7 Aralık 2015 Pazartesi

U2 - One



Daha iyiye mi gidiyor, yoksa aynı mı hissediyorsun? 
Senin için herşeyi kolaylaştıracak mı bu, şimdi suçlayacağın biri var? 
Diyorsun ki bir sevgi, bir hayat, tek bir şeye ihtiyaç duyunca gece. 
O tek bir sevgi, paylaşmamız gerek 
Seni bırakır gider, eğer önemsemezsen. 

Seni hayal kırıklığına mı uğrattım yoksa ağzında kötü bir tat mı kaldı benden? 
Hiç sevgiye sahip olmamış gibi davranıyorsun ve benim de sahipsiz bir şekilde gitmemi istiyorsun. 
Artık çok geç bu gece geçmişi günışığına çıkarmak için 
Biz biriz fakat aynı değiliz 
Birbirimize destek olmamız gerek.. destek olmamız.. bir.. 

Buraya af dilemek için mi geldin? 
Ölüleri diriltmeye mi geldin? 
İsa'yı oynamaya mı geldin kafandaki cüzzamlilara? 
Çok şey mi istedim, çok fazladan daha mı fazla? 
Bana hiçbir şey vermedin şimdi elimdekilerin hepsi bu.. 
Biz biriz fakat aynı değiliz 
Birbirimize acı veriyoz ve bunu tekrarlıyoruz 

Diyorsun ki 
Sevgi bir tapınak 
Sevgi daha yüksek bir kanun 
Sevgi bir tapınak 
Sevgi daha yüksek olan kanun 
Benden girmemi istiyorsun ama daha sonra süründürüyorsun 
Ve sende olana daha fazla dayanamıyorum 
Tüm sende olan acı iken.. 

Bir sevgi, bir kan, bir hayat.. yapman gerekeni yapman için.. 
Bir hayat beraber: kız kardeşler, erkek kardeşler 
Bir hayat fakat aynı değiliz 
Birbirimize destek olmamız gerek.. destek olmamız.. bir..

*************************************************************

Is it getting better 

Or do you feel the same 
Will it make it easier on you now 
You got someone to blame 
You say... 

One love 
One life 
When it's one need 
In the night 
One love 
We get to share it 
Leaves you baby if you 
Don't care for it 


Did i disappoint you 
Or leave a bad taste in your mouth 
You act like you never had love 
And you want me to go without 
Well it's... 


Too late 
Tonight 
To drag the past out into the light 
We're one, but we're not the same 
We get to 
Carry each other 
Carry each other 
One... 


Have you come here for forgiveness 
Have you come to raise the dead 
Have you come here to play jesus 
To the lepers in your head 


Did i ask too much 
More than a lot 
You gave me nothing 
Now it's all i got 
We're one 
But we're not the same 
Well we 
Hurt each other 
Then we do it again 
You say 
Love is a temple 
Love a higher law 
Love is a temple 
Love the higher law 
You ask me to enter 
But then you make me crawl 
And i can't be holding on 
To what you got 
When all you got is hurt 


One love 
One blood 
One life 
You got to do what you should 
One life 
With each other 
Sisters 
Brothers 
One life 
But we're not the same 
We get to 
Carry each other 
Carry each other 


One...lifeis it getting better 
Or do you feel the same 
Will it make it easier on you now 
You got someone to blame 
You say... 

One love 
One life 
When it's one need 
In the night 
One love 
We get to share it 
Leaves you baby if you 
Don't care for it 


Did i disappoint you 
Or leave a bad taste in your mouth 
You act like you never had love 
And you want me to go without 
Well it's... 


Too late 
Tonight 
To drag the past out into the light 
We're one, but we're not the same 
We get to 
Carry each other 
Carry each other 
One... 


Have you come here for forgiveness 
Have you come to raise the dead 
Have you come here to play jesus 
To the lepers in your head 


Did i ask too much 
More than a lot 
You gave me nothing 
Now it's all i got 
We're one 
But we're not the same 
Well we 
Hurt each other 
Then we do it again 
You say 
Love is a temple 
Love a higher law 
Love is a temple 
Love the higher law 
You ask me to enter 
But then you make me crawl 
And i can't be holding on 
To what you got 
When all you got is hurt 


One love 
One blood 
One life 
You got to do what you should 
One life 
With each other 
Sisters 
Brothers 
One life 
But we're not the same 
We get to 
Carry each other 
Carry each other 


One...life 

...................... 

