25 Ekim 2023 Çarşamba

50 KURUŞ'UN PAHA BİÇİLMEZ DEĞERİ


 

Devlet adamı ya da tanınmış bir kişi olmaksızın, Cumhuriyet tarihimizde bir paraya resmi basılan ilk kişi, ilk kadındı.

Kalkık, biçimli bir burun, sivrice, küçük bir çene ve başında nefis bir Anadolu başlığı.. İsmi Sabiha idi..


Sabiha Tansuğ ..

Sabiha Tansuğ; (1 Ocak 1933, Yunanistan - 24 Ocak 2023, İzmirTürk etnologkoleksiyoner ve Türk kültürü araştırmacısıydı.Ailesi, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi sonrasında Batı Trakya'da kalmasına izin verilen Türk gruplarından biriydi. Çocukluğunu burada geçiren Tansuğ, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'ın Almanya tarafından işgal edilmesi sonucunda ailesiyle birlikte 1941'de Türkiye'ye göç etti. 24 Ocak 2023 tarihinde, tedavi görmekte olduğu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde hayatını kaybetti. 

Çocukluğu Ege’nin şirin ilçelerinde geçti. İlkokul birinci sınıfta, 23 Nisan töreni için annesinin giydirdiği ‘eğribaş’ adlı gelin başlığı aklını başından aldı.

Göztepe Kız Sanat Enstitüsü‘nde okurken şapkalar yapıp satar, Kemeraltı’nda satılan taş kuklalara Anadolu giysilerinden esinlenerek giysiler dikerdi.

1963’te çıktığı Avrupa gezisinde gördüğü kostüm müzelerinden çok etkilendi. “Tek bir Anadolu köyü kocaman müze olur” diye düşündü.
Tek Bir Anadolu Köyü Kocaman Müze Olur

1964’te İstanbul’daki Piyer Loti tepesinde eski Türk kahvelerine benzer şekilde bir dekorasyon çalışmasıyla Piyer Loti Kahvesi’ni açtı
O dönemde kahve, başta sanatçılar, gazeteciler, yazarlar olmak üzere tüm İstanbul’un adeta akınına uğradı. Öyle ki, bir gün önceden randevu verilmeye başlandı. 1965’te gazeteci Haluk Tansuğ ile evlendi. Bodrum’a giderken bindikleri otobüs Milas’ta bozuldu. Tamiratı beklerken çevreyi dolaşmaya başladılar.


Birinci sınıfta giyip unutamadığı “eğribaş” gelin başını burada bulunca deliye döndü. Başlığı 35 TL’ye satın aldı. O günden sonra değişik yörelerde gördüğü başlıkları alıp biriktirmeye başladı.
1968’de Galatasaray Yapı Kredi Bankası’nda “Anadolu Kadın Başlıkları” adlı ilk sergisini açtı.

O zamanki Darphane Müdürü Sait Tanaçan, “Bu başlıklardan biriyle fotoğrafınızı alıp madeni paralarımızdan birine basmak istiyorum. İzin verir misiniz?” deyince sevinerek kabul etti.

‘Ankara gelin başlığı’yla fotoğrafı çekildi. Karşılığında hiçbir talebinin olmayacağına ilişkin bir kağıt imzaladı.

O yıllarda çıkan demir 50 kuruşların üzerinde artık onun yüzü vardı. Böylece halk içerisinden madeni paraya resmi basılan ilk kişi oldu. Böyle bir şey dünyada ilkti!

Sergi, önce Japonya’ya sonra Paris’e götürüldü. Çok büyük ilgi ve beğeni topladı, hatta Japonya’da eşiyle birlikte İmparator nezdinde ağırlandı.

1974’te o güne dek topladığı başlıkların sergileneceği bir müze açılması için devlete başvurdu.

Zamanın Kültür Bakanı talebine şöyle karşılık verdi: “Tut bir kamyon, götür onları Topkapı’ya teslim et.” Bu benzersiz koleksiyona devletin ilgisi bu kadardı işte..

