15 Ekim 2022 Cumartesi

Bir Abbas Masalı

 


Cahit Sıtkı Tarancı sembolizm ve romantizm etkisiyle şiirlerini oluşturan ve bu nedenle şiirlerinde günlük aşklar, mutluluklar, insanların gündelik tasaları, yaşama sevinci gibi konuları işleyen bir harika şair.

4 Ekim 1910, Diyarbakır -'da doğan Tarancı 12 Ekim 1956, Viyana'da hayatını kaybetmiş.Şairliğinin yanısıra çevirmen olarak da kabul gören bir isim.Diyarbakır'ın bilindik Pirinççizade ailesinden olan Tarancı ilk tahsilini Diyarbakır'da tamamladıktan sonra İstanbul'a giderek Kadıköy'deki Fransız Saint-Joseph ile Galatasaray liselerinde orta öğrenim görmüş. 1944 yılından başlayarak Ankara'da Anadolu AjansıToprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığında çevirmen olarak çalışmış. 

Ziya Osman Saba'ya göre Cahit Sıtkı, "kendisinden yaş yaş küçük kızların peşinde" ymiş. Saba, şairin kendini "hiçbir kızın beğenmeyeceği kadar çirkin" gördüğünü ve tecrübeli olduklarından dolayı yetişkin kızların kendisini beğenmeyeceklerini ve bundan ötürü "küçük yaştaki toy kızları elde edebileceğini" belirtmiş.   

Gelelim şiirin öyküsüne:


Cahit Sıtkı 1940’lı yıllarda Beşiktaş’ta Abbas yokuşunda oturan en yakın arkadaşlarından Vedat Günyol’un evine her akşamüstü uğrarmış. Bazen Vedat Günyol evde olmazmış.

Genelde de kapıyı Vedat Günyol’un kız kardeşi açarmış.

Vedat Günyol’un evde olduğu zamanlar kapıda ayaküstü sohbet ederlermiş. Ne kadar davet edilse de utandığından olacak eve girmezmiş o...arkadaşının kız kardeşine sırılsıklam aşık olmuş. Ancak ne arkadaşına ne kıza açılamamış.


Yıl 1941... Cahit Sıtkı Edremit Burhaniye’de yedek subay olarak göreve başlamış. O dönem yedek subay çok fazla olmadığından her birine bir emir subayı veriliyormuş. Cahit Sıtkı'nın gönlü,  şööööyle bir göz gezdirip beğendiğini emir eri almaya razı gelmemiş.  Künye defterini istemiş ve isimlere göz atmaya başlamış.


Şu Anadolu’muz ne zengin memleket yarabbi! Pötürgeli Hasanlar, Aksekili Ömerler, Akçaabatlı Hakkılar, Malatyalı Osmanlar, Erzincanlı Mehmetler, neler de neler! Kim bilir, bu Anadolu uşaklarının her birinde ne cevherler var..erken defterde Abbas oğlu Abbas'ı görünce aklına küçüklüğünde babaannesinden dinlediği masal geliyor.

Masal şu :

Vaktiyle, bilmem ne memlekette hüküm süren bir padişahın oğlu, ancak rüyada gördüğü servi boylu, sırma saçlı, mavi gözlü, son derece dilber bir kıza âşık olur ve sevgilisini bulmak ümidiyle yollara düşer. Bütün aşk masallarında olduğu gibi başına bir sürü felaketler gelecektir, pek tabii değil mi? Aşk demek imtihan demektir. Ancak serden geçip yardan geçmeyen muradına nail olur. Bereket versin, daha ilk adımı bizim sevdalı şehzadeye uğurlu gelir. Bir kuyunun yanından geçerken, takatten düşmüş, ak saçlı bir ninenin kuyudan su çekmeye uğraştığını görünce dayanamaz, koşar, ninenin suyunu çeker. Buna son derece memnun kalan kadıncağız, şehzadenin sırtını okşar ve saçından kopardığı iki teli ona vererek der ki: Oğlum, başın darda kaldığı zaman bu iki kılı birbirine çakarsın; bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir Arap çıkar karşına! Korkmayasın. Adı Abbas’tır. Karnın mı acıkmış; Abbas, demen kafi. Derhal sana mükellef bir sofra kurar. Yırtıcı hayvanlar arasında mı kaldın? Abbas’tan başka kimse kurtaramaz seni. Uykusuz gecelerde yârin hicranı ile mi yanıyorsun? Abbas ne güne duruyor? Sevgilini ne kadar uzakta olursa olsun, alıp getirir seni şad eder. Bu iki kılı iyi muhafaza et oğlum. Onlar sayesinde selamete çıkacaksın.”



