22 Ocak 2021 Cuma

Covid Oldum Bennnn..

 



İhmal ettiğim blok yazmak eylemi değil aslında. İhmal ettiğim, kendi ruhumla yüzleşmek.
                                              

Aralık ayında evden hiç çıkmayan, hatta kargo görevlisi ile teması bırakın kargolar dışarıdan geliyor diye balkona atıp elini sürmeyen kızıma Covit tanısı konuldu. O kadar gripti ve o kadar garipti ki gelişmeler;hiç kondurmamıştık. Yine de temkinli şekilde izledik ve bir gece aniden ateşi 38.6'ya fırlayınca kapıp bir özel hastaneye götürdük. Hala covit olmama ihtimali geçerliydi bizim için, devlet hastanelerinin yoğunluğu riski de arttırıyor neme lazım diyerek özel hastaneye koşturduk. Doktor muayene etti, öyküsünü diledi ve "bence grip gibi ama tedbiren tahlil yapalım" dedi. O arada ateşi düşsün diye serum verildi. Sadece doktor muayenesi ve serum için 750 tl ödedik. Test, doktor istediği için ücretsizdi.

                                

Paran  yoksa öl bu memlekette. Paran varsa da çok çok yaşa :-)


Biz eve döndük , filyasyon ekibi anında geldi diyebilirim. Hepimiz karantinaya alındık. Onlara, 16 yaşındaki kızıma da test yapmalarını rica ettiğimi ilettim. Aynı anda aynı semptomları vardı. Devlet 18 yaşın altına ilaç vermiyor zaten..pozitif çıksa sadece karantinaya alacağız. E zaten girdi karantinaya ablasından dolayı..boşuna canını yakmayın çocuğun dediler. Eşim, kronik hastalıkları ve iş yerinin talebi nedeni ile test talep etti. Ona test yapıldı. Bana yapılmadı çünkü en ufak bir rahatsızlığım yoktu.Eşime yapılan test sonucu negatif çıktı ama kesinlikle memleketteki en pozitif adamdı o aslında. Koku ve tat tamamen gitmişti ve gribal enfeksiyon semptomlarının tamamı vardı.

                                 

İki oda bir salon evimizde tuhaf bir karantina dönemi başladı. Evde benden başka herkes covit olduğu çin mantıken benim korunmaya alınmam gerekiyordu ama ben deli gibi gidip gidip kızıma sarılıp öpüyor ve korkmamasını  söylüyordum. Zaten bir korku emaresi olmayan kızım ise deli gibi benden kaçıyor ve kendisinden uzak durmamı rica ediyordu. Annelik, kesinlikle dengesiz ve tanımlanamaz bir şey.

                                 

4 gün sonra sağ kasığımda ağrı ve dizkapaklarımın ardındaki ağrı  peydahlandı. Gece de ateşim çıkıverince filyasyon ekibini aradım ve durumu anlatarak test istedim.Bakın burası şokomelli...tam bir muamma!


112'yi arıyorsunuz. Derdinizi hızlı ve net anlatıyorsunuz zamanı harcamamak adına. Karşınızdaki Durun sizi filyasyon ekibine aktarim diyor. Yine anlatıyorsunuz..karşınızdaki görevli nerede oturduğunuzu  soruyor. Üsküdar deyince "aaa burası  Avrupa Yakası 112 durun sizi aktarayım diyor..siz dumur oluyorsunuz. Aktarıldıktan sonra karşınıza çıkana hızlı hızlı  yine durumu anlatıyorsunuz. Durun sizi filyasyon ekibine aktarim diyor. O son aktarılan yerdeki görevli sizi dinledikten sonra "3 gün içinde gelir test ekibi " diyor.

Ölümcül bir virüs taşıdığınız aşikar ama 3 gün bekle deniliyor. Gel de mucizelere inanma. Elbette virüse de rica ederiz 3 gün bekler yani ne olacak.

                              

Memleket işleyişini bildiğim için her gün arayıp " bugün gelecek misiniz" diye hatırlatıyorum 112 ekibine. Bir yandan da içim gidiyor ne kadar yorgun ve yoğun olduklarını bildiğim için. Onlara sitem etmiyorum, duadan ve takdirden başka bir şey hak etmiyorlar. 


