15 Mart 2026 Pazar

Sade ve Derin 😉

 


Tanıştığım ilk günden beri hayranım  kendisine...

Hiç  görmemiş olmaktan dolayı da inanılmaz mutluyum.

Hayalimdeki ulvi makamından indirmek istemem onu  doğrusu 😈

Bu güzel ve  yine çalıştığım Pazar günü, yine öz ve doğru anlatımı ile beni  büyüleyen Khalil Gibran'dan bir alıntı paylaşacağım sizlerle.

İki  güzel kız evladı yetiştiren bir anne olarak...



Kitap okuyarak, şiir okuyarak, şarkı dinleyerek ya da bir fincan kahve içerek keyfi yerine gelen bir kadın; kimse tarafından yenilmez. Hayat bile onun karşısında kaybeder. Khalil Gibran

13 Mart 2026 Cuma

Uğultulu Tepeler (Rüzgarlı Bayır)

Dün sabah ezanı eşliğinde işe  gitmiş olduğumdan azcık erken çıkıp kendime sinema ısmarladım.


Nasıl  seviyorum AVM'nin sinema katındaki o patlamış mısır kokusu  eşliğinde kendime ait o zaman dilimine girmeyi anlatamam.


Klasik "çubuk kraker-su" eşlikçilerimi alıp  kılıkılına yetiştim sinemaya. 5 kişiydik salonda. Yine de sadakatle  , satın almış olduğum  koltuğa oturdum.


Uğultulu Tepeler...

Emily Bronte 'nin tek kitabı..


Kitabın  etkisi  yadsınmaz derecede güçlü halen.

Fragman dolu dolu cinsellik içerdiği için azcık tereddütle de gitsem  merakıma yenik düştüm diyebilirim. Kitap uyarlamalarında, hele klasiklerden uyarlamalarda oldukça hassasım ; aslolana yapılan saygısız uyarlamalar beni deli ediyor. Ebeme sövmüşler gibi öfkeleniyorum  açıkçası 😂😂😂 Aşk ve Gurur'un BBC 1995 yapımı  dizisi ne kadar muhteşemse (ki anlatmıştım bunu tıklayınız lütfen) Amerikan yapımı film direkt kitaba - yazara-o  eşsiz inceliğe ve zekaya hakaret ediyor. Korkunç..başka tanımlayamıyorum.

Neyse efendim   filme ilginç bir giriş yapmışlar. Çubuk krakerimi boş salonda özgürce çıtlarken derin bir önyargı  ile "öfff" dedim.

Ancak sonrasında hele   ara verildikten sonraki  bölümde ..büyülendim.

   

Ne kitaba  - dönem kostümlerine vs %100 sadık kalınmış ne dışına çıkılmış.
Uzun süre telefona bakmayı unuttuğum  bir zaman dilimi oldu bu.


Renkler - simgeler-cinselliği anlatan "öpüşüp sevişme sahneleri" olmayan vurguların seçimi.

Uğultulu  Tepeler'deki evin , o kitabı okurken  hissettiğim amansız soğuğu hissettirişini.
Heathcliff'in  amansız öfkesini , acısını  ve sevgisini, çaresizliğinin yakıcılığını.
Catherine'in yüceliğini
                          İsabella'nın hiçliğin boğuculuğundaki  var oluşunu


Aman Allah'ım çok  beğendim!

Filmin sonunda Catty'nin ölüsünü gördüğü anda Heathcliff'in yüzünde beliren büyük acı... oyunculuğuna şapka çıkarttım Jacob Elordi'nin. 

Bu arada Selin,  Jacob Elordi'ye James Bond olması için teklif getirdiklerini söyledi. 1.96 boyundaki biri  nasıl  dikkat çekmeden ajan olur  diye çok güldük.

Amerikan filmlerindeki  karakterlerden, aynı oyunculuk aynı mimik aynı karakter aynı yapay tepkilerden o kadar çok o kadar çok ve o kadar çok bıkmıştım ki  Jacob Elordi bana ilaç gibi geliyor.

Yakışıklı  - jön kavramına daha gerçekçi bakış getirdiği de bir gerçek.

Son dönem çekilen filmlerde  önemli karakterlerden biri japon-kore-çinli yani Asyalı oluyor ve bu beni şaşırtıyor. Uğulutulu Tepeler'de de bu devam etmiş.



Zaman  ayırın gidin .. ve okumadıysanız o kitabı mutlaka okuyun.
Zamanı harcadığımız onca boş şeyden sonra iyi geliyor.

