14 Ağustos 2024 Çarşamba

Herkes Kendi Kayasından Sorumlu..Başlangıçta



“İnsan kendinde başlayıp kendinde biter, ötesi yoktur.”

Yunan mitolojisinde Sisifos'un öyküsünün, zamanla eklenen süslemelerle çoğu birbiriyle çelişkili birçok versiyonu vardır, fakat tüm öykülerin kesin ve ortak tek noktası olayların sonunda aldığı cezadır.

Korint’in kurucusu ve ilk Kralı olan Sisifos, diyarına refah ve bolluk getiren zeki bir yöneticiydi. Aynı zamanda hileciliği ve kurnazlığı ile de bilinen Sisifos, tanrıların da dikkatini çekmeye başlamıştı. Zeus ve Ares ile girdiği hesaplaşmaların sonunda ölümden iki kez kurtulmayı başarmış olsa da, sonunda ceza almaktan kurtulamaz.

Cezası ilk bakışta basit bir iş gibi görünür; büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlayarak çıkaracaktır. Her seferinde tam tepenin doruğuna ulaştığında kaya elinden kayar ve Sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. Bu ceza böylece sonsuza kadar sürecektir.

📌Bu hikayeden oldukça etkilenen Albert Camus, Sisifos Söyleni adında bir anlatı kaleme alır.

Sisifos kayayı tepeye çıkardığında, kaya aşağıya yuvarlamaya başlamış olmasına rağmen, yukarıdan kayaya bakar ve yüzünde hafif bir gülümseme olur; işte insan bunun için yaşamalıdır.

📍Camus da bunu vurgular ve ”Sisifos’un mutlu olduğunu düşünmek gerektiği” kanısına varır. Çünkü Sisifos kayayı her gün tepeye yuvarladığında anlar ki kendisinin varoluş nedeni bu çabasıdır.

Boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan da bu absürt ama devinimli savaşın bir parçasıdır; yaşanılan her şeyin en sonunda bir yerde anlamını kaybedecek olduğunu bilir ve buna rağmen çok anlamlı hayatlar yaşamak için çabalarız.

📍Kısacası, Albert Camus bize absürde karşın yaşamayı, başkaldırıyı anlatmak ister. Yaşam ne denli anlamsız ve saçma olsa da önemli olan saçmalığın içindeki çabamız; çabamızın sonucu olmayacağını bildiğimiz halde çabalarken ki duyduğumuz hazdır. Tıpkı Sisifos’un kayanın tekrar düşeceğini bildiği halde her seferinde tepeye çıkarması bunun varoluşunun nedeni olduğunu kabullenmesi ve bu kabullenişin sonucunda mutluluğa ulaşması gibi.

📍Bu aslında bir başkaldırıdır, boyun eğme değil. Çünkü tanrılar, tüm umudunu elinden almak için ona bu cezayı vermişlerdir. Sisifos umudunu kaybetmek üzereyken bu durumu anlamış ve kendi kurtuluşunu yaratmıştır. Camus der ki: “İnsan, anlamsızlığına ve tüm baskılarına karşın yaşamı yenmek zorundadır.”

🎯Yaşamın anlamı yalnızca, tüm saçmalığın ve yenilginin sonsuza dek süreceğini bilerek direnmek ve çabalamak olabilir. İşte bu Camus’un başkaldırısıdır. Ve başkaldırı yaşama değerini verir.


hashtagKaynaklar: Türkiye Zeka Vakfı,
Psikoloji Ağı, Ezgi Büşra Akgöz; Camus'dan Sisifos Söyleni

13 Ağustos 2024 Salı

Fal (Belki de Bilmek İstemezsiniz!)

 
resmi tıklayınız :-)


Ne yaparsanız yapın, birine hele hele bir ortamda fal bakmayın.

Harry Potter'daki gibi  "izlenebilir iz" bırakıyor üstünüzde.

İnsanlar, insanların bu konudaki tutumlarım "i-na-nıl-maz" !

Bir kere  baktınız di mi ...bitmiyor. Bakmak istemiyorum, bundan hoşlanmıyorum, bu son gibi söylemleriniz yele  ve sele karışıyor. Israr , yalvarmak, rica bitmiyor. Boğuluyorsunuz ama son nefesinizi vermeden " son kez valla" diye eteğinize yapışıyorlar.

Size bu konudaki  "inanılmaz"larımı anlatayım biraz.


