9 Ekim 2019 Çarşamba

JOKER-2019










Yaz modu yetti artık diyerek haftasonu sinema sezonumu açtım.
Önce, Nehir'e birlikte gidelim , Joker gelmiş dedim.
Ama Joker'in +18 olduğunu  öğrenince onu  Elektrik Savaşları'na soktum ben de +18'i takmayacak yaşta olmanın verdiği kıvançla Joker'e girdim.

Vizyon tarihi 4 Ekim 2019 (2s 2dk)
Yönetmen Todd Phillips
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Robert De Niro, Zazie Beetz 
Tür :Dram
Ülke: ABD, Kanada

Dram tanımlamasını  onaylamıyorum filmin türü konusunda. Dramın tillahı, yıkılıyor filan yazmaları lazımdı bence.
Bana , bir şekilde  Otomatik Portakal'ı anımsatan filmde  Arthur Fleck'in hayatınaodaklı bir anlatım var. Arthur'un yalnızlığı, "farklılıkları" , sistemin ve toplumun  ayrıntıya zaman ayırmamasnın getirdiği bilinçli acımasızlık onu  Joker'e dönüştürüyor.Babasız büyüyen Arthur’u en yakın arkadaşı olan annesi Happy  diye çağırıyor. Korktuğunda ya da çok üzüldüğünde elinde olmadan  kahkahalar atan "Happy" ilerleyen safhalarda "iyi " olma savaşını  kaybederek , tıpkı doğanın kendisini kirleten insanlardan  öç alması gibi , bir felakete dönüşüyor.


Başta , filme ne diye +18 koymuşlar ki merakı ile içeri girdim ama içerdiği ağır psikolojik öğeler,  göstergeler ve dram nedeni ile "iyi ki Nehir 'i  alıp girmemişim" diye  sevindim. 

Joaquin Phoenix bence bu sene oscar'ı alsın , hatta  bi oscar daha alsın. Gerçek hali  ve filmdeki hali aşağıda fotoğrafta yer alıyor. Oyuncunun inanılmaz güçlü  ortaya koyduğu dönüşüm, dans ve bakışlarla, kahkaha atarken gözlerinden fırlayan acı ile sizi sarsıyor.Bu, inanılmaz değil de ne?

Uzun yıllar İBB Beyazmasa'da çalıştığım için olsa gerek, toplumun ayrıntılara önem vermezliğinin yarattığı dramları görerek yaşadım çok zaman. Bir virgülün bir hayatı kurtardığına, bir tebessümün bir insanı değiştirdiğine çok şahit oldum. Joker, sanatsal açıdan üstün başarısı tartışılmaz bir film bence. Ancak gönlünüz dar, nefesiniz az ise gitmeyin insanı  etkilemeden kapısından yollamıyor çünkü kuvvetli  bir film. Ancak ben , filmi izlerken sanatsal açıdan boyumun yettiğince her şeyi incelerken  bir yandan da yaşadıklarım , izlediklerim ve/veya toplumun bugünkü halini düşünmeden edemedim. Zengin ve güçlü olanın "palyaço"ları aşağılaması bana aşina geldi mesela. Ve bunun yarattığı infial beni çok düşündürdü.

Merdivenler bence bu filmde ayrı bir simge halinde.


Bir tebessüm, kendimizi azcık yorarak bakmaktan görmek aşamasına geçebilmek, bir selam vermek ne çok şeyi değiştiriyor hayatta bir bilsek...ya da biliyoruz ama önemsesek...

Yukarıdaki kare,  filmde Arthur'un bir komedyen olmayı  çok önemseyip çok tutunduğu  dönemde otobüste bir çocuğu güldürdüğü için mutlu olduğu anda , çocuğun annesinin onu  "çocuğumu rahat bırak " diye azarlaması üzere "kahkahalarla" krize girip acı çektiği andan. Bu, korkunç bir şey. Ahlaki değerlerini yitirmiş  toplum(lar)da annenin koruma güdüsü insani değerlerin yitimine yol açtı. Ve diğer alanlarda diğer insanların. Çocuklarımı korumak adına kaç tebessümü ya da  başlarını okşamak için uzanan kaç eli   düşünmeden ittiğimi düşündüm. Filmde, kendimi de "suçlular" kefesinde gördüm.

