12 Ağustos 2018 Pazar

Buralardalar








Halit Ağa Caddesi'nde gördüm teyzeyi. Sabah yürüyüşlerimden birindeydim yine. Kulaklığımda yürüyüş müziklerimden biri, aklımda yapacak işler filan.

Bir baktım bankta oturmuş, ayakları yere tam değmiyor. Temmuz ayının sıcağı ona değmezmiş gibi, her zamanki ayağında çorap üstünde patik ile oracıkta. Yüzünde sıradışı bir beyazlık. Elleri yüzü şiş. Ayakları her zamankinden büyük.


Orada olmasına şaşmadım değil. Bana diktiği korku dolu gözlerine baktım sakince. Endişe ile açılmıştı koskocaman. O bana baktı ben de ona. Yanına gitmemi istemediğini biliyordum. Sadece bir mesajı vardı ve benim anlamamı istiyordu. Ne yapacağını bilmez panik,endişe dolu havasından bir şey anlamam mümkün değildi. Bir süre baktım, başını  korku ile yere eğdi. Yürümeye devam ettim. Sonra , bir hayal miydi bu diye durup geri döndüm. Yerinden kımıldamadan bana bakıyordu. Çaresiz,endişeli,elinden bir şey gelmeksizin... 


Yürüdüm ve yoluma devam ettim.

İki gün sonra kızı çok kötü şeyler yaparak bir ailenin mahvına sebep oldu.

Rahmetli bu nedenle çaresiz ve mutsuzmuş dedim. Olacak olan malüm olmuş ama durdurmak ne olun ne benim elimden gelemedi ne yazık ki.

Nur içinde yatsın.
Onlar gitmediler..hep buradalar



11 Ağustos 2018 Cumartesi

KOÇ ÜNİVERSİTESİ


















Koç Üniversitesinin tanıtımına gittik bugün.

Okulu anlatmaya zaten gerek yok: mütüşlü bişi. Ülkem adına gurur duydum attığım her adımda.
Öğrenci adaylarını dinledim sorular sorarken
17-18 yaşında çocuklar

Her biri bir kıvılcım parçası ... umut denilen sonsuz denizin kıpırtıları yine dolandı midemde kelebekler uçuşuyormuşcasına .
Öyle güzel, öyle akıllı,öyle bilinçli,öyle hedefe odaklıydılar.

Selin burs bulamadığı için yurt dışında kabul aldığı onca harika okula gidemiyor.
Türk müfredatı görmediği için de üniversite puanı düşük.
Pırıl pırıl benim kızım.
Pırıl pırıl kaldı ortada.
Nefes alamıyorum.

Koç üniversitesi tanıtımındaki gençlere bakınca şu tarikat yuvalarında ömrü çalınan,beyni yıkanan çocuklarımız da geldi aklıma.


Bir yerde geri kalmış eğitimi bile alamadan imam hatipe yollanan çocuklar
Bir yanda dünyanın en iyi okulunda zamanı yara yara ilerleyen müthiş çocuklar.

Bir yanda kindar ama değil asla dindar nesiller
Bir yanda Atatürk 'ün çocukları

Yazık bu ülkeye çok yazık.


Tanıtımda oturdum ağladım.
Yoklukta kalan onca çocuğumuz için ağladım.

Bir yanda güneş doğuyor ışıl ışıl
Bir yanında tutulma olmuş her yer kapkaranlık memleketimin.


Umut korkudan kuvvetli tek duyguymuş.
Umudu yitirmeden , bitti bu iş demeden,memleketimin bir karış toprağına bile "bana ne " demeden..

Koç Üniversitesi tanıtım gününe gittik bugün.
Öyle güzeldi ki yer gök umut kaynıyordu bu ülke için.

9 Ağustos 2018 Perşembe

İZEV İçin - Önemli


Bugün, sabah sabah Deep'in sayfası ile başladım güne.
Genelde severim zaten yazdıklarını ama bu sefer bambaşka bir güzel paylaşımı vardı.

Tembellik edip aynen kopyalıyorum ve bu bilgiyi paylaşabileceğim tüm mecralarda paylaşacağım. Sizlerin de bunu yapmasını gönülden diliyorum .

