16 Ekim 2017 Pazartesi

Cingöz Recai


Haftasonu  "kendine gel kendine" dedim kendime.

Kendime gelmem için kendimden geçene kadar yorulmam lazımmış  meğer.

Sorumluluklarımı , mecburiyetlerimi, yapacak işler listesini sırt çantamın ön gözüne koydum, Cumartesi öle - sürüne evden Natilus'a yürüdüm.

Beni yürümeye ve sinemaya gitmeye zorlayan  diktatör kılıklı iç sesimi seveyim..sokakta hayat var !


Türk sineması için koştur koştur bir "gideyim" haline girmem çok vaki değil ama Cingöz Recai  çekti beni. Oyuncu kadrosu-öykü- azcık merak ..hadi dedim gideyim bakayım.

İyi ki gitmişim.

Bir kere asla sıkılmıyorsunuz. Çekim teknikleri-ışık-sahne planlamaları-kurgu-tiplemeler-kostüm-mekan-ara vurgular şahane. 



Kenan İmirzalioğlu hayranı değilim ben ama bu rolün hakkını dibini sıyıra sıyıra vermiş. Üstelik bir çok hanımın neden ona ölüp bittiğini de ancak anlamış bulunmaktayım. Hem sert yüz hatlarına sahip hem çocuksu muzur bir gülüşe. İkisini de kullanmış filmde.


Haluk Bilginer sanki kamera orada yokmuş gibi. Doğallığı , yılların getirdiği ustalık şapka çıkarttırıyor haliyle. Sesini duymayı da her zaman sevmişimdir.

Meryem Uzerli Hürrem bakışlı da olsa yakışmış filme. Yine de başrol oyuncusu gibi değil daha bana kalırsa..azcık daha pişmesi lazım. 



Fatih Artman bu aralar belki en beğendiğim oyuncu. Hem rolünün hakkını veriyor hem seyirciyi güven veren, devamı gelecek bu adamın dedirten bir oyunu var.

Musa Uzunlar, her zamanki gibi  arka planların kuvvetli güçlü ve pislik adamı.

Serdar Keskin harika bir oyuncu ama benim için hep İsmail Abi kalacak o.



Boran Kuzum çıkınca beğeni mırıltıları yükseldi kızçelerin arasından.


Lokomotif oyuncunun bu kadar çok olduğu film seyirciyi de alıp götürüyor tabii. Tahmin edilebilir yerlerini keyifle, tahmin edilemez gelişmeleri beğeni ile, devamı gelir bunun vaadi ile gelen finali de "hadi inşallah" ile izliyorsunuz.


Seçilen mekanlar,renkler vs Türk Sinemasına karşı ön yargılarımdan dolayı utandırdı beni.


Filmde verilen alt mesajlar, geçmişe saplanmayıp geleceğe bakmak gereği, ıvır zıvır işleri bırakıp gençlerin teknoloji ve modern dünyanın gelişen değerleri ile harmanlanmasının önemi, kimlik erozyonuna karşı milli değerlerin vurgusu, dış güçlerin adiliği ve oynanan oyunların aşikarlığı ama hep dik hep bilerek hep var gücümüzle bir arada olmamız gerektiği gayet güzel verilmiş. Dayanamadım ağladım yine.  Aşka türkü de dinlesem ağlar oldum-sinemaya da gitsem ağlar oldum; memleketimin hali beni çok üzüyor. Ayrıca Peyami Safa'ya da bir şekilde atıfta bulunulmasını takdirle karşıladım. Vefa bir semt adı değilmiş meğer, ekibe saygı duydum.


Çocuk çocuk da gidilebilecek bir film. Ne abartılı kan dökme sahneleri ne çocukların yanında utanılası cinsellik var.

velhasıl..gidin derim dostlar :-)


5 Ekim 2017 Perşembe

Hicveyle N'olur -Susturlamayanlar

PİR SULTAN ABDAL

Yürü bre Hızır Paşa
Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir

16. yüzyılda yaşamış, Türk-Alevi halk şairi ve ozanıdır… Anadolu halkını Osmanlılara karşı kışkırttığı, ayaklanmaya çağırdığı, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettiği için, Sivas Valisi Hızır Paşa’nın emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır.