Gülümsemek ve gülümsetmek , sevmek ve sevilmek tek ihtiyaçken insanları canavara dönüştüren  ama yaldızlı  yüksekleri tutmuş insanların  kusurlarını görmeyen toplum kendi canavarını yaratmış. Filmin sonuna doğru kimi neyle yargılayacağınızı şaşırıyorsunuz. 


Beklenmedik çok fazla gelişmeler ve sonuçlar içeren filme  "içinizin dar olmadığı" bir gün mutlaka gitmenizi öneriyorum.

16 Eylül 2019 Pazartesi

Eylül Ayrılığı






Yaaa işte böyle, bir varmış bir yokmuş misali uçup gidiyor zaman. 
Bugüne ait her şeyi dünün anıları ile yaşamak oldu bana kalan.

O gün, nikaha gittiğimiz gün gibiydi Özer ile benim için. İkimiz arasında sözsüz bir anlaşma. O kadar olması gereken şekildeydi ki her şey..o kadar  işte.Tren garına gittik ve ayrılık başladı.

Selin artık  yurtta kalan bi kıvırcık keçi. Musmutlu. Ben bilirim o  yatağına uzandığında, anne-babanın onayıyla evden ayrılmanın verdiği huzurun ve özgürlük hissinin  iliklere işleyişini. Penceresinin ardında tıpkı benim yurt odamdaki gibi bir tatlı ağaç ve onun   sevecen fısıldamaları var. 

Ankara havası da bir tuhaf canım. Ağzımız dilimiz kurudu. Eski iş yerimden  nazik bir beyfendi  gönüllü şoförlük yaptı bize. Bilmediğim Ankara'da gitmediğim yer kalmadı sanki. Hiç bir eksiğini bırakmadım. Oh, şükür.Alışverişi de tamamladım, gezdirip tozdurmayı da. Odasını temizlediğimde ellerimin ve kafamın nasıl da yurt işleyişine alışkın çalıştığını görmek güldürdü bile beni. Nevresimini sererken  negzel bişiler seçmişiz diye tebrik ettik kendimizi. Ben güldükçe o  coştu, ben heveslenip beğenilerimi dile getirdikçe o  ışıldadı.

Marmara İletişim Harbiye'nin arka sokaklarında bi yerde idi. Kampüs hayatını  Hacettepe'de görmüş oldum . Ne şahane bi yer burası böyle dedim. Kızım sen burda çok mutlu olacan dedim. Hay Allah  yürü yürü bitmiyo dedim. Fakültelerin hepsinin önünden geçtik nerdeyse, ben burayı özlerim dedim.  Ben dedikçe o mutlu oldu, o mutlu oldukça ben yürüdüm gezdim.

O  anlamayı öğrendi ben susmayı. "Sırtına bi hırka al" larımı yuttum, " çok tuz ekiyorsun"larımı yuttum, "cam açık uyuma gecesi serin sabahı ayaz buranın"larımı yuttum. Ona ait dünyada misafirdim, saygı gösterdim sustum.

Odasının  manzarası bi güzel bi güzel. Burayı her mevsim görebilecek olman ne büyük bi ayrıcalık, ne anılar biriktireceksin kim birilir dedim heyecanla. Güzel gözleri  çam ağaçlarını karlı hayal etti ve neşeyle parladı, gördüm.

Kütüphanesini, yemekhanesini ,kedilerini,meyva ağaçlarını gezdik. Kampüs için de yemek yedik. Eskiden "abi" dediği oğlanların ona abice bakmadığını fark edip içimden fırlayan cinleri bastırmakla uğraştım bi süre. Ya hepsi ikizler burcuydu kampüsteki genç hanımların, ya hepsi ikizlerini öne çıkartmak için büyük bir cesaret ve özen ile donanmışlardı bilemedim. Ice Americano ve hamburger takıldım tansiyonum sana emanet Allah'ım diye diye.

Sonra, deterjan-su-yeşil çay filan aldık odasına taşıdık işte son gün. Ben gideyim artık kızım dedim  onun "annem  gitse" diye istemesinden evvel davranmayı önemseyerek. Tereddüt etti. "Sen bilirsin" dedi. Öptüm neşeyle sarıldım. "Senle gurur duyuyorum, seni çok seviyorum kızım " dedim. "Ben de seni çok seviyorum " dedi. Kampüste utandırmayacak kadar kısa sarıldım.

Sonra ayrıldık. O yurduna doğru yürümeye başladı, ben iki adım attım arkama dönüp baktım. Bakmasam iyiydi ya..yapamadım. Bir an o da bakacak gibi oldu ama bakmadı. Aferin kızıma, yolu belliydi ;durmadı.