2 Aralık 2015 Çarşamba

Kor



Ne sohbetler ederdik ; Yaşanılanları aynı düzlemde algılamanın ve benzer zekalara sahip olmanın akıcılığı ile.

Çocuksu,neşe dolu,sırdaş...
Dostça,arkadaşça..ama değil kardeşçe.


Endişeleri paylaşırdık;bitmeyen merak çekerdi kürekleri umman denen sonsuzlukta.
Her veri bir kilidin anahtarı, her açılan kapı bilgiyi yarıştırmakta emsalsiz bir lezzet.
Satacak ferrarileri olmayan bilgelerdik kendi çapımızda.
Dostça,arkadaşça..ama değil kardeşçe.

    

Sonra başlangıçlar bitirdi tüm herşeyi.
Adildiler kendi çaplarında, bir kar tanesi ile başladı çığların silsilesi. Önce sesleri, sonra renkleri, sonra nefesi aldılar tebessümle.
Değil dostça,değil arkadaşça ve değil kardeşçe.
Hırslı,"hayat böyle"söylemleri ile dolu,kalleşçe


25 Kasım 2015 Çarşamba

Kaçarım ki...


Kaçmak çözüm değil diyen halt etmiş.
Öyle güzel kaçtım ki ben bile şaştım.

Öyle sinsi sinsi gizli gizli de değil ha..hani tam tabir, topuklarım arka tarafı döve döve kaçtım.


Şükürler olsun.


Hayallerimi aldılar benim. Elimde kolumda değer verdiğim 3-5 ne varsa acıtarak aldıkları yetmemiş gibi  tamıtamına 40 yıl beslediğim ve oluruna inandığım hayalimi aldılar elimden. Az geldi, ülkemin hali yenilir yutulur değil. Bayrağım, ulusum...kim ne çamur atarsa atsın ya da işlenilen hataları (koyun sürüsünden bahsediyorum ) ne olursa olsun bu film böyle gitmemeliydi.

 Atatürkçüyüm ben . Saklamadım  ömrümde. Ayıp olan saklanır. Atatürkçüyüm ben , dibine kadar , her zerremle inkılaplarının ve yaptıklarının sadık savunucusuyum . Bugün yaşanan karanlık cehaletin zafer naralarını  o naraları atan embesilleri de kapsayacak endişe ile izliyorum.Ne zaman sussa zaman, ben kendime kalsam içimde bir puslu sessizlik...o sorun bu sorun...Kaldıramıyorum bunu.Tıpkı 5. katta güneşin her daim içinde olduğu pırıl pırıl evimden çıkıp okumaya diye zemin katta karanlık ve rutubetten yosun bağlamış o eve geldiğim zamanlarda hissettiğim  nefessizlik yapıştı yakama.


İş dersen..varlığına şükür.
Yol var gidersen, ben var seversen modeli hayat...
Ayran yok tahtırevan yok.. 


Aldım şapkamı  çıktım o  pencerenin olduğu kafesten.
Kendimi aramaya koyuldum ilkin.
Zorunluluklar ve sorumluluklar kolumdaki sepette;prangalarım onlar benim.
Aklımdan yaptıklarım yaşaadıklarım hayallerim ..bana ait dünyaya ait ne varsa geçirmeye koyuldum sessiz sedasız.
Bir tanesi elinde meşale ile geçti tüm o karanlığı yarar yara.
Hayalimi buldum.
Hayalimi bulunca yolumu çizdim.
Dişlerini  kene gibi etime geçirmiş olumsuzlukları silkindim attım.Kımıldamam için sebep, koşmam ya da yürümem için bir güzergahım var artık.


Anlamıyordum yaşadıklarımı, bir şeyler yanlıştı görüyordum. 
Anladığımı düşünüyorum şimdi.
O yüzden susmak ve beklemek ağır gelmiyor artık.
İçimden olumsuz cümle kurmayı yasakladım kendime. Yapım gereği eleştirel olan bakışı hissettiğimde pabuçlarıma çeviriyorum gözlerimi.Eleştirme.Olumsuz üretme diyorum.

