16 Mayıs 2017 Salı

Epi Topu 1.5 Gündü Aslında


Selin benim büyük kızım. Tahsil hayatının ipleri elimden kaçalı çok oldu. Ne girdiği sınavları, ne idealindeki okulları,ne ders programını anlamıyorum bir süredir. Ucundan accık modundayım kısacası. Zaten veli toplantısında hocaları yabancı olduğu ve herkes ingilizce konuştuğu için görüşmelere Selin ile girmek zorunda olalı gönlümce bi hoca da yolamadım. Yine de ısrar ve istikrar ile gidiyorum veli toplantılarına.

Neyse, hatun bir sınava girecekmiş ama başvurduğunda İstanbul kontenjanı  dolduğu için Ankara'da girmesi gerekti.

Çocuğun hedefleri hayalleri var bu bu en öneli basamaklardan biri ..nasıl hayır diyeyim?



Ankara nedir biliyor musunuz?
Ankara bildik bilinmezler şehri benim için.
Ankara'yı bilmem ben.
Çocukken annem babam , bir çift mavi gözün gözüyle aşıladığı  vatan aşkını pekiştirmek için Anıtkabir'e götürmüştü beni. Küçüktüm ama bugünün büyüklerinden daha iyi çalışıyordu  kafam. Başımı kaldırıp Atatürk'ün gözleri kadar mavi göğe özgürce bakışımı, şık bir döpiyes giymiş olan annemin özgürlüğünü, iyi eğitim ve işe sahip babamın tebessümünü ona borçlu olduğumuzu  bilir, adının üstüne toz kondurmazdım.

Bak yine cin çıktı tepeme...neyse, sakin.

İkinci Ankara'ya gidişim daha alem. Sanal ortamda tanıştığım ama hayatımda "ya o olmasaydı" diyeceğim kadar ışığını ,yaşamını,varlığını çok sevdiğim Sebuş'uma gittim bir çocuk elimde bir çocuk kucağımda belimde. İlk kez yüzyüze görüşmek, sarılmak,konuşmak,çocuklarımızın kaynaşması şahaneydi.

Hiç sevmedim Ankara'yı. Birincisi deniz yok,ikincisi becerseler binalara bile kravat takacaklar. Sebuş'ta kaldım, sonra döndüm.

Şimdi Ankara'ya Selin ile giderken hem şehri bilmemenin, hem mesafeleri kestirememenin sancısı içime oturdu. Bir de şaka maka çocuk üniversite sınavına girecek.

"es ey ti" yani namı diğer SAT sınavına girdi Selin. O ne diye sorana http://sat-sinavi.com/sat-nedir linkini yollayıveriyorum. Ben de öğrenmeye çalışanlardanım çünkü.

Ankara'ya indik, yeğenlerimin tarifleri ile Sebuş ve Aliye'min anlatımları ile zor şer gideceğimiz yeri bulduk. TRT misafirhanesi deyince kelli felli bişi bekledim yalan yok. Orayı kısaca "80'ler dizisi burada da çekilebilirmiş" diyen kızımın cümleleri ile özetleyeyim. Yazık. Milyarlarca bütçesi olan Kurum'un bu kadar döküntü bu kadar sönük bu kadar eski bir misafirhanesi olsun..vallahi çok yazık. 

Gideceğimiz yer TED Koleji. Yakınmış misafirhaneye. Sabah kahvaltısı sonrası açlık, günlerin biriken yorgunluğu, nasıl gideceğiz yetişiriz di mi vb onlarca soru stresi bizi bitirdi. Selin ile serildik ve saatlerce uyuduk.Yorgunluk öyle böyle değil, ciddi salladı bizi. Akşam için  lokalde yer ayırttık ve yeğenimin gelmesi, iki kuzenin birbirini rahatlatmasını kararlaştırdık. Ağır yemesin, erken saatte yesin (zaten açlıktan ölmek üzereydik) ,banyo alıp erkenden uyusun istedim. Sabahın köründe gireceği sınav bildiğin üniversite sınavı ve çok önemli.

