21 Haziran 2016 Salı

Araf


Okullar kapandı, kimi iş yerlerinde akış yön değiştirdi ve anneler göçmen kuşlar gibi her mevsimin şartlarında yeni koşturmacalar içinde kendini kaybetti.

Cuma, yetiştirmem gereken raporlar veriler ve bilumumlar içinde (kliması bozuk olmasına rağmen sevgiyle bağrıma bastığım büromda) debelenip bismillah deyip nefes bile almaksızın gün sonunda Üsküdar'a koşturdum. Nehir'im karne almıştı babası onu okuldan almıştı, karınları tok sırtları pek zamanları ise pek dardı. Çocuklarımı alıp  otobüs servisine koşturdum. Üsküdar'dan Dudullu'ya servis ile gittik, oradan da Kumla otobüsünün serin koltuklarında dinlenmeye bıraktık kendimizi.

Ne yapsam ne etsem de çocuklarımın artık ergen-kendi başıma takılacam keyiflerini bozmadan şu yolu  geçirsem diye düşündüm ;çünkü ben yaşadığım her anı ve yaşadıkları her anı kutsal bir törenmişcesine yad ederek hatta resimlerle belgeleyerek, ekmekle dibini kazıyarak yaşayan annelerdenim.

Ama şimdi onlar büyüdü. Zamana saygı duymak lazım.

Baktım otobüsteki müzik-oyun-film seçenekli minik ekranlara takılıyorlar ve pek bi önemli iş yapar havalarındalar. Bir süre onları ve yolu seyredip "gidebilmenin" mutluluğu ile oyalandım sonra onlara uydum.

Filmlere baktım,çok beni çeken bişi yok. Oyunlara baktım..sarmadı. Kitap okuyayım dedim..havamda değilim. Yeniden yola baktım.

Selin ve Nehir küçükken valizlerini hazırlardım. Otobüste üşümesinler diye  mor çiçekli kocaman bir örtüm vardı sırt çantamda hazır duran. İlk Kumla yolculuğunda karnımda,sonra kucağımda,sonra yanımda olan çocuklarımın benden ayrı kendi koltuklarında yanyana oturuşlarını ve benim onlara hem özlem hem takdirle bakışımı düşündüm. 

Başka birinin kölesi olma özgürlüğü öyle kolay anlaşılır bişi değil. Anneler bilir.

Yolları , yeşillikleri seyredip gözlerimin dinlenmesine ve hatırlamasına izin verdim.

Yeniden filmlere göz attım.



Araf diye bir filmi gözüme kestirdim. Hem yönetmen kadın diye hem de Özcan Deniz var diye. Onun ilginç seçimleri oluyor senaryolarda her zaman.

AQ ile başlayan filmi küfür sevmezliğim nedeni ile hemen kapatacakken  "dumanlı kentin puslu çocukları"  beni içine aldı.

Asla neşeli  bir film değil. Kırmızı  kamyon ve bulunduğu yerden kurtulma umudu ile kırmızı kamyonu bekleyen suskun kız Selvi Boylum Al Yazmalım'ı  düşündürdü bana. Feribota bindik, film kesildi . Çıktık martıları denizi rüzgarı  aldık, geleneksel köy ekmeğinden tost limonata sefamızı yaptık,saçlarımızın karmakarışık olmasına izin verip neşelendik ve kıyı görününce yeniden otobüse koşturduk.

Hemen filmi açtım.


Neslihan Atagül acaip hoşuma gitti. Gerçek hayattaki yüz ifadesini merak ettim. Filmi seçtiğime memnun olarak izlemeye devam ettim  ama Kumla'ya geldiğimizde film henüz bitmemişti.

Kumla'ya indik, çocuklar serildi ya da siteye arkadaşlarını bulmaya koşturdu ben perdeleri soküp hızla temizliğe başladım. gece yarısına kadar sürdü temizlik. Nevresimler, tabaklar, raflar, dolaplar, kilimler...her şey yeniden yıkandı ve temizlendi.

Sabah nerde yattığım bir yana dursun kim olduğumu bile hatırlamıyordum.