12 Mart 2026 Perşembe

Mobing



Ne garip deneyimler yaşadım şu son bir kaç günde.

Özetle kızçem yeni bir iş  arayışına girince patronu önce "senle ilgili büyük planlarım var" safsatasına girdi, tutmayınca  tehdit, olmayınca hakaret, yetmedi  iş görüşmesi yaptığı yerleri  arayıp "onu almayın"  söylemelerine girişti.

Sebep ne?

Ego bariz ama asıl sebep  çalışan zeki ve nazik bir insanı kaybetmeme çabası.  Bunun için tehdit edip bunca çirkinleşeceğine çalışma şartlarını düzenleyip doğru dürüst bir gelir sağlamak belki onun da elinde değil  ama eminim ki  yol da bu değil.

Yahu 50 yaşında şunu öğrendim : daha görecek çok şey öğrenecek çok şey var bu hayatta. Ben çok şey gördüm demenin yanından bile geçmiyoruz.

Galiba annemlerin dönemi en güzeli imiş.


Ekmeği ekmek, suyu  su, kadının kadın, adamı adam, çocuğu çocuk, büyüğü büyükmüş.

Ne saçma di mi?

Birini  görüyorsunuz: gerçekten kadın mı ya da gerçekten erkek mi diye   bi düşünüp teyit etmek gerek.

Sonra makyaj  ya da estetik ile değişmiş  mi sorusu  geliyor... gerçek hali bir bilmece ya da  hayran olduğunuz güzellik bir aldatmaca. Adı  gerçek mi?

Twitterda bakıyorum  en çok sorulan soru " Grok bu  gerçek mi?"

Son yıllarda iyi ve güzel olan çok şey yitirdik.

Gerçeği yitirmek  en  fenası...

Ama zaten  domino taşı gibi değil mi  ...

Bu saçmalığın bitip  güzel günlerin,  değerli  şeylerin geri gelişini hayal ediyorum bazen.


Mevsimlerin içine edilmemiş..iklimi bile korumak gerek insandan şu günlerde



Sevgi -mutluluk - neşe hakim sabahın ilk ışıklarından itibaren


Gece gökyüzünde yıldızlar görünüyor, aileler bir arada ve yaşamı - deneyimleri paylaşan  sohbetler ediliyor .


Çocuklar ayakları  toprağa basa basa birlikte oynuyorlar. Sınavlar-testler-digital  saldırı altında değiller. İlaç kullanarak dikkatlerini toplamaları,  minnacıkken anksiyete ile uğraşmaları gerekmiyor.

Sokağa çıkıyorsunuz.. dininizden kime ne? Sadece nazik bir "günaydın"  insanlardan almanız  gereken. Kılık kıyafet sakal bıyık  sizi asıl tanımlayan şeyler değil.

İş yerinde mobing nedir ki ...yaşamak bir mobing  halini aldı.

Lanet olsun  yaşamı bu hale getirenlere ve lanet olsun bunu aptalca destekleyenlere.

Sevgilerimle...

2 Mart 2026 Pazartesi

Oyun Yeniden Başlıyor


Kendimi iyi hissetmeye  ihtiyacım vardı

Mamma Mia birebir bunun için..

Ve deliler gibi hayran olduğum 
Meryl Streep'in sesini  bayılıp bittiğim ABBA'ya tercih ettim .

Kafamı kuma filan gömmüyorum.

Enerjimi  ve zamanımı "çaresizliğe" harcamayacağım.

Bize de sıra gelecek..güzel şeyleri  başlatmak ve devam ettirmek için.

Ancak kötülüğün bu kadar koyusunda ..suyumu kirletmemem.




Konuşmak istemiyorum

Yaşadıklarımız hakkında

Beni üzse de

Hepsi tarih oldu

Tüm kartlarımı oynadım

Ve sen de öyle yaptın

Söylenecek bir şey kalmadı

Oynanacak as kalmadı


[Nakarat]

Kazanan her şeyi alır

Kaybeden küçülür

Zaferin karşısında

Bu onun kaderi


[Bölüm 2]

Kollarındaydım

Oraya ait olduğumu düşünüyordum

Sanırım mantıklı gelmişti

Bana çit örmek

Bana bir ev yapmak

Orada güçlü olacağımı düşünmek

Ama bir aptaldım

Kurallara göre oynayan



[Nakarat]

Tanrılar zarı atabilir

Zihinleri buz gibi soğuk

Ve aşağıda birileri

Sevdiğini kaybeder

Kazanan her şeyi alır (Her şeyi alır)

Kaybeden yıkılmak zorundadır (Yıkılmak zorunda)

Açık ve basit (Basit görünüyor)

Niye şikayet edeyim ki? (Şikayet edeyim?)