TRT'de çalışıyordum. Halt etmiş ve fal bakmıştım. Üstüne bir de çıkar benim fallarım. Tarihli filan böyle "19 Şubat öğleden sonra  biri geliyo  iş değişiyorsun" gibi adrese teslim nokta atışlar. Sonra herkes birden beni çok sevmeye başladı. 19 yaş ya, enayiliğin zirve yaşlarındayım. Bu ani ilginin sebebini  sonra anladım ama çok geç oldu. Herkes odasına davet ediyor sonra sohbet ederken 10 kişi birden kahve ısmarlıyor aaa dur bi fal kapatalım  yapıyorlardı. Midem bulanıyor, kusuyordum ama umurlarında değildi insanların.  Sanki orada yazılı bir metni okuyorum sanıyorlardı. Oysa fal bakmak enerjiyi tüketen , hem de hayli tüketen bir iş.


İnsanoğlu gerçekten bencil ve kötü çoğu zaman.

Sonra bakmak istemediğimi belirttim. Önce nazikçe, sonra sert,sonra kalkıp gitmelere varmak zorunda kalan  çıkışlarla. Kâr etmiyordu. Haber yayınının ortasında bile elime fincan tutuşturulduğunu bilirim. Zıvanadan çıkmıştı  bu iş; ben de çıkmıştım açıkçası.

Sonra bir arkadaş geldi yan odadan , başka programdan. Elinde kapatılmış  fincanı. Sonra o klasik söylem "valla çok önemli, valla son, önemli olmasa gelmezdim". Dedim ki "yahu önemli şey için fala güvenilir mi? Daha fena..bakmak istemiyorum ve bakmayacağım" . Israr , yalvarma bitmedi. Kapımı kilitlemek zorunda  kaldım. ..Fakat  nafileydi direnişim. O kapı açıldı, kocaman açılmış gözleri ile  yalvarmayı sürdüren kişi elinde fincan ile hala bekliyordu. Aldım açtım fincanı. Kesinlike  öylesine, içine bakmadan "oluyor dileğin" dedim ve fincanı geriverip  öfkeyle gittim. Kız, o hafta istifa etti.  Başka iş bulacağına dair   benden olumlu yanıt aldığını söylemiş...korkunç bir deneyim bu.


Bir diğer saçma anı:

Üniversite yıllarında çok iyiliğini gördüğüm çok da sevdiğim bir aile vardı. Yıllar sonra ailenin babası hastalandı ve ben hastaneye ziyarete gittim. Müsaitler mi doktor izin veriyor mu bilmediğim için de arayıp geleceğim konusunda kendilerini bilgilendirdim. Kalbimde ilk gençlik yıllarının tatlı anıları , ailenin babasına duyduğum şefkatli sevgi ile iş çıkışı koşarak ..isimli lüks hastaneye gittim. Tüm aile beni bekliyordu. Hepsi kahve içmişti tesadüfen ve hepsi fal kapatmıştı. Neye uğradığımı şaşırdığımı hatırlıyorum. Çok incindiğimi , çok utandığımı da. Yapılan iyiliklerin ve güzel anıların hatırına sesimi çıkartmadan fallara baktım, babayı ziyaret ettim. Hastaneden çıktığımda hepsi ile ilişkimi kesmiştim ama henüz onlar bunu bilmiyordu.

Makam ziyaretleri,  cenaze evleri, 20 yıl sonra rastlaşmalar... konu fal olunca insanların nasıl  kafayı yediklerinin onlarca örneğini yaşattılar bana.

Artık hiç bir koşulda fal bakmıyorum. Eğer isterlerse çocuklarıma bazen bakarım. Çok sevdiğim ve "şefim" kod adlı biri hariç kimseye de hiç bir koşulda fal baktırmam. O da dost muhabbetinin akışıdır çok zaman. Şefim ile senede bir kez bir araya geliriz , ve o da artık fal bakmak istemediğini beyan ettiği için o iş de bitti gitti.


İnsanlar garip, insanlar zayıf ve çaresiz. Geleceği bilmek kimin ne işine yarar ki?

Üstelik gelecek bu kadar değişkenken...

Güvenin bana : gerçekten de  bilmek istemezsiniz!

12 Ağustos 2024 Pazartesi

Makbule Hanım... Yok Yok..Çok Sevgili Makbule Hanım

 



Bir süredir kendi şehrinde kaybolanlar gibi  kayboldum sayılır.