Sonra   gece yarısına  otobüs bileti alıp İstanbul'a eve geldim.Günlerce uyumamaktan  bitkin düşmüş bedeni,     onca ağır hüznü içine gömdüğüm ruhu  yatağıma serdim.  

Dedim ya… Eylüldü.

Savruluşu bundandı kimsesizliğimin…

10 Eylül 2019 Salı

06


Tanıştığımızda randevu almamıştı.






Tamamen başka ve dopdolu bir programı izinsiz, kat'i şekilde ikiye böldü.

Pek de seçim şansım yoktu, kabulleniverdim hayatıma yaptığı radikal değişimleri.

Sonra onsuz yapamaz hale geldim. Tam bir vurgundu benimkisi.  Kendimi tanıyamaz hale geldim ve bu köle olma özgürlüğümü kimselere sorgulatmıyordum.

Şimdi beni terk ediyor.


"Dönecem valla aaa ne var bu kadar büyüttün" diye feryat figan halde ama ben biliyorum ki  gidiş o gidiştir. 1 uğrar 2 uğrar..sonrasında yok artık. Yatağı boş, tabağı hep temiz.


Banyo sonrası  pembe yanaklarını koklamak yokkk.

Kara gözlerinin masum denizinde  gezinmek yokkk ...

Saçının her bir buklesine bakıp onu her gün bir kez daha çok varlığını bildiğin her şeyden çok sevip hayran olmak yokkkk....



Bi sürü yok'um oldu onun bi sürü var'ları olsun diye.

Daha evvel de demiştim. Annelik dünyanın en b.ktan ve harika makamı diye.
Tezatlar denizinde küllerinizden doğuyorsunuz habire.


Bekle kızımı Ankara....bir üniversiteli geliyor.


8 Eylül 2019 Pazar

Dila





Küçük kızım 15 yaşında.
O yaştaydım ben üniversiteyi kazandığımda.
Bir sonra Trabzon'u ardımda bırakıp İstanbul'da tek başına üniversite okuyan çocuk-ergen-genç kız karışımının en saçma örneğiydim.
üniversite 1.sınıf
Yaşadığın coğrafya kaderini belirler hikayesindeki gibi bir şey bu sefer anlattığım. Gerçek isimleri kullanmadığımız  için Dila diyelim  arkadaşımın adına.


Dila adında, aynı semtte oturduğumuz için okula birlikte gidip gelmeyi adet edindiğim bir arkadaş edindim. Bamya kadardı desem herhalde ayıp olmaz. O kadar minnacık ve o kadar zayıf bir kızdı ki kolunu tutarken zarar vermekten korkardım. Koskocaman , koyu renk ve her zaman büyük bir ciddiyete hüznün eşlik ettiği gözleri vardı.


Ben deli dolu, çılgın  ve yeniliklere açık  kocaman bir çevre edinmeye başlarken o sınıfın arkasında toplanan, kimi örgü ören,her zaman diz altı etekler giyinip saçlarını düzgünce toplayanlarla arkadaşlık kurdu. Küfretmezlerdi. Ders kaçırmazlardı. Aşık olmazlardı.Siyasi söylemlerini hiç duymadım. Çayı karıştırırlarken kaşığışakırdatanlara küçük ayıplayanbakışları vardı. Abi çok sıkıcılardııııı.

Üniversitem :-)

Ben hırthırdavatın içinde kendi rengimi ve şeklimi ararken,artık onunla okula gidip gelmeyi kesmişken yine de dostluğuna ve görüşlerine değer verir, oğlanın birine sinkaflı küfürler ettiğim esnada kocaman kahverengi ciddi gözleri ile bakışım kesiştiğinde utanıp kendime çeki düzen verirdim. O da kendini tutamayıp ellerinin ardına gizlediği kontrollü küçük ama içten tebessümünü salıverirdi.



Otobüslerin İstiklal Caddesi'nde geçip Taksim'e geldiği, biletçilerin arka kapıdan bindiğinizde bilet kestiği yıllardan bahsediyorum. İstanbul yeşil,insanlar daha insandı.