NAMIK KEMAL

Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hak’tan ümit bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz



ŞAİR EŞREF

Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için
Gelmesin reddeylerim, billahi öz kardeşimi
Gözlerim ebnâ-yi âdemden o kadar yıldı ki
İstemem ben Fatiha, tek çalmasınlar taşımı
Bütün bu yazdıklarına rağmen şairin mezar taşı ne yazık ki çalınmıştır. 1847 yılında Manisa Kırkağaç’ta doğmuş, çeşitli yerlerde vali yardımcılığı ve kaymakamlık görevlerinde bulunmuş, Türk Edebiyatının en büyük, en sivri dilli hiciv şairlerinden biridir.



 
MEHMET AKİF ERSOY

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
– Boğamazsın ki!
– Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
İstiklal Marşımızın yazarı büyük şair de hep haksızlıklara karşı çıkmıştır şiirlerinde.



NEYZEN TEVFİK

Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
Kimi hırsı
z, kimi alçak, kimi deyyus! dediler…
Künyeni almak için, partiye ettim telefon:
Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us dediler!..
Dörtlüğünde devrinin politikacılarını amansızca eleştirmiştir. Neyzenliğinin yanı sıra şakacı ama bir o kadar da iğneleyici diliyle ünlüdür.



AŞIK VEYSEL

Olmayasın karaktersiz
Çok konuşan yerli yersiz
Adın doğru kendin hırsız
Karanlıkta dolaşırsın…
Derken belki de cahilliği eleştiriyordu… Âşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Âşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri’nde de saz hocalığı yaptı.

3 Ekim 2017 Salı

İFSAK-Kısadan Uzuna Film Seçkisi


Kadıköy Belediyesi'ne ait Barış Manço Kültür Merkezi'nde her Salı ücretsiz film gösterimleri var. Bu sene İFSAK ile anlaşıldı ve kısa filmle başlayıp uzun metrajda adını duyuranlarla ilgili bir seçki hazırlandı. Ekim gösterimleri ile ilgili detaylı bilgi aşağıda yer alıyor. Sizlerden ricam bunu olabildiğince duyurmanız hatta daha iyisi gelip izlemeniz.


Kısadan Uzuna İFSAK Film Seçkisi


İFSAK arşivinden usta yönetmenlerin kısa filmleri Barış Manço Kültür Merkezi’nde.



Ekim ayı programı:

- 3 Ekim 2017 / Saat: 20.00
"Apartman" (Seyfi Teoman)
"Umut "(Mehmet Bahadır Er)



- 10 Ekim 2017 / Saat: 20.00
"Boran" (Hüseyin Karabey)
"Diyalog" (Hüseyin Karabey)



- 17 Ekim 2017 / Saat: 20.00
"Momi" (Özcan Alper)
"Sus" (Orhan Eskiköy, Armağan Pekkaya)
"Polis" (Cemil Ağacıkoğlu)



- 24 Ekim 2017 / Saat: 20.00
"Bana 'Old and Wise' Çal" (Çağan Irmak)
"Rıfat" (Emin Alper)



- 31 Ekim 2017 / Saat: 20.00
"Meleğin Selamı" (Rıza Kıraç)
"Göz Ucuyla" (Hüseyin Karabey)



Tüm gösterimler ücretsizdir.

İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği

2 Ekim 2017 Pazartesi

Hasat




Biri vardı adı bilinen hayli eski bir holdingin yönetecilerinden ve varislerindendi. Dünya tatlısı bir adamdı ama çizgi romandan son anda dünyamıza inmiş gibi gerçeklerden kopuk, 13 yaşında kendini kanıtlamaya çalışan ergenler kadar eleştiriye tahammülsüzdü. İyi bir eğitim, çok para bir yere kadar götürdü. En yakın elemanları bile aldı başını gitti. Başarı mutluluksa eğer,  ziyadesi ile başarısızdı.

Biri vardı, sarışın afetin tillahı. Hatunun kendi seyre değer, nüktedan mı nüktedan , afet mi afet. Menekşe gözler hülyalı şarkısı ona mı yazılmış bilmem. Nefis bir de evliliği, hayal gibi bir de kocası vardı. Yumuşacık saç tellerinin yarattığı etkinin tersine güç ve iktidar hırsı ile sert bir kadına dönüştü. Dostları ve yola birlikte çıktığı herkesi çelik bir irade ile kırdı. Yükseldi de yükseldi. Yeni dostlar edindi. Sonra ayağını sürüyerek gelen adalet onu aldı, alaşağı etti en zirveye bir adım kalmışken. Başarı mutluluksa,elinin tersi ile itmişti.