Oysa sergi bir yıldır Avrupa’da kent kent geziyordu. Dönemin siyasi hayatının tanınmış isimlerinden Fahrettin Kerim Gökay ile bir öğle yemeğinde buluştuklarında sözü yine müze arzusuna getirdi.

Gökay siyasi kulislerde dolaşan sözü kendisine naklettiğinde kahroldu. Yetkililer ‘Biz bir kadına mı kaldık’ demişlerdi. İki kitap ve 200’den fazla makale yazdığı suskunluk döneminde bir daha müze konusunu açmadı ama Şevket Süreyya Aydemir’in söylediklerini de hiç unutmadı: “Bu topraklarda deve dikeni yetişiyor, adam yetişmiyor, seni anlamazlar Sabiha kız.”

1980 yılına dek Anadolu başlıklarını toplamaya ve araştırmaya devam etti. Haziran 2007’de bu koleksiyonun en değerli 430 parçası hırsızlarca çalındı.

Sosyolojik ve antropolojik çalışmalara kaynaklık edecek bu eşsiz hazineyi gün ışığına çıkaramadan böyle talihsiz bir olayı yaşadığına çok üzüldü. Çocuğu dünyaya getirmiş ama kimseye gösterememişti.

2010 yılında İstanbul Kültür Başkenti seçildiğinde, oturduğu daireyi boşaltıp aynı cadde üzerinde kiraya çıktı. Burayı restore ederek sanatçıların ve dostlarının da yardımı ile modern bir müze haline getirdi. Mecidiyeköy Ortaklar Caddesi’ndeki bir apartman dairesinin 7. katındaki müze, randevu alınarak geziliyor. Müze, Sabiha Tansuğ Sanat ve Kültür Evi adı altında, haftanın her günü saat 10.00 ve 20.00 saatleri arasında hizmet verirken, özelinde İstanbul’un genelinde tüm ülkenin nanılması güç mücadele öykülerinden birini bağrında saklamaya devam ediyor.
Gencecik yaşında bir demir paraya yüzünün basılması belki de tesadüf değildi Sabiha Tansuğ’un.

Kültürümüzü koruyup yaşatmaya çalışan, karşılığında oluşturduğu eşsiz hazineyi gelecek kuşaklara aktarmaktan başka bir şey beklemeyen bir kişinin, daha da talihsiz olanı bir kadının, bu ülkede başına ne geldiyse onun başına daha fazlası gelmemiştir mutlaka..

“ En üzüldüğüm şey koleksiyonumun müzeye dönüştürülmemesi, bu birikimden kimsenin
haberdar olmayışı, bu kültürü dünyaya tanıtamamak, sosyolojik ve antropolojik çalışmalara kaynaklık edecek bu hazinenin gün ışığına çıkamayışı… Bundan büyük üzüntü mü olur? ”


* * * * * *

Paranın, kadının, sanatın, güzelliğin,estetiğin,anadolu hazinesinin..bize ait hiç bir şeyin değerinin olmadığı bugünden geçmişe selam olsun.!

16 Haziran 2023 Cuma

Şarkı Sözleri Öyküleri - 9



Ayşe Şule Bilgiç, yazar, senarist, oyuncu, yapımcı, sosyal girişimci ve disiplinlerarası iletişim uzmanı

Almula Merter'in yönettiği, Arzu Yanardağ, Ayşe Şube Bilgiç, Müge Oruçkaptan, Güner Özkul ve Pınar Ayar'ın rol aldığı Vajina Monologları 2003 yılında ortalığı hayli karıştırmıştı hatırlarsanız. Kadıköy kaymakamı , yasal olarak izni olan oyunun Kadıköy Halk Eğitim'de oynanmasına müsaade etmemiş, birileri de "Vajina demekte utanacak bişi yok o asıl Kaymakam adıyla uğraşsın " diye  kapağı yapıştırmıştı.