[Bölüm 3]

Söyle, seni öpüyor mu

Benim seni öptüğüm gibi?

Aynı hissediyor musun

Adını söylediğinde?

Derinde bir yerde

Seni özlediğimi bilmelisin

Ama ne diyebilirim ki?

Kurallar uyulmak içindir


[Nakarat]

Yargıçlar karar verecek

Benim gibiler de uyacak

Şovun seyircileri

Hep sessiz kalıyor

Oyun yeniden başlıyor (Yeniden başlıyor)

Sevgili mi arkadaş mı? (Arkadaş mı?)

Önemli mi önemsiz mi? (Önemli ya da önemsiz?)

Kazanan her şeyi alır (Her şeyi alır)





I don't wanna talkAbout things we've gone throughThough it's hurting meNow, it's history
I've played all my cardsAnd that's what you've done tooNothing more to sayNo more ace to play
The winner takes it allThe loser's standing smallBeside the victoryThat's her destiny
I was in your armsThinking I belonged thereI figured it made senseBuilding me a fence
Building me a homeThinking I'd be strong thereBut I was a foolPlaying by the rules
The gods may throw a diceTheir minds as cold as iceAnd someone way down hereLoses someone dear
The winner takes it all (takes it all)The loser has to fall (has to fall)It's simple and it's plain (it's so plain)Why should I complain? (Why complain?)
But tell me, does she kissLike I used to kiss you?Does it feel the sameWhen she calls your name?
Somewhere deep insideYou must know I miss youBut what can I say?Rules must be obeyed
The judges will decide (will decide)The likes of me abide (me abide)Spectators of the show (of the show)Always staying low (staying low)
The game is on again (on again)A lover or a friend (or a friend)A big thing or a small (big or small)The winner takes it all (takes it all)
I don't wanna talkIf it makes you feel sadAnd I understandYou've come to shake my hand
I apologizeIf it makes you feel badSeeing me so tenseNo self-confidence, but you see
The winner takes it allThe winner takes it all
So, the winner takes it allAnd the loser has to fallThrow the dice, cold as iceWay down here, someone dearTakes it all, has to fallYes, it's plain, why complain?


 

28 Şubat 2026 Cumartesi

Yeter!


Tam sevdiğim havalar.

Cemreler düşmüş,bahar adımını atmış gökyüzüne...

Rengarenk, her biri  diğerinden güzel  bulutlar yağmur sonrası gökyüzünü kaplamış.

Kulağımda klasik müziğin yıllara yayılmış güzelliğine minik kuşların neşeli cıvıltıları karışıyor.

İşe geldim.
Çay da var.


Bolu Belediye Başkanı gözaltına alınmış.

Terörist köpeğin tekinin resmi ve  sözleri ortalara saçılmış.

İsrail İran'a savaş ilan etmiş  bombalamaya başlamış.

Kadının biri "Ramazanda sokakta yemek yenilemez" diye ciyaklıyor.

Başka bir kadın "oruç moruç yok  bunlar ahmak" diyor.

Öte tarafta çocuklara tecavüz edip sonra  yiyorlar filan..


Dedim Allah'ım yeter!!!
Helak filan edeceksen et bunları artık  yeter...!


Vallahi yeter....

27 Şubat 2026 Cuma

Müjde'ler Var Yurdumun Toprağında Taşında...

 27 Şubat Dünya  Uluslararası Kutup Ayısı Günü...

Bugün Sevgili Müjde (tıklarsanız bloğunu görebilirsiniz) için en sevdiğim Sinatra şarkılarından 3 tanesini ve türkçe sözlerini paylaşacağım sizlerle.




