Hiç görmemiş olmaktan dolayı da inanılmaz mutluyum.
Hayalimdeki ulvi makamından indirmek istemem onu doğrusu 😈
Bu güzel ve yine çalıştığım Pazar günü, yine öz ve doğru anlatımı ile beni büyüleyen Khalil Gibran'dan bir alıntı paylaşacağım sizlerle.
İki güzel kız evladı yetiştiren bir anne olarak...
Kitap okuyarak, şiir okuyarak, şarkı dinleyerek ya da bir fincan kahve içerek keyfi yerine gelen bir kadın; kimse tarafından yenilmez. Hayat bile onun karşısında kaybeder.
Khalil Gibran
Dün sabah ezanı eşliğinde işe gitmiş olduğumdan azcık erken çıkıp kendime sinema ısmarladım.
Nasıl seviyorum AVM'nin sinema katındaki o patlamış mısır kokusu eşliğinde kendime ait o zaman dilimine girmeyi anlatamam.
Klasik "çubuk kraker-su" eşlikçilerimi alıp kılıkılına yetiştim sinemaya. 5 kişiydik salonda. Yine de sadakatle , satın almış olduğum koltuğa oturdum.
Uğultulu Tepeler...
Emily Bronte 'nin tek kitabı..
Kitabın etkisi yadsınmaz derecede güçlü halen.
Fragman dolu dolu cinsellik içerdiği için azcık tereddütle de gitsem merakıma yenik düştüm diyebilirim. Kitap uyarlamalarında, hele klasiklerden uyarlamalarda oldukça hassasım ; aslolana yapılan saygısız uyarlamalar beni deli ediyor. Ebeme sövmüşler gibi öfkeleniyorum açıkçası 😂😂😂 Aşk ve Gurur'un BBC 1995 yapımı dizisi ne kadar muhteşemse (ki anlatmıştım bunu tıklayınız lütfen) Amerikan yapımı film direkt kitaba - yazara-o eşsiz inceliğe ve zekaya hakaret ediyor. Korkunç..başka tanımlayamıyorum.
Neyse efendim filme ilginç bir giriş yapmışlar. Çubuk krakerimi boş salonda özgürce çıtlarken derin bir önyargı ile "öfff" dedim.
Ancak sonrasında hele ara verildikten sonraki bölümde ..büyülendim.
Ne kitaba - dönem kostümlerine vs %100 sadık kalınmış ne dışına çıkılmış.
Uzun süre telefona bakmayı unuttuğum bir zaman dilimi oldu bu.
Renkler - simgeler-cinselliği anlatan "öpüşüp sevişme sahneleri" olmayan vurguların seçimi.
Uğultulu Tepeler'deki evin , o kitabı okurken hissettiğim amansız soğuğu hissettirişini.
Heathcliff'in amansız öfkesini , acısını ve sevgisini, çaresizliğinin yakıcılığını.
Catherine'in yüceliğini
İsabella'nın hiçliğin boğuculuğundaki var oluşunu
Aman Allah'ım çok beğendim!
Filmin sonunda Catty'nin ölüsünü gördüğü anda Heathcliff'in yüzünde beliren büyük acı... oyunculuğuna şapka çıkarttım Jacob Elordi'nin.
Bu arada Selin, Jacob Elordi'ye James Bond olması için teklif getirdiklerini söyledi. 1.96 boyundaki biri nasıl dikkat çekmeden ajan olur diye çok güldük.
Amerikan filmlerindeki karakterlerden, aynı oyunculuk aynı mimik aynı karakter aynı yapay tepkilerden o kadar çok o kadar çok ve o kadar çok bıkmıştım ki Jacob Elordi bana ilaç gibi geliyor.
Yakışıklı - jön kavramına daha gerçekçi bakış getirdiği de bir gerçek.
Son dönem çekilen filmlerde önemli karakterlerden biri japon-kore-çinli yani Asyalı oluyor ve bu beni şaşırtıyor. Uğulutulu Tepeler'de de bu devam etmiş.