Abbas'ı çağırtmış yanına.

Aslında sakat eli yüzünden çürüğe ayrılmış bir askerdir Abbas. Aralarında söyle bir konuşma geçmiş:


-Nerelisin?
-Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.
-Sen benim emir erim olur musun?
-Sen bilir komutan!


Askere eşyalarını toplamasını ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını söyleyen şair, zamanla Midyatlı bu askerin zekiliği ve sıcaklığından etkilenmiş. Abbas her sabah erkenden kalmış  Cahit Sıtkı’nın tüm ihtiyaçlarını ondan herhangi bir istek gelmeden düşünüp yerine getirmiş.Ne vakit Abbas diye çağrılsa koşarak yanına gelir ne istiyorsa eksiksiz yaparmış. Öyle ki diğer komutanlar Abbas’ı imrendiklerini sık sık dile getirir olmuşlar.Zamanla aralarında komutan-asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşmuş  Cahit Sıtkı’yla Abbas’ın. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten çok etkilenen Cahit Sıtkı zaman zaman karşısına alıp dertleşmiş onunla ve bu Anadolu çocuğunun ruhundaki gizli şeyleri keşfetmiş.Bir yaz akşamı eve yorgun argın gelmiş ve o yorgunlukla bir rakı masası kurmak istemiş.Abbas'ı çağırmış :


Sen İstanbul’u bilir misin Abbas?
-Bilir komutan.
-Orada bir Beşiktaş var bilir misin?
-Bilir komutan! Ben orada acemi birlikteydim.
-Orada benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin?
-Elbet komutan!

Sabah olunca, Cahit Sıtkı bakmış ki Abbas yeni asker kıyafetlerini giymiş, tıraş olmuş:

- Hayırdır Abbas, neden böyle hazırlık yaptın?

- Ben İstanbul’a gidecek komutan.

- Ne yapacaksın İstanbul’da?

- Sen söyledi. Ben gidecek sana sevgiliyi getirecek!

– Sen beni sevgili getirecek?

– Helbet getirecek komtanım!
Akşam olunca ağaç altında rakı sofrası kurdurmuş ve Abbas ‘ı karşısına oturtmuş. Birlikte yemiş içmişler ve o diziler dökülmüş kaleminden…


Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana.

Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan…

Yıllar sonra, bir gün birlikte Paris’te dolaşırlarken Cahit Sıtkı bizzat Vedat Günyol’a itiraf etmiş kız kardeşini sevdiğini ama söyleyemediğini. Vedat Günyol o gün çok hayıflanmış; “Ah Cahit, keşke o zaman söyleseydin, seni kız kardeşimle evlendirmeye çalışırdım…” demiş.




9 Ekim 2022 Pazar

Müdür müdür müdür?



Önceleri kuralcı ve  tarafsız olmak profesyonellik sanırdım.

Sonra, kuralları  doğru yerde esnetebilmenin ve duyguları işe işi aksatmadan yansıtabilmenin  profesyonellik olduğunu anladım.

kedili olan bendeniz...inanmazsınız personel toplantısı(mini)

Yönetici olduğum  zaman, kadın yönetici ile çalışmak zordur söylemini düşünmeden edememiştim. İş hayatında, erkek gibi düşünmek ya da davranmak neden doğru olsun ki diye epey de kafa yordum.

Gerekmiyormuş :-)

Birlikte çalıştığım insanları sevmek, koruma güdüsü ile sahiplenmek ancak basit 1-2 insani kuralda ısrarcı olup onların  ihlali gerçekleşirse ödünsüz yaptırım uygulamakta karar kıldım. Yaratılışıma da  zekaya da uygun bir birleşimdi sanırım.