"The World We Knew (Over and Over)

Tekrar ve tekrar dünyanın her yerinde düşünüp durduğum
Bir zamanlar orada yürüdüğün zamanları
O akıl almaz, o yetenekli dünya
İkimiz için âşıkken


Ve her parlak neon tabela yıldızlara dönüyor
Ve güneş ile ay bizim gibi
girdiğimiz her yola dönüşüyordu
Ama bu hayal senin için ağırdı

şimdi tekrar ve tekrar göreceğim yerdeyken
Bana âşık olduğun o gün


Ve her parlak neon tabela yıldızlara dönüşüyordu
Ve güneş ile ay bizim gibi çıktığımızda
Girdiğimiz her yola dönüşüyordu
Ama bu hayal senin için fazla ağırdı




Autumn Leaves

Düşen yapraklar

Pencerenin önündeki kar birikintisi

Sonbahar yaprakları

kırmızı ve altın rengi

 

senin dudaklarını görüyorum
Sonsuz öpücükler
Güneşyanığı eller
Tutmaya alıştığım

 

Sen uzaklara gittiğinden beri
Günlerin uzunluğu büyüyor.
ve yakında duyacağım
eski kış şarkılarını

 

Ama herşeyden çok seni özlüyorum
Sevgilim
Sonbahar yaprakları
Düşmeye başlarken

                                                                                                  
Fly The Moon

Beni Ay'a uçur
Bırak ta yıldızların arasında oynayım
Ve bırak ta Jüpiter ve Mars'ta İlkbahar nasılmış bakayım
Başka bir söz, elimi tut
bir söz, bebeğim, öp beni

Kalbimi şarkınla doldur
Ve son güne kadar onu söylememe izin ver
Sen tek söyleyebildiğim
ve bilmediğin
Başka bir ifade, lütfen gerçek ol
Başka bir ifade, seni seviyorum


Kalbimi şarkınla
ve kadar onu söylememe izin ver
Sen tek istediğim
Tek taptığım ve sevmemin
Başka bir kelime, lütfen gerçek ol
Başka bir kelime, başka bir kelime
Seni seviyorum







26 Şubat 2026 Perşembe

Kör Eden Işıklar

Dünyada en çok dinlenen şarkı, platforma göre değişiklik gösterse de, tüm zamanların Spotify rekorunu 4 milyardan fazla dinlenmeyle The Weeknd'in "Blinding Lights" şarkısı elinde tutuyor.

Ayrıca şarkı 21'nci Yüzyılın En İyi Şarkısı Seçildi

Bu soygunu andıran, yüksek hızlı videonun ardındaki hikayenin tam olarak ne olduğu sorulduğunda, The Weekend, videosunun konusunu  "'Blinding Lights' şarkısı, gece birini görmek istediğinizde sarhoş olup o kişiye doğru araba sürerken sokak lambalarının gözünüzü kamaştırmasıyla ilgili," diye açıklıyor sanatçı röportajda. "Ama o kişiyi görmeye çalışmaktan sizi hiçbir şey alıkoyamaz, çünkü çok yalnızsınız. Asla alkollü araç kullanmayı teşvik etmek istemem, ama şarkının karanlık alt metni bu."...

Yalnızlık  ve özlem 21. yüzyıla  damgasını  vuran en kuvvetli duygulardı belki de....



Kör Eden Işıklar


Yeah

Aramaya çalıştım

Uzun zamandır kendi başımayım

Belki bana nasıl sevileceğini gösterebilirsin, belki

Zor zamanlardan geçiyorum

Fazla bir şey yapmana bile gerek yok

Beni bir dokunuşla açabilirsin bebeğim

Etrafa bakıyorum ve

Günah şehri soğuk ve boş

Kimse beni yargılamayacak

Gittiğini net olarak göremiyorum

Dedim ki, ooh, ışıklar yüzünden kör oldum

Hayır, dokunuşunu hissedene kadar uyuyamıyorum

Dedim ki, ooh, gecede boğuluyorum

Oh, böyle olduğumda, tek güvendiğim se

Hey, hey, hey

Zamanım bitiyor

Çünkü güneşin gökyüzünü aydınlattığını görebiliyorum

Aşırı hızda yola çıktım bebeğim, oh

Şehir soğuk ve boş

Kimse beni yargılamayacak

Gittiğini net olarak göremiyorumDedim ki, ooh, ışıklar yüzünden kör oldum

Hayır, dokunuşunu hissedene kadar uyuyamıyorum

Dedim ki, ooh, gecede boğuluyorum

Oh, böyle olduğumda, tek güvendiğim sensin

Sadece haber vermek için uğraşıyorum (Haber vermek için)

Telefonda asla söyleyemem (Söyleyemem)

Bu sefer gitmene asla izin vermeyeğim (Ooh)