Eğlenceli yıllardı, bugünlerin de zeminleri oluşturulan yıllardı. Şimdi eğlenmiyor muyuz? Yaşananların yarattığı tiksinti eğlencenin boyunu aşsa da zeka ile üretilen espriler hala nirvanada bana göre.


Neyyse..Kıraç o yıllarda katıldığı Savaş AY programında bu oyundan bahsederek "bu oyunda  yer almaktan utanmıyor musunuz" demiş. Yobazlık boy boy..ummadığınız yerden fışkırarak çıkabiliyor. Ancak zeki bir kadın olan Ayşe Şube Bilgiç kavga etmek  yerine onaoyunu izleyip izlemediğini sormuş. İzlemediğini öğrenince de oyuna davet etmiş. Sonra Kıraç da onu konserine davet etmiş. 

Bu şekilde başlayan tanışıklık zamanla aşka dönüşmüş .Ancak Türkiye'nin izlediği programda Vajina Monologları'nı ayıp beyan etmekten beis görmeyen Kıraç aşkını itiraf etmekte utangaçmış. Bir türlü söyleyememiş. Bunun üzerine "Ayşem" şarkısını yazmış. Karşılıklı olduğu anlaşılan aşk evlilikle noktalanmış. İki de çocukları olmuş.
Çağrı Manas ve Elif Iraz isimlerini verdikleri çocukları ile yılın belirli dönemlerinde Beykoz’a bağlı Ali Bahadır Köyü’ndeki çiftliklerinde karavanda yaşıyorlar.

Şarkının öyküsüne az da magazin bilgisi kattım sanki bu sefer :)


Kıraç – Ayşe Şarkısının Sözleri

İtiraf ettim kendime, seviyormuşum meğer diye
Sonrada güldüm halime, çocuk musun oğlum diye
Meğer hep çocukmuşum büyümemişim kalmışım
Hiç farkına varmamışım daha sanki on beş yaşım
Ayşem ayşem ayşem gül ayşem güldür ayşem
Ayşem ayşem ayşem yolun ecelimdir ayşem
Ayşem ayşem ayşem gurbetten dönüşüm ayşem
Ayşem ayşem ayşem rüzgarım gönlüm gül ayşem

Ayşe mutlu biten bir masal, madalyonun güzel yüzü
Hem kontes hem köylü kızı, ah ne diyeyim peri kızı
Ben seni sevdim sen beni sevmesende olur
Zaten aşk budur
Ama yinede
Hadi neyse





14 Haziran 2023 Çarşamba

Affetmek

 Kimleri affetmedim ki diye düşündüm sabah işe yürürken.

Selin Ankara'ya gidiyor , 20'li yaşların tüm saçmalıkları ile mutlu ve o mutlu olduğu için ben çok mutlu.

Nehir..aman Allah çocuk üniversitenin ilk senesini bitirdi kaşım gözüm derken her şeye rağmen.  Eğitim olmasın diye uğraşan değerli yöneticilere rağmen eğittiğimiz çocuklarımız...

Selin'i yolcu etmeye tren istasyonuna gittim ve oradan da işe yürüdüm işte , onu anlatıyordum.


Yalan dolan beni işten attıranı affetmişim. (Bana zimmetli  master bantları saklamıştı, işten atılınca getirip masama bıraktı)



Senin eşine ben daha uygunum, ben onu daha mutlu ederim diyeni affetmmişim ( Allah günah yazmıyo ben ne diyeyim dedim sanırım bi şekilde )

Dostluğa ihanet edeni, vefasızlığın kitabını yazanı affetmişim.

Gezi nedeniyle işten çıkartıldığımda, onca emek verdiğim onca seneyi paylaştığım insanlar sırtını döndü ya korkudan...2 kişi hariçtir. Kendimi zorlaya zorlaya onları da affettim ama o iki kişiyi başıma taç ettim o ayrı mesele.