Geçen hafta 8 sene birlikte çalıştığım personelden biri  arkamdan iş çevirmiş hiç sebepsiz. Vesvese bir sebep sayılmazsa tabii. Özür dilediyse de yolları ayırdım ama bu beni o kadar üzdü ki  hani "neden ya neden" diye bağrınmak istedim. Ama isteiğimi yuttum ve sadece "aşkolsun" diyerek  yolları ayırdım.


İnsan İnsanın kurdudur sözünün anlamı insan insanı kurt gibi kemirir , yer bitirir olabilir  mi acaba?


Huzur istiyorum sadece huzurlu bir yerde çalışmak istiyorum diye gelen çok kişi tanıdım..huzur battı, huzuru bulunca mutsuz oldular aleni alkshakhsa yani vallahi abartmıyorum ilginç ama bu böyle.


cidden çok sevdiğim çalışma arkadaşlarım..en sağdakinin lakabı huysuz da o emojiyi kullandım yoksa asla tatsız biri değildir

Saygı  görmek istiyorum diye gelene saygı gösterince o da mutsuz oldu sorun çıkardı gitti.

İnsanlar ne istediklerini mi bilmiyorlar yoksa istediklerini elde edince devamını mı getiremiyorlar bilmiyorum.


Ama insan, zor iş.


İş hayatına ait (iyi bir gelir ve güvence haricinde) siz ne isterdiniz ki?

Notre Dame De Paris - BELLE dinleyerek çalıştığım bu mutlu Pazar gününde "ben ne isterdim" diye Ekim bulutlarına bakıp  düşüneceğim.  

Fotoğrafı tıklarsanız size düşünürken  dinleyin diye şarkı bile dinleteceğim :-)

2 Ekim 2022 Pazar

Mutlu Keyifli Bi Yazı bu..Okuyunuz ve Paylaşıldıkça Çoğalan Sevinçlerden Payınızı Alınız/Zümrüdü Anka Kuşunun Tüyü



Nehir de Hacettepe'yi kazandı ablası gibi.

Öğrendiğimizde annem ben Selin ve Nehir sağanak yağışlı bir günde Gemlik otogarına gitmeye uğraşıyorduk Eskişehir arabasına yetişmek üzere ve sağ tarafı denize dik yamaçlı kaygan yoldan giderken  Nehir'in "anne ben Hacettepe kazanmışım" demesi ile sakin yağmur sesi başka anlam kazanmıştı ama ben ona inanmayıp sabahın köründe üniversite sınav sonuçları mı açıklanır demiştim  ki tam da bu neden le Seiln  donakalmış kardeşinin elinden telefonu alıp  "anne gerçekten Hacettepe'yi kazanmış Nehir" deyiverdi.

Sonrası az sadaka çok bela savar niteliğinde bir sahneydi.

Annem sevincinden öyle bir çığlık attı ki garibim taksi şoförü araca takla attırmakla  uçurumdan aşağı yuvarlamak arasında çelişkiye düştü. Annem bir karıştır ama komançilerde yoktur ondaki ciğer çığlık attı mı zıplatır hani. Taksiden indiğimizde hala boş bakıyordu  şoförün gözleri...neyyyse

Sonra şapkadan tavşan çıkartan kızımı bağrıma bastım. Bir kaç gün o da ben de  ablası da dershanesi de babası da..hani anneannesi hariç cümle alem de inanamadık sonuca.

Selin tam bir akademik dehadır. Onunla ilgili bişi takip etmek gerekmez. Bankodur. Daima birincidir, ödevlerini geciktirmez her konuda yeterlidir,inanılmaz sosyal dengesi mükemmeldir filan hani çocuk Allah'ın bir lütfu...daha azı ile tanımlayamam onu ..haksızlık olur.

Nehir masaldaki ağustos böceğidir. Matematik ile bağı 62'den tavşan çizmekten ibaret.Dikkat dağınıklığı o radde ki çoğu zaman ilacı da unutur.Ama kalbi..ahhh atlas okyanusundan daha geniş ve zengin . Kedilere keman çalar,evde salyangoz besler..diğerlerini saymayayım. Her canlıyı sever. 3 kuruş harçlik biriktirse bizden gizli Darüşafaka'ya yatırır (iyilik gizli olmalı düsturu).