Deep'in yazısı aynen şu  şekilde :


Duyanlar vardır, bir süre önce, müzik tarihinin The Beatles ile birlikte en önemli iki müzik grubundan biri olan The Pink Floyd'un gitaristi, şarkı sözü yazarı, hüzünlü bestecisi, yaralı ruhu Roger Waters güzel bir davranışta bulunmuştu.

En güzel Floyd ve Waters şarkılarından biri olan Another Brick in the Wall ( sadece duvarda bir tuğlasın) adlı efsane şarkısını bir Türk vakfına hediye etmişti, iki yıllığına. İzev'e. İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı). Bu şarkı bizim müzisyenler tarafından seslendirildi. Bu şarkı 10 milyon kez dinlenirse zihinsel engelliler için bir yaşam köyü kurulacak.

Şimdilik 2.5 milyon civarı dinleme oldu. Kötü tabii. Daha çok izlenmeli. Bunun için de duyurulmalı. Bunu bir mim gibi görelim. Bu videoyu duyuralım. herkes dinlesin ve çoğalsın sayı.

Bu güzelim önemli yazıyı biricik Mermaid düşündü. Eh, küçük deniz kızı, en sevdiğim çizgi filmdir, gelmiş geçmiş. Ondan sonra da Nemo geliyor tabii. Arielle de bayılırım.

Mermaid'in yazısının linkini veriyorum. Yazısını okuyun, şarkıyı dinleyin, isterseniz blogunuzda paylaşın. Zihinsel engelli arkadaşlarımız için küçük de olsa bir katkımız olsun.



8 Ağustos 2018 Çarşamba

Sanat Bizim Var Oluş Mücadelemiz - Kadıköy

Geçen seneye ait plak günleri tanıtım görseli


Kadıköy Belediyesi kurumsallaşan kültür politikasını her sene daha öne çıkartıyor. Bir çok alanda olduğu gibi sanatta da son kalelerden olan Kadıköy, çevre ilçelerden hatta karşı yakadan   sanatçıların taleplerini karşılayıp "sanatsız kalan bir ülkenin hayat damarlarından biri kopmuş demektir" sözünün sahibi güzel  insan büyük önder Atatürk'ün öngörüsünde sanatı var ve  değerli kılmaya devam ediyor.

Bu, şaka değil büyük bir mücadele.

Sanat geçmişe sahip çıkıp geleceği yaşamak, sonsuz bir soyutlukta somut sonuçlar elde ederek o verileri yönetmek bu anlamda belki de.

Bir çok kültür merkezi ve açık alanda halka etkinlikler sunarken , sanatı koruyup sanatçıyı platformlarda bir araya getirip birlik sağlamak. O arada da habire "o niye öyle bu niye böyle o niye olmadı bu niye olmadı şu benim tanıdığım " larla mücadele edip yapıcı eleştirileri cımbızla almak.

Yazarken kolay yaşarken  neşeli bir zorluk olsa gerek.

Kültür Müdürü onun bunun tanıdığı, çok tiyatro izler sanatsever bi abimizdir şeklinde biri değil. Bir çok alanda önemli çalışmaları olan mütevazı bir profesör. Maça 1-0 galip başlatan bir unsur bu.

Sinematek kurdu bu sene. Bana göre en baba olay bu.

Çocuklara özel kültür merkezi var artık : Halis Kurtça Kültür Merkezi


Karikatür Evi var nerde görülmüş?


TESAK var sahilde hemen...felsefe seminerleri efsane efsane...!


Barış Manço'nun  evi var müze..Türkiye'nin en çok gezilen müzelerinden o. Çocuklar seviyor Barış Abi'lerini.


Barış Manço Kültür Merkezi var gençlerin çok katıldığı eetkinlikler düzenleyen.Uluslarası seminerleri, festivalleri ve en çok da sergileri  güzel.


BMKM'de Fenerbahçe Müzesi'nden özel seçkilerle muhteşem bir sergi açılmıştı mesela


Kozyatağı Kültür Merkezi var o kadar hane odaklı yerde buram buram konserler - harika tiyatrolar, şehsına münhasır kitap günleri bile düzenleyen  sunan.


CKM zaten marka olmuş, anlatmaya hacet yok.


Yeldeğirmeni  Sanat var, Asya yakasının Aya İrini'si olmuş caz ve klasik müzik sunuyor  programlar son derece seçkin.