3.gün "bugün artık gelirsiniz değil mi" dediğim görevli ilçe sağlık müdürlüğünü aramamı salık veriyor. Meğer ilk gün de orayı aramam daha doğru olurmuş. Sİtem etmiyorum, ilçe sağlık müdürlüğünü arıyorum.Empati yoksunu ve iletişimden bihaber görevli bana yoğun olduklarını, test yaptırmak için kendi aracımla hastaneye gitmemin iyi olacağını söylüyor. Arabam yok dediğimde ise "otobüse binin o zaman" diye öneride bulunuyor. Buna , buraya yazarken bile inanamıyorum biliyor musunuz? Hani bizzat olayı ben yaşadım ama covit olduğum kesin test ve ilaç istiyorum diye arayana otobüse bin hastaneye git diyen bir ilçe sağlık müdürlüğü  yetkilisi olduğu gerçeği beni deli ediyor. Kendisine "hasta mısınız?" diye sormam üzerine taksiye binin o zaman diye öğüdünü güncelliyor. 


Otobüste 50 kişiye bulaştıracağıma varsın taksi şoförü güme gitsin..1 kişiye indirdik zaiyatı; harika çözüm.

                             

Görevli tepki vermem üzerine "ayakkabım yoktu,baktım karşımdakinin ayakları yok halime şükrettim" politikasına girişti.Az evvel 90 yaşında yatalak teyzenin kendisini arayıp yalvardığını, benim halime az değil çok şükretmem gerektiğini, ayyyyyy neler neler var bilsem ah ah diyeceğimi belirtti.

                                 

Telefonu  kapattım ve son yıllarda olumlu düşünmek, yargılamamak, öfkeyi  yok etmekle ilgili okuduğum/duyduğum/öğrendiğim/inandığım her şeyi hatırlamaya çalıştım.


Son derece üzgün olarak üzerimi giydim. Karantinayı delerek sokağa çıktım. Kurbanımı rastgele seçip taksiye bindim. Kafamı taksi canımdan dışarıda tutup hastanenin adını verdim. Hastaneye yürüyebileceğim mesafede de erken erken indim.

Devlet hastanesine gittim. Doktor kayıtları açıp  kıpkırmızı çizgi ile çizili adımı görünce çığlığı bastı. "Sizin karantinada olmanız lazım ne münasebet buraya gelirsiniz"     dedi. Ona durumu anlattım. İkimiz de çaresiz birbirimize baktık uzak mesafeler-koltuklar-sarı bantlar arkasından. Bana test yapıldı. Ağrıyan dizlerime aldırmaksızın oradan eve geri yürüdüm. Bir taksi  şoförüne daha kafası dışarda dili sarkmış müşteri  travması yaşatmayacaktım.
                        

Eve geldikten kısa süre sonra "pozitif" ibaresi belirdi e -nabız'da. Sonra ilacımı  merdivenlerden yukarı fırlatıp "abla kusura bakmıyosun di mi" diyen dünya tatlısı çocuklardan oluşan  filyasyon ekibi ilacımı getirdi.Artık hepimiz pozitif olduğumuza göre rahat eder birbirimizi kucaklar ve aynı sofraya oturabiliriz dedikse de hem aile hekimi, hem Ankara'dan arayıp duran istatistikçi doktor abiler buna "hayır" dediler. Virüs zayıflamışken birimizde,  virüsü güçlü  olan olumsuz etki edebilirmiş veya mutasyon geçirmiş virüs olabilirmiş birimizdeki filan falan. Ki , bir yerlerde okudum kasık ağrısını mutasyon geçiren virüs yapıyormuş.

Aile hekimimiz muhteşem. Her gün aradı  tek tek ilgilendi bizlerle. Onun dışında ne gelen oldu  ne de kontrol eden. Kendi halimizde geçirdik karantinayı. Allah hepinizden uzak etsin, ama yakalanırsanız da böyle 3-5 gün  diz arkasında ağrı ile geçirip gitmenizi nasip etsin.

Bitmedi!!!!!!!

                                

Hastalık sonrası yeterli antikor ürettik mi diye test yaptıralım dedik.