İkisi de ayrı dallarda o kadar mükemmel o kadar kusursuz o kadar özel ve o kadar güzeller ki ben bunu  hak edecek ne yapmış olabilirim diye düşünür dururum  yıllardır.

İkisi de sağlam Atatürkçüdür..

Dershane dedi ki mezuna kalmasa iyi olur. Hani beklenti.."severiz biz Nehir'i " boyutunda. Meslek seçimi testi yapıldı. Karate Kid ile Aşk ve Gurur arasında geniş bir skala. Alaka yok yani yaklaşık bağdaşık hiç bişi yok.

Deneme sınavlarında herkes kaç netin var diyor , Nehir eksilerde.

Sınavdan çıktılar. Kaç netin var diye konuşuyor herkes. Nehir hatırlamıyor ki ne yaptığını. Panik içinde eteğini beline dolamış elinden geleni yapmış kuzum.Kurban olurum onun minnacık yüzündeki endişe çizgilerine.. Hatta anlatmıştım size şu yazımda bunu (tık)

Neyyse..sonuç gelince işte öyle annem çığlığı bastı, takla atmaktan son anda kurtardık yani.

Sonra Nehir değişti. Mükemmel yönde değişti. Mutluluk kadar insana yakışan ve tedavi özelliği olan duygu var mı acaba? Sürpriz yumurta, ışık saçan bir genç kıza dönüştü.

Ablası ile aynı öğrenci evinde kalması ise bu işin kusursuzluğuna Zümrüdü Anka tüyü  dikti.

Hazırlıklar, evraklar yolculuklar gitmeler gelmeler...bugün itibarı ile Özer ve ben yemekleri 2 kişilik pişirmeye alışacağız. Herkesin hayatı  kendi yoluna girdi ve ben daha mutlu bir ayrılık senaryosu hayal edemiyorum (ederim ama sonra..Nasa'da işe başlasınlar filan mesela çocuklarım).

Haaa bi de: insanlar ne acaip var ya. Nehir Hacettepe kazanınca "sen bilerek kızı kötü anlattın nazar etmeyelim" diyenler oldu. Vallahi dediler...

Ekim hiç bu kadar güzel gelmemişti. Şimdi işteyim.Sonra kalkacağım ve hiçbişiyapmakzorundadeğilimvallabillainanılmazamagerçek ülkesinin sakin sularında kendimi bir bardak çay, kitabım ve yağmur sesinin kucağına bırakacağım.

Güzel kızlarım..gurur duydum yahu!



Acıyor-Eylül-Ekim-Turgut Uyar


 ACIYOR 


Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi 
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor

Yazık sevgime diyor birisi 
Güzel gözlü bir çocuğun bile 
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar

Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
İlkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse 

Eylül toparlandı gitti işte 
Ekim filanda gider bu gidişle 
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar 

Turgut UYAR

28 Haziran 2022 Salı

Cüneyt Arkın ve Ben ve Az Bilinenleri ve Hayatı






TRT'de çalıştığım dönemde bir çok ünlü isimle karşılaşma-birlikte çalışma fırsatı buldum.

Cüneyt ARKIN , unutamadıklarımdan ve severek andıklarımdan biriydi.

Ünlü isimlerin bir çoğunu uzaktan sevmek iyi..kaprisleri ya da çiğ kişilikleri kocaman hayal kırıklığı yaratıyor. Hayallerinizi yerle bir etmeleri bir kaç dakikalarını alıyor.


Sanatçı denilebilecek ünlü kişilerde ise bunu pek görmedim. Cüneyt Arkın makyaj odasında iken sözleşmeyi imzalatmak için yanına gittim. 

Tartışılmaz, sarsıcı derecede yakışıklı bir adamdı.

Yine de tecrübelerden dolayı yoğurdu üfleyerek yemeye kararlı, resmi bir tavırla sözleşmeyi sundum ve imzalaması gereken yerleri gösterdim.

İmzalamadı. Bekledim. Sonra bakışlarımı yerden kaldırıp yüzüne baktım neler olduğunu anlayabilmek için.

Bana bakıyordu gülümseyerek.