Dedim ki, ooh, ışıklar yüzünden kör oldum

Hayır, dokunuşunu hissedene kadar uyuyamıyorum


Yeah

I've been tryna callI've been on my own for long enoughMaybe you can show me how to love, maybeI'm goin' through withdrawalsYou don't even have to do too muchYou can turn me on with just a touch, baby
I look around andSin City's cold and empty (oh)No one's around to judge me (oh)I can't see clearly when you're gone
I said, ooh, I'm blinded by the lightsNo, I can't sleep until I feel your touchI said, ooh, I'm drowning in the nightOh, when I'm like this, you're the one I trust(Hey, hey, hey)
I'm running out of time'Cause I can see the sun light up the skySo I hit the road in overdrive, baby, oh
The city's cold and empty (oh)No one's around to judge me (oh)I can't see clearly when you're gone
I said, ooh, I'm blinded by the lightsNo, I can't sleep until I feel your touchI said, ooh, I'm drowning in the nightOh, when I'm like this, you're the one I trust
I'm just walking by to let you know (by to let you know)I could never say it on the phone (say it on the phone)Will never let you go this time (ooh)
I said, ooh, I'm blinded by the lightsNo, I can't sleep until I feel your touch(Hey, hey, hey)(Hey, hey, hey)
I said, ooh, I'm blinded by the lightsNo, I can't sleep until I feel your touch



24 Şubat 2026 Salı

Temmuz'da İstanbul...

 


1980'ler..Trabzon


1987'nin 1 Eylül'ünde Trabzon'dan İstanbul'a getirdi beni annem.



Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni kazanmıştım ve henüz 16 yaşındaydım.

O zamanlar  uçak pahalı, otobüs ile gider gelirdik. Kanberoğlu otobüs firması  özellikle tercihimizdi.


 Vakfıkebir'de dururdu otobüs. Herkes İstanbul'a hediyelik ekmek alırdı. Hediyelik ekmek olur mu demeyin...o ekmek bugüne  kalmadı.. servet dökerdiniz bir lokma yemek için.


 Ağırlığı 2 kg kadar vardı. Bir de kokusu vardı ki , parfümü olsa üstüme sıkardım. Ekmeği koklar öyle yerdiniz. Bayatlamazdı.

Yolculuk 18 saat sürerdi. Harem'e uğrar yolcu bırakır Topkapı'ya geçerdik. Perişanlık. Hele de beni otobüs tuttuğu düşünülürse...

O yıllarda otobüste sigara içmek serbestti. 18 saat açılır cam yok boğum boğum boğularak  gelirdik. Çorum tarafından bir yerlerden geçerdik.



Tepeleri  renkli topraktan oluşmuş bir yerler vardı, 

 Bacasından alevler çıkan fabrikalar... otobüs Samsun'dan içeri döndü mü  başlardım duaya "denizi görmediğim yerde ölmeyeyim..denizi görmediğim yerde ölmeyeyim"... öyle bir sevda maviye...bildiğiniz gibi değil.

Ayda 1-2 Trabzon'a dönerdim. E yaş 16, daha süt kuzusu. Annemi  özlerdim, evimi özlerdim Trabzon'u özlerdim.

Küçük jeton ile büyük jetonlara giderdi tüm harçlığım. Sokaktaki ankesörlerden hep evi arardım.

Filiz Abla vardı bir tane, komşumuzun kızı. O işe girmiş çalışıyordu. İş yerine gel istediğin kadar uzun konuş annenlerle demişti. Gidemedim tabii, gurur-utandım ama önerisinin  yarattığı sevinç o kadar büyüktü ki ..hiç unutmadım.

 ilk dijital oyunlar...abimle ben saatlerce oynarken.

Neyse...yazları Trabzon'a dönerdim ya. Hep merak ederdim İstanbul'un Temmuz'unu. Mektuplaşırdık sınıf arkadaşlarımla,  ben sorardım onlar  anlatırdı ya..içime dertti  İstanbul'da Temmuz merakı.




Yıllar geçti..Evlendim. 31 Temmuz gördüm İstanbul'da. 

Kim ne derse desin.. İstanbul başka güzel.. doyamadım. 2-3  31 Temmuz daha olsa yok demem hani.




Şimdi çocuklarla gitmek için tatil planı yapıyoruz da..diyorum Temmuz olmasın.

Temmuz'da da Ağustos'ta da..Mart'ta da Mayıs'ta da .... İstanbul hep çok güzel.

Yazıya başlarken niyetim başkaydı. Okulun o ilk yılları, Türkiye'nin o güzel günleri dökülüverdi elimden.

Ne Vakfıkebir ekmeği kaldı, ne jetonlar, ne mektuplar.
Her şey  hızlı - yavan - yapay şimdi.