28 Ağustos 2024 Çarşamba

Indigo Night- Tamino


Son zamanlarda kızımdan  adını öğrendiğim bir şarkıya tutkun oldum.

Sözleri de ayrı güzel(bence)


Dinlemek ister misiniz?


Imagine, the girls around town assemble

The traveler's son they come askin'
Where he came from
'Cause they've watched him
Washing his face near the pond
A curious boy and they wonder
Where he came from

He says, "I, I have seen the world's most beautiful places
Still I feel, as If I'm a walking machine
Watching it all through a screen
There is nothing in between to me
This might as well not be real"

Imagine, the girls take him up on a hill
It's an Indigo night, there's a chill
The boy is confused but he's still
As they gather around him
So many of them, they all sing
About the pleasures of life

And he cries, "Why can't I sing along with some feeling, or some meaning?
It feels like I've always been blind
I don't know why you girls are so kind
For there are so many in line
Whose lives aren't as lost as mine"

Now something happened there
The smell of the grass, or maybe the air
There was no more despair
Just something about that night
Maybe the girls, they lit some light
And made everything right
'Cause he's never been
More alive

****************************************

Hayal et, şehirdeki kızlar toplaşıyorlar

Gidip gezginin oğluna soruyorlar
Nereden
Çünkü geldiği yerde onu izlemişler
Yüzünü göletin boyunca yıkarken
Meraklı bir çocuk, merak ediyorlar
Nereden geldikleri

Diyor ki: “Ben, ben dünyanın en güzel yerlerini görüyorum
de veriyorum yürüyen bir makine gibi büyüme
Her şeyi bir ekrandan izliyormuşum gibi
Arada hiçbir şey yokmuş gibi
Hiçbir şeyin gerçek bilememesi”

Hayal et, kızları onu bir tepeye götürüyorlar
Gece çivit mavisi, ortam rahat
tahminleri karışık, ama sabit duran
Kızlar çеvresine
Yineken Çok fazlası, hepsi şarkı söylüyorlar
Hayatın güzellikleri hakkında

Ve çocuk ağlıyor: “Ben neden bir duyguyla, bir amaçlanan şarkı söylemiyorum?
Sanki her zaman körmüşüm gibi hissettiriyor
Neden siz kızlar bana bu kadar kibarsınız?
Sizi, bekleyen hayatları benim kadar kayıp olmayan o kadar kişi varken”

27 Ağustos 2024 Salı

Türkler ve İlkler

 

1. Tarihte Kurulan İlk Türk Devleti, Asya Hun Devleti
2. Türk Adı İle Kurulan İlk Milli Türk Devleti, I.Göktürk Devleti
3. Yerleşik Yaşama Geçen İlk Türk Devleti, Uygurlar
4. Yazıyı İlk Kullanan Türkler, II. Göktürk ( Kutluklar )
5. Avrupa’da Kurulan İlk Türk Devleti, Avrupa Hun Devleti
6. İstanbul’u İlk Kuşatan Türkler, Avarlar
7. Alfabeyi İlk Kullanan Türkler, Türgişler
8. Parayı ilk kullanan Türkler, Sibirler
9. İlk Türk Parasını Basan Türkler, Türgişler
10. Bizans’la Siyasal İlişki Kuran İlk Türkler, Göktürkler
11. Türk Tarihinin İlk Yazılı Antlaşması, Asya Hun-Çin Ant.
12. İlk Türk Alfabesi, Göktürk –Orhon Alfabesi
13. Töreyi yazı hale getiren ilk Türkler, Uygurlar
14. Türk Tarihi ile ilk yazılı belgeler, Orhun Kitabeleri
15. Tarihte ilk onlu sisteme dayalı ordu, Asya Hunları-Metehan
16. İlk Türk Hükümdarı, Teoman, Asya Hun Devleti
17. Türk adı ilk defa, ÇİN KAYNAKLARINDA Geçer.
18. Türklerin ilk başkenti, Ötüken
19. İlk hayvan sanat üslubu, İSKİTLER
20. İlk ceket, pantolon, kemer ve kemer tokası, İskitler
21. Yabancı dinleri benimseyen ilk Türkler, Uygurlar
22. Anadolu’ya ilk gelen Türkler, Hunlar
23. İlk atlı göçebe Türk uygarlığı, İskitler
24. Kâğıt ve matbaayı ilk kullanan Türkler, Uygurlar
25. Tarihte atı ilk evcilleştirilen millet, Türkler
26. İlk yazılı Türk Milli Tarih kaynağı, Orhun Kitabeleri
27. İlk yoğurt, pastırma ve konserve et, Türkler
28. En uzun destanı, Manas-Kırgızlar
29. Musevi olan tek Türkler, Hazarlar
30. İslamiyet’i kabul eden ilk Türk boyu,Karluklar
31. İlk Müslüman Türk devleti,Karahanlılar
32. İlk Müslüman Türk İmparatorluğu,Gazneliler
33. Mısır’da kurulan ilk Türk İslam Devleti, Tolunoğulları
34. Hicaz bölgesine hâkim olan ilk Türk devleti, İhşitler
35. Hindistan’a İslamiyet’i ilk götüren Türkler, Gazneliler
36. Türkçeyi resmi dil ilan eden ilk Türk Devleti, Karahanlılar
37. Türkçeyi resmi dil ilan eden ilk Türk Beyliği, Karamanoğulları
38. Türklerin Anadolu’daki ilk başkenti, İznik
39. İlk Türk denizcisi ve Amirali, Çaka Bey
40. Selçukluların Bizans’la yaptığı ilk savaş, Pasinler
41. Türk âleminin ilk sözlüğü, Divan-I Lügati’t Türk.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