Bazen Taksim Parkı'na giderdik birlikte. Ayrı yanlarımız gittikçe keskinleşirken  dostluğun derinliği de garip şekilde artar olmuştu. Dertleşir, kimselere anlatamadığımız duygu,düşünce ve sorunları birbirimize anlatırdık. Sanırım o zaman da şimdiki gibi en büyük kriterim "yargılamayış" idi. Hak vermez ama yargılamazdık  birbirimizi. Küçük tokatlarla başıma vururken kahkahalarla güler ve saçmalıklarımı onaylamadığını anlatırdı. Ben ise onu yoldan çıkartmak için bildiğim her şeyi dener ama başarısız denemelerimin fark edilmesine de aldırmaz neşeyle devam ederdim uğraşmalarıma. Bir ara aşık oldu. Nedendir bilmem lakaplar takardık , isimlerini kullanmazdık oğlanların. Çingenelerin bakla fallarındaki azgın sex dolu detaylar ikimizin de kulaklarına kadar kızarmasına neden olurdu. Kaderin bir baklanın saçılışında saklı olduğuna inanmak kadar saçmaydı hayatı bildiğini sanmak..henüz bilmiyorduk bunu.

Bir gün evine gittim onu almak için. Lisedeki öğretmenine gidecektik ,vefa ziyareti ve teşekkür için. Annesi ile tanıştırdı beni. Sonra yolda açıkladı, annesi vefat etmiş,üvey annesi imiş. İyi kadınmış. Sağolsunmuş.


Böyle ağır bir yükü,üzüntüyü kendinde tutabilmesine hayran kalmıştım. En ufak detayı dağlara denizlere yayan benim gibi bir ikizler mensubu için hayranlık duymamak mümkün değildi. İçimde bir başka yeri oldu o günden sonra.


Annemlerin Trabzon'dan beni görmeye geldikleri bir gün Dila'yı onunla tanıştırdım. Aralarında çabucak kurulan ilişki, güzel bağ kesinlikle hepimize mutluluk verdi. Seneler sonra ayrılırken annemin hüzünle "seni kime emanet edeyim de gideyim" deyişi benim aklımdan çıkıp gittiyse de Dila hiç unutmamış..zaman geçince öğrendim bunu.



Zaman geçti...

Yaşasın Facebook. Yitirmişken bulduğum onca kişi arasında Dila da var artık. Evlenmiş, çocuğu olmuş; neredeyse tüm Türkiye'nin tanıdığı bir isim artık. Üstelik torpilsiz, tamamen kendi hakkettiği şekilde başardı bunu.Pek haberleştiğimiz söylenemez. Okulun son senesinde çıktıkları çocuklarla evlenmiş hanımhanımcık arkadaşları ile görüşmeyi sürdürmüş ve bana onlar hala sıkıcı geliyorlar. Bir kere bir araya geldik, eskisi kadar kırılgan olmasa da hala çok temkinli bakışları var. 


Geçenlerde "durum" bilgisinde annemlerin fotoğrafını paylaşmıştım, temkinli bir "görsem mutlu olurdum,çok selam söyle Rabia Teyze'me " mesajı yollamış bana. 30 yıl geçmiş aradan, hatırladıkları kendisini hatırlıyor mu bilmemenin durağanlığı var mesajında tabii.



"Kendin söylesene mesajını, telefonu 053. ... ... ..." diye yazdım cevabı." Ben önden arayıp ona seni hatırlatmayacağım . Çekinme sen bi ara" dedim.


Anadolu insanı, şu eski nesil efsane biliyor musunuz? Dila'nın çekinerek açtığı telefonda "Dilaaa  kızımmm" diye annesizliğini unutmamış,onu anne yüreği ile kucaklayan  bir ses karşılamış onu. "Seni Allah'ıma emanet ettim ayrılırken,hep dua ettim sana hiç unutmadım" demiş annem. Araya yıllar girmemişcesine sıcacık kucaklamışlar telefonda sözcüklerle.

Bugün, bir çok telefonu  açmıyorum. Haklı görüyorum kendimi. Kafam yorgun,zamanım yok,boş konuşuyorlar,bu konu benimle ilgili değil,amma yapıştı bu da haa, aman bi açarsam kapatmaz vs vs .
vs.

İnsan olmak yük gelmiş bana. 30 yıl önce vedalaştığı  annesiz ve hassas bir kız çocuğunu  30 sene kalbinde taşıyan ve dualarında yer veren anneme baktım, kendimden utandım. Ne makamlar almışım ,insanlık makamından uzaklaşmışım.




Şükür ki görmeyi dilediğim içindir belki, gösteren ve hatırlatan çok oluyor bu eksikliğimi.