Devlet hastanesi-dahiliyeye gideceksin denildi.

Randevu aldık gittik. Hangi hastane , ismini vermeyeceğim ama doktor sigara içyor herhalde maskesinin ağız kısmında nikotinden oluşan koyu kahverengi kocaman bir alan vardı ve öğürmemek için tepinmek zorunda kaldım.O hastanede test yapılmıyormuş..şaşırdım kaldım. Danışmaya gittim sordum..bilmiyormuş nerede yapıldığını. Laboratuvara yönlendirdiler. Gittim sordum..onlar da bilmiyor. Te Allah'ım ya Rab'bim dedim alo 182'yi aradım. Onlar da bilmiyor. Vallahi  diyorum. Korkunçlar. Ağzını yaya yaya "hanfendi biz hangi hastane hangi testi yapıyor nerden bilelim...hastanelere sorcaksınız" diye de akıl veriyor. " Pardon sağlık bakanlığına sormalıydım " dedim önce. Sonra avaz avaz "sağlık bakanlığı orası kızım sen bilmeyecen de babam mı bilecek deli misin. Rastgele bir şey değil covt süreci ile ilgili spresifik bir şey sorduğum" diye çemkirdim. Uzun uzun kavga ettik."Beni Cimer'e şikayet et o zaman" dedi. Eh, bu işlerin içerisindeyim ve ne demek istediğini biliyorum onun. "Adınızı  verin bana " dedim, gerildi. İsmini aldım artık doğru yalan  ve CİMER'i aradım. Saat 10:10. Mesai saatlerinde arayın nakaratlı bant kaydı çıktı. Olumlu düşünmekle ilgili birileri bişi dediydi diye mıkırdandım. Sonra "küfür ruhun yelpazesidir" deyişi daha gönlüme yakın geldi. Yol boyu ağzıma ne gelirse söyledim.

                                

İlçe sağlık müdürlüğünü aradım bir kez daha. Devlet hastanelerinde bu test yapılmıyor demesin mi..dumuruma dumur katıldı. Sağlık Bakanlığı çağrı merkezindeki kadın bunu nasıl bilemez di mi ya? Bilmiyor. Korkunç. Vallahi covitten beter korkunç. Devlet,  işleyiş, sistem...bitmiş gitmiş.

3-5 özel hastane ve laboratuvar aradım. 250-350 arası fiyat aldım. Aklıma geldi Kızılay'ı aradım. 120-140 fiyat verdiler,yapıyorlarmış testi. 

                         

Bu süreçte çok fena halde doktor olan tatlı kuzenim (Suna) çok aradı sordu yol gösterdi ve ilgilendi bizimle. 9 ile 29 yaşlarım arasında görüşmemiştik onunla. Sebebini bizim de bilmediğimiz uzun saçma bir kopukluk vardı aileler arasında. Sonra o, kocaman bir devrimci gibi ön yargıları-desinleri-kuralları yıktı ve dost elini neşeyle  uzattı. Varlığı hayatımı zenginleştirdi. Onunla olmak ve iletişimi devam ettirmek beni çok mutlu ediyor. Bu da saçmasapan covit sürecinin "iyi ki"lerinden biri benim için.

Mesnevi okumaya başladım, çocuklarımla dolu uzun harika günler geçirdim, onlara bir şey olacak diye kafayı yedim...ve tat duyusu  gitse de yine de çok  çok yedim.        


Ben bende yokken olagelen bunlardı :-)



17 Kasım 2020 Salı

Unutma...Hatırla

 



1960 yılında Almanya'ya gönderilen işçilere, Türkiye Cumhuriyeti tarafından verilen öğütlerin yazılı olduğu listeymiş bu.


Ne kim olduğumuzu, ne de kim olmadığımızı unutmamak ne önemli.


Dünya yeniden dizayn ediliyor.

Unutma...hatırla.

15 Kasım 2020 Pazar

Sen İki Ters Bir Düz Kırgınlıklar Örerken Beş Numara Şişle..Anne

 




Anneliği yeni tattığım dönemlerde internet de yeni başlıyordu ve dünya ile dünyam eşdeğer sayılabilecek bir hızda değişiyordu.