26 Ağustos 2024 Pazartesi

50'li Yaşlar Güzelmiş

 



50'li  yaşlar ne güzelmiş.

Damak tadım değişti.

Sevdiğim  şarkılar da  öyle.

Bir fark ettim ki sevdiğim insanlar da....Yani hem o insanlar değişti hem artık birlikte zaman geçirmeyi tercih ettiğim insan  tiplemesi değişti.

Mevsimleri ondan mı seviyorum acaba. Düzenli değişim, güzel, özlenen ve kabul edilebilir değişimler.

Sonbahar var gelmekte olan... şairin dediği gibi sonbahar sanattır, diğerleri mevsim.

Allah'ın Pazartesi'sinde iş ve stres tepemden aşağı yağmaktayken sakin ve huzurlu sonbahar düşlemek de 50'li yaşların getirdiği bir şey 😎🍂🍂🍂

Şimdilerde emekli olmalıymışım.  Ya da bunca yılın tecrübesi cebimde haftada 3-4 gün sakin çalışacağım danışmanlık gibi bir iş belki. Yolları yolculukları özledim. 


 Yüzyıl  savaşlarının olduğu zamanlar hariç tarihin en berbat zamanına denk geldik bence. Bir kaç on yılla Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü  görüp onla omuz omuza çarpışmayı kaçır gel badem bıyıklılarla uğraş.


Benimki de kader mi be !

tıklayın ki şarkımızı dinleyesiniz..

23 Ağustos 2024 Cuma

Akıllıca Umut Etmek





 Çok sevdiğim bir öyküdür:


Pers Sultan bir adamı ölüme mahkum etmiş.

Sultan'ın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkum hayatını bağışlarsa bir yıl içinde ata uçmayı öğrenebileceğini söylemiş.
Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul etmiş.

Diğer mahkumlar inanmayan gözlerle arkadaşlarına bakıp,
"Atların uçamadığını biliyorsun.
Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya?
Yanlızca kaçınılmanızı geciktiriyorsun o kadar." demişler.
"Pek değil " demiş mahkum.
" Kendime dört özgürlük şansı veriyorum."

Birincisi : Sultan bu yıl ölebilir.
Ikincisi : Ben ölebilirim.
Üçüncüsü: At ölebilir.
Dördüncüsü: Belki ata uçmayı öğretebilirim !

Ne kadar doğru:)
Bakış açısı değişince,
Hayatın değişir,
Bütün dünya değişir.