Biri vardı,görünüşü çiftçi amcalar gibi iddiasız başlangıçlar silik tepkilerle dolu. Kariyer basamaklarını neyle çıktı bu dedirten ilk izlenimlerini bozan sadece o buz gibi bakan mavi gözleri idi. Makamı sahiplenmemek, görevi bittiğinde şapkasını alıp gidebilmek adına masasının üzerinde şahsına ait hiç bir şey olmazdı. Söylemedi hep yaptı: örnek almayı bilen için onurlu zeki mükemmel bir yönetici oldu. İş dünyasının haris oyuncuları dama ile birbirlerini yerken o hep satranç oynadı. Onuru için dik durdu, görevden alınıp sürüldü. Başarı mutluluksa, yaşarken çevresindekilerin saygı dolu  tebessümlerinin yanısıra cenazesindeki kalabalığın gözyaşlarına bakıldığında sonsuz kere başarmıştı.

Yönetici koltukları diyorum hep tekerlekli.Kimin ne zaman ne yöne kayacağı belli değil. 28 senelik çalışma hayatımda kimler geldi kimler geçti saysam başım dönecek.


İş hayatında mevsimler kısa sürüyor, fazla uzun sürmeden herkes ektiğini biçiyor.

28 Eylül 2017 Perşembe

Eğer


https://www.youtube.com/watch?v=AO-H9Ni5NiQ
lütfen resmi tıklayınız



Eğer yeniden başlayabilseydim, İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.

Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.


J. Luis Borges


https://www.youtube.com/watch?v=GRxofEmo3HA
lütfen resmi tıklayınız

27 Eylül 2017 Çarşamba

86 (gerçek hayat öyküsü)



Başına gözüne her yerine 86 kazımış  haylaz çocuk.
Yaş daha 9-10.
Herkese ters, herkese raconluymuş.
Sinirlendi mi  gözü hiç bir şeyi, hiç kimseyi  görmezmiş.
Ama  yer gök 86;  kağıda 86 yazar yazar ağlarmış.
Ne yapsalar öğrenememişler 86'nın sırrını.
Ta ki yan sınıftan bir öğrenci  tayin nedeni ile gidene kadar.

Çok ağlamış Sena başka ile gidince.
İtiraf edemeden aşkını, başı öne eğik kalakalmış ne yapacağını bilmez hallerde.

O hırçın halin ardından gelen boynu büküklük üzmüş etrafındakileri.
Demişler "neden söylemedin ki"

"86 yazdım ya her yere.." demiş.

sekSENAltı..

25 Eylül 2017 Pazartesi

Dur


Eski çalıştığım yerde , hayatın kavşağında durur zamanı içindekilerle seyreylerdim.

Ondandır belki de insana saygım :varoluşun ne çok emek istediğini görmemdendir.

Birileri "Paris'teki kaldırım taşlarının zarafetini " överken, 80 yaşındaki adamın gece uğradığı tecavüzle kan revan içinde kapıma gelip benden medet ummasıdır derdi dert bilmem ama kimselerin derdinin diğerinden büyük olmayışını aklımda tutmam.

Bildim ki kimse baki değil, gördüm ki tüm yönetici koltuklarının  altı tekerlekli..kayıp gidiyor.

Eski çalıştığım yerde unutulmazlarım olurdu, zaman zaman bunları sizinle paylaşmayı sevdiğimi söylemiştim.Bugün, bana en büyük ders verenlerden birini hatırladım ve sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.

Orada işe yeni girdiğim, sistemi ve kişileri anlamaya çalıştığım günlerdi. Yeşil hülyalı gözleri ile hep uzaklara bakan ama her şeyin çözümüne ait bilgiyi zarifçe aklında tutan mütevazı bir kızdı Sultan. "Yine o adam geliyor" dediklerinde öfkeyle homurdanmak yerine nezaketle gülümsedi.  Yaşlı adamın bir haftadan fazla süredir her gün geldiğini sonradan öğrendim.

Yorgun, bezgin üstü başı çimenli geldi adam. İş yerimin karşısındaki parkta yatıyormuş, kalacak yeri yokmuş.