Ama zil çaldığında kalbimin sevinçle çarpmasına neden olacak kadar "bilmesem de yaşayacağım" kadar içime işlemişti sevinç.

Koştum kapıyı açtım ve annemin boynuna atladım.

Oooo benim yosun yeşili gözlü sultanımmış,tatlımmış,kokusu cennetimmişşşş
Ah babişim de gelmiş yüzyılların gelmiş geçmiş en yakışıklı babası, teni ilacım sesi -nefesi şükür sebebimmişşşş







Oy oy oy..ablamın oğulları,abimin kızı gelmiş;kanım kanına kavuştuğu içi coşkun akan dere misali  akmış kalbim ne yapacağını  şaşırmış.

Bağrıma bastım  mutluluğu.

4'ü  büyük 6 çocuk ve 3 yetişkin olunca hem yemek pişirmek  bir alem ; ne yapsanız bir öğünde gidiyor hem  sofralar inanılmaz neşeli .  Ev de öyle yayla gibi bir ev değil aslında ama gönlünüze sığdırdığınız herkesi eve de sığdırıyorsunuz kolaylıkla . Alışverişti yemekti  dipti köşeydi .. haftasonu geçiverdi.


Pazar  akşamı Selin ile ben döndük.
Ben otobüse biner binmez yeniden filmi açtım.


Eve geldiğimin ertesi günü de filmi bölünmeden yeniden izledim.

Öyküsünü anlatmayayım,zaten internette kolayca bulabileceğiniz bir bilgi bu  şayet bulmak isterseniz. Ben, oyuncuları,verdiği mesajı,anlatımını çok sevdim.

Azıcık ben vardım,benden bişiler vardı  o filmde ama neresinde bilmiyorum.

Temmuz ayında izne çıkma umudum var.

Beklentiler, umut,özlemek ve özlenmek hayatta eften püften sayılmayacak  lüksler.

Bugün çok güzel bir gün.
Her anına şükrolsun.


YönetmenYeşim Ustaoğlu
YapımcıYeşim Ustaoğlu
Serkan Çakarer
Catherine Dussart
Michael Weber
SenaristYeşim Ustaoğlu
OyuncularNeslihan Atagül
Barış Hacıhan
Özcan Deniz
MüzikBruno Tarriére
Görüntü yönetmeniMichael Hammon
DağıtıcıThe Match Factory
TürüDram
Yapım yılı2012
Çıkış tarih(ler)i21 Eylül 2012  Türkiye [1]
Süre124 dk.

14 Haziran 2016 Salı

Yalan


Yalan söylemek kolaydı.
Aklım hızlı çalışır, ağzım iyi laf yapardı.
Hatta eğlenceliydi bile diyebilirim.
Sorunsuz dertsiz bir hayat, arkadaşların arasında makbul kişi, annenin kurallarına aldırmak zorunda olmayan özgür ergen oluyordun.
Öyle böyle düz yalan değil ha..dantel gibi işliyordum her yalanı.


Sonra annem, kapadı kilitledi ona açılan yalan kapısını.
Asla beni yakalayamaz diye keyifle gezinirken  kendime ait dünyamın zenginliğinde "sana güveniyorum" deyiverdi.
Hatta daha da kötüsü ..gerçekten güvendi.
16 yaşında üniversiteyi kazanınca ben, tüm dünyayı karşısına almak pahasına beni tek başıma İstanbul'a yolladı okumaya. O uçarı sınır tanımaz halimi hiç bilmezmişcesine gözlerimin içine baktı, "yapılır mı hiç olur mu" diyen herkese sırtını dönüp kendini onlarla benim arama duvar etti ve "ben kızıma güveniyorum" dedi.

Nasıl aldatırdım onu artık.
Bir daha yalan söyleyemedim, yalan söyleyemeyince onu üzecek ya da kurallarını yıkacak bir şey de yapamadım.


Hiç unutmam, her neyse zoru dayım annemi arayıp "yurda gittim gece vakti Kadriye yoktu, odasına birini yolladım o gece gelmemiş" demişti. NŞA ortalığı ayağa kaldırıp benim hayatımı  karalara çalacak bu ithama karşılık annem sakince "yapsa bana söylerdi, Kadriye'ye güveniyorum" deyivermişti. 