Zaman ayırın gidin .. ve okumadıysanız o kitabı mutlaka okuyun. Zamanı harcadığımız onca boş şeyden sonra iyi geliyor.
Özetle kızçem yeni bir iş arayışına girince patronu önce "senle ilgili büyük planlarım var" safsatasına girdi, tutmayınca tehdit, olmayınca hakaret, yetmedi iş görüşmesi yaptığı yerleri arayıp "onu almayın" söylemelerine girişti.
Sebep ne?
Ego bariz ama asıl sebep çalışan zeki ve nazik bir insanı kaybetmeme çabası. Bunun için tehdit edip bunca çirkinleşeceğine çalışma şartlarını düzenleyip doğru dürüst bir gelir sağlamak belki onun da elinde değil ama eminim ki yol da bu değil.
Yahu 50 yaşında şunu öğrendim : daha görecek çok şey öğrenecek çok şey var bu hayatta. Ben çok şey gördüm demenin yanından bile geçmiyoruz.
Galiba annemlerin dönemi en güzeli imiş.
Ekmeği ekmek, suyu su, kadının kadın, adamı adam, çocuğu çocuk, büyüğü büyükmüş.
Ne saçma di mi?
Birini görüyorsunuz: gerçekten kadın mı ya da gerçekten erkek mi diye bi düşünüp teyit etmek gerek.
Sonra makyaj ya da estetik ile değişmiş mi sorusu geliyor... gerçek hali bir bilmece ya da hayran olduğunuz güzellik bir aldatmaca. Adı gerçek mi?
Twitterda bakıyorum en çok sorulan soru " Grok bu gerçek mi?"
Son yıllarda iyi ve güzel olan çok şey yitirdik.
Gerçeği yitirmek en fenası...
Ama zaten domino taşı gibi değil mi ...
Bu saçmalığın bitip güzel günlerin, değerli şeylerin geri gelişini hayal ediyorum bazen.
Mevsimlerin içine edilmemiş..iklimi bile korumak gerek insandan şu günlerde
Sevgi -mutluluk - neşe hakim sabahın ilk ışıklarından itibaren
Gece gökyüzünde yıldızlar görünüyor, aileler bir arada ve yaşamı - deneyimleri paylaşan sohbetler ediliyor .
Çocuklar ayakları toprağa basa basa birlikte oynuyorlar. Sınavlar-testler-digital saldırı altında değiller. İlaç kullanarak dikkatlerini toplamaları, minnacıkken anksiyete ile uğraşmaları gerekmiyor.
Sokağa çıkıyorsunuz.. dininizden kime ne? Sadece nazik bir "günaydın" insanlardan almanız gereken. Kılık kıyafet sakal bıyık sizi asıl tanımlayan şeyler değil.
İş yerinde mobing nedir ki ...yaşamak bir mobing halini aldı.
Lanet olsun yaşamı bu hale getirenlere ve lanet olsun bunu aptalca destekleyenlere.
Ve deliler gibi hayran olduğum Meryl Streep'in sesini bayılıp bittiğim ABBA'ya tercih ettim .
Kafamı kuma filan gömmüyorum.
Enerjimi ve zamanımı "çaresizliğe" harcamayacağım.
Bize de sıra gelecek..güzel şeyleri başlatmak ve devam ettirmek için.
Ancak kötülüğün bu kadar koyusunda ..suyumu kirletmemem.
Konuşmak istemiyorum
Yaşadıklarımız hakkında
Beni üzse de
Hepsi tarih oldu
Tüm kartlarımı oynadım
Ve sen de öyle yaptın
Söylenecek bir şey kalmadı
Oynanacak as kalmadı
[Nakarat]
Kazanan her şeyi alır
Kaybeden küçülür
Zaferin karşısında
Bu onun kaderi
[Bölüm 2]
Kollarındaydım
Oraya ait olduğumu düşünüyordum
Sanırım mantıklı gelmişti
Bana çit örmek
Bana bir ev yapmak
Orada güçlü olacağımı düşünmek
Ama bir aptaldım
Kurallara göre oynayan
[Nakarat]
Tanrılar zarı atabilir
Zihinleri buz gibi soğuk
Ve aşağıda birileri
Sevdiğini kaybeder
Kazanan her şeyi alır (Her şeyi alır)
Kaybeden yıkılmak zorundadır (Yıkılmak zorunda)
Açık ve basit (Basit görünüyor)
Niye şikayet edeyim ki? (Şikayet edeyim?)