Sultan'ın karşısına oturdu.

-Lacivert , kenarı beyaz çizgili eşofman buldunuz mu ?
Sultan üzüntüyle başını salladı.
-Eşofman var ama lacivert ve beyaz çizgili değil.
Merakla adama baktım. Başını olumsuz anlamda salladı.
-Ben yarın yine gelirim...
-Siz bilirsiniz.

Diğer çalışma arkadaşları biraz kınayarak baktılar ardından. Parklarda yatıp duran birinin eşofmanı bulmakla yetinmeyip koşul koşmasını saygısızca buluyorlardı. Hem kendilerini meşgul ettiğini düşünüp had bildirmek isteyenler de az değildi..ama Sultan, hülyalı yeşil gözleri ile arkadaşlarına da gülümsüyor ve "öğrenirsiniz, peşin hükümlü olmayın. İşiniz bu sizin, belli koşullar koşamayacak olan sizsiniz o değil" diye tatlı yumuşak sözlerle yaşlı adamla aralarına set çekiyordu.

O hafta da her gün gelen yaşlı adam için her yere soruluyor ama lacıvert, kenarı beyaz çizgili eşofman bulunamıyordu. O ise her gün sabırla üzerinde çimen kalıntıları geliyor ve yine gidiyordu.

Sultan bir gün sordu yaşlı adama onu incitmekten endişelendiği her halinden belli olarak.

- Ben yine elimden geleni yapacağım elbette ama neden mutlaka lacivert ve kenarı beyaz çizgili eşofmanda ısrarınız.

Yaşlı adam yorgun halde, hep öne eğik başını üzüntüyle iki yana salladı. Gözlerinde acıyı dahi yok etmiş bir boyun eğiş,kabullenişle bize baktı.

-Evimiz yandı bir süre önce. Oğlum ve gelinim yangında öldüler. Torunum da zihinsel sorun vardı, yangın ve anne babanın ölümü ile hepten delirdi. Onu tımarhaneye yatırdım. Benim de yerim yurdum kalmadı, ondan parkta yatıyorum;ölsem dert değil ama torunum var ya işte onda kalıyor aklım.Öğlenleri hava almaya avluya çıkıyorlar dolaşmak için ama hepsi lacivert-kenarı beyaz çizgili eşofman giyiyorlar. Farklı giyinen biri olduğunda tehlike algısı oluştuğundan ona saldırıyorlar, bu şiddet uygulamaya kadar gidiyor. O yüzden bu eşofmanı istiyorum ..dedi.

Sessizlik bıçak kadar keskin, utanç dağlar kadar ağırdı. Kimse, yaşlı adama bakmaya cesaret edemedi. Sultan:

-"Yarın yine uğrayın, bir yer ile daha görüştüm, oradan umutluyum" dedi.

Ertesi gün personel aralarında topladıkları para ile lacivert-kenarları beyaz çizgili  eşofmanı almış ve yaşlı adam için başka neler yapabilecekleri sorusunun cevabına dört elle sarılmıştı.

Dünya da koca bir tımarhane değil mi?

Lacivert-kenarları beyaz çizgili eşofman giymediğim her gün canım yanıyor.


24 Eylül 2017 Pazar

-malı,-meli..ama yokkk


Tatil günü çalışmamalı insan.
İşten çıkıp eve gidince o telefonlar durmalı.
Kendine ait hayalleri, kendine ait sınırları olmalı insanın.
Şükrettiğinde korkudan-elindekileri kaybetmek endişesinden değil mutluluktan şükretmeli.
Vazgeçebilmeli insan.
Bir seçeneği daha olmalı herkesin..b planı değil hani a-1 planı da olsa olur.

Bir şiiri ezbere bilmeli, bir şarkıyı dinlediğinde gözleri dolmalı, bir renk en sevdiği olmalı...


Dost olabilmeli, dost kalabilmeli.
Affetmenin hazzı, karşısındakilerin çiğliği ile zedelenmemeli.
Kızdı mı küfretmeli.
Sevdi mi sarılmalı.

Bugünlerde insan kalabilmek ne zor , ne zor...

21 Eylül 2017 Perşembe

Deniz Kokulu Kentimi Düşünüyorum Orhan Veli'nin İstanbul'una İnat





Memleketim....mahvedilmemiş hali ile hatırımda kalan her zerresine özlem ile yandı tutuştu bugün gönlüm.