Ah ne kapak olmuştu dayıma, halen zevkle anıyorum olayı.

Yalanın kapısı böyle kapatılırmış meğer!

Yetişkin hayatımda yalan ,ilk gençlik yıllarındaki kadar değilse de yer bulan bir şeydi. Ufaktı tefekti,beyazdı pembeydi ama vardı. Dik yokuşları çıkmak yerine kenardan dolaşmamı sağlıyordu.

Sonra takvim yaprağında o yazıyı gördüm.

"Siz" diyordu "asıl korkmanız gerekenden korkmaz yalan söylersiniz"
Klasik tepkim "ne diyo len buuu" oldu.
Sonra anladım.
Asıl sakınılması gereken Allah iken, sevgisini muhafaza edip öfkesinden kaçınmak gereken Allah iken Ayşe Fatma, Ahmet Mehmet'in sevgisi veya korkusu nedeniyle yalan söylüyordum .
Güldüm körlüğüme.
Sonra bir daha hiç alan söylemedim...değil tabii nihayetinde etten kemikten insanım bazen  ama çok çok çok çok bazen ve kesinlikle minnacık yalan söylediğim olmuştur ama gerçekten onca yılın alışkanlığını bir yana koydum ve canım yansa da kaybetsem de üzülsem de korksam da doğruyu söyledim.

Sanırım,Nehir'in dediği gibi "doğruyu söylemeden ama yalan da söylemeden" konuşmayı öğrendim bu süreçte.

Misal, Nehir oyalandığı için , kahvaltı keyfi yaptığı için okula geç kaldı.
"Anne bana yalan söylemeden ama  öğretmenimin de kızmayacağı şekilde ne diyebilirim" diye  sorar mesela.
"Öğretmenine doğruyu söyle ve gecikmenin, annen ile senin güne başlama zamanlamanızın bu sabahki öncelik uyuşmazlığından kaynaklandığını söyle" diyebilirim mesela.

Hesse'in Demian'ında mıydı? İnsan en çok kendinde olana kızar diyordu. Birinde en çok kızdığınız şeyin aslında sizin içinizde olan olduğundan bahsediyordu.


Affetmediğim 1-2 şeyden biri ama ilkidir yalan.
Hoşgörü sınırı ummanı aşmış birine yani bendenize söylenen yalanı asla affetmedim.
İş yerinde de sıkça yinelediğim bir şeydir sakın yalan söylemeyin, affedemem diye.

Çocuklarıma da doğruyu söyleyip dürüst yaşayacak kadar güçlü olmalarını salık veriyorum ve onlara sıkça "size güveniyorum" sözcüklerini yineliyorum.

Sizin başkasında en kızdığınız şey ne sorusu, kendinizle dürüstçe yüzleşmeye hazır mısınız sorusu ile eş değer.

Sevgiyle Kalın...

10 Haziran 2016 Cuma

Ederlezi: Time of the Gypsies - Goran Bregović, Emir Kusturica





Ederlezi

Kızların ağıtlar düzerken bosna yaylalarında,
Acıya bulanmıştı şenlikleri,
Ederlezi yine gelmişti her sene geldiği gibi,
Ne bilsin burada yetim kızlar var
Bu sene ederlezi babasız kalmıştı
Yetim kızların yürekleriydi gelen.
Sarı saçları mavi gözleriyle,
Gökyüzü bile özenirdi güzelliklerine,
Deniz utanırdı mavisinden,
Cenazelere uğurlanmıştı ederlezi,
Şurada yatan kefensiz, babalarımızdı
Boşnak kızları goran’ın,
Yetimdi sarıları, yetimdi mavileri.
Ah ederlezi, niye geldin bu sene
Bilmez misin, buradaki kızlar yetim
Şurada yatan babalarımızdı, kefensiz
Yaslar bağladı sarı saçlarımız
Babasızdı mavi gözlerimiz
Ve goran, haykır yine bosna dağlarına
Ederlezi kızlarım, ederlezi
****