"Biliyor musun " dedi. "Hep böyle iyiliğin her çizgisine sindiği gülüşleri olan birini  görmek istedim. İnsanı çok rahatlatan bir halin var."

Erimiş, muhallebi kıvamını almıştım. Yine de temkinli temkinli "sağolun" dedim kısaca.

"Seni tanımak isterdim, böyle bir zamanda hala temiz kalmış üstelik iyi  ve nazik olmaya çabalayan kaç kişi kaldı? Ben senden imza rica ediyorum"

Haydaaaa...dalga geçiyor benle diye düşündüm.

"Sen bu zarfın üstünü imzala, ben de sözleşmeyi imzalayayım. Seni hatırlamak isterim"

Asla saygısız, asla yılışık,asla dalgacı değildi.  Mesafemi görmüş, mesafeyi muhafaza ederek sohbete devam ediyordu. saygılı ve mütevazı.

Sonradan çok düşündüm bunu neden yaptığını. 

Canımdan bezecek kadar yorgun, belki ürkek ve hakikatten o çevreye çok uymayan bir genç çocuk görmüş, nezaketi ve iyi yüreği ile ona dokunmaya çalışmıştı. Umursamıştı yani.

Bence o harika bir insandı.

Atatürk'e verdiği değeri ve muhalif duruşunu dengesini hiç yitirmeden ama geri adım da atmadan ortaya koydu.

Sanat dünyasının bence en parlak yıldızlarından biriydi.James Bond olmayı reddettiğini biliyor musunuz?Onun yerine de Roger Moore’u James Bond yaptılar...inanılmaz değil mi?

Bir sansasyon ya da adının "saray soytarısı" gibi kullanılması asla mevzubahis olmadı.

Şapka çıkartıyorum adına...Nurlar, ışıklar, iyi olan her şey onunla olsun.


Cüneyt Arkın veya gerçek adıyla Fahrettin Cüreklibatır(8 Eylül 1937 - 28 Haziran 2022Eskişehir’de, iki odalı kerpiç bir gecekonduda başladı yaşam macerasınaTürk sinema oyuncusu, senarist, yapımcı, yönetmen ve doktor.Lise öğrenimini Eskişehir Atatürk Lisesinde gördü. Buradaki sınıf arkadaşlarından birisi Yılmaz Büyükerşen'di. 1961 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu.

Sülalesi Tatar soyundan; Kırım’dan gelmişler. Babası da İstiklal Savaşı gazisiymiş. "Öyle zamanlar olurdu ki ablalarım, anam, babam toprağı kazardı, bulduğumuz acı kökleri yerdik. Açlık onursuz bir şeydir, insanı insanlıktan çıkarır. Uzun yıllar, bu onursuzluğun sefaleti ile yaşadım. Üstüm başım hep hayvan ve ekşi küspe koktuğundan diğer çocuklar benden uzak dururdu" diye anlatır çocukluk yıllarını. 13 kardeşten 3 tanesi kalmış hayatta.

Fakülte yıllarında da hep çalışmış. İstanbul’da Tıp Fakültesi’nde okurken ilk iki yılını Sirkeci’de bir otel odasını iki inşaat işçisiyle paylaşarak geçirmiş. Ders zamanı okula gider, kalan zamanda da onlarla inşaatlarda çalışırmış.

* Bir yanda anatomi dersi, öte yanda inşaat işçiliği..

Çalışmaktan, yakışıklı olup olmadığının farkında bile değilmiş. Üniversite son sınıfta bir kız gelip, “Gözlerin ne güzel öyle yeşil yeşil” deyince, hayatımda ilk kez bir aynaya bakmış, ... Ancak o zaman, 23 yaşında fark etmiş gözlerinin rengimi.

 Bir defasında beraber olduğu kadının iç çamaşırlarına iğrenek bakmasını hiç unutamamış.Yamalı da, kirli değilmiş. Annesi Sümerbank pazarından alıp kendi elleriyle dikmiş  çamaşırını. Ama çivitle o kadar çok yıkamış ki kirli gibi duruyormuş. O gün ceketini satıp iç çamaşırı almış kendime. Bu olay nasıl içine işlemişse, şöhret olduktan sonra durmadan atlet, külot alıyormuş. 