Anneliği, "7 üniversite bitir, ilk annelik deneyiminde cahilsin" diyerek tanımladım hep. İstanbul'da yapayalnız olmam, bilgi ve deneyimleri internette aramayı, bu da internetten edindiğim dostlukları getirdi.

20 senedir dost kaldığım güzel anneler, o güzel insanlar yaşantımın vazgeçilmezi. Bazılarının yüzünü halen hiç görmedim. Bazılarını 1-2 kez. Bazıları ise görmezsem ölürüm sıklığında. Ama hepsi can..canan. Çocuklarımız bir büyüdü...

Neyse, o yıllarda güzel öğretileri olan öyküler pek modaydı. Bir "kabak kafanın da sahibi vardır" ı çok severdim , hatıramda da o kaldı bir de benle ilgilen diyen çocuğunun ders verdiği  şu anne.  Anne işten gelir çocuk anne benle ilgilen der o da tamam der. Sonra yemeği yapar şunu yapar bunu yapar ve döner gelir ki yavrusu uyumuş üstü açık anne ilgisinden mahrum..anne ağlar. Özeti bu.

Neredeyse bütün arkadaşlarım suçluluk ve üzüntüyle hikayeyi paylaşırken "bunun babası nerde" dedim öfkeyle. Anne perişan  çocuk perişan ama baba ortada yok. Yav anneyi suçlayana kadar babayı gömsenize azcık? 

Bugün bir şiir okudum.Şiir, Romanya’da düzenlenen Uluslararası Edebiyat Festivali’nde 2019 Avrupa Şiir Yarışmasında en iyi Türk şiiri seçilmiş.

Bence okuyun...hayat aynı sorunun cevabını her evrede farklı veriyor ve hepsi ayrı doğru.


Karşı Evin Annesi


Sen iki ters bir düz kırgınlıklar örerken beş numara şişle

Yumuşacık kakaolu kekler yapardı karşı evin annesi

İmrenirdim

Mutfağındaki eksik malzemeden bihaber

Tepeleme dolu kızgınlıklar yüklerdim dişlerimin arasına

Bilmezdim anne

Karşı evin babasında bitermiş iş

Bunu görmezdim

Hep başın ağrırdı

Başın, hep ağrırdı

Sırf bu yüzden bile bazı zamanlar

Seni sevmezdim

Küçüktüm anne

Bilseydim evinde su faturası ödenmemiş

Çeşmeden akmayan suya

İsyan etmezdim

 

Sen iki kere ikinin dört ettiğini ekmek hesabından bilirken

Mis kokulu çamaşırlar asardı karşı evin annesi

Özenirdim

Ellerindeki çamaşır suyu kokusundan rahatsız

Çocukça bir küskünlük eklerdim gecelerime

Oysa ellerin ruhuma akarmış saçlarımdan

Ömrümü tararmış titreyen parmakların

Bilmezdim anne

Büyümek denen illet dayanıncaya dek kapıma

Ellerinin ne muhteşem olduğunu bilmezdim

Küçüktüm anne

Yoksa

Gün aşırı patlayan sarı ampulü

Mumla yamayacak yüce gönlünü

Ezecek kadar ezilmezdim

 

Sen çalı süpürgesiyle süpürürken dış kapının ağzını

Taze boyalı saçlarını savurarak süzülürdü karşı evin annesi

Ayağında yüksek topuklu bir isyan

Düşündüm de şimdi

Ne iğreti dururdu o topukların üstünde dursan

Senin çatlamış ayakların vardı anne

Hacı şakir kokardın en beyazından

İncecik bir yemeniyle gizlerdin

Ölünce her bir teli yılan olacak sandığın sırma saçlarını

Çok yeni anladım anne

Ağaran her saç telinden üstüme düşen payımı

Çocuktum anne

Bir bisikletim olsa bütün mutluluklar benimdi

Babam eve sarhoş gelmiş geç gelmiş

Hepsi sabah sokağa çıktığımda biterdi

 