Ederlezi

Same amala oro kelena
Oro kelena dive kerena
Sa o roma
Sa o roma, babo, babo
Sa o roma, o daje
Sa o roma, babo, babo
Ej, ederlezi
Sa o roma, daje
(amaro dive
Amaro dive, ederlezi
Ej… ah… )
Same amala oro kelena
Oro kelena dive kerena
Sa o roma
Sa o roma, babo, babo
Sa o roma, o daje
Sa o roma, babo, babo
Ej, ederlezi
Sa o roma, daje
Sa o roma babo, e bakren cinen.
A me coro, dural besava.
A a daje, amaro dive.
Amaro dive erdelezi.
Ediwado babo, amenge bakro.
Sa o roma, babo. e bakren cinen.
Eeee…j, sa o roma, babo babo, sa o roma daje.
Sa o roma, babo babo, erdelezi. erdelezi, sa o roma daje.
Eeee… sa o roma, babo babo, sa o roma daje. sa o roma, babo babo, eeee…
Erdelezi, erdelezi.
Sa o roma daje
Ederlezi goran,ederlezi

9 Haziran 2016 Perşembe

45'lik Plak


Hiç bu kadar ne istediğimi, ne istemediğimi, neyden yorulduğumu,neye susadığımı bildiğim bir yaşım olmamıştı.


Hayallerim vardı. umutlarım hep arka cebimde, eksildikçe artan.
Aşk ,barışık olduğum bir renkti hayatımda.
Kızdıklarım, kırıldıklarım....




Ama hiç bu kadar net değildi benim için sözcükleri. Anlatımlar yalın, paragraflar kısa.

Kırılganlığımı gördüm aynada.
Sakınganlığımın sebebini


Bir kendim vardı dünyada affedemediğim
45 yaşımda tüm hatalarım ve sebep olduklarım için kendimi de affettim.


Sevdim seni 45. yaşım. 44'e merhaba diyordum ki sen geldin .

Aklımda çocukluğumdan dizeler... hoşgeldim



Yedim sırlı elmayı, 

Gördüm gizli dünyayı. 

Gündüz oldu, geceler; 
Ak sakallı cüceler, 

Korkunç devler hortladı, 
Cinler, cirit oynadı. 

Kesik başlar yürürdü, 
Saçlarını sürürdü.

Bir de baktım, melekler, 
Başlarında çiçekler. 

Devlere el bağlıyor, 
Gizli gizli ağlıyor. 

Kılıcımı çıkardım, 
Perileri kurtardım. 

Kurtardığım periler, 
Adım adım geriler, 

Kanadını açardı, 
Selam verir, kaçardı. 

Az, uz gittim, dolaştım, 
Altın Köşke ulaştım. 

Bir kapısı açıktı, 
Öteki kapanıktı. 

Kapalıyı açarak, 
Açığa vurdum kapak. 

At önünde et vardı, 
İt, ot yemez ağlardı; 

Otu ata yedirdim, 
Eti ite yedirdim. 

3 Haziran 2016 Cuma

Mavi Liman - NHR



Mavi Liman

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan. 
Seyir defterini başkası yazsın. 
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman. 
Beni o limana çıkaramazsın...

Nazım Hikmet Ran


2 Haziran 2016 Perşembe

Haydarpaşa Kitap Günleri

Dün Kadıköy Belediyesi'nin Haydarpaşa'da düzenlediği "8.Kitap  Günleri"ndeydim. Ne zamandır böyle neşeli hissetmemişim kendimi. Her yer kitap, her yer okumak isteyen insanlar, her yer gülümseyen yüzler ile doluydu. Bir de üstüne Selim İleri ile tanımadım mı?Bir de hem çocuklarıma  hem kendime 3 ayrı kitap imza almadım mı?

E daha ne olsun?




Değmeyin keyfime.

