13 Temmuz 2018 Cuma

BONEY M. "Rasputin" (Sözlerinin Türkçe Çevirisi de)


Çok severimmmmmmmmmmmmmmmm



İşte çok eskiden Rusya’da bir adam yaşadı
Adam iri yarı ve güçlüydü,gözlerinde alevli bir parıltı (vardı)
Pek çok kişi ona dehşet ve korkuyla baktı
Ama o,Moskova’nın güzel kızlarına göre çok hoş bir sevgiliydi
Bir vaiz gibi İncil’den vaaz verebiliyordu
Coşku ve ateş doluydu
Ama aynı zamanda kadınların arzuladığı
Bir çeşit öğretmendi

Ra Ra Rasputin
Rus Kraliçe’nin sevgilisi
Gerçekten mahvolmuş bir kadın vardı
Ra Ra Rasputin
Rusya’nın en müthiş aşk makinesi
Rasputin’in devam ettirdiği bir utançtı bu

Rus ülkesini yönetti ve Çar’ı hiç umursamadı
Ama kazak dansını gerçekten harika yapardı
Devletin bütün işlerinde yararlı bir adamdı
Ama kucaklamak için bir kızı tuttuğunda gerçekten müthişti
Kraliçe’ye göre adam kurnaz biri değildi
Adamın yaptığı şeyleri duymasına rağmen
Onun,oğluna şifa verecek
kutsal bir iyileştirici olduğuna inandı

Ra Ra Rasputin
Rus Kraliçe’nin sevgilisi
Gerçekten mahvolmuş bir kadın vardı
Ra Ra Rasputin
Rusya’nın en müthiş aşk makinesi
Rasputin’in devam ettirdiği bir utançtı bu

Ama içki içmesi,şehveti ve iktidar arzusu
Daha çok ve daha çok insana malum olduğu zaman
Bu zalim adamla ilgili bir şey yapılmasına dair istekler
Daha yüksek sesli söylenir hale geldi

“Bu adam şimdi gitmeli”diye ilan etti düşmanları
Ama kadınlar yalvardı :”Lütfen bunu yapmaya çalışmayın”
Şüphe yok ki bu Rasputin’in birçok gizli büyüleri vardı
Bir canavar olmasına rağmen tam kucağına düşüyorlardı
Sonra bir gece bazı itibarlı adamlar
Tuzak kurdular,(görünürde)bu işin sorumlusu değiller
“Bizi ziyarete gel” diye talepte bulunmaya devam ettiler
Ve Rasputin gerçekten geldi

Ra Ra Rasputin
Rus Kraliçe’nin sevgilisi
Şarabına biraz zehir koydular
Ra Ra Rasputin
Rusya’nın en müthiş aşk makinesi
Şarabın hepsini içti ve “kendimi iyi hissediyorum”dedi

Ra Ra Rasputin
Rus Kraliçe’nin sevgilisi
Adamlar vazgeçmedi ve onun kellesini istediler
Ra Ra Rasputin
Rusya’nın en müthiş aşk makinesi
Ve bu yüzden ölünceye kadar ateş ettiler
Ah şu ruslar !

*******************

There lived a certain man in Russia long ago
He was big and strong, in his eyes a flaming glow
Most people looked at him with terror and with fear
But to Moscow chicks he was such a lovely dear
He could preach the bible like a preacher
Full of ecstasy and fire
But he also was the kind of teacher
Women would desire

Ra Ra Rasputin
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
Ra Ra Rasputin
Russia's greatest love machine
It was a shame how he carried on

He ruled the Russian land and never mind the Czar
But the kasatschok he danced really wunderbar
In all affairs of state he was the man to please
But he was real great when he had a girl to squeeze
For the queen he was no wheeler dealer
Though she'd heard the things he'd done
She believed he was a holy healer
Who would heal her son

Ra Ra Rasputin
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
Ra Ra Rasputin
Russia's greatest love machine
It was a shame how he carried on

But when his drinking and lusting and his hunger
for power became known to more and more people,
the demands to do something about this outrageous
man became louder and louder.