Bilmezdim anne

Karşı evden arta kalan çantalar dolusu giysi

Üstümüze cuk otururken

Ruhuna azap olur akarmış

Bilmezdim benim annem gözünün yaşıyla her bayram

arifesi

Vitrinlere bakarmış

Sen ilkokul fişlerimi kardeşimle hecelerken

Telefonu keşfetmiş karşı evin annesi

Bilsen ne cahildin ne görgüsüzdün gözümde

Yak deseler yakacağım o dakika dünyayı

Yık deseler

Ne şu eski divan kalacak

Ne çiçekli perdeler

Şimdiki aklımla ah bir sorsalar bana

Desem

O tertemiz günlerim

Hani şimdi neredeler

 

Ben ay sonunu nasıl getireceğim diye

Hesaplar yaparken bir gün

Oğlum nefes nefese yararak ortalığı girdi içeri

Yumuşacık kakaolu kekler yapmış dedi karşı evin annesi

Çok geç anlıyor insan anne

İlle de kendi annesi

İlle de kendi annesi

                           

Deniz İnan

7 Kasım 2020 Cumartesi

KIŞ MİMİ

kış mimine girmeden önce havaya girmek için lütfen tık
 
Çok değişik ve sevgili bir hanımefendi olan
deeptone (tık) şirin tatlı bir Kış Mim'i yapmış.

Mimlere bayılan bendeniz, Sade ve Derin'deki "isteyen herkes yapsın" davetini üzerime alaraktan başlıyorum mim'e:


1. Kışın ne yapmaktan hoşlanırsın?

Kışın çalışmaktan hoşlanırım. İşe gitmeyi ayrı , işten dönmeyi ayrı, işte olmayı ayrı severim. İşe yürüyerek gitmek kışın daha bir başka keyifli olur. Yüzüm yanar soğuktan , iş yerine girince bir bardak sıcak çayın verdiği mutluluk neyle kıyaslanır bilmem ki. Çalışmak mutlu eder beni.


Onun dışındaaa kitap okumak, camdan dışarıyı seyretmek, enfes bir nefes alıp o soğuk havayla tazelenmiş bir de nefes vermek..hani severim ben kış mevsimini ya çok severim. Kışın camdan dışarıyı seyretmeyi çok seviyorum. Kar yağdığında buna bayılıyorum ama kar yağdığında İstanbul'da karın o asil keyfi olmuyor. Her yer çamur ve tıkanıklık-kaos. Kar, İstanbul'da güzel değil.

Oysa canım Trabzon'umda öyle miydi ya...


Çok gaza geldim!!!

Bir de her yer ayaza vurmuşken Şubat ayında beklenmedik ılık havalarda annem babam ben çocuklarım Trabzon simidi ve eski kaşar peynir+çay eşliğinde Faroz'daki balıkçı kulubesine takılmayı. Akıl sağlığı için fotoğraftaki tarihe takılmayın :makine hatası😆😆

2. Kış sana neyi hatırlatıyor?


Abimi...hani şu onca sevgiyi ve güzel anıyı ve yaşananı ve kan bağını ve kardeşliği reddedip bırakıp gideni. Çocuklarla Trabzon'a gitmiştik. Kar bize gelmiyorsa biz ona gideriz dedi , attı bizi arabaya dağların tepesine karlara çıkarttı. Her zamanki gibi hayranlık ve sevgiyle dolmuştu kalbim. ...bitti gitti.


Ablamı, Trabzon'a nadiren olsa da kar yağdığı bir seneydi. Kimsenin olmadığı yerde kendimizi kara atıp  kollarımızı yukarı aşağı sallayıp şekiller yapıp çocuklar gibi eğlenmiştik. Evli ve çocuklu değildik. Hayat daha bize aitti. Üşürsek hasta oluruz  ve birilerine bulaştırırız korkumuz yoktu.


Üniversitedeyken 80'li yıllarda Tepebaşı'nda tıklım tıklım otobüsler kimseyi almadığı için titreyip  çaresiz halde bakınan ufak tefek bir genç kızı bırakmaya gönlü elvermediği için  "bu çocuk binmezse otobüs hareket etmeyecek  ilerleyin" diye yolcuları tehdit eden o müşfik otobüs şoförünü..Allah dert sıkıntı yüzü göstermesin ona. Ne çok üşümüştüm...o olmasa o gün ne yapardım hiç bilmiyorum. Yurda döndüğümde kendimde bile değildim.