Memleketim..Trabzon'um. Arap kenti olmadan, medeni günlerin aydın insanları ile yaşadığım güzel günlerine ayrı; yeşiline ayrı maine ayrı yandım.


Bazen çığlık atıp "n'olur durun artık" diye yalvarmak istediğim ama bu talanı ve yalanı durduramadığım, coşku ile mahvına giden memleketim!


Memleketim memleketim memleketim,
Ne kasketim kaldı senin ora işi
Ne yollarını taşımış ayakkabım,
Son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi saçımın akında,
Enfarktında yüreğimin,
Ve alnımın çizgilerindesin, memleketim,
Memleketim memleketim

Yine cisil cisil mi yağıyor yağmur uzun sokağın taşlarına
Ganitanın kayıklarında martılar gizliden gizliye öpüşüyorlar mı
Deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Anıların şehrini düşünüyorum ayrılıkların ötesinde bir yerden
Taşbaşının dar sokağından denize inen simitçinin ve hamsicinin sesi geliyor
Tavada cısır cısır öten tereyağının kokusuna
meydanındaki limoncunun tablasına bir hoş olmuşum
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Varsın yağsın yağmur cisil cisil üstüne

ellerin cebinde ya, yürüyorsun ya o şehrin sokaklarında, yağmurdan sanane
Yürüyüp gitmeli limana, oradan da mendireğe, taa ucuna kadar
ve çökmeli bir taşın üstüne
ama karayel patlamış, fırtına varmış, dalgalar adam Boyuna geliyorlarmış, ıslanıyormuşsun
Vakit de akşamlardan bir akşammış sanane
kalkanoğlunun pilavını
Mehmet salih'in çayını
Bodos'un meyhanesini
Gülbahçenin dönerini
ve pazar sabahlarının vazgeçilmez peynirlisini çekiyor Canım
Deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
Yeşilin bin tonunu koynunda barındıran
Yüce karlı dağların bile selam durduğu o güzelim şehre,
İstanbul'un soğuk ve çirkin akşamlarından binlerce sevgi
Meydandan kalktık mıydı saate varmaz hamsiköydeyiz
Konakoğlunda oturur başbaşa sütlaç yeriz
Naraburnundan eser bir rüzgar, olur içimiz tertemiz
Bu sene gidemiyorum, seneye birlikte gideriz


18 Eylül 2017 Pazartesi

TEOG ve Türkiye'deki Eğitim Sistemi Üzerine Reel Yaklaşım

Yaşanmaz kıldılar bu memleketi.."oysa bu hasret bizim, bu sevda bizim" diyenlerden olduk biz her zaman. Şimdilik , biteceğine can-ı gönülden inandığım bu iğrenç zamanlar için:


Veli olmak deli olmayı getirdi ister istemez. En delirmiş , en bıkmış halimizle bile vazgeçmedik çocuklarımızdan. Biz, "varlığım Türk varlığına armağan olsun" diye harmanlanan nesiliz. Öyle kolay vazgeçmek yoook.


Biz vazgeçmedik vazgeçemedik ama çocuklarımızı motive etmek ve  yaşama-gerçeğe-geleceğe inandırmak o kadar da kolay olmayacak sanırım. Kırgın kalpleri, dönekliğin kitabını yazmış olanlara ne kadar direnecek hiç bilmiyorum. Ama sonuna kadar biz buradayız ve inancımız-mücadelemiz onlara da sirayet edecek..tüm kalbimle inanıyorum.

Neticede ; engel olamıyorsak eğlenelim bari. Gülümseyinn



15 Eylül 2017 Cuma

Valla Yemek Tarifi

Bugün ben de yemek tarifi vermeye karar verdim.😈


Peynirli Trabzon Pidesi:

Özellikle kışın yenir. Lüks ortamların yemeği değildir, el yıkama yerinde peçete havlu yerine temiz dikdörtgen kesili kağıtların kullanıldığı yerler tercih edilmelidir. Önce "peynir imansız mı?" sorusu sorulur. "O ne" diyen restaurantın kapısından dahi girilmez. "İmansız" cevabı alınırsa tereyağın nereden olduğu sorulur. İl değil ilçe adı veren yerler takdirle karşılanır. Siparişi verirken "yumurtalı olacak ama kırmızısı pişmesin" denilir. Trabzon'da yumurtanın için İstanbul'dakiler gibi soluk sarı değil canlı bir kırmızıdır, bu nedenle özlemle vurgulanır o "kırmızı" sözcüğü. Gelecek olan kırmızı değildir, bilirsiniz ama adet yerini bulmalıdır. Metal kayık tabak, pide öncesi turşu ikramı olumlu unsurlardır. İkram-malzeme-pişme süresi-sunum vb öğelerde en az Fi kadar kusursuz dengeleri aramakta tereddüt edilmemelidir.