Kalemden kağıttan yazıdan sesten hatta belki nefesten uzak  ,  ağdalı ve amaçsız ama esir düşülen bir koşturmaca içinde ziyan oldu gitti zaman.


Ama bu sabah  , dedim ki değişmeli bu saçma akış.

 Yettiğimce zorlamalı şartları.

İşte  tam da bu kararla, önce sevgi-nezaket ve güzelliği anlatıp başlayayım dönüş yolculuğuna istedim.


Sevgili Makbule Adalı..sen ne güzel bi kadınsın :-)

Taaaaaa Şubat'tan beri  gecikmiş bir teşekkürü kabul etmeni tüm kalbimle diliyorum.

Makbule  Hanım ile şiirden dostluktan güzellikten  bahsederek başlayan  satırlararası muhabbet benim ona yolladığım minnacık bir hediye ile devam etti. Makbule Hanım ise damlayı denize çevirerek sayfasında kocaman güzel bir yansıma ile bana dönmüş.  Kendi döngümde yitip gittiğim için  haberim  de geç oldu , cevabım da....


Sonrasında ise elinin emeği,  güzel kalbi  ve duru aklı ile yazdığı o güzelim kitabı bana yollamak nezaketini gösterdi.  Kitabı aldığımda, İstanbul'da normal  hayat akışında değildim ve gittiğim yerlerde iki satır okuyup merakımı gidermek için kitabı çantamda taşıdım. Biryandan bu geri dönüş-dokunuş  içimi sıcacık yapıyordu bir yandan hak ettiği teşekkürü edememek  her gün daha da ağırlaşan bir yük olarak sırtımda/kalbimde geziyordu.

Makbule Hanım, 
Yok yok....
Sevgili Makbule Hanım :)

Belki garip gelecek ama, bilgisayar harflerinin kusursuz çizgilerinin yineleyişinden bıkmışım çünkü rahat ve anlaşılır ama ruh yok ruh. Bu nedenle kitaptaki o sıcak içten güzel anlatımdan daha çok  iç kapağa yazdığınız, el yazınız beni etkiledi. Hemen her gün açıp baktım yazınıza, yazıdaki anlatıma , kısıtlı alana sığdırılmış mesaja, emeğe,kaleme.


Kendi el yazımızı  unuttuk neredeyse. Oysa o yazının bir ruhu var. Emek var kalem tutan elin emeği, karakteri var yazının -sahibini anlatan- rengi  var kalemin mesajı taşıyan.

Ben mutlu oldum ben :-)))


Sevgili Makbule Hanım...tüm emekleriniz ve nezaketiniz için gönül dolusu teşekkürler 

23 Temmuz 2024 Salı

D. ve DD.




Sabah D. ile karşılaştım işe gitmek için evden çıktığımda.

Boyatmadığı saçlarının son derece yaraştığı yeni stili  ile güzel  güzel işe gidiyordu.

D. ile ben eskiden aynı Kurum'da çalışırdık.

Servise birlikte biner, sabahları birbirimizi kollardık.

D.'ye ne kitaplar verdim okusun diye..yaladı yuttu hepsini misler gibi.


D. iyi kalpli bir kadındır. Severim onu. Yeni evliydi o zamanlar.


Ben , Gezi nedeniyle işten atıldığım için başka Kurum'dayım şimdi. D. ile sohbet ede ede yürürken " hadi seni servise noktasına götüreyim birlikte bekleriz ben ordan işe geçerim" dedim.

Epeydir, bir şeyi yapmak için bu kadar net istek duymamıştım.

D. ile yürümek, onla sohbet, onu servise götürmek... kimseyle konuşmak için isteğimin kalmadığı son dönemlerde başıma gelen  en keyifli şeydi diyebilirim.

Tam servis bekleme noktasına gittik, Karacaahmet mezarlığının geçiş yolu olarak kullanılan ağaçlıklı yolundan biri çıktı. D. ile ben çığlık kıyamet ona seslendik. DD  başörtüsünün altından şaşkın ama neşeli bize bakakaldı.

D, DD ve ben 25 yıl önce birlikte binerdik servise. Aynı Kurum'da çalışırdık. DD hamileydi o zamanlar. Benim ise Selin'im vardı minnak ve elim kadar. Birimiz yeni evli , birimiz yeni hamile , birimiz yeni anne... kakara kikiri işe giderdik.  Zevkle çalışırdık.  Yorgun ama mutlu dönerdik. Umutlarımız vardı ..akla yatkın ve olası.

