliydi. Okulda ya da çevrede de onlara "kız kısmısı" davranışları ile yaklaşılmasına izin vermedim.

El-alem isimli örgüt ulaşamadı  çocuklarıma!

Sisteme kapılmadan sistem dışında durabilmenin engin gücünü ve gerekliliğini görmelerini ve bunu benimsemelerini sağladım. TEOG-SBS ve bu seneki adı her neyse sistemin çcoukları ezmesine izin vermedim.Kitap okuyan her zaman başarılı olur, sınavda nasıl soraralarsa sorsunlar okulda öğrendiğini soracaklar;öğrenmeye bak oldu düsturum. Diğer veliler 1000 soru çözdürür ve ödev kontrolü yaptırırken biz müzikallere gidip  şarkılar ezberledik. Baharı Caddebostan sahilinde karşıladık. Kışı dilimiz dışarıda kar taneleri yakalamaya çalışıp sokaklarda..Karnelerini bile almadan ,fırladık gittik yaz tatillerinde bazen. Önemli olan yaşamaktı. 


Küsmemeyi öğrettim. Hayata küsmek çaresizlerin (aptalların) insana küsmek ise iletişim nedir diye hiç düşünmemiş olanların seçeneği idi. Alternatifler hep vardı , yarına pay bırakmak en doğrusu idi . Öfke ve nefret, kin ve intikam yaşamın sıcaklığını-renklerini soğutmuyor mu? Yapılanı akılda veri olarak tutup kalbe indirmemek lazım 

Hatalarım ise "yok"u öğretmemek oldu. Ne param yok demeye kıyabildim ne şu işi de sen yap demeye. Hani hepten de çemberin dışında bırakmadan ufak tefek ev işlerine yardımları oldu tabii ama el değdirmedim bulaşık piş ağır işlere. Görmeleri yeter, lazım gelirse yaparlar dedim. Onlar hep küçücükler. Bu zamanda çocuk olmak meşakkatli iş kardeşim. Bir de ben mi yorayım çocuklarımı? Savunma-sebep bu olsa da belki çok doğru değil bu yaptığım.

Derdi üzüntüyü paylaşmamak da benden gelen yanlış öğreti oldu. Ben paylaşamadığım için paylaşmayı da öğretemedim. Oysa kendi içine atıp her şeyi orada çözmek yoruyor insanı bir yaştan sonra.. fıtrat. Bir internet anneleri grubu var 18  yıl öncesinden süregelen (ki onlar can can), onlarla paylaştıklarım haricinde kapı duvar iç dünyamda. Ciddi bir kusur bu sanırım.

Hayallerin sınırlarını zorlamayı vermek ve tüm dünyasını bir sırt çantasında sınırlamanın hafifliğini öğretmek isterdim.

Ülke gündemi lağımdan çıkamadı ki başka zincirleri kırayım. Gücüm buna yetti işte.

Yarınlar yine umut dolu. Sancılı günler biliyorum ama biz vaz geçmedik sevmekten ,yaşamaktan ve ummaktan.

O halde her şey güzel olacak.

24 Eylül 2017 Pazar

-malı,-meli..ama yokkk


Tatil günü çalışmamalı insan.
İşten çıkıp eve gidince o telefonlar durmalı.
Kendine ait hayalleri, kendine ait sınırları olmalı insanın.
Şükrettiğinde korkudan-elindekileri kaybetmek endişesinden değil mutluluktan şükretmeli.
Vazgeçebilmeli insan.
Bir seçeneği daha olmalı herkesin..b planı değil hani a-1 planı da olsa olur.

Bir şiiri ezbere bilmeli, bir şarkıyı dinlediğinde gözleri dolmalı, bir renk en sevdiği olmalı...


Dost olabilmeli, dost kalabilmeli.
Affetmenin hazzı, karşısındakilerin çiğliği ile zedelenmemeli.
Kızdı mı küfretmeli.
Sevdi mi sarılmalı.

Bugünlerde insan kalabilmek ne zor , ne zor...

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Mine Söğüt - Deli Kadın Hikayeleri



Je ne veux pas travailler
Je ne veux pas déjeuner
Je veux seulement oublier

Çalışmak istemiyorum
Kahvaltı da etmek istemiyorum
Sadece unutmak istiyorum

Mine Söğüt'ün "Deli Kadın Hikayeleri"nde bununla başladım kitabın içine girmeye. Alıntılarımın baş köşesine oturttum şarkının sözlerini. Garip bir dili varmış Mine Söğüt'ün, kapılırsanız sizi alıp giden,  inanmayı-dinlemeyi size bırakmayan. Kitabı resimleyen her kimse bir ara deli olmalı. O resimler öyle yetenekle filan çizilir resimler değildi.