Kaza geçirip yatalak olduğumda evime gelen ve neyim var neyim yoksa çalıp giden " canımın yarısı" şahsı da affetim. Komiktir ben onu affettiğim için bana kızgın, o benle konuşmuyor

İftira atanı, yarı yolda bırakanı da affettim.



Annesinin yüksek makamını kullanıp, sadece bana duyduğu kıskançlıktan dolayı kızımın bursunu kestirip okuldan ayrılmasına neden olanı da affettim.

Liste uzar gider.

Kimi ya da neyi affedemez insan? Sınır ne bu konuda?

Hiç bilmiyorum.

Ama onu affedemiyorum. Affedeceğimi de sanmıyorum.

İnsan kardeşini bırakıp gider mi?


tıklayın fotoğrafa, çalsın bizim şarkımız


12 Haziran 2023 Pazartesi

Mayıs Romanları

Okumayı nasıl  bana nasıl sevdirdilerse çocuklarıma da öyle sevdirmişim çok şükür.

Selin de Nehir de ilk kelimeleri söktüklerinden beri  güzel seçer güzel okurlar. Bu beni hep mutlu etmiştir.


Mayıs ayında  seçimler nedeniyle sosyal medyadan uzak durma ve ruhumu benliğimi kurtarma kararı aldım. Halen sürdürüyorum bunu, günde bir kez twittera bakıyorum ya da onu da yapmıyorum. Bu, başını kuma gömme değil - arınma ve toparlanma süreci diyebiliriz. Bu kadar aptal ve kötü insanın var olması  "en tepeden en dibe" kabul etmek lazım ki yorucu.

Ben de en eski ve en iyi dostlara verdim ağırlığı.. Mayıs 19 sonrası  okuduğum kitaplar ve alıntıları sizinle paylaşayım bugün.

En fazla Rahibe 'yi sevdim diyebilirim. Din ve insan..yüzyıllardır değişen bir şey yok. Abartısız ve acımasız bir kitaptı. Diderot'u da ilk defa okudum böylece , dilini de çok sevdim diye de kısa bir özet geçeyim.

RAHİBE - Denis Diderot


İşte dünyadan el etek çekmenin sonucu. İnsan , toplum yaşamı için yaratılmıştır. Onu öteki insanlardan ayırın, yalnız bırakın, kafası karışmaya, karakteri bozulmaya başlar, kalbinde binlerce saçma sapan duygu belirir, kafasında boş bir tablodaki gibi acaip düşünceler filizlenir. Bir adamı ormanda bırakın yabani olur, bir manastırda ise gereksinme düşüncesi, kölelik düşüncesi ile birleşerek insanı daha kötüleştirir. Ormandan çıkılır manastırdan çıkılmaz ; ormandaki adam özgürdür, manastırdaki ise köle. Yalnızlığa katlanmak için, sefalete katlanmaktan daha büyük ruh kuvveti gerekir herhalde.

Öyle uğursuz bilgiler vardır ki , benliğini yitirmeden bunları elde edemezsiniz.


AŞIK ŞEYTAN - Jaques Cazotte

Ne var ki insan başka zevkler istiyor. İnsan , içindeki kaygılar yüzünden daha büyük bir mutluluk ihtimalini  göremediği durumda elindeki mutluluğun kıymetini bilemiyor.


CARMEN - Prosper Mérimée


Mañana Será Otro Día ....Yarın yeni bir gün doğar (İspanyol Atasözü)


Chuquel sos pirela , cocal terela....Yürüyen köpek  kemiğini bulur ( Çingene Atasözü)


Köpek ile  kurt uzun süre iyi geçinemez.


Şeytanla karşılaştın evet şeytanla. Şeytan her zaman siyah değildir.


Me dices vriarda de jorpay, bus ne sino braco...Yün giyiyor olabilirim ama koyun değilim (Çingene Atasözü)


Sarapia sat pesquital ne punzava....Mutlu uyuz fazla kaşınmaz (Çingene Atasözü)


Chismar lachinguel...Cücenin yiğitliği uzağa tükürmektir (Çingene Atasözü)


Kimsenin talip olmadığı kadın iffetlidir.