İran prensesinin aşkını sunduğu ve onun için bileklerini kestiğini de Cüneyt Arkın'ın eşi dile getiriyor.

Sinema kariyeri


Memleketi Eskişehir'de, yedek subay olarak askerliğini yaparken, Göksel Arsoy'un başrol oynadığı Şafak Bekçileri (1963) filminin çekimleri sırasında yönetmen Halit Refiğ'in dikkatini çekti. Askerliğini bitirdikten sonra Adana ve civarında doktorluk yaptı. 1963 yılında Artist dergisinin yarışmasında birinci oldu. Bir süre iş arayan Cüneyt Arkın, 1963'te Halit Refiğ'in teklifiyle sinema oyunculuğuna başladı ve 2 yıl içinde en az 30 film çevirdi.

Türkiye'de ilk menajer ile çalışan sanatçı kendisidir.

1964 yılında oynadığı Gurbet Kuşları filminin finalindeki kavga sahnesi, Arkın'ın kariyerinde bir kırılma noktası oldu. Bir süre daha duygusal-romantik jön karakterlerini canlandırdıktan sonra yine Halit Refiğ'in önerisiyle aksiyon filmlerine yöneldi. Bu dönemde İstanbul'a gelen Medrano Sirki'nde altı ay süreyle akrobasi eğitimi aldı. Burada öğrendiklerini Malkoçoğlu ve Battalgazi serilerinde beyaz perdeye aktararak, Türk sinemasına daha önce hiç örneği olmayan bir tarz getirdi. Kısa sürede avantür filmlerin en aranan oyuncusu haline geldi. Romantik jön filmlerle başladığı sinema yaşantısını hareketli filmlerle sürdürse de hemen her karakter role de can verdi. Kariyeri boyunca westernden komediye, macera filmlerinden toplumsal filmlere değişik türlerde filmler çekti. Özellikle Maden (1978) ve Vatandaş Rıza (1979) filmleri, Cüneyt Arkın'ın kariyerinde özel bir yer kaplar.

12 Mart dönemi sırasında, 4. Altın Koza Film Festivali'nde (1972) jürinin ilk oylamasında Yılmaz Güney'i Baba filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu seçilmesine rağmen daha sonra siyasi baskılarla Yılmaz Güney'in yerine, ilk oylamada Yaralı Kurt filmindeki performansıyla ikinci olan Cüneyt Arkın'ı en iyi erkek oyuncu seçti. Bu karara tepki gösteren Arkın ödülü reddetti.

Cüneyt Arkın sinemasına ayrı bir renk getiren, yönetmenliğini Çetin İnanç'ın yaptığı 1982 tarihli Dünyayı Kurtaran Adam zamanla bir kült film haline geldi. 1980'li yıllarda Ölüm Savaşçısı, Kavga, Sürgündeki Adam ve İki Başlı Dev gibi aksiyon filmlerinden sonra, 1990'lı yıllarda da polisiye dizilere yöneldi.

Çok sevdiği ve uğruna felç kalma tehlikesi geçirdiği filmleri için sirklere gidip dersler aldı.Medrano Sirki’nde bir yıl geceleri çalışıp at numaraları öğrendi, altı yıl karate çalıştı. Siyah kuşak sahibi.Her filminde mutlaka dublaj olmasına rağmen çok azında dublör kullandı.


Türkan Şoray'ın  sinema hayatında özel bir yeri var tabii. Onunla anısını şöyle anlatıyor:

“SAKIN TÜRKAN’IN GÖZLERİNE BAKMA, ÖLÜRSÜN” DEDİLER

* Filmlerde Türkan Şoray’la unutulmaz bir ikili oluşturmuştunuz...
- Onunla ilk filmimi çekerken “Sakın gözlerine bakma ölürsün” dediler. Kim gencecik yaşta ölmek ister ki? Karşılıklı ilk sahnemizde bu lafı çıkaramıyorum aklımdan. Kulaklarına, alnına, çenesine falan bakıyordum hep repliklerimi söylerken. Türkan nezaketten susuyor ama ben bir türlü istenen oyunculuğu veremiyordum. Sonunda “Ölürsem öleyim” diye isyan ettim ve baktım gözlerine.
* Şimşekler çaktı mı?
- Gözler göz değil gözistandı, memleket türküsüydü. Türkan o kadar alçakgönüllüdür ki, çocuk gibi darılır, çocuk gibi sevinir. Çok büyük aşk filmleri çektik birlikte. Genç kadınlar, delikanlılar özel hayatlarında bizim gibi sevip, bizim gibi aşık oluyorlardı.
* Şoray kanunlarının geçerli olduğu günlerden bahsediyorsunuz.
- Tabii... Türkan öpüşmezdi. Bir gün köyde film çekiyorum. Delikanlının biri yaklaştı yanıma, “Cüneyt Abi bütün filmlerini seyrettik, Türkan Şoray’dan 20’ye yakın çocuğun oldu. Bir kere bile öpmeden nereden çıktı bu kadar çocuk?” demez mi!


Cüneyt Arkın, at binmede ve karatede uzman sporcu unvanına sahiptir.Oyunculuğun yanı sıra televizyon izlenceleri sunmuş ve kısa bir süre gazetelerde sağlıkla ilgili köşe yazarlığı da yapmıştır. 2009 yılında omurgasındaki sinir sıkışmasından dolayı yaklaşık üç ay hastanede tedavi gördü.


Özel hayatı


Cüneyt Arkın ilk evliliğini 1964 yılında kendisi gibi doktor olan Güler Mocan ile yaptı. 1966 yılında kızları Filiz doğdu. 1968 yılında boşandıktan bir yıl sonra Betül (Işıl) Cüreklibatur ile evlenen Cüneyt Arkın'ın,bu evlilikten de Kaan ve Murat adlarında iki çocuğu vardır. Kızı bir şirkette genel müdürlük yapan Arkın'ın oğullarından Murat da dizilerde oyunculuk yapmaktadır. Bir dönem alkolizm tedavisi görmüş olan Arkın, alkol, uyuşturucu ve gençliğin sorunları konulu sayısız konferans vermiş, bunlarla ilgili teşekkür beratları ve onur ödülleri almıştır.

Siyasi yaşamı


Türk milliyetçisi kimliğiyle bilinen Cüneyt Arkın 2002 Genel Seçimlerinde Anavatan Partisi'nden Eskişehir milletvekili adayı olması için Mesut Yılmaz tarafından teklif götürüldü. Sonraki yıllarda ise İşçi Partisi adına düzenlenen ve bir grup bilim adamı, aydın ve sanatçının katıldığı "İşçi Partisi Hükümeti’nde Göreve Hazırız" kampanyasına katılarak, yeniden siyaset sahnesinde adını duyurdu.

Fark ettim ki   günün şarkısını belirleyip ona ithaf etmemişim. Gözlerine vurgun olduğu Türkan Şoray ile paylaştığı filmden geliyor günün şarkısı : Arım Balım Peteğim





25 Haziran 2022 Cumartesi

(Müptela'dan )Erişti Nevbahar Eyyamı Sözleri ve Öyküsü

Bıyıklı ve tatlı bi babiş

Tövbeler olsun, bu da müptelalığın bir başka şekli ki Allah şifa versin demeyeceğim, dedirtmem  vallahi 😅😅


Her şey ,  bıyıklı ve  dünya tatlısı  babişimle telefonda konuşurken  arka fonda  hayal meyal "çerağan" kelimesini duymamla başladı.

Şarkıyı hatırlamaktan ziyade hatırlar gibi oldum.

Sonra onu dinlemek istediğim ve şarkıyı açtım.

Sanırım 1 hafta oldu. 

Gecem gündüzüm bunu ve versiyonlarını dinlemekle geçiyor her boş anımda.

En çok Emel Sayın'ın o  eşsiz, şakıyan ve güçlü sesinden dinlemeyi sevdim bir de Cihat Aşkın'ın sunumu  çok güzel geldi. Her ikisini de sizin için  bu sayfaya koyacağım elbette...hatta belki daha fazlasını :-)

Resmi tıkladığınızda Emel Sayın ve Modern Folk Üçlüsü'nün o  eşsiz tınısı sizin olacak..