Derken Aliye aradı. Onun minik Defne'sini hep resimlerde gördüm, Aliye'yi de öyle. Sude diye bi kızı var, onu  ayrı merak ediyorum. Aliye gelip sizi alayım deyince "peki" dedik Selin ile. O da sürpriz yapıp bizi Sebuş'un evine götürdü. Aliye ve Sebuş yakın dost olduklarından ben Sebuş'u da göreceğimi anlamıştım ama evinde değil restaurantta görüşürüz sanmıştım. Ev kısmı  hakikatten sürpriz oldu.

Sebuş'umu  yine görmek,  bildiğiniz gün ışığını kucaklamak gibi. Evi ise el emeği muhteşemliklerle dolu. Tablo gibi bir ev. Hadi burda anlatmıyayım, nefis bir sofra ile karşıladı bizi. O ailenin her bireyini sevmek için ayrı sebep bulabiliyor insan. Güzel insanlar, güzel kalpli insanlar.

 Aliye beni daha iyi zamanlarımda görsün isterdim. Ben ise onu umduğum gibi buldum. Zaten severdim ve zaten iyi  düşünürdüm, daha da iyi oldu onun hakkında her şey. Defne ise hayallerimin ötesindeymiş onu öğrendim.Şeytan tüyünün sözlük anlamı gibi bir çocuk. Sude 'yi 20 yaşında bir kere daha görmeyi kesinlikle istiyorum-o ne olacak o..çok akıllı.

Gerginlik ve yorgunluk  ağzını bıçak açmayan bi ben ile tanıştırdı onları. Böyle olsun istemezdim.   Belki de bu yüzden sürprizleri sevmiyorum aslında. Bir dahakine daha iyi günlerde görüşmeyi dileyip ayrıldım akşam oradan. Tabii ki Sebuş yine de bağrına bsatı beni ve tabii ki Aliye sen ne suratsız şeysin demedi ama ben üzüldüm. Sonra Aliye yine  hiç mızıkdanmadan binlerce kilometre yolu gerisingeri gidip bizi TRT misafirhanesine bıraktı. Direksiyonlu bi melek o.

Sabah  misafirhaneden çıkışımızı yapıp  sınav yerine gittik. Selin güç kalkınca ben yeniden panikledim. Ya uyanamazsa , ya  ayamazsa moduna geçiverdim.Taksi ile 10 dakikada TED Kolejine  varınca  büyük ölçüde sakinleştim ama TED Koleji bildiğiniz dağ başını duman almış biz de oraya kolej kurmuşuz modeli bir yer. Nasıl döneceğim diye düşünmeye başladım bu sefer de. Derken eski yıllardan bir dostum  sabah sabah sırf beni görebilmek için oraya geldi eksik olmasın. Sahiden eksik olmasın dostlar hayatımızdan.Selin sınava girdi. Ben etrafımda bi tane türkçe konuşan olmayan ortamda kitabıma sarıldım dostum gelene kadar. Sonra o bana bir iyilik daha yaptı ve yeğenlerimi de alıp getirdi sınav yerine. Selin saatler süren sınavdan çıkana kadar oturup lak lak ettik. Nakit geçmiyormuş 50 kuruşluk çayı bile kredi kartı ile aldık. Okula ve gelenlere baktım da, eğitimde eşitlik sizlere ömür. Kemikleri bile çürümüş yani. Yazık bu memlekete bu  çocuklara yazık yemin ediyorum

Bak yine cin çıktı tepeme!

Selin sınavdan en geç çıkanlardan biri oldu. Kuzenlerini görünce solmuş yanacıklarına taze tatlı bir pembelik yayıldı.


 Atakan'ın yani ablamın  oğlunun (en sevdiğim yeğenim) tavsiyesi ile ömrümce gittiğm en güzel yerler sıralamasında ilk 3'e girecek bir restauranta gittik ve aman Allah'ım,  utanılası derecede çok yedik. 


Dostum ve arabası emrimize amade olduğundan havaalanına nasıl yetişeceğiz kaygısını da unuttuk. Sonra yeğenlerimden ayrıldık, havaalanına döndük. Sonra da İstanbul.