Benim bakışım hep bu oldu... ufak istisnalar hariç sonuç hep olumlu oldu.

Enseyi karartmayın 🥰

22 Ağustos 2024 Perşembe

Henüz Kaybedilmemişken..

TRABZON-FAROZ

 En sevdiğim yanlarımdan biridir.


Kaybetmeden kıymet bilmek.


Dün18697519621 saat kadar süren bir toplantım vardı. Her sabah yürüdüğüm yolu yürüyemedim başka yere gitmem gerekmişti.

Bu sabah, her sabah yürüdüğüm yolu yürürken "seni nasıl da özlemişim yol" deyiverdim. 

Ağaçlarıma sarıldım, taze filizlenmiş  dallara "çak bi beşlik" yaptım ve kitabımı dinleye dinleye keyifle yürüdüm.  Her sabah hayran olunacak bir ayrıntı bulduğum, senelerdir  mevsim değişikliklerinde değişimini keyifle izlediğim yol. 

Günde milyonlarca insanın geçip gittiği ama ayrıntılarındaki  kırılgan güzelliği görmediği yol. Ne çok seviyorum seni.


Ablama "günaydın" yazıverdim. Bizim POMUM adlı grubumuz var, ordaki kızlara da "günaydın" yazıverdim. Nazlı benden  evvel yazmış yine :-) Erkenci kuş o. Bir günaydını, bir yeni günün başlangıcını  tüm kalbiyle sizle paylaşan insanların varlığını, onların yokluğu ile sınanmadan kutsamalısınız. Kimsenin , sahiden "günaydın" demediği bir sabahın karanlığını hayal bile edemiyorum  ıyyyyyyyy.

Yaz günü  , duş almadan çıkılır mı evden ? Bakmadan elimi attım tarağımı aldım,  saç kurutma makinam şuracıkta. Depremde , tayinde, şu sebeple bu sebeple  evini düzenini bozmuş kaybetmiş insanları düşündüm. Minik ayrıntıların yerliyerinde olması nasıl bir güven ve huzur sebebi biliyor musunuz? Kaybetmeden kıymeti bilinesicelerden bu konu. Hem de çok önemli.

Yaran nerdeyse canın orda der eskiler.

FOTOĞRAFI TIKLARSANIZ ŞARKISI DA VAR...

Abime günaydın diyememek de benim yaralarımdan biri. Artık  hiç bir koşulda düzelmeyecek bir kopuş. Öz kardeşinizi ölmeden yitirmek. 

Hani dişinizi çektirseniz dil hep oraya gider ve yarayı yoklar ya..öyle bir şey benim için abim. İyi ki onu kaybetmeden layığı ile çok sevebilmiş, öpebilmiş, sarabilmiş, anılar biriktirmişim.



Selam olsun  nazlı güne.. hadi yaşayalım.

Ama  bir sincap ciddiyetinde..yani, yasamanin disinda ve ötesinde hiç bir şey beklemeden,yani butun isimiz gücümüz yasamak olacak şekilde yaşayalım.

20 Ağustos 2024 Salı

Makasçı Jack


Makasçı Jack hatasız çalışan bir Habeş maymunu........


1880 yılında James Edwin Wide adındaki engelli demiryolu işçisi, Güney Afrika pazarını gezerken gerçeküstü bir şeye tanık oldu: Boğaya binen bir habeş maymunu. Maymunun becerilerinden etkilenen Wide, onu satın aldı, ona Jack adını verdi ve onu eğiterek kişisel yardımcısı yaptı. Wide’ın günlük hayatında yardıma ihtiyacı vardı. Yıllar önce, her iki bacağını da bir iş kazasında kaybetmişti ve bu da tren istasyonuna gidip gelmesini epey zorlaştırmıştı. Jack’e öğrettiği ilk şey, tekerlekli sandalyesini itmekti. Yakın zamanda, Jack ev işlerine yardım etmeye başladı, yerleri süpürüyor ve çöpleri atıyordu. Ancak Jack’in herkesi şaşkına çeviren kabiliyeti tren istasyonunda çıkardığı işti. Trenler Uitenhage tren istasyonundaki demiryolu makasına yaklaştığında, hangi yöne gideceğini ayarlayan makasçıyı uyarmak için düdük çalıyorlardı. Jack, sahibini takip ederek durumu kavradı ve kolları kaldırmaya çabaladı. 