"This man's just got to go!" declared his enemies
But the ladies begged "Don't you try to do it, please"
{No doubt this Rasputin had lots of hidden charms
Though he was a brute they just fell into his arms
Then one night some men of higher standing
Set a trap, they're not to blame}
"Come to visit us" they kept demanding
And he really came

{Ra Ra Rasputin
Lover of the Russian queen
They put some poison into his wine
Ra Ra Rasputin
Russia's greatest love machine
He drank it all and he said "I feel fine"}

Ra Ra Rasputin
Lover of the Russian queen
They didn't quit, they wanted his head
Ra Ra Rasputin
Russia's greatest love machine
And so they shot him till he was dead

Oh, those Russians


******


A'mâk-ı Hayal



"evet azizim! ben hayallerin arkasina gizlenmis olan hayaletleri ariyorum. ne yazik ki bulamiyorum. tam olarak 'bulamiyorum' demek de yanlis. bunu nasil anlatacagimi bilmiyorum. ilmi gerceklere kimsenin bir sey demeye hakki yoktur. yalniz, bir hakikatin varligi diger bir hakikatin varligina engel olmaz. bazi vicdanlar, baslangic ile sonu birbirinden ayiran bir cizginin onunde durup orada kalamaz. ben bu hayati; dunyaya nicin geldigimizi, ne olacagimizi, bizi bu dunyaya gondereni anlamadan terketmemeye niyet ettim. keske bu sorulara olumlu ya da olumsuz bir cevap bulabilseydim. yari dervis, yari deli ama her gordugunu hikmet gozuyle goren bir dusbazin dusleri sizi cagiriyor. hayat, sekr aninda gorulen bir dus degil midir? kim bilir?"


Tam da  fırtınanın ortasında "arif olan arif'i bilir" diye iç kapağına bir güzel cümle yazılıp bana hediye edilen bu kitap hayal  ile hayat arasında öğretici ve farkına vardırıcı  anlatımlarla dolu.

Henüz okuyorum bitirmedim. Yine de etkilendiğim bir öyküsünün öğretisini paylaşmak istedim.

Öyküde Raci savaş alanına gidiyor.

İiyilikle kötülüğün ebedi savaşı bu tabii.

Nifak'ı Muhabbet yeniyor.
Muhabbet'i Gazap
Gazap'ı Hikmet (insanın bilgide ve ahlakta ulaştığı kemal)
Hikmet'i Nefs-i Emmare (kötülüğü emreden nefs)
Nefs-i Emmare'yi ise aşk yeniyor.

Beni hoş yolculuklara çıkartan bu kitabın , hayatımın bu döneminde karşıma tesadüfen çıkmadığına inanıyorum.

Bitirmeyi de sabırsızlıkla bekliyorum.
Bakalım bana daha neler anlatacak.



47 Yaşında Doğmamışlar Cemiyeti


"Haline şükret çöpten ekmek var" sözüne savaş açtım.

Gerçekten kırıcı, yorucu,saçma ve aşağılayıcı bir  yaklaşım bu.

Sanki kişi  geri zekalı, olanı farkında değil ve daha fazlasını istemekle olana nankörlük ediyormuş gibi.


Çocuklukta toplum-aile-gelenek söylemlerine baktığımda hep kişiyi bastıran ve daha fazlası için çabalamaktan alıkoyan şeyler olduklarını görüyorum. Standart yaklaşımlar. 


Ailelerine isyan etmiş gençlerin ebeveyn olduğu jenerasyondayım. Çocuklarına nasıl da kendilerine davranıldığı gibi davrandıklarını şaşkın izlemiyorum desem yeridir. "Anne olunca anlarsın "Baba olunca görürsün"ler mi devreye girdi (ama öyleyse ben niye göremedim) yoksa ben mi büyüyemedim de hala isyankar grupta  sayılıyorum bilemedim.