Süreyya Operası'ndan bahsetmemek olur mu?O apayrı bir yıkılamayan kale.    Hala her koltuğunun dopdolu oluşu içimde umudu  bahar dalı gibi çiçek çiçek tutan sebeplerden biri zaten.



Konserler,sergiler,tiyatrolar,her yaşa özel "yaptım işte" lik değil her anlamda özenle hazırlanan etkinlikler, seminerler,festivaller,paneller, özel çalışmalar, projeler, STK 'ların etkinlikleri,amatörler....herkes her şey  burada.

Seviyorum ben Kadıköy Belediyesi'ni.

Şimdi Özgürlük Parkı'nda Yetişkin Festivali var. Oyunların her biri özenle seçilmiş. Ücretsiz etkinliği sizler kaçırın istemedim.

Sanat bizim var oluş mücadelemiz.

Siz de var olun  ....

http://www.kadikoy.bel.tr/documents/file/dosya/E-prg_BuyukTiytFest-03.jpg

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Victor Levi Şarap Evi


Aslında tamamen tesadüf eseri keşfettim iki adım ötemdeki bu muhteşem yeri.

Victor Levi Şarap Evi (https://www.viktorlevimoda.com/ )



Zamanın, niteliksizleştimede son derece başarılı olan bu dönem  çalışmalarının etkili olamadığı bir yer.


Dışarıdan ilk baktığınızda davetkar ve güzel bir görüntüsü var.


Bir kere gittiğinizde sadece bahçesi yetiyor..o kadar büyüleniyorsunuz ki, her mevsim en az bir kere görmek istiyorsunuz Kadıköy'ün göbeğindeki o saklı muhteşem bahçeyi.


Ama iç mekan da aynı derecede nezih ve özenli.

Sunum, her anlamda  son derece özenli ve başarılı. 

"Ne veriiim abime" diye tepenizde dolaşan, özensiz görüntüye sahip garsonlar yok . Başınızı kaldırdığınızda geliveriyorlar.Üst-baş , saç-traş özenli. Hakikatten takıntılıyım bu konuda. Garsonun üzeri dökük, gömlek yakası pis ise tamam artık öleyim ben ama yemek filan yemeyeyim o  yerde.
                                                                                                                                                                                    
Mönü yeterince zengin. Pahalı deseniz değil, ucuz deseniz o da değil. Doyurucu olduğu ise tartışılmaz.

Ismarladığınız yemek, özenli ve hoş bir sunumla masanıza getiriliyor. Tabak bardak hep temiz. Bir kere falsosuna rastlamadım. Bir yerlerden kulağınıza hoş bir müzik sesi geliyor, seçkiler hep  ortak beğeniye yönelik.

Victor Levi Şarap Evi ama ben hiç alkol kullanmadığım halde  sıkça gidiyorum. Gelenler de her zaman nezih insanlar. Belki de bahçeden sonra en hoşuma giden şey bu.

Alkol kullanmadığım için işin o kısmını değerlendiremiyorum hani mönüsü yeterli mi fiyatları nasıl bilemiyorum. ..ama gidenlerden şikayetçi olanı duymadım hiç.

Gelelim Victor Levi'de hoşuma giden bir başka ayrıntıya. Bilgisayar ekran koruması " ATAM İZİNDEYİZ"  cümlesi. Bir de Ata'mın resimleri ile dolu duvarı var. Benim için maça 1-0 galip başlamalarının nedeni zaten bu.


Yolunuz Kadıköy'e düşerse ve henüz gitmediyseniz bir uğrayın derim mutlaka. Salataları ve köfte ızgarası en sevdiklerim;size de öneririm.

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Gör



Ruhumu Yedi Kez Aşağıladım

İlki, onu yükseklere ulaşmaktan kaçındığını gördüğüm zamandı, 

İkincisi onu topalın önünde topallarken gördüğüm zamandı, 

Üçüncüsü kolayla zor arasında seçim yapması gerekip de, kolayı seçtiği zamandı, 

Dördüncüsü bir yanlış yaptığı ve kendini başkalarının yanlışlarıyla avuttuğu zamandı, 

Beşincisi güçsüzlüğe sabrettiği ve sabrını güce yorduğu zamandı, 

Altıncısı bir yüzün çirkinliğini hor gördüğü ve onun aslında kendi maskelerinden biri olduğunu anlamadığı zamandı, 

Ve yedincisi bir övgü şarkısı söyleyip de, bunun bir erdem olduğunu sandığı zamandı.