Dünya birbirine girmek üzere. Olumsuzluklar diz boyu ama twittera dahi girmez oldum..
5 metre çevremde mevcut olanlardan başka yaşam formu yok dünyada benim için şimdilerde.
Pencereyi açıp bana ne hissettirdiğini hatırlayana kadar kış güneşinin mai parıltısına bakıyorum.
Dr Who izleyip zihnimin çeperlerinin pasını siliyor, şu Azeri kanallarında forever'ı izleyip katıla katıla gülüyorum.
Sabahları ,sonrasını düşünmekten yorgun beynime "boşver" diyerek güzel ve sağlıklı kahvaltılar yapıyorum.
İyi ki kin tutmamışım ömrümde kimseye..kaldırmazmış yüreğim o nefreti.
Şükredecek şeyleri bulup gözüme sokuyorum.
Üzülmemeye çalışıyorum.
Sevmediğim insanlardan uzak durup sevdiklerimi daha çok arıyorum.

Dengeler, usül,kaide...boşverdim gitti.

Hani onca severdim;kimseye laf bile sokmuyorum 
:-)

Bilerek ya da bilmeden kabini kırdığım herkesten zilyon kere özür dilerim.

Deniyorum....gerçekten deniyorum.Paçalarımda safranlarım,okyanusu yüzerek geçmeyi deniyorum.

Bu da bizim şarkımız olsun diyerek...en güzel günler bizlerin olsun.



23 Kasım 2015 Pazartesi

Julie London - Fly me to the moon





Fly me to the moon 
And let me play among the stars 
Let me see what spring is like 
On Jupiter and Mars 
In other words hold my hand 
In other words darling kiss me 
Fill my life with song 
And let me sing forevermore 
You are all I hope for 
All I worship and adore 
In other words please be true 
In other words I love you 



Beni Aya Uçur 

Beni aya uçur 
Ve bırak oynayayım yıldızların içinde 
Bırak göreyim 
Jupiter ve Mars'ta baharın nasıl olduğunu 
Elimi başka dünyalarda tut 
Başka dünyalarda öp beni sevgilim 
Hayatımı şarkıyla doldur 
Bırak söyleyeyim sonsuza kadar 
Sen benim ümit ettiğim her şeysin 
Tapındığım her şeysin 
Lütfen başka dünyalarda gerçek ol 
Başka dünyalarda seni seviyorum

18 Kasım 2015 Çarşamba

Deli Veli Toplantısı-2


Selin, yani büyük kızım okulundan 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılında "Yılın Örnek Öğrencisi" ödülünü aldı. Gerek akademik başarısı gerek sosyal faaliyetlere katılımı gerekse arkadaşları ile iletişimi neticesinde tüm öğretmenlerin oy kullanması sonucu örnek öğrenci seçilmiş.

Sahneye çıktığında yüzünün kızarması ve şaşkınlığı tüm öğretmenlerin hoşuna gitmiş.

O kadar tevazu sahibi ki ödülün kendine geleceğini düşünmemiş bile dediler.

Sonra dün akşam (onun okulunda veli toplantıları akşam oluyor) bu senenin ilk veli toplantısına gittik . Gittik diyorum çünkü tüm torunlarının yaşantısındaki her ayrıntıya bayıla bayıla dahil olup renk katan anneanne de bizimle geldi.Onu kantine ,ırk-dil-renk karmaşasının ortasına oturttuğum anda gözlerinin pırıl pırıl çevreyi incelemeye başlamasından benim görüşmeler yapacağım süre zarfında sıkılmadan oturacağını anladım tabii. Bir bardak çay ve bir yudum hayat...anneme fazlası lazım gelmiyor ki..


Her girdiğim sınıfta kızımla ilgili aldığım övgülerle sırtımdaki yükün gittikçe ağırlaştığını  hissederek çıktım. Kızımın iyi niyeti ,fedakarlığı, çalışma azmi övülüyor övülüyordu. Sadece bir öğretmeni," Ona hayır demeyi öğretin.Ona sömürülmemeyi öğretin.Ona alkışların kulağını sağır etmemesini öğretin. Kızınız veren el iken bu kadar mütevazı olmamayı bilsin" dedi öfkeyle. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Öfkeli bir adam, öğrencisini-çocuğumu seven bir öğretmen gördüm.