Yani bir Cuma sabahından bir Cumartesi akşamına olanı anlattım sizlere.

Plakasını alamadım desem yeri. Öyle serildik yani...o yorgunluk o stres (ki normalde hakkkatten rahat biriyim en) beni öldürdü
İyi ki yaşadık :-)


15 Mayıs 2017 Pazartesi

E Hadi O Zaman



Hayallerine kavuşunca insan aşk bitermiş. Öyle derler.
Suskunluğum, artık elimin hayallere-gerçeklere-yaşama ait satırlara gitmeyişinin sebebi bu değil.

Elim gitmiyor iki satır yazmaya. Hani yazı yazmak bir kenara dursun, odama gelenle iki kelam etmek zulüm. Ağzımı açasım, anlatılanı dinleyesim yok.

Öyle bir kaçtı tadım, öyle bir içime dinginliğe döndü gözlerim.

Bugün de kendimi zorlayıp iki kelam yazmazsam blog mefta olacak. O yüzden zorlana zorlana yazıyorum. Şeytanın bacağını kırayım ki arkası gelsin diyorum. Çünkü  kendi sözcüklerime açık değilse de kapım bu ara buradaki insanları, anlattıklarını ve hayatlarını özlüyorum.

Arada ne mi yaptım?

Çok sinema, çok konser, çok tiyatro,çok panel.
Çok sıkıntı,çok  sevinç, çok neşe, çok kızgınlık
Ama asıl en çok suskunluk...kimsenin kolay kolay fark edemeyeceği.

Anlatırım, bi sürü şeyi anlatırım.
İş ki şeytanın bacağını kırıp bugün iki satırla solmakta olam mai'me can vereyim.

Sevgilerimle...

19 Nisan 2017 Çarşamba

Özne



Bazen kendime "ne yapıyorum ben " diye sormuyorum değil
Çılgın saçmalıklar ülkesinin baş kahramanıyım adeta
Hayatımı anlatan binlerce tümce içerisinde bırakın özne olmayı, sıfat olmaktan bile yoksun bir  varlık..ben.

Bekir Coşkun'un dünkü muhteşem köşe yazısı gibiyim.
Altı astarı tek kelime varlığım, ama içi dopdolu.

Siyasetten dem vurmayacağım.
Eminim Müjde benim yerime de boll bol yapmıştır bunu :-)

İKSV film festivaline bol bol  katıldım, kimini sevdim kiminde aman Allah oldum , hatta birini unutmak istiyorum.
Bol bol tiyatroya gittim.
Bol bol yürüdüm.
Bol bol resim çektim.

Mart flörtözleri




Seçimde görev aldım.
HAYIR dedim dağa taşa göğe yere..memleketin geri kalan çoğunluk kesimi gibi yani. Hani en az %60'ımızım dediğince gür bir sesle.

Kızdım çok kızdım.
Sabahına toparlandım.
Vazgeçmedim, hazırım.

Bir de kedi aldık.
Evdekiler 3 ben 1..demokratik bir seçim de olsa yenilmek zoruma gitti.


Şimdi 14 Şubat doğumlu bir Tesla (okul çağındaki çocuk isim koyarsa böyle olur) ile hayat devam ediyor kaldığı yerden.


Hala baharlara inancım solmadı, hala Atatürk'ün izinde bir Cumhuriyet çocuğuyum.

31 Mart 2017 Cuma

Boş


Ruh emiciler geldi
Tüm mutluluğumu,tüm güzel anılarımı,ruhumu  emdi sanki.

Öyle kötü bi gündü....

29 Mart 2017 Çarşamba

Katarakt

KADIKÖY BELEDİYESİ'NİN BAHÇESİNDEN..BUGÜNE DAİR






Bahardı ama ayaklarım acıyordu. 
Katılmam gereken etkinlik için yürüdüğüm güzergahın güzelliğini görmeye çalıştım.
Bahariye'den Çilek Sokağa indim.
Hava bahar, yüzler şendi.
Renklerin hepsi birbirinden güzeldi.
Güneş ılık ve sevecen, umut taze ve canlı.