Selin'i..doğum için hastaneye yattığım gece senenin ilk karı yağmıştı


Ve Nehir'i..doğum için hastaneye yattığımda yolları kapatacak kar yağmıştı.

Anılar ve anılar....


3. Kış denildiğinde aklına ilk ne geliyor?

Tarçınlı sahlep, özlediğim kışlık kıyafetlerime kavuşmanın sevinci.


4. Kış mevsiminin en çok sevdiğiniz yanı nedir?

Sokaklar tenha evler kalabalık olur.
Ama herkesin yeri bellidir. Yaz mevsiminde kimin nerede olduğunu bilemezsiniz, kışın hayat yerli yerinde ve tertemiz ve ıslak ve güzel ve sevinç doludur.

5. Kışın kullandığınız favori kozmetik ürününüz nedir?

El kremi

6. Özellikle kışın yapmaktan hoşlandığınız bir şey var mı?

Evet :-) Hamsili dible jhashakjshkashasaa 

7. Kış yemeklerinden en çok hangisini tüketirsiniz?

Karnabahar ve kaygana ve hamsili dible ve dolma
Veeeeeee tabiii kiiiiiii
Karadeniz pidesiiiiiiiiiiii


8. Yaz mı kış mı?


Ve ilkbahar  ve sonbahar ve dönenceler..hangisini daha az sevebilirim ki?


9. 2020'ye veda ederken ne söylemek istersin?

Cevap için lütfen tık


6 Kasım 2020 Cuma

Maske




 Maske takmak, yani en azından sıhhi amaçla maske takmak günlük hayatın rutini. Ne kadar çabuk kabulleniyoruz kocaman değişiklikleri.


Hayat ne maskelere mecbur etti bizi...bunu mu kabullenemeyeceğiz yoksa. Di mi?

Başta öfkeyle söylensem de (yaz mevsiminde maske nefes aldırmıyordu) mevsim kışa  döneli keyfii çıkardığımı bile söyleyebilirim.


Esnerken ağzımı kapatmıyorum  mesela😂😂😂

Rujumu maske üzerine sürme eğilimim var

Kulaklığım var ve telefonda konuşuyor isem kendi kendine konuşan bir kadın görüntüsünde idim işe yürüyerek geldiğim o tapılası saatler içerisinde. Şimdi ağzımı görmedikleri için bana deliymişim gibi bakmıyor insanlar.

Ama en keyiflisi, yürüyerek gelirken avaz avaz eşlik ediyorum  dinlediğim  şarkılara ve kimse bunu görmediği için son derece özgür şarkılarım.


Altta, Kadıköy yolu üzerinde Elvis'e "tomorrow will be to late" (tık)  haykırışları ile eşlik ederek evrendeki yerini alan 50 yaşında ve saçmalıklarını seven bendenizi görüyorsunuz.

Zor günlerden geçiyoruz.

Ama bunu can sıkıcı şekilde yaşamak zorunda değiliz.

Şarkıda da söylendiği gibi :


"I’d spend a lifetime
Waiting for the right time"

Bir ömür harcadım, doğru zamanı bekleyerek...


Gülümsemek için en doğru an..şimdi.


Şarkıdan bahsetmişken sözlerini ve çevirisini vermemek olmaz:


IT'S NOW OR NEVER

ŞİMDİ YA DA ASLA


It's now or never, come hold me tight
Şimdi ya da asla, gel sımsıkı sarıl bana,

Kiss me my darling, be mine tonight
Öp beni sevgilim, benim ol bu gece!
.
Tomorrow will be too late,
Yarın çok geç olacak,

It's now or never, my love won't wait.
Şimdi ya da asla, aşkım beklemeyecek.


When I first saw you, with your smile so tender
Seni ilk gördüğümde, o hoş gülümsemenle,

My heart was captured, my soul surrendered.
Kalbim ele geçirildi, ruhum teslim oldu.

I've spent a lifetime, waiting for the right time
Bir ömür harcadım, doğru zamanı bekleyerek

Now that you're near, the time is here at last.
Madem ki yanımdasın, nihayet zamanı işte.


Just like a willow, we would cry an ocean
Tıpkı bir söğüt gibi, okyanus dolusu ağlarız,

If we lost true love, and sweet devotion.
Eğer gerçek aşkı ve tatlı adanmışlığı kaybedersek.