Ona saygı ve sevgi ve minnet duydum."Haklısınız"..dedim ve çıktım.Uzun sözlerin anlatamayacağı idi uzanıp elini tutmamdaki inanış. Yolumuza çıkan iyi ve aydın insanları eksik etme hayatımızdan Allah'ım.

Diğer öğretmen için sınıfın kapısında beklerken daha da durgundum. Koridorda sesler duydum.

-Nedir bu canım Selin Erdem Selin Erdem...aldığı ödüle bak. Şimdi onun yurt dışında istediği okula gitme şansı bizim çocuklarımızdan yüksek.

 Diğer velilerde 1-2 geçiştirici mırıldanma oldu.

-Her projeye onu dahil ederlerse elbette örnek öğrenci ödülü alır. Olmaz böyle. Bi tutturmuşlar Selin Selin
-Ama kız çok çalışıyor ve gerçekten çok başarılı..dedi birisi
-Ay ne çalışıyor, bizimkiler az mı çalışıyor şimdi o bu ödülle gitsin istediği okulda okusun bizim çocuklarımız duruken...

Bir veli çekingen ve kısık bir sesle "annesi burada" diye uyardı atarlı anneyi.
Bir an duraksamadan sonra sesini yükseltti kadın:

-Buradaysa burada canım.Haksızlığa hiç tahammülüm yok, ondan mı çekinecem.

Döndüm kadına baktım.O okuldaki pek çok kişi gibi bakımlı,belli bir kesime ait olduğunun vurgusunu taşıyan çizgilerle bezenmiş uzun boylu bir kadındı.Ama ben pahalı pabuçlarına marka çantasına üzerine özel dikilmiş tayyörüne bakmadım. Ben onun gözlerine baktım.Alev saçan bakışlarını üzerime dikmişti.

Nasıl oluyor da bir çocuk doğurmuş,onu emzirmiş,emek vermiş bir insan  bir başka çocuk hakkında bu kadar nefret dolu olabiliyor? 

Anne olsun olmasın:yetişkin bir insan bir çocuk hakkında nasıl böyle duygular besleyebilir?

Ona bakmayı sürdürdüm. Koridorda bir sessizlik oldu. Bu açık meydan okumaya karşılık vereceğimi, bir tartışma çıkacağını sanan diğer veliler gergin ve suskun bize 
baktılar . Ben ise gözlerimi ayırmadan kadına bakmayı sürdürdüm . Bakışlarımda ne vardı bilmiyorum.Kaşlarım çatık bile değildi. Kadriye olarak baktım , bir anne olarak baktım , insan olarak baktım, yeşil ile maviyi kucaklayan Trabzon'da yoğrulmuş  kalbimin sorgusuyla baktım,Selin'in annesi olarak baktım,işten çıkıp koşturmaktan yorulmuş biri olarak baktım...yüzü kızardı kızardı kızardı. Yaklaşık bir dakika kadar gözlerimizi birbirimizden ayırmadık.

Sonra içerideki öğretmen kapıyı açtı.

-"Oooo Selin Erdem'in annesi gelmiş, buyrun lütfen Kadriye Hanım " dedi sesinde belirgin bir memnuniyetle.

Kadına bakmayı sürdürdüm hala suskun ve kımıldamaksızın. Koridorda herkes hala bize bakıyordu suskun ve kımıltısız .
Kadın başını eğdi.
Selin Erdem'in annesi kadının eğik başına bakmayı sürdürdü...sonra döndü ve sınıfa girdi.


Herkes bana "kimbilir ne mutlusundur " "ah bu harika bir şey" deyip duruyor.
Değil.
Selin, o kadının çocuğuna okuldan sonra kalıp ders veriyor matematiği iyi olmadığı için.
Değil
Selin, o pırıl pırıl iyi niyeti ile bir başka koridorda o kadın ve benzerleri ile karşı karşıya kalacak.
Değil
Ben kızıma "hayır" diyebilmeyi ve incinmemeyi öğretebildiğimi sanmıyorum.