Her öyküde deli edilen kadınlar vardı. Her deli olanda kendinizden azıcık da olsa bişi buluyor olmanız da ürkütücüydü. Delirmesin de ne yapsındı kadınlar : onlar anneydi, onlar insandı;onlar sevmeyi bilen ve bu yüzden çok incinendi.


-Peki en son kiminle konuştuğunuzu bilebilir misiniz?
-Bir erkekle
-Ne konuşmuşlar?
-Şiirden bahsetmişler.
-Sadece geceleri sokağa çıkıyormuş diyorlar. Anlayabildiniz mi neden?evin bulunduğu yer geceleri hiç tekin değilken...
Onun için asıl tekin olmayan gündüzler. Çıplak gözle görünebileceği haller.
-Çirkin ya da sakat mıymış? Görünmesini istemediği bir hali mi varmış?
-Hayır, sadece üzgünmüş...çok üzgün.


Kitaptan epitopu alıp kaydettiğim3 yer var biri de bu. 

Anladım çünkü ben onu.

Anlamayanı tanıdım, anlatanı sevdim, yaşayanı da anladım.

Kitaptan son kaydettiğim cümle şu:

"Adalet herkesin paylaştığı bir sorumluluktur"

Bu,ilmi bilimi eğitimi neşeyle yok edip adaletin terazisini bozanlara olduğu kadar buna sessiz kalan herkese gelsin.

Geçmedi kızgınlığım.

Mine Söğüt, mutlaka bir kitabını daha okuyacağım  ama araya başka kitaplar sokumam gereken bir yazar. Onu sevdim, çok sevdim. İnandığım bir dostumu dinler gibi okudum.

Yazının başında alıntısını yaptığım şarkıyı da merak edip dinledim. Kitaba da yazara da bana da yaraşır :-)))

Je ne veux pas travailler 
Çalışmak istemiyorum
Je ne veux pas déjeuner 
Kahvaltı da etmek istemiyorum
Je veux seulement oublier 
Sadece unutmak
Et puis je fume 
Ve üstüne bir sigara tüttürmek istiyorum
Déjà j’ai connu le parfum de l’amour 
Aşk parfümünü tanımıştım bir ara
Un millions de roses 
Milyonlarca gül bir araya gelse
N’embaumeraient pas autant 
Bu kadar kokamazdı herhalde
Maintenant une seule fleur Dans mes entourages 
Şimdi etrafımdaki tek bir çiçek bile
Me rend malade 
Beni hasta ediyor…
Je ne suis pas fière de ça 
İnancım yok sana
Vie qui veut me tuer 
Beni öldürmek isteyen hayat
C’est magnifique 
Muhteşemdir
Etre sympathique 
Sempatik olmak
Mais je ne le connais jamais 
Ben hiç olamadım.




21 Mart 2017 Salı

Bahar


Yazamadığım her gün için üzgünüm
Kendi adıma

Öyle çok işim var ki (elbette buna şükür) daha bu saatte geç kaldım bir sürü şeye.
Onu yapmak bunu yapmak şunu teyit etmek şunu ise ertelemek lazım saat  daha geç olmadan
Şimdiden 09:18..ne yaparım nasıl yetiştiririm onca şeyi?

Ama bugün bahar

28 yıllık iş hayatında edinimlerim, öğrendiklerim var.

İş bitmez
Bahar ertelenmez

Zaten  belli muzip damlalarından
Nisan yağmuru bereketli olacak
Bahar bize gelecek

Çiçekler açacak dağlarında memleketimin.
Mordor'da bile kış bu kadar uzun sürmedi
Artık yeter

İş halledilir
Bahar ertelenmez


Şimdi bir bolköpüklü türk kahvesini elime alıp camdan içeri giren serin yağmurlu bahar kokusunu içime çekeceğim.
Fonda sevdiğim bahar müzikleri (tık) çalacak
En sevdiğim kitaplardan en sevdiğim satırları
En sevdiğim ve çoğunu artık görmediğim dostlarımdan en sevdiğim anıları
En kırıldıklarımı affedeceğim nedenini bile bile
Çocukluğumun ve var oluşumun tüm aşklarını tek tek raflarından alıp tozlarını silip parlatıp gönlümün kurumuş topraklarına serpeceğim.

This photo gallery dreams of everyone in our beautiful gardens we share with you.   ..rh:

İnsan olduğumu unuttuğum, aşkı ve merhameti yitirdiğim,mücadeleden vazgeçtiğim gün yüreğim kurusun.

Hoş geldin bahar