Kısa süre sonra Wide, maymununu profesyonelce eğitti ve tüylü yardımcısı sayesinde rahat bir nefes aldı. Bir gün camdan dışarıyı seyreden lüks tren yolcularından biri, makasçının bir insan değil bir maymun olduğunu görünce durumu demiryolu şirketine şikayet etti. Demiryolu yöneticileri konuyu araştırarak, maymunun bu işi yapıp yapamayacağı konusunda teste tabi tuttular. Tabiki sonrasında şaşkına döndüler. 1890’lı yıllarda bir süre Habeş Maymunu’nu ziyaret eden demiryolu müfettişi George B. Howe anılarında uzun uzun Jack’den bahsetti. Jack’e resmi bir çalışma numarası verildi. Günde 20 sent yevmiye ve haftalık yarım şişe bira ödendiği kayıtlara geçti. Jack, 1890’da tüberküloz sebebiyle öldü. Raylarda dokuz yıl boyunca hiçbir hata yapmadan hayata gözlerini yumdu......

Tastamam 35 senedir çalışan biri olarak diyorum ki : ne insanlarla çalıştım Jack'ın yarısı olamazlardı.

Vallahi  bana da yazık!

19 Ağustos 2024 Pazartesi

Mai Kar Tanem Ve Dahi Bir Tanem

resmi tıklayınız lütfen :)


Her zaman oluyor ya da olacağını  bileceğiz diye bir şeyden etkilenmemek  mümkün mü?


Meteroloji kar yağacak dediğinde yüz kere de görmüş olsanız ilk kar tanesini heyecanlanıp cama yapıştırmaz mısınız burnunuzu?

Selin doğduğunda büyüyeceğini ve o büyüdükçe hayatın değişeceğini elbette biliyordum.

Zamanın istediğimden çok hızlı akıp gideceğini ve yüzyıllarca yaşasam da ona doyamayacağımı da biliyordum.

Bu nedenledir ki  hem Selin hem Nehir doğduktan sonra geceler boyu uyumayıp ya da uyanıp uyanıp onları seyretmeye gidişim.

Onlar okula başladığında işten kaçıp kaçıp , onlardan habersiz okul bahçesinde koşturmalarını  izleyişim.

Selin üniversiteyi  bitirdi,  dün ilk maaşı ile bizi kahvaltıya götürdü.


Dün ilk defa kızımın ekmeğini yedim.

Nasıl güzeldi o ekmeğin tadı, nasıl güzeldi "ne isterseniz alın" derken gözlerindeki pırıltı.



Ben, zamandan ve dünyanın bu kirli akışından muaf ne kadar mutluydum dün.

Yerler gökler her yer nasılda görülmemiş bir mai'ydi dün.

Bir bilseniz...

16 Ağustos 2024 Cuma

Hatırlamak Lazım...

 


“Çankaya’daki küçük okulda okuyan kızların bilgilerini yoklayan Gazi, iyi yetişmediklerini görmüş, Rüsuhi Bey’i bunun nedenini öğrenmekle görevlendirmişti. Gazi çalışırken Rüsuhi Bey ile Genel Sekreter Tevfik Bey geldiler.