Hata yapma özgürlüğü verilen, hayal kurabilen, denemekten korkmayan gençler yetiştirmeyecek miydik biz? Ve başarısız olduklarında yargılanmayan....


İyi ki günlüklerim var diyorum.

47 yaşında doğmadığımı bana hatırlatan günlüklerim.



Bizi hayallerimiz ve isteklerimizle başbaşa bırakın. 


Başarırsak övünür, başaramazsak genelde yaptığınız gibi kınar ve yorarsınız ruhumuzu.

İmza: 47 yaşında doğmamışlar cemiyeti onursal başkanı :-)

Seçim


Çekip gidene her şey mizah, kalıp bekleyene her şey şiirdir.”
/ Albert Camus


12 Temmuz 2018 Perşembe

Restorasyon Çalışmaları


Bir süre önce  önemli bir karar verdim.


Beni öfkelendiren ya da umursamadığım ne varsa gözden geçirip daha iyi bir insan olmak için  çabalayacaktım.
Kayaları yerinden oynatmak için sağlam bir kaldıraç yeterli ama çakıl taşlarını toplamak insanın belini büküyor.
Minik minik, ufak tefek ne çokmuş  öfke kaynaklarım ve görmezden gelerek arkaya ittiklerim.


Yine de dur durak demeden çabalamayı sürdürdüm.
Bu süreçte en önemlisi  gün boyu içimden ne çok olumsuz cümle geçirdiğimi fark etmemdi.

Onları da susturmayı iş edindim. 


İstanbul'da yaşayanlar bilir. Dakikalar hatta saniyeler saatleri kurtarır bu şehirde. 1 dakika ile kaçırdığınız otobüs-vapur 20 dakika beklemenize , o da akşam trafiğine kaldığınız için eve varışınızın 1 saat daha ötelenmesine sebep olur. Bu nedenle İETT'ye binen herhangi birinin o  meşum "yetersiz bakiye" sesini duyması , aynı alanda bulunan  mesuliyet sahibi bir ruh için acı vericidir aslında. Yine de kapının girişinde kalan kişi " akbilinde fazla kontur olan var mı" ya da "benim için kart basabilir misiniz" diye sormadan kimse elini  cebine atmaz. Sorduğunda da yardımlaşmaya gönüllü  çok insan bulunmaz.

Şu, ruhumda restorasyon işine gireli bu konuda hassasiyet göstermeye çalıştım. Ne zaman biri bu duruma düşse, kılımı kımıldatasım olmasa da gür bir sesle "ben yardımcı olayım" diye haykırdım her seferinde.

Düne kadar denedim en azından 😅😅😅😅😅😅😅

Normal hatlar 2.60
İndirimli hatlar 1.85 


Bir kişi de olmadı ki tam para versin. 
Daha kötüsü bir kişi de görmedim ki eksik para verdiği için özür dilesin.
Dilenci avucuna bırakır gibi uygun gördükleri meblağı bırakıp  gidiyorlar.
Hatta bazılarının bunu iş edindiğini  de gördüm. Aynı hanımefendinin 3. akbil yetersiz anonsuna şoförün müstehzi tebessümü eşlik edince "haa tamam " dedim.

Sonrasında  külahı önüme alıp düşünmeye başladım.

İyi insan olmak çok zor iş, "ben böyleyim" sığınağından çıkacaksınız, kendi ruhunuzu çıplak göreceksiniz..yetmedi , "vazgeçeceksiniz" .

Hazır olduğunuzda, hazır olduğunuz kadarı ile yolunuza devam edeceksiniz.


Şu, birinin yerine akbil basma işinden  neredeyse vazgeçtim ama bin  kötünün içinde bir iyi zayi edilmemeli düşüncesi beynimi kemirdiği için bu konuya kendimi  delletmeden, bir iyiyi de mağdur etmeden nasıl çözüm bulacağımı düşüneceğim.