Your lips excite me, let your arms invite me
Dudakların beni heyecanlandırıyor, kolların davet etsin,

For who knows when, we'll meet again this way.
Çünkü kim bilir, tekrar ne zaman böyle buluşacağız.

Adın Vefa Olaydı...



 

4 Kasım 2020 Çarşamba

Bir Koca Derin,Taze,Lazımlı Nefes




Öyle çok öyle çok acı haber aldım ve yüreğim öyle çok öyle çok ezildi ki acıyı yaşayanların acısıyla, bir gece uyandım ve nefes alamadığımı fark ettim.


Unuttuğumu sandığım ne kadar canımı yakan anı ve isim varsa hepsi yatak odamda karşımda duruyorlardı karanlığın içinde.


Ağlamak aklımdan bile geçmedi. Gözlerim yüreğim kavruluyor, hem geçmişin hem bugünün "sevdiklerim" başlığı altındaki her şeyine uzanıp dokunmak ve korumak isteği benliğimi sağlıksız şekilde sarıyordu. 


İyi değildim.


Bundan sonrasında hepimizi yaralayan ya da sarsan gelişmelerin benim hayatımdaki detaylı yansımasından bahsedecek değilim.


Bunu , yeterince yapıyor herkes ve basın.




Koruyucu meleğim ortaya çıktı ve kocaman mavi kanatları ile beni sarmaladı. Yani içimdeki yaşama sevinci , içimdeki çocuk, mutluluğu bilen ve saygıyla koruyan yanım..artık ne derseniz deyin adına o  koruyucu melek benim için. Mucize beklemenin manası yok, mucize zaten biziz.


İçine sürüklendiğim bu sarmaldan silkinerek çıktım. Haberleri ne sosyal medyadan ne ana medyadan ana başlıklar ve onların da bazıları şeklinde ayıklamadan izlememeye başladım ve Tanrı'dan mutluluk diledim.


Sonra farkına varmadığımı fark ettim. Dünyada hala güzel şeyler de olmaya devam ediyordu ve olmuş olan güzellikleri de unutmaya yeminli gibi göz ardı etmiştim.


Ayda su bulunmuştu..normalde yeryerinden oynamalıydı .

Ve aşk halen hükmünü sürüyordu her şeyin üzerinde.

Severken arka planda endişeleri tutmayı, bir nevi dondurmayı pul bibere batırıp yemeyi öğretti  son yıllar bize. Artık hani neredeyse sevmiyorum teknolojiyi deme noktasına geldik: hayatıma getirdikleri götürdüklerinin yanında ne ki? 

Sonra da aklıma o film, o şarkı ve her seferinde oturduğum yerden fırlamama sebep olan çıkışları ile o çılgın gösteri geldi.

Hiç tereddüt etmeden açtım izledim.

Bu aralar günde bir kaç kez açıp izliyorum bunu ve sevdiğim başka  müzikal alıntıları.

Bu dünyadan güzel insanlar geldi geçti.




Elbirliği ile dünyayı yücelttiler.

Güzel şeyler yaptılar ve bizlere güzel şeyler bıraktılar.




Gökdelenin tepesinden atlayıp yanında bombalar patladıktan sonra saçının tek teli bile dağılmadan inen saçma kahramanlar yerine


hayvanlarla da dost olabilen, gözlerindeki anlamın derinliğinde kaybolup  ön dişlerinin ayrık olduğunu göremediğiniz gerçek kahramanlar vardı. Reklam ve algı ile değil emek ve yetenek ile öne çıkmış "sanatçılar" ...




Chaim Topol'a en derin saygılarımla :-)

Teknoloji gelişmemiş ama film kareleri, senkronizasyon, şarkı ile hareketlerin kusursuz uyumu, müziğin rengi saklıydı izlediklerimizde.

Lütfen 5 dakikanızı ayırın ve siz de gülümsemeyi hatırlayın.