Haydarpaşa'nın bugünkü hali üzüyor insanı. Ne zamandır gözleri o arazide ne uzun zamandır sinsi sessiz planlar yapılıyor biliyorum. Türkiye'nin en kıymetli yeri oralar. Bir çok kamu arazisi hem de İstanbul'un ennnn kıymetli yerinde. Haydarpaşa-Selimiye Orduevi-Marmara Üniversitesi Kampüsü-Karacaahmet....ağzı sulandırıcı geliyor olmalı kimilerine.

O trenlere bakıp  hüzne boğulmamak mümkün değil. Çocuklar gibi resim çekindik durduk arkadaşlarımla. Belediye, vagonların içini de okuma alanı olarak değerlendirmiş. Bayıldım fikre.

Bugün yine gideceğim.
Kitap kokusunu özlemişim yoğun

Etkinlik programı için:

http://www.kadikoy.bel.tr/documents/file/1_Kitap%20gunleri_brosur.pdf

ve ayrıca benim çok hoşuma giden kısım :

HAYDARPAŞA’DAN ANADOLU’YA KİTAP KAMPANYASI
8. Kitap Günlerinin bir başka önemi ise, önemli bir sosyal sorumluluk projesine imza atıyor olması. Kitap günlerine katılacak olan her yayınevi okul ve kütüphaneler için en az 100 kitap bağışlayacak. Bağışlanan kitaplar Kadıköy Belediyesi ve Gönüllüleri koordinasyonuyla 5 Haziran günü Anadolunun çeşitli okul ve kütüphanelerine gönderilmek üzere yola çıkarılacak.

















29 Mayıs 2016 Pazar

Ne İstanbul'u Ne Kutlaması?





























İstanbul'un fethinin kutlamasıymış

Yüz lazım adama ama ne gezer !!!



Fatih İstanbul'u alıp, Ayasofya önüne geldiği zaman derinden derine bir inilti işitti.Sesin geldiği tarafa bir adam gönderdi.Hali perişan bir keşiş getirtiler.Huzura çıkartılar,''Niçin hapsedildin'' diye sordular.Kuşatma hazırlıkları sırasında Bizans imparatoru Kostantin'in kendisini çağırp ''İstanbul'u Türklerin alıp alamayacağını '' bildirmek içn remil atmasını söylediğini, remilde İstanbul'un Türklerin eline geçeceğini bildirmesi üzerine Kostantin'in kızarak onu zindana attırdığını söyledi.
Bunun üzerine Fatih'de İstanbul'un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil atmasını ve doğruyu söylerse mükafatlandıracağını bildirdi.
Keşiş remil attı ve şöyle dedi;
Bunun üzerine Fatih'de İstanbul'un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil atmasını ve doğruyu söylerse mükafatlandıracağını bildirdi. 
Keşiş remil attı ve şöyle dedi; 
''İstanbul Türklerin elinden harp ve darp ile çıkmayacak ancak öyle bir zaman gelecek ki elinizdeki emlak ve arazi azalacak bu suretle İstanbul Türk malı olmaktan çıkacak.''Bu sözler üzerine Fatih ellerini havaya kaldırarak; 
''Fethettiğim yerleri ecnebilere satanlar ''Allah'ın gazabına uğrasınlar'' diye beddua etti.

Yıl 2012....

 http://www.trthaber.com/haber/gundem/yabancilara-mulk-satisi-tbmmden-gecti-39365.html 

Yabancılara mülk satışını düzenleyen yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.Yasayla, yabancıların mülk edinimi için sınırlar yeniden çiziliyor.Yabancı uyruklu kişiler Türkiye'de halen 25 dönüme kadar mal edinebiliyor. Yasa, yabancıların mülk edinme sınırını 300 dönüme çıkarıyor. 
Bakanlar kurulu ülke menfaatlerinin gerektirdiği hallerde, bu miktarı, iki katına çıkarabilecek.Ancak yabancılara satışı yapılan mülk miktarı bir ilçenin özel mülkiyete konu olan alanın %10'unu geçemeyecek.
Yabancılara mal satışlarında mütekabiliyet esası aranmayacak.
Yasa, askeri ve özel güvenlik bölgelerinin satışını da düzenliyor. Buna göre, yabancı şirketlerin askeri bölgelerde mülk edinmesi Genelkurmay'ın iznine tabi olacak. Yasayla uluslararası şirketlerin karşılaştığı sorunların da çözülmesi amaçlanıyor. Bu kapsamda uluslararası sermayeli şirketler, Türk ortak payı yüzde kaç olursa olsun taşınmaz edinebilecek.