‘Evet?’
Rüsuhi Bey bilgi sundu:
‘Öğrencilerin çoğu hatırlı kimselerin çocukları. Öğretmen bu yüzden öğrencileri sıkmıyor, ders yapmak yerine daha çok oyun oynatıyormuş.’
Gazi Tevfik Bey’e,
‘İlgililerle konuş..’dedi,
‘..bu dalkavuk öğretmeni oradan alsınlar. Hatır gönül dinlemeden ğretmenliğin gereğini yapacak birini yollasınlar.’
‘Peki efendim.’”
“Çankaya’daki küçük okula yeni bir öğretmen atanmıştı. Çalışkan, ciddi, öğrencilerini yetiştirmek için çabalayan gerçek bir öğretmendi. Sabiha, Rukiye ve Zehra yine ödevlerini yapmamışlardı. Üstelik öğretmene kafa tutuyorlardı. Üçüne de bağırmaya başladı:
‘Susunuz! Hem tembel hem şımarıksınız. Kimin nesi olursanız olun, tembelliğe, şımarıklığa, hele küstahlığa hakkınız yok. Şimdi okulu terk edin. Bir daha da buraya ayak basmayın!’
Zehra, ‘Sizi Gazi Paşa’ya şikâyet edeceğiz! dedi.
Öğretmen kıpkırmızı kesildi. Kapıyı gösterdi:
‘Çıkııııııın!’
Kızlar çantalarını toplayıp sınıftan çıktılar. Öfkeden gözlerinden yaş iniyordu.
‘Her şeyi Gazi Paşa’ya anlatalım.’
‘Bizi azarlamak, kovmak ne demekmiş anlasın.’
‘Eski öğretmen ne iyiydi. Hep oyun oynatırdı.’
Koşa koşa köşke geldiler. Gazi’yi buldular.
‘Ne oldu? Anlatın bakayım.’
İçlerini çeke çeke anlattılar:
‘Eski öğretmenimiz çok iyiydi.’
‘Bu her gün ev ödevi veriyor.’
‘Her gün sınav yapıyor.’
‘Bilemezsek azarlayıp duruyor.’
‘Tembeller diyor.’
‘Şımarıklar diyor.’
‘Bu yoksul millete kaça mal olduğunuzu biliyor musunuz diyor.’
‘İyi davransın diye sizin kızınız olduğumuzu söyledik.’
‘Aldırmadı bile.’
‘Çok gücümüze gitti.’
‘Biz de kızdık, ev ödevimizi yapmadık, bundan sonra da yapmayacağımızı söyledik.’
Sabiha elinin tersi ile gözyaşlarını sildi:
‘Üçümüzü de sınıftan kovdu.’
‘Bir daha da gelmeyin dedi.’
Gazi ‘Bitti mi?’ diye sordu.
‘Bitti.’
Ayağa kalktı:
‘Çok kötü bir şey yapmışsınız çocuklar. Savaştı, işgaldi, iyi bir eğitim görmediniz. Öğretmen eksiklerinizi tamamlamaya çalışıyor. Daha ne istiyorsunuz? Öğretmene karşı gelmek ne demek? Öğretmenlikten daha yüksek bir mevki mi var sanıyorsunuz?’
Kızlar Gazi’yi herkesten yüksek sanıyorlardı. Çok bozuldular.
‘Rüsuhi Bey!’
‘Buyrun efendim.’
‘Al bunları hemen şimdi okula götür. Öğretmenin elini öpüp af dilesinler. Mesleğinin gereğini yaptığı için de kendisine çok teşekkür ettiğimi söyle. Bize böyle gerçek öğretmenler gerek. Haydi okula!’
Kızlar süklüm püklüm okulun yolunu tuttular. Demek öğretmen Gazi Paşa’dan daha yüksekti ha!” ........

(1) Mustafa Kemal Atatürk; Zabit ve Kumandan ile Hasbihal, Kültür Bakanlığı Yayınları 393, Ankara, 1981, s.11.
(2) İsmail Hakkı AKANSEL, Atatürk ve Yaverleri, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 2006
(3) 244 Turgut Özakman; Cumhuriyet Türk Mucizesi, İkinci Kitap, Bilgi Yayınevi, 24.Basım, İstanbul, Ekim 2010, s.216.
(4) Turgut Özakman; Age, İkinci Kitap, s.225-22

15 Ağustos 2024 Perşembe

Deadpool & Wolverine



Dün, bana uzun gelen zamanlar sonrasında sinemaya gittim.

Anlatmaya başlamadan ekleyeyim ; her görsele  filmden bir müzik ekledim tıkladıkça dinleyebilirsiniz.