[Bölüm 3]
Söyle, seni öpüyor mu
Benim seni öptüğüm gibi?
Aynı hissediyor musun
Adını söylediğinde?
Derinde bir yerde
Seni özlediğimi bilmelisin
Ama ne diyebilirim ki?
Kurallar uyulmak içindir
[Nakarat]
Yargıçlar karar verecek
Benim gibiler de uyacak
Şovun seyircileri
Hep sessiz kalıyor
Oyun yeniden başlıyor (Yeniden başlıyor)
Sevgili mi arkadaş mı? (Arkadaş mı?)
Önemli mi önemsiz mi? (Önemli ya da önemsiz?)
Kazanan her şeyi alır (Her şeyi alır)
I don't wanna talk About things we've gone through Though it's hurting me Now, it's history
I've played all my cards And that's what you've done too Nothing more to say No more ace to play
The winner takes it all The loser's standing small Beside the victory That's her destiny
I was in your arms Thinking I belonged there I figured it made sense Building me a fence
Building me a home Thinking I'd be strong there But I was a fool Playing by the rules
The gods may throw a dice Their minds as cold as ice And someone way down here Loses someone dear
The winner takes it all (takes it all) The loser has to fall (has to fall) It's simple and it's plain (it's so plain) Why should I complain? (Why complain?)
But tell me, does she kiss Like I used to kiss you? Does it feel the same When she calls your name?
Somewhere deep inside You must know I miss you But what can I say? Rules must be obeyed
The judges will decide (will decide) The likes of me abide (me abide) Spectators of the show (of the show) Always staying low (staying low)
The game is on again (on again) A lover or a friend (or a friend) A big thing or a small (big or small) The winner takes it all (takes it all)
I don't wanna talk If it makes you feel sad And I understand You've come to shake my hand
I apologize If it makes you feel bad Seeing me so tense No self-confidence, but you see
The winner takes it all The winner takes it all
So, the winner takes it all And the loser has to fall Throw the dice, cold as ice Way down here, someone dear Takes it all, has to fall Yes, it's plain, why complain?
Bugün Sevgili Müjde (tıklarsanız bloğunu görebilirsiniz) için en sevdiğim Sinatra şarkılarından 3 tanesini ve türkçe sözlerini paylaşacağım sizlerle.
"The World We Knew (Over and Over)
Tekrar ve tekrar dünyanın her yerinde düşünüp durduğum
Bir zamanlar orada yürüdüğün zamanları
O akıl almaz, o yetenekli dünya
İkimiz için âşıkken
Ve her parlak neon tabela yıldızlara dönüyor
Ve güneş ile ay bizim gibi
girdiğimiz her yola dönüşüyordu
Ama bu hayal senin için ağırdı
şimdi tekrar ve tekrar göreceğim yerdeyken
Bana âşık olduğun o gün
Ve her parlak neon tabela yıldızlara dönüşüyordu
Ve güneş ile ay bizim gibi çıktığımızda
Girdiğimiz her yola dönüşüyordu
Ama bu hayal senin için fazla ağırdı
Autumn Leaves
Düşen yapraklar
Pencerenin önündeki kar birikintisi
Sonbahar yaprakları
kırmızı ve altın rengi
senin dudaklarını görüyorum Sonsuz öpücükler Güneşyanığı eller Tutmaya alıştığım
Sen uzaklara gittiğinden
beri Günlerin uzunluğu büyüyor. ve yakında duyacağım eski kış şarkılarını
Ama herşeyden çok seni
özlüyorum Sevgilim Sonbahar yaprakları Düşmeye başlarken
Fly The Moon
Beni Ay'a uçur Bırak ta yıldızların arasında oynayım Ve bırak ta Jüpiter ve Mars'ta İlkbahar nasılmış bakayım Başka bir söz, elimi tut bir söz, bebeğim, öp beni
Kalbimi şarkınla doldur Ve son güne kadar onu söylememe izin ver Sen tek söyleyebildiğim ve bilmediğin Başka bir ifade, lütfen gerçek ol Başka bir ifade, seni seviyorum
Kalbimi şarkınla ve kadar onu söylememe izin ver Sen tek istediğim Tek taptığım ve sevmemin Başka bir kelime, lütfen gerçek ol Başka bir kelime, başka bir kelime Seni seviyorum
Dünyada en çok dinlenen şarkı, platforma göre değişiklik gösterse de, tüm zamanların Spotify rekorunu 4 milyardan fazla dinlenmeyle The Weeknd'in "Blinding Lights" şarkısı elinde tutuyor.