27 Mayıs 2016 Cuma

Don't Cry For Me Argentina - Madonna








Bu kolay olmayacak, tuhaf olduğunu düşüneceksin
Nasıl hissettiğimi açıklamaya çalıştığım zaman
Çünkü tüm yaptıklarımdan sonra hala sevgine ihtiyacım var
Bana inanmayacaksın
Tek göreceğin bir zamanlar tanıdığın bir kız
Dokuzlarına kadar, altı ve yedilerinde seninle giyinip süslenmiş olmasına rağmen
Bunun olmasına izin vermek zorundaydım, değişmek zorundaydım
Hayatım boyunca eski püskü giysilerle kalamazdım
Pencereden dışarı bakıp, güneşten uzak kalarak
Bu yüzden özgürlüğü seçtim
Etrafta koşuşturup, yeni olan her şeyi deneyerek
Ama hiçbir şey beni etkilemedi
Etkilemesini hiç beklemedim
Benim için ağlama Arjantin
Gerçek şu ki seni asla terk etmedim Tüm hiddetli günlerim ve çılgın varoluşum boyunca
Ben sözümü tuttum
Kendini uzakta tutma
Ve talih için de böyle, şöhret için de
Asla onları davet etmedim
Dünyaya tek arzuladığım onlarmış gibi görünmesine rağmen
Onlar illüzyon
Olmayı vaad ettikleri çözümler değiller
Cevap hep buradaydı
Seni seviyorum ve senin de beni sevmeni umuyorum
Çok mu konuştum
Sana söylemeyi düşünebildiğim başka bir şey yok
Ama tüm yapman gereken bilmek için bana bakmak
Her sözümün doğru olduğunu
* * *
It won’t be easy, you’ll think it strange
When I try to explain how I feel
that I still need your love after all that I’ve done
You won’t believe me
All you will see is a girl you once knew
Although she’s dressed up to the nines
At sixes and sevens with you
I had to let it happen, I had to change
Couldn’t stay all my life down at heel
Looking out of the window, staying out of the sun
So I chose freedom
Running around, trying everything new
But nothing impressed me at all
I never expected it to
Chorus:
Don’t cry for me Argentina
The truth is I never left you
All through my wild days
My mad existence
I kept my promise
Don’t keep your distance
And as for fortune, and as for fame
I never invited them in
Though it seemed to the world they were all I desired
They are illusions
They are not the solutions they promised to be
The answer was here all the time
I love you and hope you love me
Don’t cry for me Argentina

Have I said too much?
There’s nothing more I can think of to say to you.
But all you have to do is look at me to know
That every word is true

26 Mayıs 2016 Perşembe

Armağan

Doğumgünlerinde ortak hediye alınacaksa görev bana düşerdi genellikle.Bir arkadaşım vardı  acccaip severdim(hala çok seviyorum)

Doğumgünü geldiğinde , o dönemin meşhuur Dadı dizisinin bornozlarından aldım kendisine. Uzun süre kullandığını ve uzun süre güldüğünü biliyorum. Ve sanırım, sonraki doğum günlerinin hiç birinde aldığım hediye o kadar makbule geçmemişti. O, benim yaşantımda disiplinli bir çılgını temsil eden en neşeli dosttur.

Bir diğerine Boyner'in kelebekli günlerinden düşürdüğüm  çay fincanı takımı aldım. Evcimendi ve süslü ev eşyalarını seviyordu.

Öteki dostuma maket gemi aldım. Adı Nuh'tu ve Nuh'un bir gemisi olması gerekiyordu. Hediyeyi verirken ben,alırken de o  eğlendi alabildiğince.

Selin'in ortaokuldaki arkadaşına , gün ışığını kavanoza hapseden ve gece seyretmesine yarayan bir şey aldım. Annesi çok kontrolü seven bir hanımdı ve içimde hep o çocuğun bir süre sonra isyan ettiği bu yaşam stilinin sağlam neferi olacağına dair  üzüntü veren hisler vardı. 