Yolu aydınlık ve pürüzsüz olsun tüm çocuklarımızın
Yolların sonunda insan ve mutlu olsunlar
başarının başka tanımını bilmiyorum ben.


3 Kasım 2015 Salı

Günbatımına Doğru


Seçim akşamı o oldu bu oldu.
Sabahına şu oldu bu oldu.

Kızanla kızdım , sayanla saydım sövenle sövdüm;sonra toparladım öfkemi amacıma yakıt yaptım.Dedim yolum belli soyum belli, hadi devam.

Okuldan telefon geldi Nehir'in bir ödevine yardım ettim.

Her gün yaptığım gibi odamdaki beyaz çiçeğe baktım gülümsedim.

Eksik listeme kekik ve safran ekledim...filan.

Hayat avucunun içine almış beni harmanlanmış yaşarken eski iş yerimden bir hanımın ölümün eşiğinde olduğuna dair bir haber aldım.

Kalakaldım.

Hani, çok da umurum olan bir tip değildi asla. Bir şeyler paylaşmış olmayı koyun bir kenara , bir kere olsun konuştuk mu birbirimizle bilmem. Bana göre silik biri, kendi galaksisinde parlak bir yıldızdı; umurum değildi.Lakin bu gencecik yaşında pençeleştiği hastalık ve son beni derinden sarstı. İstemedim bunu yaşıyor olmasını. Vermeyi lütfetmediğim tüm selamlar boğazıma düğümlendi. Onu  kendimden aşağı gördüğüm anların utancı pençe pençe yanaklarımda.Ben, simidimi yemiş çayımı yudumlayıp yaşarken bir selamı esirgediğim can yaşama veda etmek üzereymiş.

Çok dindar biri değilim sanırım. Ama yaşı benden hayli küçük olsa da anlattığı kıssalarla beni çok etkileyen bir hafız çocuk var hayatımın güzel bir köşesinde. O anlatmıştı öyküyü:

Hz.Ömer'in halifeliği dönemidir Hz.Ömer bir adamı görevlendirir der ki;Ben her evimden çıktığımda bana gelip de ki "Ölüm var Ömer ölüm".Adam peki der.Günler geçer adam sürekli gidip gelir.Bir gün Hz.Ömer aynaya bakar ve görür ki saçında bir tel beyaz saç var.Ertesi gün adam gelip ;Ölüm var Ömer ölüm deyince Hz.Ömer"yeter" der"Yeter gelmene gerek yok artık saçlarımda ki beyaz saçlar bana ölümü hatırlatıyor görevin sona ermiştir"

Bomboş geldi bana bir sürü şey yine. Unutmak insanın sahip olduğu en güzel şeymiş derler ya. Bunu da unutacağım belki bir gün. Ancak gidip ona kan verebilmek isterdim, ancak gidip bir son kez görmek isterdim,ona veda edebilmeyi çok isterdim.

Seçimi o kazanmış bu kazanmış, kredi kartı borcum şu gelmiş bu gelmiş, çocuklar şu notu almış bu notu almış....hepsi manalı ama bu değil yaşamın amacı.Dert edilecek şeyler değil bunlar aslında.

Ölüm var ölüm.

Unutalım dert ettiğimiz her şeyi. 
Olan neyse,severek yaşamak lazım.





Yaşam denizler gibi hükmünü kendi veren cinsten bir şey..


Ölüm yaşam gibi beklenmedik anda kapıda bitiveriyor.



Sevmekten gayrı ne var bu dünyada?





28 Ekim 2015 Çarşamba

Alışılmıyor...

















































Yalnızlığa alışmalı diyorsunuz da dostum..

büyük şehirler büyük aşklar
çığlık çığlığa terkedilir
ben
çocuklar gibi sevdim devler gibi ızdırap çektim... Attila İlhan



YALNIZLIĞA ALIŞMALI


Bavulları hep toplu durmalı insanın...

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...

Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...

İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

Yalnızlığa alışmalı...



Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet-lerinden biri artık...

Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.

Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.



* * *



İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...

"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...

Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kimse yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmaya¬cak..."

Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...



* * *



Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.

O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...

Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he-saplaşmaya çalışmalı...

Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol-malı...

Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...

Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...



* * *



Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
Yollarla barışmalı...

Yalnızlığa alışmalı...CANDÜNDAR