Bir evlat,bir anne sadeliğindeki bu kesişimde herkes kendi payına düşeni aldı.


Görebilmek,duyabilmek ve insan olabilmek dileğimizdir.

6 Eylül 2019 Cuma

SUSAMAM

Bu ne biliyor musunuz?

Bu, bir dönemin ve korkunun bittiğini haykırış.

Sanat, susturamadıkları tamamen bitiremedikleri tek yer oldu demiştim daha evvel.

SUSAMAM diye sanatla başladı haykırış..ne mutlu günler :-)

Cengiz Han zamanı akan nehirde
Elini yıkamanın bedeli ölümdü
Göç edip çürüdük
Çöp kusarak üç denize sıçan bi’ hale büründük
Egzoz gazı soluyan
Sağı solu belli olmayan
Mangala gitti maganda!
Orman yanar
Tabiatın gözleri kan ağlar
Kibir yaptı tavan
Fabrika bacası basar
Atom reaktörü, çöpü hasar
“Electro smoke” ile her an atakta
İnsan en büyük parazit
Gezegene bak lan!
Hayvan kadar olamadı beşer
Ortama uyamadı revize eden
Faturasını gelecek nesil öder
Kıyamet şur’da “mal” gibi izle!
[Verse 2: Ados] (Kuraklık)
Abi yapma!
Atma şu izmaritini denize
Geri alamazsın
Gün gelir o pisliğini attığın denize hasret kalırsın, bakamazsın!
Kurak Afrika görüntüleri uzak değil
Çocuğun büyüdüğü yer sulak değil
Çünkü yok ettik gölleri, nehirleri, ırmakları, HEPSİNİ!
Nasıl acımadık?
İnanamıyorum
Elimizde varken hiç değerini bilmedik
Plastikle dolmuş mideleri hayvanların buna hiç mi üzülmedin?
Nette paylaşmaksa yetmez
Bi’ şeyler yapmalı
SUYU KİRLETMEYİN!
Su gibi aziz olsun ülkem
Onun can damarlarına
Bu zehri vermeyin!
[Nakarat: Şanışer]
Gel, gün olur hapsolur bu suçlu cümleler!
Yenilir hiç olurum fark etmezler!
Susma, susamam!
Korkma yanıma gel!
Gel, gün olur hapsolur bu suçlu cümleler!
Yenilir hiç olurum fark etmezler!
Susma
SUSAMAM!
[Verse 3: Şanışer] (Hukuk)
Ben bi’ beyaz Türk’üm
Yasalarım Anglosakson ama kafam Ortadoğulu
Apolitik büyüdüm, hiç oy vermedim
Kafamı tatile, gezmeye, borca yordum
Adalet öldü, ucu bana dokunana dek sustum ve ortak oldum
Şimdi tweet atmaya bile çekiniyorum
Kendi ülkemin polisinden korkar oldum
Üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil
Senin eserin bu mutsuz kesim ve bu kurşun sesi!
Sebebi nedir bilmeden hapiste çürüyen o suçsuz sefil
Seni, senin eserin, senin eserin bu korkunç resim
Bu yorgun sesim
Fakirin vergisiyle yatına, katına katana salak
Haşere geri yolsuz vekil seni, senin eserin!
Sen hiç yıkanmadın
Ölümle bi’ kez bile tıkanmadın
Elinde 3. dalga karton bardak kahve
Tek derdin o özenti “Start-Up”ın
Şimdi kapını kollaması gereken adalet gelir acımaz
Vurur kırar kapını
Çünkü çocuk öldü vuran memurdu diye “Haklıdır” dedin
Sesini çıkarmadın, yani suçlusun!
Çünkü iki gün üzülüp sonra gözündeki nehri kuruttun
Tuğçe ve Büşra’nın katilini serbest bırakan hakimin adı neydi unuttun!
Şimdi başına bi’ şey gelse şeh’rin hukuk mu?
Bi’ gece haksızca alsalar içeri seni
Bunu haber yapıcak gazeteci bile bulamazsın
HEPSİ TUTUKLU!
Salınan katillerin aldığı canlar (Geri gelmeyecekler!)
Haksız yere hapiste geçen yıllar (Geri gelmeyecekler!)
Sen sustun, ses etmediğinden bindiler tepene
Haklarını elinden aldılar ve güzellikle geri vermicekler