Bebeği olan bir dosta ziyarete gittiğimde ya da ilk yaş günlerinde,  icili bicili şeyler almak yerine hep süslü kumbaralar aldım çocuklara. Hani içine para atınca heyyooo diye bağıran cinsten. Kumbara kalmasa da yarattığı alışkanlık kalsın istedim.Ama asla domuz şeklindeki kumbaralardan almadım. Kurbağalar hep favorimdi .

Erkeklere hediye almak hep zordu. Babam hariç. Adam yakışıklı karizmatik hayat  çizgileri net...ona ne alsam ya da ne almasam hep olurdu.Yanağına kondurduğum bir öpücük karşılığındaki teşekkürü ya da mutluluğu ona bir ferrari alsam olacakla aynıydı her zaman...

Erkeklere hediye için de matraş'ın web sitesinde uldum mutluluğu. Üzerine ismi yazılan cüzdanlar  hele de indirimdekilerden seçilebiliyorsa karizmatik ve kullanışlı hediyelere dönüşüyordu. Üstelik kokmaz bayatlamaz cinsinden olduğundan  şimdi cüzdanım var gibi saçma bir itiraz da almıyordunuz. 5 sene sonra o cüzdan hala kullanılabilir ve adı da hala aynı addı neticede.

İş yerinde üst kademedikilere hediye almak zorunda kaldığımda da masa üstü eşyaları tercih ettim.Kişisellikten uzak ve anlam vurgusu yüksekti hediyelerimin. Kum saati hep favorim olmuştur.

Çocuklarımın okul arkadaşlarına ne alırsam alayım yanında bir kitap vermeye özen gösterdim elimden geldiğince.

En güzeli kendime aldığım hediyelerdi.
Bir gün hiç bir şeyi takmadan yaşamak.
Gün ışığında o an çimenlere çökme isteğine karşı koymayıp denizin tuzlu havasını zerrelerime işleyene kadar içime çekmek.
Kitap almak.
Yürürken ayaklarımı seyredip  gülümsemek.
Ev çingene çadırına dönmüşken boşverip  sırt çantama sevdiğim bir kitap atıp daha evvel gitmediğim bir yere gitmek.
Hayallerimi canlı tutmak
Şarkı söylemek..hayatın kendisi hediye   


Bunlar basit şeyler mi?
Yok canım!
Uçurtmanın ipi işte bunlar...

Uçurtmalar,ipleri kadar özgürdür.


25 Mayıs 2016 Çarşamba

Uçak

             

                                            


Başımın üstünden habire uçaklar geçiyorken ve o uçakların her biri benim için bir yeni başlangıçı, bilinmezliği, tadılmamışı,gidilmemişi temsil ediyorken  ve nasıl çalışır ya da nasıl konuşur ya da nasıl aklım-gönlüm oradaymış gibi yapardım bilemiyorken bir de orada yaşamayı sıradanlaştırmış o gelip geçen , başlarının hemen üstünden geçen uçaklara  aldırmayan bir sürü insana "ya bana bulaşırsa" diyeceğim kadar hastalıklıymış gibi bakmamayı başarmam gerekiyordu ama ben bütün bunlara bir türlü inanamıyordumsada olsun dedim ve yine de içime derin derin nefesler çekip yanımdaki sevdiceklerime,liste yapsam bi milyon tane sıralayabileceğim şükür edilesilerime yoğunlaşmaya çalıştım kendime kocaman aferinler diyerek.

Öyle bir gönlü yolcu gündü sersem sepelek...


Uçaklar olmasaydı aklı başında bir kadın gibi yaşayabileceğim bir gündü.
Yelkenliler olmasa , sisteme ayak uydurabilecektim.
Klimalı bir araçta yağ gibi kayan yolları ışıtan sarı güleç güneş altında uzun yolculuk fikirleri üsüsmeyecekti aklıma.

Bırakmadıkları için adam oldum
Bırakmadıkları için kadın oldum
Bıraksalar insan olurdum