En rutidi panda nasti abela macha....Kapalı ağza sinek girmez 


MAİ VE SİYAH - Halid Ziya Uşaklıgil

Bir kadın bir kere uçurumdan yuvarlanmaya başladı mı artık düşüşüne son verecek nokta yoktur, ne kadar aşağı düşerse düşülecek yerler o kadar çoğalır.


KÖYDE BİR AY  - Ivan Sergeyeviç Turgenyev



Başkasının ruhu karanlık bir orman gibidir derler.


Dostların olmasa kime sitem edebilirsin.


Doğa, hayal ettiğinizden çok daha sade hatta kabadır, çünkü şükürler olsun sağlığı yerindedir.


Souvent femme varie...kadın sık sık değişir.


Beim için bugün de dündür.

11 Haziran 2023 Pazar

52-Ordu/Ekim Zamanı

 

1987 Üniversite İlk Yıl

Kaç evresi var hayatın, bu kez neresindeyiz bilmiyorum.

Daha bana ait seçimler ve yollar sanki..şaşkın şaşkın bunu görüyorum.

Geçenlerde doğrum günümdü.

Bahsetmişimdir, iflah olmaz bir ikizlerim ben. Doğum günlerim ritüellerle dolu bir ayin adeta.

Bir kere herkesle kutlamam, herkesin kutlamasına da izin vermem.  Ne biri mecburiyetten,adetten bana sarılıp mutluymuş gibi görünsün ne ben  mecburen karşılık vereyim. Yaşam bu kadar kutsal bu kadar güzelken başlangıcı kutladığın gün nasıl böyle kirletilir?

Çocuklarım beni aldı yemeğe götürdüler. Onlar ısmarlayacakmış. Bu,  çocuklarımın elinden  ekmek yediğim ilk gün oldu. Gözleirndeki ışıltı, annelerine yaptıkları eşsiz sürprizden aldıkları hazzın yanacıklarına verdikleri tatlı pembelik başka kimsenin ya da başka hiç bir şeyin  sağlayamayacağı kadar mutlu etti beni. Kalbimdeki haz, avucumda tutabileceğim kadar yoğun ve somuttu.

52 oldum. Her yaşımda hangi ilin plakası diye bakıp kendimle eğlenmeyi adet edindim. Ordu'ya hoşgeldim .Hoşçakal Niğde.



Bir ara  arkadaşlarım iş hayatından başka bir şey konuşmaz olmuştu, bir ara arkadaşlarım evlilikler ve sorunlarını konuşmaya başlayınca flört muhabbetinin abartılı  saçmalıklarını özleyeceğim günlere geldiğimi anladım. Bir ara arkadaşlarım hamilelik ve bebek muhabbetine başladı. Sonra okul , terfi  filan. "Bensiz maça filan gidemez aaaaa evlendik biz her yere birlikte gideceğiz" gibi bana saçma gelen evlilik krizlerindense bebeklerimizi  konuşma dönemini çok sevdim. Yok gliserinli sabun ile mi yıkasak yok  organik bezelyeyi aldım haşladım'lar filan...paletim renklerle dolmuştu ve her gün yeni bir resim yapıyorum. Bebeklerim olmasını, hayatın o dönemini  her günü ile çok sevdim.



Sonra o  - bu - şu derken şimdi emeklilik, emeklilik sonrası iş hayatı ya da yapılacaklar hatta çocukları evlendirmekten konuşanlarla doldu her yeri dostluk localarımın. Kendimi yalnız hissettim. Sanki güle oynaya güneşli bir patikada koştururken birden yol arkadaşlarım serin gölge diye ağaçların altına atıyor kendini.  Uzayıp giden o neşeli patikaya bakıyorum ve yola devam etmek istediğimi düşünüyorum.