Henüz ışıldıyordu Türkiye... ampul karanlığı çökmemişti üstümüze.

Hemen bir fotoğraf çektirdik kendimize. Üçümüz tekrar servis beklerken. Üçümüz , aradan 25 yıl geçmemiş 3 genç hanım olarak  , yıllardır birbirini görmemiş  gibi değil de minnacık bir çay molası vermiş gibi sohbete daldık derin ve samimi. Nazik ve saygın. Sıcak ve ilgili....

Sevgili güzel geçmişimin tatlı sesleri. Uzun zamandır anlam yitimindeki ruhuma gönlüme ne iyi geldiniz. Tanıdık  gülüşleriniz, özlediğimi fark bile etmediğim sesleriniz ile günüme renk, ruhuma derman, içime sevinç kattınız.


Bir zamanlar mutlu çalışıyorduk, mutlu yaşıyorduk.

Hatırlattınız.




14 Şubat 2024 Çarşamba

Onca Güzel Söylemi Varken Bu Yozluk Nerden Geldi Bu Halka?

UNESCO tarafından Nesîmî yılı ilan edilen 1973'te Sovyetler Birliği Devleti tarafından bastırılan özel anma pulu.

"Zerrece tamahım yoktur şu dünya varına. Rızkımı veren 'Hüda'dır, kula minnet eylemem."

                                                 Nesîmî
                                             1369-1417




 

10 Şubat 2024 Cumartesi

gerçek değildiler birer umuttular /eski bir şarkı belki bir şiir

 






Evlendiğimde TRT'de çalışıyordum.


Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kirpisi ile dost oldum .


Aynı yerde oturuyorduk.


Sabahları servise aynı yerden biniyorduk


Aynı yaşlardaydık.


Kıpkıvır ve havada duran saçları nedeniyle "kirpi"ydi adı.


Çocuklarım olduğunda, hasta olduğumda, çocukları anaokula yazdırırken  formdaki "size ulaşılamadığında  ulaşılabilecek güvenilir isim" kısmını doldurmak lazım olduğunda hep o vardı.

O , hep vardı.

Ben, ben olmaya uğraşırken o tuhaf devinimli yılların şapka çıkartılası debriyajıydı Kirpi.



TRT servisi  Ulus tarafından inerken , Kuruçeşme Parkı'na az kala ikimiz bir atlardık servisten. Güzel bir pastaneden nevalemizi  alır,  o zamanlar salaş bir yer olan Kuruçeşme Parkı'nın eşsiz manzarasında kâh baharı kâh kışı kâh yağmuru kâh rüzgârı içimize çeker , biz onlara karışırdık. 


Yanında uzun suskunlukları paylaşacağınız bir dostunuz  oldu mu hiç bilmem. Kirpi ile konuşadabilirdiniz susadabilirdiniz.



Aileler görüşür oldu.Rahmetli anneciği ile annem sıkı dost oldu.

Yılları yolları sırları paylaştık , hayalleri hatta.. inanarak,severek,güvenerek.

Sonra benim ikinci çocuğum oldu. O evlenmemişti hiç. Annesinin sık sık o  evli çocuklu kadın sözlerini duyardım da aldırmazdım. Aldırsa mıydım, o mu sebep oldu  uzaklaşmamıza bilmem.  Gözden ırak kaldım gönül de gereğini mi yaptı..onu da bilmem.

Ama Başak burcunun sarsılmaz inadıyla suskunca verdi kararı ve ben uzağında kaldım.

İşimdi gücümdü koşturmacam ve yokları kucaklamamdı.. kim bilir benim de körlüğümü besleyen ne hatalarımdı sebep.

Ama o TRT'deki aynı grupla dostluğu  sürdürüp  beni usulca dışarda bırakmıştı asla kırmadan üzmeden.

Bu dışarda bırakılışı  ancak fark ettiysem demek... suçlu o diyemeden.

Anneciği vefat ettiğinde evindekiler yani bizim eski dostlar yani hala görüşenler ama beni eskilerden hatırlayanlar sevecen ( nezih insanlardı onlar) tebessümlerle kucakladılar beni. Onlar , Kirpi'nin artık neyi yiyip neyi yemediğini bilecek kadar iyiydiler. Ben  ıslak hamburger sever derken o vegan olmuştu. Ben konuşur sanmıştım o susar olmuştu. Ben hep orada sanmıştım...o gider olmuştu.