[Verse 4: Hayki] (Adalet)
“Adalet” sözde mülkün temeli
Tıkamış kulağını duymaz ne dediğini
Adeti, töresi, geleneği söyle
Giden kötüydü de gelen iyi mi?
Bu medeni mi?
Biz yiyemiyo’ken senin kürkünün bile yemediğini
Sizin polisiniz silahını çekip güpegündüz ortalıkta vuramaz dilediğini
Medya, basın, hukuk, asker hepsi sizin için çalışırken
Aslen güneş bile üzerine doğuyo bu çocukların
İşe gidip geliyolar canlarına kasten
Silahınızı kin!
Bu çektiğimiz bizim günahımız değil
Planınız iyi!
Ben bilmem bunun inananı kim?
Ama bilirim, gel
Silahımız dil!
[Verse 5: Server Uraz] (Hukuk)
(Bu Server Uraz)
Ben sesiyim kayıp neslin
Sansürü olamam ayıp resmin
Ekibimi bu mezardan çıkarabilmek için hep gözlerim açık, uyanık ayık gezdim
Sopa, bıçak ne yazar ki? Zayıf hepsi!
Öncelikle olmalı akıl keskin
Sabır bey’nimi yiyip bitirirken yağmur gibi yağanları yakıp geçtim!
Müzik yapmak dışında bi’ bok yemedim!
Polis bi’ şeyleri problem edip
Yine duruşmadayım sen konsere git
Ben aynı takım elbisemle 10 senedir
Biri dönüp desin bana “Çaban boş yere değil”
O gün kalbimi, ruhumu komple veriyim ama
Yargı gelip arıyor bedeli
Yaşıyorum cehennemi, yanıyor bedenim
[Verse 6: Beta] (Türkiye)
Merhaba Türkiye
Bende var hüviyet
Yaşamaya çalışıyoruz hasbelkader gitmeden katakulliye
Ekrana süs diye çıkan şarlatan, hep fanatik biri!
Fesatlık, kötü niyet salgın gibi
Eder daha manipüle!
Bu bir temsil ya da piyes!
Bu uçaksa bu türbülans!
Komşumuzdu Suriye
Şimdi bu gemideki vatandaş mı? (Yurttaş mı?)
Huzurda değil ölü bile topraktakilerin ahı var
Sadece gazeteydi “Hürriyet”
Sen olabildiğince özgür ol!
[Verse 7: Asil Slang & Zen-G] (İstanbul)
Hepimizi bi’ lokmada yutuveriyo’
Pis boğazlı İstanbul!
En iyi zamanları törpülüyo’
Çözülemeyen gizemli esrar bu!
Taşı toprağı altın (altın)
Eli verdim, kolu kaptı (saldır)
Ulaşım, eğitim, yargı (yardım)
Şeytan zehrini saldı (saldı)
Paranız olmalı, ya da birileriyle aranız olmalı
Kodamanlarda numaranız olmalı
Aksaray’da bir adamınız olmalı
Bizim yatımız katımız bi’ de yalımız olmadı
Kumbaramız dolmadı da bununla doğmadım
Ki metropolde biraz amacın olmalı
Yapıcı olmadın, yakıcam ormanı
Beton ormanda hayvan olman normal
Tutsak göz altların yine morlar
Yönetenler çağ dışı dinozorlar
Bu ormanda herkese göre rol var
Sustukça sıra sana gelecek
Aydın beyinleri bekliyor karanlık gelecek
[Verse 8: Sokrat St] (Eğitim)
Mezun olucam
Cash para, diploma ver bana
Para yoksa ter dökmeliyim
Eğitimde fırsat eşitliğini fırsata çeviren bi’ üniversiteliyim
Ben mezun oldum
Yarattığınız sistem yüzünden bi’ serseriyim
Ben mezun oldum
Ya kasiyer olayım, ya da sinemada sana yer göstereyim
Sokak başı üniversite ama köy okulları çok terste
Başa gelenin ideolojisi neyse o anlatılır her derste
Zengin, fakir ayrı
Torpile ya da parasına göre kayırır
Eğitim endüstridir
İnşaattan rant sağlamaka aynı!
Kiminin kitap alıcak bi’ parası yok
Öğretmen atanıcak ama “arası” yok!
Milletvekili bi’ tanıdık mı, wow
Beni anlaman da bu mantıkla zor
Bari bi’ köy okulunun yardımına koş