Khalil Gibran

3 Ağustos 2018 Cuma

Dik Gözünü Bulutlara ve Danset


Sen aklıma mukayyet ol ya Rab..diye diye yürümeye başladığım yollar ile dolu artık İstanbul.

Sıkıldım.
Bıktım.
Usandım krizlerden kavgalardan ve "bunu da böyle kabul et" lerden.

Reddettim.

Sakındım.
Nefret ettim " haline şükret"lerden, "senin ayakkabın yok bak onun ayağı yok"lardan.



Hayat bu değil. Yaşamak bu değil.
Bir durdum , bir nefes aldım , bir düşündüm de,neredeyse eminim; ben bunun için gelmedim dünyaya.

Türkiye'nin haline bakmaya gönlüm dayanmıyor artık.
Twitterda anlatamayan ve anlayamayan, sokakta yaşayamayan ve yaşatmayan insanlar insanlar insanlar...

Kavga, küfür, düşünmeden edinilmiş kalıp cümle ve düşünceler güruhu.

Oysa ben hayatta belki de en çok sorgulanmadan edinilmiş kalıplardan nefret ettim.



Sonra  başkaldırının en kalıcı en vurgulu en tartışılmaz haline   aşka -güzelliğe-renklere-var olan tüm güzelliklere çevirdim gözlerimi yangından kaçarcasına.

İyi ki varsın sanat....





28 Temmuz 2018 Cumartesi

Vatan Haini



Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran
puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamsonun
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
NAZIM HİKMET RAN

26 Temmuz 2018 Perşembe

"A"







Dünyanın belki de en tatlı ve en tasasız gülüşlü kıvırcığıydı.

Babasız büyümenin verdiği hırçınlık   , kavak ağacından hallice boyuyla birleşince ürkütücü olabiliyordu elbette ama gençliğinin tüm delidoluluğuna rağmen belki de sadece bacak boyu kadar olduğum için beni kırmamaya ayrı bir özen gösterirdi.

Bir nevi abimdi.
Bir nevi kardeşiydim.
Bir nevi iki huysuzun   birbirini anlamasıydı.

Annesi yokluktan mı tokluktan mı anlamadığım bir sebeple tarikatlara girdi.
O, sessiz öfkesi ile uzak durdu .

Annesi modern yaşam tarzını belki kendisi de farkında olmadan yavaş yavaş değiştirmeye başladığında , babasız büyüyen her erkek çocuk gibi annesine sahip çıkıp savunmakla modern bir ailede büyüyen her çocuk gibi bu gidişata isyan etmek arasında kaldı.

İkisini de hakkını vererek yaptı.

Türban çarşafa döndüğünde isyanı ağır bastı.

Çarşaf çıktı türbana dönüldü.

Sanırım elde edip edebileceği yegane zafer de bu oldu.

Annesi onu erkenden muhafazakar bir basın organına yerleştirdi . Meslek sahibi olması, gençliğin çağlayan   gidişatı karşısında yanlış yollara sapmaması için belki de gerçekten en doğrusunu yapmıştı.

Gerçek isimleri yazmama konusundaki tutumu sürdüreceğim.

"A" tam da bu dönemde o camiada sevgi ve saygı ile yetiştirilmeye başlandı. Dürüst ve çalışkandı.Hak ettiği şekilde "A"'yı  bağırlarına bastılar.

"A" upuzun boyu  ve gram yağ içermeyen fiziği ile uyumlu olarak sporla da meşguldü. Halen, ciddiyetle asılsa bu alanda isim yapacağını düşünürüm. İyi başlangıçları da vardı çünkü.Cidden iyiydi.

Hırçın kırılganlıkları arasında bir kızı sevdi. Kız da bu ilgiyi karşılıksız bırakmadı. O, dünyanın en tasasız gülüşlerine sahip bir delikanlı idi şimdi. Ben de kendi gençlik çağımın gel - gitlerinde ona buna sevdalı bir şaşkın genç kız.