Pide geldiğinde tereyağlar kapalı kısımların altına itina ile ve bol bol ,aralıklı yerleştirilir. Tuz ve karabiber serpilir. Sonra ilk kenar yatay-boydanboya kesilir.Kesilen kenar elle bölünerek üstteki nar gibi kızarmış kısımdan tutulup alttaki yumuşak ve mis kokulu kısım erimiş tereyağa batırılır. Hafif tereyağ ve hafif karabiber tadının damakta bıraktığı enfes lezzet hafızalara kazınır.

Sonra aynı uygulama diğer kenar için yapılır.

Pidenin uç kısmına "guduk" denir. Guduk ile yumurtanın kırmızı kısmı nazikçe patlatılır ve kalan tabanın tamamına yayılır. Damak tadına bağlı olarak karabiber yeniden ekilebilir. Diğer guduk da kalan tereyağ ve yumurtaya banılarak yenilir. Hafif sert olan bu kısım çay ile harmanlanarak yutulabilir. 

Tüm bu işlemlerin makul ölçüde hızlı gerçekleşmesi , tabanda kalan peynir ve yağın donmadan yenilebilmesi için gereklidir.

Tabanda kalan peynirli kısım 3 parmak eninde şeritler halinde kesilerek yenilir. Artık ılıklaşmış olan peynir, altta peynir suyu ile iyice yumuşamış hamurun kıtır kıtır pişmiş taban kısmı ile birlikte çiğnenmesinin ömrü uzattığına dair rivayetler akla yakın bulunmaktadır.

Pide yenilirken çatal kullanılması şiddetli bir görgüsüzlük belirtisi olacağından sakınılması hususu önemle hatırlatılır.

Üzerine içilen çay ritüellerin en vazgeçilmezidir.

Benim yemek tarifim de işte böyle 😆😆😆

Afiyet olsun.

Önerilebilecek yerler:

Fatih Pidecisi (Pazartesi günleri kapalı olup senelerdir en beğenilenler arasında yer almaktadır) 

Zeyrek Mah.Büyükkaraman Cad. No:45/47 Fatih-İstanbul
0 ( 212 ) 523 97 95
2-) Temel Reis Pide Salonu

0216 5534220
0216 4928038

Valide-i Atik Mahallesi, Dr. Fahri Atabey Caddesi, No 79, Üsküdar, İstanbul

14 Eylül 2017 Perşembe

Eylül'de Yaşamak

London Philharmonic Orchestra 'nın best of classic music seçkilerinden cep telefonuma yüklediklerimi açıp  , cep telefonumu pantolonumun cebine tıkıştırdım. Böylece evrensel güzellikleri (tık) minnacık bir cebe sığdırmanın hazzı ve komikliği ile başladı gün. Eşimin hediyesi olan nefis-kapalı kulaklığı tüm İstanbul yaşam koşullarını hiçe sayarak kulaklarıma taktım ve Eylül'de yürüyüş günüm bugün dedim.

Yaklaşık 5 kilometre yürümüşüm.
Yol bittiğinde üzgündüm.

Eylül'ü yürüyerek geçmek en güzeli idi.

Bir kaç temizlik görevlisi  ellerinde süpürge Eylül süpürüyorlardı sokaklarda. Gökyüzünden önüme kurumuş yapraklarla Eylül düştü sakınmasız.

Her adımda sıcak terletirken ardından sonbahar esintilerinin serinletici keyfini yaşadım müzik kulağımdan kalbime akarken.(tık)


Bugün stresli sayılabilecek bir gündü aslında.
Ama Eylül dedim, yaşam dedim,yaşatmalarına izin verme sen yaşa gönlünce dedim..bugünü sevdim.