Emel Sayın, dinlemeye doyamadıklarımdan hemen her zaman. Onu bir kere görmüştüm, bir çekimimize gelmişti. Gözlerine bakıp kaybolmamak ne mümkün..baharın tüm ışıkları gülüşünde. Harika bir kadındı..şimdiki hali nasıldır bilmem, o hali ile kalsın aklımda.

Sizlerin bu günlerdeki  "dudak tiryakisi olmuş" şarkılarınız neler?

Bakındım, şarkının  muazzam da bir öyküsü var:


Makam: Nihavend

Bestekar: Arif Sami Toker

Güftekar: Nedim

Usül: Semai


Fotoğrafı tıkladığınıza Arif Sami Toker'in sesinden ve övünmek gibi olmasın ama eşimin ses kaydı yaptığı programdan şarkıyı dinleyebilirisniz.

Arif Sami Toker, 1950 yılında İstanbul Radyosu’nun açtığı imtihana girdi.  Şair Nedim’in yazmış olduğu güfteyi besteledi ve yıllarca bu eser radyolarda icra edildi. Bu şarkının bestelenişinin enteresan öyküsü olduğu söylenir.

 

Günlerden bir gün Arif Sami Toker, çalışmalarının tam orta yerinde tatlı bir uykuya dalmış elinde bu eserin notası ile kendini III. Ahmet’in huzurunda buluyor.

3. Ahmet

 

III. Ahmet devrin Şairi Nedim’e: “Nedim oku bakalım şu bahar Gazelini” der.

 

Şair Nedim

Daha sonra Arif’e döner: “Arif sen de şu bestelediğin Gazel’i oku da dinleyelim” der,

 

Arif Sami Toker de Ud’unu eline alarak şarkıyı icra eder. III. Ahmet her ikisine de iltifatlar yağdırırken, Arif Sami Toker rüyada bakar ki elinde bu eserin notası ve çalmak üzere hazır duran Ud’u. Üstat bu durumdan çok etkilenmiştir. Uyandığında hala rüyada olduğunu sanmaktadır. Güfteyi beyninde canlandırmaya başlamış ve uyanınca hemen notaya almaya başlamış. Rüya ile gelen beste oluşmuş. 

 

Erişti nev-bahar eyyâmı açıldı gül-i gülşen
Çerâğan vakti geldi, lâlezârın didesi ruşen

Çemenler döndü rûy-i yâre reng-i lâle vü gül’den

Çereğan vakti geldi, lâle-zârın didesi ruşen

 

Açıldı dilberin ruhsârı gibi lâleler güller

Yakıştı zülf-i hûbân veş zemine saçlı sümbüller

Nevâsâz olmada bin şevk ile aşüfte bülbüller

Çerâğan vakti geldi, lâle-zarın didesi ruşen

“Geldi ilkbaharın günleri açıldı gül bahçesinin gülleri

Şenlik zamanı geldi lale bahçesinin gözbebeği parladı

Yeşillikler döndü yarin kalbinde lale ve gülden

Şenlik zamanı geldi lale bahçesinin gözbebeği parladı

 

Güzelin gönlü lale ve gül gibi açıldı

Güzelin saçlarına yakıştığı gibi sümbüller zemine yakıştı

Bülbüller çıldırırcasına nağmeler verir

Şenlik zamanı geldi lale bahçesinin gözbebeği parladı”

 

Bahar neşenin. Sevincin ve coşkunun mevsimidir. Arif Sami Toker’in Nedim’e yakışır haşmette Nihavent makamında bestelediği şarkının hikâyesi oluyor. Çerağan donanma ve şenlik demektir. Lale bahçeleri onunla şenlenir demiş Nedim. Biz bu sırrı yeniden anlatabiliriz. Kaybettiğimiz Osmanlı genini yeni Türk lalelerinde yeniden sentezlenen gerçek bir İstanbullu olan Nedim’in şiirini usta Bestekâr Arif Sami Toker rüyasındaki ilhamla besteliyor. (Kaynak :https://www.musikiklavuzu.net/?/blog/sarki-sozleri/eristi-nevbahar-eyyami-acildi-gulu-gulsen-hikayesi-notasi-videosu)