Müdahil olup düzeltemeyeceğiniz şeyler için endişelenmek yerine..gülümseyin. Ayrıntılar için bir daha izleyin, daha çok gülümsemek için bir daha bir  daha



Zengin bir adam olasaydım

Yüce Allahım, bir çok fakir insan yarattın
Tabi fakir olmanın utanç verici bişey olmadığını biliyorum
Ama gurur duyulacak bir şey de değil
Yani, ufak bir servetim olsa ne olurdu
 
Zengin bir adam olsaydım
ya yeah yaba daba du ha ha ya ye
Gün boyunca mala vururdum
Eğer varlıklı bir adam olsaydım
Çalışmam gerekmezdi
ya yeah yaba daba du ha ha ya ye
Eğer zengin olsaydım
ya yeah yaba daba du ha ha ya ye adamım
 
Büyük evler inşa ederdim 1 düzine odası olan
Şehirin tam ortasına
Güzel bir tavan ve yerde de tahta döşeme
Yukarı doğru çıkan uzun bir merdiven olurdu
Ve aşağı doğru gelen ondan da uzun bir merdiven
Ve bir tanede göstermelik öyle duran
 
Bahçemi tavuklar, hindiler, kazlar ve ördeklerle doldururdum
Şehirdekiler görsün ve seslerinin duysun diye
Çıyaklayabildikleri kadar çiyaklatırdım
Hepsi kendine özgü sesleri çıkarırdı
Kulağında sanki bir davul vuruyormuş gibi gelirdi sesler
Sanki şöyle söylettirirdi "burada bir zengin (piçi) yaşıyor
 
Zengin bir adam olsaydım
ya yeah yaba daba du ha ha ya ye
Gün boyunca mala vururdum
Eğer varlıklı bir adam olsaydım
Çalışmam gerekmezdi
ya yeah yaba daba du ha ha ya ye
Eğer zengin olsaydım
ya yeah yaba daba du ha ha ya ye adamım
 
Avradı görürdüm, benim hatunu, zengin bir adamın karısı gibi görünürdü
Düzgün bir çift çeneyle
Yaptığı yemekleri denetlerdim, kalbinin tadına varmak için
Onun tavus kuşu gibi kanatlarını açtığını görürüdüm
Vay, nasılda iyi bir ruh hali içinde
Hizmetçilere sabah akşam bağırırken
 
Şehirdeki en önemli adamlar bana gelir köpeklenirdi önümde
Onlara tavsiye vermemi isterlerdi
Solomon the Wise gibi
Eğer lütfen, reb tevye
pardon bakarmısın reb tevye
Duruş problemi, yahudi bi din adamının gözüne ilişecek
 
Ve yanlış ya da doğru cevaplamam çokta önemli olmaycaktı
Eğer zenginsen söylediklerinin doğru sanarlar
 
Eğer zengin olsaydım yoksun olmaya zamanım olurdu
sinagogta oturup dua etmeye
Ve belki doğu duvarında oturmaya
Ve ilahi kitaplar hakkında öğrenmiş adamlarla tartışırdım birkaç saat
ve bu en tatlı şey olurdu
 
Zengin bir adam olsaydım
ya yeah yaba daba du ha ha ya ye
Gün boyunca mala vururdum
Eğer varlıklı bir adam olsaydım
Çalışmam gerekmezdi
ya yeah yaba daba du ha ha ya ye
 
Rabbim, kaplanları ve koyunları kim yarattı
Sen karar verdin ben neysem o olmalıyım
Bu sonsuz planını bozar mı?
Eğer zengin bir adam olsam


If I Were a Rich Man


If I were a rich man,
Yubby dibby dibby dibby dibby dibby dibby dum.
All day long I'd biddy biddy bum.
If I were a wealthy man.
I wouldn't have to work hard.
Ya ha deedle deedle, bubba bubba deedle deedle dum.
If I were a biddy biddy rich,
Idle-diddle-daidle-daidle man.
I'd build a big tall house with rooms by the dozen,
Right in the middle of the town.
A fine tin roof with real wooden floors below.
There would be one long staircase just going up,
And one even longer coming down,
And one more leading nowhere, just for show.
I'd fill my yard with chicks and turkeys and geese and ducks
For the town to see and hear.
(Insert)Squawking just as noisily as they can. (End Insert)
With each loud "cheep" "swaqwk" "honk" "quack"
Would land like a trumpet on the ear,
As