Aklım babamda, kalbim babamda..ne kadar zorlasam görmüyor gözüm hiç bir şeyi.
Altıastarı katarakt ameliyatı..namı diğer "hiç bişi değil"

Katarakt ameliyatı önemsiz ve hiç bir şey değil ama babam önemli ve her şey benim için.

Güneşim de o  rüzgarım da o
Hele babam için sesi titremiş annem
Zaten küçücük bişi


Birbirine bağlı,mutlu,güzel bir aileysek biri güneş diğeri  göğün ta kendisi değil mi?


Kıyamadım ikisine de
Gurbet..adın bet

Konuştum ,sordum,yürüdüm,gittim..ama "baban iyi eve gidiyoruz"u duyana kadar ben bugünü yaşamadım.



Allah'ım,

Açlıkla,pislikle,yoklukla,sevdiklerimizin acısıyla sınama

Madem sınayacaksın,

Çok para ile sına. Tası tarağı alıp , çantamı omuzuma vurup gemi ile dünya seyahatine gideyim. Kibre kapılacak mıyım diye sına beni.ardıma dönüp bakarsam namerdim.

Allah'ım,

HAYIR'ların sevinci ile sına beni mesela. Bak bakalım deliriyor muyum? Delirmem ama delirtmezsem namerdim.


Babiş...anne
Saçınızın tek teline, bir gülüşünüze kurban olurum ben.

29 Mart ..öldürdün beni.

27 Mart 2017 Pazartesi

Hansel ve Gretel'in Öteki Hikayesi







Yine bir Zuzu, bir ben bir de arka plan değişse de ses tonu ve dostluğu değişmeyip her ortamda iyi ki yanımda diyeceğim Sibel Cumartesi akşamı "Hansel ve Gretel'in Öteki Hikayesi " ne gittik.






Orijinal Adı
In a Forest, Dark and Deep
Yazan
Neil LaBute

Çeviren
Haluk Bilginer

Yöneten
Ali Altuğ

Sahne Tasarımı
Barış Dinçel

Oynayanlar

Betty
Ayça Bingöl

Bobby
Salih Bademci

Oyun en başta insanı alıp götüren oyunlardan değildi ama oyuncular  başarılıydı. Akış içerisinde keyifle izliyorsunuz.  Birbirlerine kızdıklarında harbi küfürler ediyorlar.Biraz Amerika'da bir aile izler gibisiniz hani masal devamı ama mekan New York filan.Küfürler uçusunca Nehir önce bir afalladı sonra bastı kahkahayı.

 Oyun tek perde ve 85 dakika. Ne olacağını, akışın sizi nereye götüreceğini başta tahmin edebiliyor olmamanız kesinlikle artı puan. 


Ayça Bingöl sahnede zayıf kalıyor bence. Oyunu sürükleyen ve samimiyeti,inandırıcılığı ile damgayı vuran Salih Bademci olmuş. Tabii ona Sinan (Kiralık Aşk) olarak bakmamak da benim elimde değildi :-)


Salih Bademci'nin oyunculuğunu  çok beğendiğimi bir kez daha söyleyeyim. O kendini o kadar kaptırıp oyuna girmiş ki siz de peşinden gidiveriyorsunuz. Bir de gülümsemek bir insana bu kadar mı yakışır?Hep gülümsesin diye karar verdim. Ayça Bingöl sesi de oyunculuğu da sahneyi dolduramayandı bana göre. Bazı söylediklerini duyamadım-anlayamadım ne yazık ki.




Giderseniz iyi ki gittim dersiniz ama gitmezseniz de ölmezsiniz. Dekor , oyundan da güzeldi.



25 Mart 2017 Cumartesi

27 Mart Ücretsiz Tiyatro Bilgisi

Selam herkeslere,

27 Mart'ta Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi'nde ücretsiz çocuk ve yetişkin oyunu var. Gelemeyen gelebilene,duyabilen duyamayana iletsin herkesler faydalansın istedim.