Geçen hafta cesaretimi toplayıp "buluşalım" yazdım.


Urla'ya taşınmış.


İstanbul'a gelince haber ver, geliyorsundur di mi dedim.


Elbette dedi satırlarında bile tebessümü saklı.

Oysa taşındığını gittiğini ama arada geldiğini zaten öğrenmiştim bir başkasından.

Kime ne diyeceğim...suskun ve yalnız kalakaldım  bir anda boş gelen Üsküdar sokaklarında.

O kadar benimdi ki..gelemediysem de bekler sandım.




Sonrasında bir Özdemir Asaf şiirinin  mısralarında öyle kırgın üzgün kendimi gördüm.


Geleceğim, bekle dedi, gitti Ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şey oldu. Ama kimse ölmedi...


9 Şubat 2024 Cuma

hayır sanmayın ki beni unuttular..


Twitter'da gezinirken şu çizim çıktı  önüme. arkadaşlıktan bahsediyordu. Seçim-siyaset-öfke-karmaşa-haksızlık-geri zekalı güruh-iş-toplantı-çocuklar-sorumluluklar-zamanın yetmezliği...geri döndüm bu  resme.

Arkadaşlarımı ne çok özlediğimi düşündüm.

İnce bir sızı, koca bir boşluk.

Arkadaşım  kalmadı.

Zaten biliyordum da üzüntüsüne ancak zaman buldum diyelim.

Şöyle gün batımına kadar oturup perdesiz, çekincesiz, birbirini ve birbirinin sözlerini tamamlayarak  amaçsız edilen sohbeti bana verecek kimse yok ne hazin.

Dostluğu  değil dostlarımı özledim.

Şairin de dediği gibi

Zaten hiç yoktular belki de.



 

8 Ocak 2024 Pazartesi

I Don't Want To Know.. Still (Vaya Con Dios)








 

Bilmek İstemiyorum

Bugün onu sokakta gördün
Pespaye bir kafeye doğru yürürken
Yalnız değildi
Yalnız değildi
Bir güzellik kolunu tutuyordu
Endişelenmeme gerek yok
Daha önce de yaptı
Daha önce de yaptı
Nerede ve nasıl?
Bilmek istemiyorum
 
Onun eski sevgililerinden biri olduğunu düşünüyorsun
Peri görünümlü bir kız
Sen onu sıkıcı buldun ama aynı zamanda
Tüm dikkatler onun üstündeydi
Bilmek istemiyorum
 
Hiçbir isim vermemen
Çok üzücü değil mi?
Acıya ya da darbeye katlanamayacağımdan korktun
Bilmek istemiyorum
 
Onu şehir merkezi taraflarında gördün
Çok içiyor ve çılgınca davranıyorken
Yalnız değildi
Tek başına değildi
Acınası durduğunu söylüyorsun
Başka bir kavgaya karıştığını biliyorsun
Daha önce de yaptı
Evet, daha önce de yaptı
Nerede ve nasıl?
Bilmek istemiyorum
 
Poker yüzünde bir gülümseme beliriyor
Maça Beyini atacağını söylüyor
At, ve benim kötü günlere düşüşümü izle
Ve beni bırak
Bilmek istemiyorum
 
Neden anlamaya çalışmıyorum
O her adam kadar zayıf
Eninde sonunda bana geri dönecek
Öyle değil mi?
Bilmek istemiyorum
*********
You've seen him on the street todayHeading for some sleaze cafeHe wasn't aloneHe wasn't aloneSome beauty hung onto his armI shouldn't need to be alarmedHe's done it beforeHe's done it beforeWhere and how?I don't want to know
You think she's one of his old flamesSome firey-looking kind of dameYou found her dull but just the sameShe stole the showI don't want to know
You've seen him on the downtown sideDrinking hard and acting wildHe was not aloneNot on his ownYou say he looked a sorry sightYou know he's had another fightHe's done it beforeYes, he's done it beforeWhere and how?I don't want to know
A smile breaks on your poker faceTells me you're gonna throw the Ace of SpadesDrop it, and watch me fall on evil daysAnd let me goI don't want to know
Why don't I try to understandHe's just as weak as any other manHe'll come back to me in the endIsn't that so?I don't want to know

20 Kasım 2023 Pazartesi

JULES VERNE'NİN VERDİĞİ SÖZ...