Ayrıca şarkı 21'nci Yüzyılın En İyi Şarkısı Seçildi
Bu soygunu andıran, yüksek hızlı videonun ardındaki hikayenin tam olarak ne olduğu sorulduğunda, The Weekend, videosunun konusunu "'Blinding Lights' şarkısı, gece birini görmek istediğinizde sarhoş olup o kişiye doğru araba sürerken sokak lambalarının gözünüzü kamaştırmasıyla ilgili," diye açıklıyor sanatçı röportajda. "Ama o kişiyi görmeye çalışmaktan sizi hiçbir şey alıkoyamaz, çünkü çok yalnızsınız. Asla alkollü araç kullanmayı teşvik etmek istemem, ama şarkının karanlık alt metni bu."...
Yalnızlık ve özlem 21. yüzyıla damgasını vuran en kuvvetli duygulardı belki de....
Kör Eden Işıklar
Yeah
Aramaya çalıştım
Uzun zamandır kendi başımayım
Belki bana nasıl sevileceğini gösterebilirsin, belki
Zor zamanlardan geçiyorum
Fazla bir şey yapmana bile gerek yok
Beni bir dokunuşla açabilirsin bebeğim
Etrafa bakıyorum ve
Günah şehri soğuk ve boş
Kimse beni yargılamayacak
Gittiğini net olarak göremiyorum
Dedim ki, ooh, ışıklar yüzünden kör oldum
Hayır, dokunuşunu hissedene kadar uyuyamıyorum
Dedim ki, ooh, gecede boğuluyorum
Oh, böyle olduğumda, tek güvendiğim se
Hey, hey, hey
Zamanım bitiyor
Çünkü güneşin gökyüzünü aydınlattığını görebiliyorum
Aşırı hızda yola çıktım bebeğim, oh
Şehir soğuk ve boş
Kimse beni yargılamayacak
Gittiğini net olarak göremiyorumDedim ki, ooh, ışıklar yüzünden kör oldum
Hayır, dokunuşunu hissedene kadar uyuyamıyorum
Dedim ki, ooh, gecede boğuluyorum
Oh, böyle olduğumda, tek güvendiğim sensin
Sadece haber vermek için uğraşıyorum (Haber vermek için)
Telefonda asla söyleyemem (Söyleyemem)
Bu sefer gitmene asla izin vermeyeğim (Ooh)
Dedim ki, ooh, ışıklar yüzünden kör oldum
Hayır, dokunuşunu hissedene kadar uyuyamıyorum
Yeah
I've been tryna call I've been on my own for long enough Maybe you can show me how to love, maybe I'm goin' through withdrawals You don't even have to do too much You can turn me on with just a touch, baby
I look around and Sin City's cold and empty (oh) No one's around to judge me (oh) I can't see clearly when you're gone
I said, ooh, I'm blinded by the lights No, I can't sleep until I feel your touch I said, ooh, I'm drowning in the night Oh, when I'm like this, you're the one I trust (Hey, hey, hey)
I'm running out of time 'Cause I can see the sun light up the sky So I hit the road in overdrive, baby, oh
The city's cold and empty (oh) No one's around to judge me (oh) I can't see clearly when you're gone
I said, ooh, I'm blinded by the lights No, I can't sleep until I feel your touch I said, ooh, I'm drowning in the night Oh, when I'm like this, you're the one I trust
I'm just walking by to let you know (by to let you know) I could never say it on the phone (say it on the phone) Will never let you go this time (ooh)
I said, ooh, I'm blinded by the lights No, I can't sleep until I feel your touch (Hey, hey, hey) (Hey, hey, hey)
I said, ooh, I'm blinded by the lights No, I can't sleep until I feel your touch
1987'nin 1 Eylül'ünde Trabzon'dan İstanbul'a getirdi beni annem.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni kazanmıştım ve henüz 16 yaşındaydım.