Her tarafı kaos
Sen de biraz boğuş
Bu gece uyudu zorla çocuk
Okula gidecek
YOL YAP!
[Verse 9: Ozbi] (Sorgulamak)
Neden bu gök, bu yıldızlar, bu galaksiler, gezegenler
Neden, neyden bu evren?
Neyden bu dünya?
Neden ben, neden sen, neden biz?
Sorgula, hele bi’ sor lan bi’ “Neden ben varım?
Nereden geldim ve neden bi’ insanım?
Nasıl oldum? Nasıl olduk? Nası’ oluyo’?
Nası’ anlam kattık? Nası’ doluyo’ bu kafa?
Neye tapınıyo’ hayat kimi kayırıyo’?”
Hasat ne doyuruyo’ hesap
Anlasak, anlatıp her şeyi kavrasak da len
Anlamak mı yasak olabilir
Ama sadece bi’ yanıtı yok bi’ sürü cevap var koş git yanıt ara
Peşine düş mutlaka kanıt ara
Ruhunu demle hep yakıt ara lan
Kalbini tut ve de buna tanık ara
Hadi nefesini gör ve git sanat ara
Sorgula sorgula atomları
Işık hızını düşün ve de git kanat ara sonra
Uç uçabildiğin kadar
Uçabildiğin kadar
Uçabildiğin kadar uç
Uçabildiğin kadar uç
Bırak kendini
[Verse 10: Deniz Tekin] (Kadın Hakları)
Ben bilmem hiç kendimi korumak zorunda kalmadım
Bilmem ben bi’ çocuğu düşünmek zorunda olmadım
Hiç evlendirilmedim
Evde dayak görmedim
Kendi evimde kendi odama zorla hapsedilmedim
Sözlerinizi kusmadım
Yurdumdan edilmedim
Nefretinizle yanmadım
Yakılarak can vermedim
Hiç kardeşim olmadı
Hiç abimden korkmadım
Okuldan alınmadım
Ben hiç öldürülmedim
[Verse 11: Yeis Sensura & Sehabe] (Kadına Şiddet)
Kadına el kalkmaz ulan beyinsiz
Erkeksin ama insan değilsin
Aslında o en iyiye layık
Kadına şiddete hayır
Ülkede erkek neden en üstte minibüste, evde ya da metrobüste
Taciz şiddeti hiç bitmiyo’
Kınamakla falan iş bitmiyo’
Uh, Ah, adam olamadınız bu kalıbının adamı mı para babalarınız?
Beşiktaş’ta beş tokat, leş hareketler
Cebi dolu ciğerin beş para etmez
Yaşadığın kafa ne? İnsan mısın?
Biz utandık ulan! İnsan mısın?
İnsan mısın?
Bu hale nasıl gelir insan? Nasıl?
[Bridge: Aspova] (Dünya)
Düşerim derinlere
Dünya, dönsün başım gibi
Aklımı kaybederek rüya
Nefesim, iç sesim
Düşerim derinlere
Dünya, dönsün başım gibi
Aklımı kaybederek rüya
Nefesim, iç sesim
Düşerim derinlere
[Verse 13: Defkhan] (Gurbet)
Kaptı kafamı çarptı duvara
Beni koruması gereken tenime bastı cigara
Kaldırdı geri bütün derileri kattı dumana
Yattım falaka motherfucker bu mu yargı burada
Hangi kurala denk? (denk)
Cenk için hazırım, karışır her yer
Öğretilen bu işte
Şiddeti sevmek ve ipleri germek
Bak Almanya buz gibi morg
Bana sor sana diyim
Gençlerin çoğunda amfetamin, tilidin ya da weed, kokain ya da speed, crack
Sana göre güzel ama bana göre değil
Bana göre değil, kafana göre yürü bas mayına geber
Ederi kaç? Kaç? Kaç?
Kaç paraya bedel?
Yeter artık dönme teker gibi
Dost ol yeter bana
Geliyorsan dosdoğru gel
[Verse 14: Şanışer] (Hayvan Hakları)
Bi’ kap su ver çok mu zor
Vicdanlı ol be lanet
Anlamak istemiyo’sun ama bütün bu canlar sana bana emanet
Lan bi’ düşün:
“Soğukta kışta dışarda tek başına yaşıyo’sun
Dilini anlayan kimse yok hep tehlike, hep felaket, hep afet”
Ademe bir türlü yaranamazlar
Vicdana bakar paraya bakmaz
Toplayıp ormana atmak çözüm değil