Sevgilerrrrrrrrrrr




23 Mart 2017 Perşembe

80-90-2000 ve Sıfır


İletişim Fakültesi mezunu olmak iyi bişi.
Muhasebe-iktisat-sanat tarihi-basın tarihi-bilgisayar-siyaset -huku vs vs vs bir sürü ders alıyorsun farklı alanda.
Bir nevi nitelikli herbokolog oluyorsun yani.
Bendeniz de iyi kötü bir iletişim mezunuyum. Üstelik ateist olduğunu bilsem de cennetlerde varolası pek sevdiğim Ünsal Oskay öğrencisiyim.
Yani ruhum, renklerle beynim fikirlerle yoğruldu iyi kötü.

Reklamlar o ülkenin gerçek halidir, deterjan reklamlarında  paçavraya dönmüş kadınlar ter içinde yığınla bulaşığı yarım saatte değil 10 dakikada yıkayabiliyor diye övünen markalar varsa o ülkede kadın erkek eşitliği için anıt dikseler de inanmayın derdi.

Bugün haklılığını görüyorum.

Artık saçı başı yapılı kadınlar bulaşık yıkıyor reklamlarda ve bulaşık bitince önlüğünü savurup altındaki süslü giysisi ile tv izlemeye gidiyor.

Şarkılar da bu göstergenin bir parçası.


"Ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç

Sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç
Olmaz meleğim böyle bir aşk bende vakit geç
Sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç"

sözleri o günün toplum yapısındaki naifliği, aşkın derinliğini,nezaketi anlatırken "kıl oldum abi"ye geçen toplumda saygı,önemseme,hitap ve üslup çöküşü başlamış demekti.


Bu bağlamda 70-80-90 ve 2000'li yıllardaki şarkıları merak ettim. Toplum öncelik ve yapısını bir de bu açıdan görmek istedim.

Gördüm ki her şeyden önce üretkenlik bitmiş.
70'li yılların şarkıları hala neşe ile kabul edilip dilimize pelesenk iken 2000'li yıllarda iyice naylon üretime geçmişiz. ESER diyebileceğimiz, toplumda herkesin bağrına bastığı ve uzun süre kalabilen şarkı neredeyse yok.


70'lerle başlayalım. Eminim bu seçkilerin neredeyse hepsini biliyorsunuz:

3 Hürel - Hoptirinom (1974)
Ajda Pekkan - Dert Bende Derman Sende (1972)
Ajda Pekkan - Hoşgör Sen (1975) (
Ayla Algan - Anlasana (1977) (
Ayla Algan - Bak Şu Adama Aşık Oldu (1975)
Ayla Algan - Hamsi Balığı Gibi (1975)
Ayten Alpman - Memleketim (1974) (
Ayla Dikmen - Anlamazdın (1975)
Barış Manço - Dağlar Dağlar (1971) ()
Cici Kızlar - Ah Kalbim (Delisin) (1975) Erol Evgin - Bir de Bana Sor (1977)
Erol Evgin - Sevdan Olmazsa (1976)(
Gökben - Aşk Dediğin Laftır (1975)
Melike Demirağ - Arkadaş (1975)
Moğallar - Ağrı Dağı Efsanesi (1971)
Özdemir Erdoğan - Pervane (1977)
Sezen Aksu - Gölge Etme (1978) (
Yasemin Kumral - Bim Bam Bom
Yeliz - Bu Ne Dünya Kardeşim (1975)

Gelelim 80'lere:
Ajda Pekkan - Alışmak Sevmekten Daha Zor (1982)
Erol Evgin - Söyle Canım (1980)
Fatih Erkoç - Yol Verin A Dostlar (1987)
Ferdi Özbeğen - Kandil (1983)
Fikret Kızılok - Yeter Ki (1983) ()
Nükhet Duru - Ben Sana Vurgunum
Özdemir Erdoğan - Bahar Çiçeği Gibisin Sevgilim (1983)
Salim Dündar - Aynalar (1980)
Yeni Türkü - Yağmurun Elleri (1988)
Zeki Müren - Şimdi Uzaklardasın (1989)
Zerrin Özer - Bir Gülü Sevdim (1986)

Veeeee 90'lar:

3 Hürel - Sana Değmez (1996)
Barış Manço - HAYIR (1990)
Barış Manço - Allah`ım Güç Ver Bana (1992)
Bulutsuzluk Özlemi - Uçtu uçtu (1990)
Burak Kut - Benimle Oynama (1994)
Çelik - Hercai (1995)
Çiğdem Tunç ve M. Ali Erbil - Biz İkimiz (1993)
Çıtır Kızlar - Bana mı Sordun (1998)
Ercan Saatçi - Sayenizde (1995)
Fikret Kızılok - Zaman zaman (1993)
Gönül Gül - Birisine Birisine (1995)
Harun Kolcak - Müptelayım Sana (1991)
Hazal - Elden Yar Olmaz (1995)
İzel - Ah Yandım (1995)
Kayahan - Beni Anlamadın Ya (1991)
Kenan Doğulu - Aşk Oyunu (1993)
Levent Yüksel - Med Cezir (1993))

Mustafa Sandal - Aya Benzer (1999)
Oya & Bora - Ayrılık Zamanı (1992)
Özdemir Erdoğan - İkinci Bahar (1992)
Rober Hatemo - Niyetimi Bozdum (1998)
Rüya Ersavcı - Baba (komik) (1993)
Seyyal Taner - Alladı Pulladı (1991)
Sibel Alaş - Adam (1995)
Yasak Elma - Özel Bir Gece (1992)
Yaşar - Kumralım (1996)
Zafer Peker - Kafayı Taktım Sana (1993)
Zerrin Özer - Hep Bana (1992)
Zeynep Dizdar - Vazgeç Gönül (1997)
Zuhal Olcay - Ankara'da Aşık Olmak (1998)

2000'ler

Ajda Pekkan - Cool Kadın (2006)
Ayça - Yıkılıyo (2004) (
Ayşe Hatun Ünal - Çatla (2004)
Bendeniz - Çatlat (2006)
Berksan - Öpüşelimmi (2006)
Ege - Dudaklarinla_Isit_Beni (2001)
Emel Müftüoğlu - Cok Ayıp
Emre Altuğ - Sıcak (2003) (
İsmail YK - Bas Gaza (2008) (
Mustafa Sandal - All My Life (2004)
Nalan - Cayır Cayır (2003)
Nazan Öncel - Ukala Dümbeleği (2003)
Nil Karaibrahimgil - Çocuk Da Yaparım Kariyer De (2004)
Sinem Umas - Öptün Mü (2007)
Tarkan - Dilli Düdük (2008)
Yalın - Zalim (2004) ()
Yaşar - Acıtmıyor Sevdan (2001)
Yıldız Tilbe - Yürü Anca Gidersin, Emi (2003)
Liste uzun görünse de sizden tek ricam şarkı isimlerini okumanız. Şayet zaman
bulursanız kimlerin kimlerin şarkıları çıkmış onlara da bakabilirsiniz aynı hayreti
duyacağınızdan emin olarak.
Aşk,zarafet,duygu,nezaket...onları ne zaman yitirmişiz görmek o kadar mümkün ki aslında...


22 Mart 2017 Çarşamba

39. Basamak



Bunu size anlatmadan geçemeyeceğim:

Aslında bir hafta oldu sanırım. Nehir iş yerimdeyken palaspandaras gelişen olaylar sonucu akşam eve gitmek yerine bir baktım Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi'nde 39. Basamak oyununun izleyicileri arasındayım. Yaklaşık 700 kişilik salon hıncahınç dolu. Hazırlanarak gitsem bu kadar neşelenmiyeceğim. Bir de azcık mızıldansa da beni kırmaya kıyamayan meleğim yanımda. Çok istiyorum onun da izlemesini:oyunla ilgili muhteşem şeyler duydum.Küçük tatlı  elini avuçlarımın arasına aldım, dünyanın geri kalanının tamamını en ufak bir suçluluk duymadan rahatlıkla zihnimden sildim veeeeeee perde!