O zamanlar uçak pahalı, otobüs ile gider gelirdik. Kanberoğlu otobüs firması özellikle tercihimizdi.
Vakfıkebir'de dururdu otobüs. Herkes İstanbul'a hediyelik ekmek alırdı. Hediyelik ekmek olur mu demeyin...o ekmek bugüne kalmadı.. servet dökerdiniz bir lokma yemek için.
Ağırlığı 2 kg kadar vardı. Bir de kokusu vardı ki , parfümü olsa üstüme sıkardım. Ekmeği koklar öyle yerdiniz. Bayatlamazdı.
Yolculuk 18 saat sürerdi. Harem'e uğrar yolcu bırakır Topkapı'ya geçerdik. Perişanlık. Hele de beni otobüs tuttuğu düşünülürse...
O yıllarda otobüste sigara içmek serbestti. 18 saat açılır cam yok boğum boğum boğularak gelirdik. Çorum tarafından bir yerlerden geçerdik.
Tepeleri renkli topraktan oluşmuş bir yerler vardı,
Bacasından alevler çıkan fabrikalar... otobüs Samsun'dan içeri döndü mü başlardım duaya "denizi görmediğim yerde ölmeyeyim..denizi görmediğim yerde ölmeyeyim"... öyle bir sevda maviye...bildiğiniz gibi değil.
Ayda 1-2 Trabzon'a dönerdim. E yaş 16, daha süt kuzusu. Annemi özlerdim, evimi özlerdim Trabzon'u özlerdim.
Küçük jeton ile büyük jetonlara giderdi tüm harçlığım. Sokaktaki ankesörlerden hep evi arardım.
Filiz Abla vardı bir tane, komşumuzun kızı. O işe girmiş çalışıyordu. İş yerine gel istediğin kadar uzun konuş annenlerle demişti. Gidemedim tabii, gurur-utandım ama önerisinin yarattığı sevinç o kadar büyüktü ki ..hiç unutmadım.
ilk dijital oyunlar...abimle ben saatlerce oynarken.
Neyse...yazları Trabzon'a dönerdim ya. Hep merak ederdim İstanbul'un Temmuz'unu. Mektuplaşırdık sınıf arkadaşlarımla, ben sorardım onlar anlatırdı ya..içime dertti İstanbul'da Temmuz merakı.
Yıllar geçti..Evlendim. 31 Temmuz gördüm İstanbul'da.
Kim ne derse desin.. İstanbul başka güzel.. doyamadım. 2-3 31 Temmuz daha olsa yok demem hani.
Şimdi çocuklarla gitmek için tatil planı yapıyoruz da..diyorum Temmuz olmasın.
Temmuz'da da Ağustos'ta da..Mart'ta da Mayıs'ta da .... İstanbul hep çok güzel.
Yazıya başlarken niyetim başkaydı. Okulun o ilk yılları, Türkiye'nin o güzel günleri dökülüverdi elimden.
Ne Vakfıkebir ekmeği kaldı, ne jetonlar, ne mektuplar.