Sinema, şu  saçma ve gittikçe saçmalığının dozu artan çağımızda; berbat haldeki ülkemizde; beni delirtecek kadar salaklaşan milletin bir kısmına rağmen mutlu edici bir etken. Kendimden  bunu  esirgememeliyim.

"Halk Günü Candır" diyerek Çarşamba'ya bilet aldım ve yine uzun zamandır tatmadığım bir keyfi de ekleyerek kıvırcık ve portakal çiçeği kokulu kızıma da bilet aldım. 

Daha evvel bahsetmişimdir. Ben yalnızlığı seviyorum. sinemaya , konsere, tiyatroya, geziye, yemeğe yalnız giderim. Ancak Selin  ile sinema...yalnız gitmişim  kadar keyiflidir. O kadar ayrıntı ve inanılmaz bilgilere sahip  ki  zaten keyifle izlediğiniz filme bambaşka bir keyif katıyor. Cep telefonunu karanlığın ortasında pörtletip beni delirten o tiplerden de değil. Mızıkdanıp homurdanıp saçma sapan yorumlarla an'ı da heder etmez. Uyumlu ve modern bir genç hanım kendisi. Benim diye demiyorum : bayılıyorum.

Neyse konu sinema. Yazarken bile burnuma patlamış mısır kokusu geliyor . Nasıl bir adanmışlığı varsa ruhumun :-)

Sinemaya girerken ben su aldım kendime, Selin Eti Form aldı. Düğün mevsimi mi nedir, heyecanla reklamları bekledim ama hemen hepsi mobilya ve düğün ile ilgiliydi.

Ryan Reynolds ve Hugh Jackman'ın başrollerini paylaştığı Deadpool & Wolverine, geçen hafta sonunda 1 milyar dolarlık hasılatı aşarak büyük bir başarıya imza atmış. 

Film  eğlenceliydi. Fox ‘a  doya doya gönderme yapmışlar…hani demediklerini  bırakmamışlar desem yeri. Disney ve Marvel da "azarlayan" eğlenceden payını almış.

 Çok eğlenmişler filmi çekerken, kan revan içinde bir film de olsa anlıyorsunuz bunu.Hugh Jackman müzikallerde de rol aldığı için " yeterince hazırlanmadan şarkı söyler ha... gibi tehditler var mesela
Wolverine ile ilgili :-)) Yine paralel evrenler, yine düzenin içindeki hainler, yine  susturulamayan vicdanın belirleyici yüksek sesi, yine artık here filmde illaki olan sempatik eşcinsel şakaları ve yaratıcılığı takdir edilesi  boyutta bol küfürler.

Filmde her ortamda ve her koşulda ve her paralel evrende köpüşüne aşık Deadpool'u görünce ister istemez aklıma bizimkilerin  sokak hayvanlarını katletme yasası  geldi. Bir saydım sövdüm içinden bir koptum filmden ama  ne kadar dilesem de bu kötü ve yoz insanlardan kurtulup o paralel evrenlerden birine gitme şansım olmadığını bildiğim için  sakince filmi izlemeye devam ettim.
 


Filmlerin insanları toplumları bir şeylere hazırlar buna hep inanmışımdır. Bu  anlamda hayran olduğu kahramanı bulan en yakın dostu olan adamı deflarca ve defalarca bıçaklayan ama bunu yaparken çok  eğlenen iki " kahramanı" izlerken salondakilerin kahkahalarına katılamadım.

 

Yine de filmin sonunda “hiçliğe” mahkum  edilişimizi  “iki kişinin dostluğu ve asil fedakarlıkları” engelledi. Fedakarlığı yapan kişi bir kişi olsa ölecekken iki kişi oluşlarının yani  dostluğun ve birlikteliğin yarattığı büyü, en büyük gücü oluşturdu.

 Aşk, dostluk,sevgi,iyilik,vefa tüm kötülüğü yendi…yine.

Bunu sevdim…yine.

 

Elbette önceki  filmleri izlemiş olmak gerekli  bu filmi de anlamak için. Komik miydi? Eh evet diyebiliriz yer yer.

Bir daha gider ya da izler miyim? Yok, hayır.

İyi ki de gittim der miyim? Evet, kesinlikle.