Bülent Şakrak, Engin Hepileri ve Demet Evgar ve Okan Yalabık


Eserin orjinali Alfred Hitchcock'a ait.JOHN Buchan’ın yazdığı, Patrick Barlow’un sahneye uyarladığı ‘39 Basamak’ adlı oyun, bundan 9 sene önce Mehmet Ergen’in çevirisi ve Mehmet Birkiye’nin rejisiyle Kent Oyuncuları tarafından sahnelendiğinde yer yerinden oynamış


Oyun interaktif. Okan Yalabık  çok sevecen değil, arada üsturupla seyirciyi azarlıyor. Müstehak mı? Bilmem ki..eğlenmeye gitmişiz azarlanmaya değil. İçten içe kızıyorum anlayışsızlığına,hak vermiyorum ama onu  canlı kanlı karşımda görmenin heyecanı baskın. Bozmayacağım keyfimi. Nehir, ona sormadan bilet almamın  verdiği  sitemkarlığı çoktan bırakmış. Fincan fincan açılmış gözleri ile sahneye Pargalı'sına bakıyor  ve oyun başlıyor. 



Bir saniye mi tempo düşmez?
Aynı adamı  elindeki 3 şapkayı değişe değişe 1'er saniye ara ile 3 farklı karakter olarak kabul ettirir mi sanat size?
Gülmek ve heyecanlanmaktan ağzınızı hiç kapatmadan izler misiniz bir oyunu  onca süre

Oyuncuların demeçlerinde dedikleri gibi...tam bir deli mizahı bu.


Demet Evgar oyunun telifini satın almış yıllar önce. Bir gün oynayacaklarına inanmış. Kendilerinin de keyif aldıkları o kadar belli ki oynarken siz bu  neşeli hızlı akışın dışında kalamıyorsunuz zaten imkansız.

Oyuncuların biri kisi değil hepsi harika.Peki ya "cömertlikte sınır tanımayan" Demet Evgar'ın güzelliği....aman Allah'ım dedim kaç kere.


Çok güldük çok eğlendik çok beğendik çok takdir ettik.
Sahneyi kullanışları ve aksesuarları apayrı bir harika
Gitmeyen varsa durmayın mutlaka gidin.


Nehir, hayatımda gördüğüm en güzel tiyatroydu dedi
12 yıllık hayatında kıyas yapabileceği kadar çok tiyatro izlettirdiğim için kendimle gurur duydum.
Bir sanatçı yetiştirmeyi başarabilecek miyim bilmem ama iyi birer tiyatro izleyicisi yetiştirdiğimden eminim çocuklarım adına.

21 Mart 2017 Salı

Bahar


Yazamadığım her gün için üzgünüm
Kendi adıma

Öyle çok işim var ki (elbette buna şükür) daha bu saatte geç kaldım bir sürü şeye.
Onu yapmak bunu yapmak şunu teyit etmek şunu ise ertelemek lazım saat  daha geç olmadan
Şimdiden 09:18..ne yaparım nasıl yetiştiririm onca şeyi?

Ama bugün bahar

28 yıllık iş hayatında edinimlerim, öğrendiklerim var.

İş bitmez
Bahar ertelenmez

Zaten  belli muzip damlalarından
Nisan yağmuru bereketli olacak
Bahar bize gelecek

Çiçekler açacak dağlarında memleketimin.
Mordor'da bile kış bu kadar uzun sürmedi
Artık yeter

İş halledilir
Bahar ertelenmez


Şimdi bir bolköpüklü türk kahvesini elime alıp camdan içeri giren serin yağmurlu bahar kokusunu içime çekeceğim.
Fonda sevdiğim bahar müzikleri (tık) çalacak
En sevdiğim kitaplardan en sevdiğim satırları
En sevdiğim ve çoğunu artık görmediğim dostlarımdan en sevdiğim anıları
En kırıldıklarımı affedeceğim nedenini bile bile
Çocukluğumun ve var oluşumun tüm aşklarını tek tek raflarından alıp tozlarını silip parlatıp gönlümün kurumuş topraklarına serpeceğim.

This photo gallery dreams of everyone in our beautiful gardens we share with you.   ..rh:

İnsan olduğumu unuttuğum, aşkı ve merhameti yitirdiğim,mücadeleden vazgeçtiğim gün yüreğim kurusun.

Hoş geldin bahar