Bunlar kurt değil, ormanda kendi başlarına yaşayamazlar
Onları sen savun, onlar kendi haklarını arayamazlar
Barınaklar dolu
Memleket acı
Seması kara
Sokak hayvanlarına tecavüz etmenin, işkence etmenin cezası para
“Büyük ahlaksızlıklar için büyük aptallar lazımdır”
Bütün insanlar suçlu değildir ama
Bütün hayvanlar masumdur
[Nakarat: Şanışer]
Gel, gül olur hapsolur bu suçlu cümleler!
Yenilir hiç olurum fark etmezler!
Susmam, susamam!
Korkma yanıma gel!
Gel, gül olur hapsolur bu suçlu cümleler!
Yenilir hiç olurum fark etmezler!
Susmam
SUSAMAM!
[Verse 15: Sokrat St] (İntihar)
Gitme, Gitme, Gitme, Gitme
Daha çok şeyi değiştirebiliriz bu hayatta
İnat etme
Hepimiz pes ettik vaktiyle
Şimdi sık yumruğunu
Sustur şu suskunluğunu
Unutma kafan atınca nasıl da dimdik durduğunu
İçin dışın nefret
Gel
Hiçbir şeyi yaşamak kadar sevme
Sana bi dünya yaratamam da elini tutarım elbette
Varsın herkes terk etsin seni
Sen dünyayı terk etme
Seni yargılamıyorum
Acını tam olarak anlamam mümkün değil biliyorum
Kaldıramadığım yükleri bırakıp kendi yolumdan gidiyorum ben
Sen de aynaya bak lütfen
“Seni seviyorum” de
[Verse 16: Aga B] (Faşizm)
Ey! Faşizm ne mi?
En amiyane deyimiyle faka basacağız
Beynelmilel el birliğiyle
Tek bildiğiniz siz
Ve de pek çok kazanın asıl sebebi aşırı hırs
Bu hırs bi’ ebedi his
Evde eşine kız
Sokakta kriz
Fıss, tokakla köpeği
Cins ise değil de miks ise tabii
Akılsız, ey
Kendinden çalan hırsız
Polisten tırs, ey
Ol ister sistem
Hiç çiğ sığ birey
Bir neyin ne olduğunu
Bi’ de bizi bil
Biz façası pis de eli temiz bir nesiliz
Bu işin selesi siz de
Tekeri gidonu biz
Ey, e bi tabi biz de biz gibi bir nes’lin peşindeyiz
Ey, bu tek emelimiz saygı, tohum
Torun, ayna ol
Kaygı bol da yol
Ey, tam da bu
Ya boğul ya doğ
Tonla yanlışa, gırla doğru
Olsun torun, saygı tohum
[Verse 17: Mirac] (Sokak)
Yüzüne bakamam yüzüm düşer o yerlere
Ayakları çıplakken gözleri dalar düşlere
Başı önünde ama beden çıkıyor sefere
Yok mecal dizinde
Bak, her bi’ günü sürgüne
Kaçamıyo’ kovalıyo’ zalimler
Ele güne, ele bakıyor o gözler
Kodamanın parasını ateşe ver
Ve de koyduğumun egosunu bi’ yere ser
Sokağa bakanın adını değil
Yoksulumun, yetimimin adını ver
Zabıtaları seyyara değil
Gökdelenlere gönder
[Bridge 2: Mert Şenel]
Fırtınadan kopup giden dalların bi’ tanesiyim
Fazla yol almış ve yıpranmış
İçimde neler dönüp durur anlatsam tarifi yok
Bazen evsiz bi’ çocuğun hikayesiyim
Fırtınadan kopup giden dalların bi’ tanesiyim
Fazla yol almış ve yıpranmış
İçimde neler dönüp durur anlatsam tarifi yok
Bazen evsiz bi’ çocuğun hikayesiyim
[Verse 19: Kamufle] (Trafik)
Can pazarı, otobanlar can pazarı
365 günün riskli
Bitmiyo’ gamsız magandası
Öde kan parası
Bi’ kaza bayrama matem düşürür
Yürek dağlar acılar cabası
Bir sela çınlar kulaklarında
Hiç dinmez yarası
Trafik terörüne eşlik eder alkol, şiddet, hız tutkusu
25 yaşında yüz binlik arabaya binen gençlerin yok korkusu
Önce emniyet sonra hoşgörü
Sabır, selamet gerekiyor insan
Ufacık bir hata her şeyi karartır inan yok dönüşü