Şu son seçimden beri sosyal medyaya girmiyorum. Zamanımı ve enerjimi "yalana" yeterinden fazla ayırdım. Gerçekten bir arınma süreci gibi bir şey . Herhangi bir siyasi parti ya da şahsın adını duymak, haberdar olmak istemiyorum. Bünye kaldırmıyor. İçimdeki sakin hanımefendi yerini ağzı sinkaflı küfür dolu bir sosyopata bırakıyor. Her ne kadar o küfürler, tüm o siyasilerin hak ettikleri içeriği kapsasa da  ben böyle biri olmayı, suyumu kirletmeyi hak etmiyorum. Dönüştüğüm kişi..inanılmaz oluyor hehehe :-)




Yaşamın bu döneminde , yaşanan yıllar içinde isteyerek ya da istemeyerek ardında bıraktığınız bir çok kişiyi ve şeyi düşünüyorsunuz. Kimi fırtına bora ..yanınızda kalıyor, kimi " "namaz kılmayın"  yazıyor ayette" diyenler gibi yarısını duydukları cümlelerin tamamını öğrenmeye niyet bile etmeden çekip gitmiş hayatınızdan.Düşünüyor, hatırlıyor, bir daha  düşünüyorsunuz. Affetmeyi her gün yeniden deniyorsunuz.


Ebeveynlerinin cenazelerinde rastlaştığınız eski dostlarınızın, nikahına katılıp kırkırdadığınız o  gencecik insanların sakallarındaki beyazlara, Adalarda koştur koştur gezdiğiniz dostlarınızın  MS oluşundan haberdar olmadığınız için yürüyüşündeki  bozukluğa, "sıfır beden oldum" diye hava atan arkadaşınızın şimdi sarkan göbeğini  gizleyen kocaman bluza...es verdiğiniz her  dostluğun yeni resmedilmiş haline şaşkın,ürkek,sevecen bakakalıyorsunuz. 



Sonra yürürken bir vitrin camında "alışkın" gözle bakmayı bir kenara bırakıp kendinizi seyrediyorsunuz. 




Göbek,saçlar vs önemli değil de gözlerde o muzır bakış var ya..gülüşü ile ışıltısını kaybetmemeli insan. Sevecen bir kabullenişle gülümsüyorum yansımama..her şey yolunda.


Kırmızı hala en sevdiğim renk mavi eğer elimin altında yeşil de gözümün önünde ise.


Ektiklerini biçme yılları.

Hala ekecek vakit varken fark ettiğime şükür :)

2 Haziran 2023 Cuma

21 Mart 2023 Salı

Singing In The Rain - Singing In The Rain (Gene Kelly)


I’m singing in the rain
– Yağmurda şarkı söylüyorum
Yes, singing in the rain
– Evet, yağmurda şarkı söylemek
What a glorious feeling
– Ne muhteşem bir duygu
And I’m happy again
– Ve yine mutluyum

I’m laughing at clouds
– Bulutlara gülüyorum
So dark up above
– Yukarıda çok karanlık
The sun’s in my heart
– Güneş kalbimde
And I’m ready for love
– Ve ben aşk için hazırım

Let the stormy clouds chase
– Fırtınalı bulutların kovalamasına izin ver
Everyone from the place
– Bu yerden herkes
Come on with the rain
– Hadi yağmur yağsın
I have a smile on my face
– Yüzümde bir gülümseme var

I walk down the lane
– Şeritte yürüyorum
With a happy refrain
– Mutlu bir kaçınma ile
Just singin’, singin’ in the rain
– Sadece şarkı söylüyorum, yağmurda şarkı söylüyorum

Dancing in the rain, da-da-dada
– Yağmurda dans, da-da-dada

I’m happy again
– Yine mutluyum

I’m singing and dancing in the rain
– Yağmurda şarkı söylüyorum ve dans ediyorum

I’m dancing and singing in the rain
– Yağmurda dans ediyorum ve şarkı söylüyorum