 


JULES VERNE'NİN VERDİĞİ SÖZ...

Jules Verne ; aşık olduğu kuzeni Caroline'e mercan bir kolye hediye etmek için; evden kaçıp Batı Hint Adaları'na gitmeyi düşündüğünde 11 yaşındaydı.
Kaçış planı şöyleydi. Limanda tanıştığı La Coralie gemisinde çalışan bir miço ile yer değiştirip onun yerine yolculuğa çıkacaktı.
Bu amaçla 1839 yılının bir temmuz sabahında erkenden kalkar ve sessizce evi terk eder.
Jules'in evde olmadığı anlaşılınca sabah yürüyüşüne çıktığı düşünülür.
Annesi Sofie ; oğlunu öyle yemeği zamanı da görmeyince olayı Jules'in kentteki babasına anlatması için komşuları De Goyon'dan yardım ister.
Mathurine Paris ; bir dönem Jules'in bakıcısıdır.
O'nu sabah saatinde kilise meydanından geçerken gördüğünü söyler.
Bir denizcinin de , iki miçoyla birlikte limandaki La Coralie adlı gemiye doğru kürek çeken kentli bir çocuk gördüğünü söylemesi üzerine ; baba Pierre, bindiği son nehir gemisiyle La Coralie'nin peşine düşer ve oğlunu Paimbouef Limanı'nda yakalar.
Ekmek ve su dışında bir şey yemesi yasaklanan Jules Verne , yediği dayağın acısı henüz silinmeden annesine şu sözü vermeye zorlanacaktır:
''Bundan böyle yolculuklara yalnızca hayallerimde çıkacağım...''
Oliver Dumas ve Volker Dehs gibi biyografi yazarları bu hikayenin gerçekliğinden şüphe duysa da ; değişmeyen bir gerçek var ; kaçış öyküsünde yerine geçeceği çocukları ikna etmek için para vermesi gibi, Jules Verne'nin , Ay'a Seyahat kitabında anlattığı hayali uzay gemisinin de toplanılan paralar sayesinde yolculuğa çıkmış olmasıdır!.............
Kaynak:
Sunay Akın

19 Kasım 2023 Pazar

Şarkı Sözleri Hikayeleri-10

 


Musa EROĞLU'nun söylediģi bu tütkünün gerçek hikayesidir....Ordu'nun Fatsa İlçesi'nden Dursun Ali AKINET adlı bir şoföre aittir..

Dursun Ali'nin 85 yaşındaki annesi hastalanır bir gün.Alır annesini Ankara'daki Hacettepe Hastanesi'ne götürür. Hastaneye yatırılır annesi.Tahliller istenir.Bir süre sonra Dursun Ali tahlil sonuçlarını almak için odadan çıkacakken annesi seslenir:"Nereye Dursun Ali?"Tahlil sonuçlarını almaya gidiyorum der Dursun Ali.Annesi oğlunu yanına çağırır,elini tutar ve der ki:"Gerek yok oğlum,yolun sonu görünüyor."Dursun Ali çok kötü olur.Olur mu anneciğim?Çok iyisin maşallah der ve odadan çıkar.Sonuçları alır ve odaya döner. Ne yazık ki annesi son nefesini vermiştir.
Dursun Ali annesinin cenazesini alır ve koyulur yola.Fatsa yolunda ,cenaze arabasında bu sözleri yazar:
Bana ne yazdan,bahardan
Bana ne borandan,kardan
Aşağıdan,yukarıdan
Yolun sonu görünüyor.
Işte herşey kocaman bir HİÇ...
Ne yaparsak yapalım,hepimiz için yolun sonu görünüyor.
Birgün hepimiz:
Geçtim dünya üzerinden
Ömür,bir nefes derinden
Bak feleğin çemberinden
Yolun sonu görünüyor.
DİYECEĞİZ...
Gencim,güzelim,makam sahibiyim,zenginim....demeye fırsat kalmadan :
Azrail'in gelir kendi
Ne ağa der ne efendi
Sayılı günler tükendi
Yolun sonu görünüyor.
GÖRECEĞİZ...
Dünyadaki herşey bize ölümü hatırlatırken biz dünyaya kazık çakmaya çalışıyoruz ya şunu hiç aklımıza getirmiyoruz:
Bu dünyanın direği yok
Merhameti,yüreği yok
Kılavuzun gereği yok
Yolun sonu görünüyor.
YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR.........................