23 Haziran 2018 Cumartesi

Umuda Bir Gün Kala


Çiçekler ağaçlarda kalsın, uçurtmalar göklerde…
Haziran temmuz ağustos birbirine sokulsun...
Ne olur bu böyle olsun!" Edip Cansever

20 Haziran 2018 Çarşamba

Masal Bu Ya...



İki küçük çocuktular korktuklarında elele tutuşup kırılgan duygularını saklamaya çalışan.


Birinin gülüşü masumiyet çağlayanı  ..gür,tertemiz,aydınlık.
Diğerininki mahzun  ama kocaman,çekingen.

Aydınlıkla karanlığın savaşı bu. Yitirilenlere aldırmayış,nefsin körlüğü, suçlamanın kolaylığı. Dinleyip anlama zamanı şimdi.
Tembellikten kaçınma zamanı şimdi.


Biri , çağlayan gülüşlü olan bir tokat attı mahzun olana. Bir minik goncagül'e atfedilmiş kibir ve güç savaşı ile başladı karanlığın  aydınlıkla savaşı.

Mahzun gülüşlü daha da mahzunlaştı ama köprüleri atmadı. Affetti zamana birikmiş sevgiye sığınıp. "Korkuyor mu acaba" dedi saldırganlığa anlam veremeyip, tuttu diğerinin elini yine de.

Balzac bir romanında "kötüye merhamet ve anlayış iyiye zulümdür. Cesaretlendirir,beslersiniz kötülüğü"  der. Bu masalda da olagelen böyle seyretmiş.

Gülüşü çağlayan gittikçe daha kötü daha  kırıcı olmuş. Çünkü etrafındaki herkes her koşulda onu affetmiş. Öfkesi bitmez bir çöl gibi kasıp kavurur  olmuş ortalığı. Herkesin umudu, küçücükken  etrafı aydınlatan iyi kalbindeki son bir kırıntı kaldıysa onu yok etmemek ve güzel günlere dönebilmekmiş. Onu  anlamaya çalışıp affetmeye devam etmişler.


Sonra gülüşü özlenen olmuş adı çağlayan gülüşlünün. Korktuğu için korkutan, korkutunca da korkusunu unutan zalimin teki olmuş.Yoldaşı kulağına hep sevdikleri ile ilgili   nifak cümleleri fısıldaya fısıldaya onu kör etmiş.Aklısıra kazandığı zafermiş ama yoldaşı aslında neyi kaybettiğini göremeyecek kadar beyinsizmiş. Zalimliği ile goncagül'ünün dikenini sivriltmiş. Bir gün o dikenin eline değil kalbine batacağını bilmez gibi  düz yolları yokuş edip , önüne geleni pervasızca kırmayı iş edinmiş.


Kocaman çekingen gülüşlü ise karanlığı beslememek için susup geri çekilmenin hoş bir tevazu olduğunu ama yetersiz ve bazen hatalı olduğunu anlamış. Kılıcı  çekmek yerine kalkanı  güçlendirmiş..ve aydınlıkla karanlığın savaşı şiddetlenerek devam etmiş.


Masalın sonunu yazmak isterdim ama masal halen devam ediyor. ...çok şükür henüz bir sonu yok. 

Ama iyiler her zaman kazanır...

Bir kitap okuyorum, "arif"in teki tarafından   hediye edilmiş bir alem kitap. 




Hiçliğin ululuğundan bahsediyor sanırım özetle.

Karanlıkla aydınlığın savaşında meydanda toplanılıyor.

Savaşçılar  savaşa başlıyor. İyiler de kazanıyor kötüler de.

Sonra kötülüğün savaşçılarından "nifak "ortaya çıkıyor.  İyileri darmaduman ediyor. 2 gün 3 gün iyilerden kimse onnu yenemezken iyilerin başı alana "muhabbet"i sürüyor.