Bir gün onlarda iken birbirimize sevdiceklerimizden bahsettik.Cüzdanımızda gizlice taşıdığımız resimleri gösterdik. Birbirimize olan sevgimiz  perçinlenmişti, sımsıkı sarıldık.

Hah..tam o noktada film değişti zaten. Annesi koşarak geldi ve birbirimize neden sarıldığımızı sordu endişe ile.  Artık "mutaassıp"lıktan çıkmıştı boyut.  Biz, kardeş gibi büyüyen iki kişi, erkek-kadın olarak görülmüştük. "A"'nın sinirden kıpkırmızı olmuş yüzü ile öfkeli haykırışları, annesinin üzerine üzerine yürüyüşü halen gözümde capcanlı.

Uzaklaştım elbette. Yemeğe oturduğumuzda sürahiden bardağıma su dökmeye uğraşırken kağıt parçaları görmemle sürahide ayetler yazılı kağıtları bulmamla alakası yok mu bu uzaklaşmamım?Elbette var. Annesinin gelen-gideninden hazzetmeyişimle ..bununla da çok alakası var.

Zaman, annesini daha koyu sulara, "A"'yı daha isyan ettiğini sanırken daha boyun eğişe, beni ise tam olarak "ne halt edeceğim şimdi ben" yıllarıma sürükledi.

"A" 'nın evleneceğini duyduğumda şaşkınlıktan donakalmıştım.Tarikattan maddi durumu hallice  birinin kızı ile evleniyordu. Annesinin  baskısı onun itirazlarının çok üstüne çıkmış. Sevdiği kızı geride bırakıp ehli namus olan (!) bu genç hanım ile evleniyormuş. Elbette ki nişanda ya da nikahta bulunmadım. Ancak genç hanımın ailedeki diğer erkeklere el sıkışmak için elini vermediği ve bunun yarattığı infial kulağıma geldi.


Daha sonra bu genç hanım ile konuştuğumda ,evliliği kendisinin de çok istemediğini, sakalı olmayan ve televizyon izleyebilen bir erkek ile evlenmeye zorlanmanın kendisinde hayal kırıklığı yarattığını anlatmıştı.

Dünyanın belki de en tatlı ve en tasasız gülüşlü kıvırcığıydı ilk tanıdığım yıllarda. Sonraki öfkeli adam kim bilmiyordum ama nereden geldiğini görmüştüm.  Koca karanlık bir buluttu hayatındaki iki kadının sığlıkları. Okyanusları yüzmeye hazırlanan adamın  bu sığlıkta boğulmasını izlemek ise berbat   bir şey!


Aradan yıllar geçti. Şimdi karısı ve annesi çarşafa bezer koca siyah örtülere sarınan bir adam var facebooktaki resimde. 

Artık görüşmüyoruz onunla. Her resimde öfkeli sert bakan gözleri var. Kendi gibi upuzun boylu oğulları. Fotoğraflarına baktım, hacca gitmişler;ağı yerlere yakın pantolonuyla kayınbabası, simsiyah annesi, simsiyah karısı ve gülüşünü hayallerini yitirmiş   - kıvırcığı ağarmış saçlarıyla kendisi.

Unutmak Tanrı'nın verdiği en büyük lütuf demişti birisi...
Unutmayı hatırlayabilsem....







Hancı - Bekir Sıtkı Erdoğan


Bu, Zeki Müren'in gerçek taş plak kaydından


bu Ajda-Tanju'lu olan

HANCI

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş
Aman karanlığı görmesin gözüm
Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş
Sıla burcu burcu... İlle ocağım
Çoluk çocuk hasretinde kucağım
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş
Güç bela bir bilet aldım gişeden
Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan
Hancı n'olur, elindeki şişeden
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş
Ben o gece, hem ağladım, hem içtim
İki gün, diyardan diyara uçtum
Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim
Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş
Garibim, her taraf bana yabancı,
Dertliyim; çekinme, doldur be hancı
İlk önce kımıldar hafif bir sancı
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş
Bende bir resmi var, yarısı yırtık
On yıldır evimin kapısı örtük
Garip bir de sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş
İşte hancı ben, her zaman böyleyim
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim
Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş
Bekir Sıtkı Erdoğan