Muhabbet(sevgi), nifakı yerle bir ediyor.

Kötüler bakıyor ki muhabbet her savaşı kazanır oldu, karşısına Gazap (öfke) çıkartılıyor Muhabbet'in. Muhabbet ne yapsa olmuyor ve 3. gün sonunda Gazap karşısında yenik düşüyor.

Gazap, iyilerin "Gazap'ı ancak o yener" deyişleri ile sahaya sürülen Hikmet yani insanın bilgide ve ahlakta ulaştığı kemal ile savaşıyor. Hikmet bu savaşın galibi oluyor.

Kötüler savaştan vaz geçer mi? Üstüste galibiyetler alan Hikmet'in üzerine en kuvvetli savaşçılarını yolluyorlar. Nefs. Nefs Hikmet'i yenip köle ediyor. Kötülüğün  kaçınılmaz galibiyeti ilan edilecekken  Aşk(ilahi sevgi)ortaya geliyor ve hepsine hükmediyor.

Karanlığın kıymeti aydınlıkta, aydınlığın kıymeti karanlıkta.


Gülüşünü yitiren tüm canlara Allah  merhamet etsin.



26 Mayıs 2018 Cumartesi

Bir Kuş Olsa

Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin 

Bir kuş olsa mavilik derdi buna..Edip Cansever
                                                     (tık)





25 Mayıs 2018 Cuma

İncelikler - Kalın Kafalar


Bu kadar kalın kafalı olmamalı insan


Hayat bişiyi anlatmaya çalışıyor ve siz ısrarla anlamıyorsanız , bir daha bir daha aynı şeyleri yaşamak zorunda kalıyorsunuz.


Kendinizden başka suçlayacak kimse yok.


Bknz ; Şekil 1-A ben

Yerin 7 kat dibine girdim bir sürü masum kalbin eliyle. 
Bu hikayede herkes masum ama sonu kötü bitiyor işte.

Anlamak lazım.


* * * * * * ** * * * ** * *





incindim, incitildim derinden 
terkettim kendimi 

tesadüfen karşılaştım içimde 
kendimle yeniden 

bir minicik kız çocuğu bak 
duruyor orada hâlâ 
anlatamam gördüklerimi 
o neşeli çocuğa 



23 Mayıs 2018 Çarşamba

Fırtınada Çırpınan Bir Beyaz Yelken



Sabah zihnimi dürttü Livaneli şarkısı.


"Sığınmak ellerine, sığınmak bir gece vakti " dedim, doğruldum ve oturdum sabahıma.

*Bitmeyen bir şarkı,dudağında bir yarım ezgi*

İlk gençlik yıllarım , çok uzaktan gelen bir sesleniş, varlığım çok sevip unuttuğum bir dost gibi dokunuş gibi geldi dahil oldu  varlığıma.

*Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bin kaygı,binbir soruyla*


Vezneciler kız yurdunda endişeli bir mide kasılması ile, altında eskimiş eşofmanı,kantine çay almaya giden kuş yuvası saçlı kızı gördüm.


Okula gitmek için Saraçhane alt geçidine gidip Taksim'e otobüs bekleyen ufak tefek genç kız da bendim.

*Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi*


Okula gittiğimde bir çift yeşil göze özlem ve sevgiyle bakan...


Bunu samimiyetle söyleyeceğime hiç inanmazdım ama ne çabuk geçti yıllar.

*Düşlerin parlayıp söndüğü yerde*

Bir baktım evliyim, bir baktım iki çocuğum var, bir baktım 30 kilo almışım..bir baktım kırılmışım.


Bir baktım herkes gitmiş yapayalnızım...


Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar,dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak gözlerine,sığınmak bir akşamüstü
Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi

Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu,uçarı koşmak seninle
Elini avcumda bulup yitirmek
Sığınmak ellerine bir gece vakti
Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bin kaygı,binbir soruyla
Bitmeyen bir şarkı,dudağında bir yarım ezgi
Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu

Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken