24 Ekim 2026 Cumartesi

Işık Geri Döndü

 


Havada özgürce uçuşan bir şeyler var bir süredir ..fark ettiniz mi  bilmiyorum.

Uzun zamandır olmayan... özlenen..güzel..ışık ışık.

Güzel bir müzik gibi.

Şu, uzun zaman , yıllardır yağmayan yağmurlarımız yağar oldu ya.

Sonrasında başladı bu...


Bi bakın bi... siz de göreceksiniz.

Tanrı, Başka Bir Deha ; İnsan, Başka Şaheser

 


İNSANOĞLU


Ne tuhaftır şu insanlar

Kimi zincirler içinde hür

Kimi esir olmaktan bahtiyar

Kimi de benim gibi bin bir şeyi düşünür

Ne tuhaftır şu insanlar

Kimini yel alır, su götürür

Kiminin çilesi sürer mezara kadar

Kimi de gününü gün etmeyi düşünür

İnsan insanın kadrini bilmezmiş meğer

Anlaşılmadı gitti mısralarım

Çünkü; insanlar benim halime güler

Bense onlar için ağlarım

İnsan insanın kadrini bilmezmiş meğer

Birimiz gülsek, ağlıyor onumuz

Bizden kara değilmiş geceler

Bari karanlık olmasaydı sonumuz

Nice insanlar gördüm ki ben

Dudaklarında en ateşli türküler

Barış içinde yaşamayı bilmeden

Bir savaş meydanında öldüler

Nice insanlar gördüm ki ben

Dudaklarında en bayağı şarkılar

Ve gözlerinde ihtiras ışığı eksilmeden

Birer ilah gibi yaşadılar

Yarabbi, adaletin bu mu

Kuş uçar, yılan sürünür

Düşünmek istemem fani olduğumu

Verdiğin nimetlere şükür

Yarabbi, adaletin bu mu

Yaşayan yaşar, ölen torağa gömülür

Ve hayat sadece bir arzu mu

Bizi korkutan ölüm müdür

Bir gece mezarlık girdi rüyama

Gittim ecelle lades tutuştum

Nihayet canımı verdim, ama

?Lades? demeyi unutmuşum

Bir gece mezarlık girdi rüyama

Taşları paramparça, Selvileri asırlık

Baktım ki; ölümün gözleri ama

En vefalı dostum oldu sağırlık

Her şey unutulur zamanla

Sonra tekrar tekrar yaşanır

Çünkü yağmur vardır; damla damla

Çünkü yağmur vardır; sağnak sağnak boşanır

Her şey unutulur zamanla

Dostlar, sevgililer, bütün hatıralar

Farkı yok unutanın, unutmayanla

Acaba insanlar ne için ağlar

Madem ki; kainat sonsuz

Madem ki; bir şeye inanmışız "Allah" diye

Ve madem ki; insanoğluyuz

Hakkımız yok, fazlasını istemeye

Bu mis kokulu hava

Bu toprak bize yeter

Tanrı, başka bir deha

İnsan, başka şaheser


17 Ekim 2026 Cumartesi

Gerçek Hayat Öyküleri : Matematik- Dans-Eğitim Sistemi


 Bir süredir tanırdım ama hayat  öyküsünü bilmezdim.

Yine bir hafta sonu yine iş yerinde yine konuklar sürpriz sürpriz kapıdan girerken (bunu hiç sevmiyorum)  B  de geldi. (Gerçek hayat öykülerinde isim  kullanmıyorduk kuralı sürüyor)

Basit bir hayat aslında..beni büyüleyen ve paylaşmak istediğim.

B bir öğretmen. 
Ortaokulda başlayan aşkı ile evlenmiş ve genelde o  dönem aşıklarının hazin akibeti  onları da bulmuş : boşanmışlar.

Bir kızı olmuş, ayrılmışlar. Bir süre bekar yaşayınca aile " artık evlenmek ister misin" demiş. Yaş  genç. Evet demiş o da. E tamam biz sana birini bulduk,  bebeğin doğumunu yaptıran ebenin kızı. Olur demiş. Evlenmişler.

Bu noktada Jane Austin'in müptelası olduğum romandan bir alıntı yapacağım. 

Elizabeth Bennet, sevgili dostu Charlotte Lucas ile ,Jane hakkında konuşurken  Charlotte şu  felsefi  sözü  sarf eder : 

"Evlilikte mutluluk tamamen bir şans işidir. Tarafların karakterlerini evlenmeden önce ne kadar iyi bildiklerinin ya da birbirlerine ne kadar benzediklerinin, alacakları keyfe en ufak bir katkısı olmaz. İnsanlar evlendikten sonra daima birbirlerinden yeterince farklılaşarak paylarına düşen sıkıntıyı yaşarlar; bu yüzden hayatını birlikte geçireceğin kişinin kusurlarını evlenmeden önce olabildiğince az bilmek en iyisidir."

B, gözü kapalı bir adım atmış ama aile evladını tanıyıp iyi bir seçim yapmış  gerçekten. 50 seneyi aşkın zamandır  2.  eşi ile B. Bir de ondan  evladı olmuş. Her iki evladını da birlikte bakıp büyütmüşler. İkisi de muhteşem kariyer yapmış ikisi de çok mutlu evlilikler yapmış  evlatlarının.

İlgimi çeken küçük olanı.
Okulda had safhada başarısızmış.
İte kaka ilkokul bitince meslek lisesine verelim kararı  alınmış zira çocuk yok yani geçemiyor sınıfı. 


Matematik -fizik  Elm Sokağı Kâbusu çocuk için. Meslek lisesinde zor şer bir yerleri kazanmış ama o arada kendi gayreti ile aileden gizli gitar dersleri almaya başlamış. Baba ilgili  tabii , adam eğitmen. Takip edince yakalamış. Destek vermiş. Bir süre sonra gitar  hocası babayı çağırmış. Benle işiniz bitti, ne biliyorsam öğrettim sünger gibi çekti. Artık Konservatuvara vermelisiniz...

 Üniversite sınavında limit altı kalmış çocuk.. bizim eğitim sisteminde bir çöp..başarısız. Ama konservatuvara girmiş limit mi ne düşürülmüş o sıra.Yetenek ok ama bilgi zayıf,  sanat tarihi bilmiyor. Hoca tutalım demişler. Hoca 10.000 istemiş o yılların parası. Baba açmış hesap defterini göstermiş. Demiş  hocam...2500 TL var ; nem varsa vereyim yardım et oğluma. Hoca da etmiş yardım gerçekten. Çocuk girmiş konservatuvara.

Sonra bir akdeniz kentinde yarışmaya gitmek için babasından destek istemiş  maddi.  Baba darda. Demiş oğlum bari ilk 3'e girebilir misin. O da  baba ben 1. olacağım demiş.




Getirmiş kupayı vermiş de babasına.Yurt dışından bir  dünya  starı  çocuğu fark etmiş. Aile sadece gidiş uçak biletini alabilmiş. Çocuğu alıp  yurt dışına götürmüşler ve eğitime devam edilmiş kalan her şey  karşılanıp.


Çocuk şimdi bir dünya starı desem  yeri. Yurt dışında gezmediği  yer yok ve hala girdiği her yarışmada birinci. Türkiye'de kurduğu okul da hem ülke çapında hem yurt dışında birinciler yetiştiriyor. Eşi,  tamamen farklı bir  alanda - tamamen matematik başarısına dayalı bir sektörde dünyanın  en önemli şirketlerinden birinin Türkiye müdürü.

İlk eşinden olan kızının  da fotoğraflarını gösterdi : yurt dışında harika bir iş kurmuş ve evlatları da orada. Anne-babadan  ellerini hiç çekmemişler deli gibi birbirine bağlı aile.

                                            

Ve onlar da çok mutlular....

Matematik bilmeyeni "başarısız "kabul eden  bugünün aptal sistemine tokat gibi bir cevap  bu öykü.



Eğitimci bir babanın -  güçlü ve akıllı  bir  kadının  kurduğu yuvanın  "dengeli" birlikteliklerinin yansıması.


Dün akşam Prof Dr Emre KONGAR'ın bir konferansına katıldım. Sosyoloji ve tarih bilgisinin insana - topluma neler kattığını gördüm.

Hitler'e gaz odaları yapan da mühendisti.  Sadece matematik- fen bilimleri kimseye fayda sağlamaz.

Neyse B ve ailesini  anlattım bugün size.

Beni  mutlu ettiler

Dedim siz de mutlu olun, yazayım ben bunu.

Sistemi de sorgulamak lazım.

B.ktan gündemi ile insanı yoran ülkemiz gündeminde duyulmadık mutluluklar ile günümü aydınlatan B 'yi minnetle  yolculadım.


9 Ekim 2026 Cuma

Güneş Enerjisi İle Çalışan Adam



Bu adamı sıkça görüyorum Kadıköy'de. Beyoğlu'nda da gördüğünü söyleyen arkadaşlarım var. Saatlerce kımıldamadan böööyle duruyor. Güneş  enerjisi ile çalışıyor  diyorum ben. Arada 1-2 robotik kımıldamasından başka hareketini  görmedim. 

Sonra ne oluyor derseniz..bilmiyorum. Bir  kere 10 dakika kadar iş yerimin önünde olduğundan bakakalmış izlemiştim (ilk gördüğüm zamanlardı) ama hareket etmeyince  - dürtecek halim de yok -  sıkılıp gitmiştim.

Ne hayatlar,  ne  yaralar yanından geçip gittiklerimiz...

 

7 Ekim 2026 Çarşamba

Olagelen...Kısacık

 


Kime Sordumsa Seni

Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler...
Künyeni almak için, partiye ettim telefon:
Bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler!..

Neyzen Tevfik

Bu sözleri sarf edebildiğinde bizden daha özgür bir dönemde yaşıyordu.

Büyük hocaya en derin saygılarımla...






6 Ekim 2026 Salı

Avengers: Endgame




Geçen hafta  sinema özlemim depreşti ve tekrarı gösteriliyor da olsa iyi bir filme gitmek istedim.

Halk Günü'nü seçerek sinemaya değil de aya gidiyormuşum gibi verilen fiyatlardan sıyrıldım. Valla o ne ya?

Natilus'taki sinemaya gitmeyi seviyorum. Bildik yer, işime de evime de  yakın. Sinemaya girmeden evvel Carrefour'a girip  su ve çubuk kraker alır öyle giderdim sinemaya. Carrefour'u A101 alalı ve ilk iş derhal alkol satışını yasaklayalı gitmiyorum oraya.  Sefil herifler! Benden tek kuruş gitmez onlara. Ne A101 ne ŞOK ne BİM...ve artık  ne de Carrefour... girmem kapılarından.


Neyse.
Sinemanın kapısından girdiğimde yine "kendim için iyi ve hak edilmiş bir şey yapıyorum" hissinin benliğimi sarmasına izin verdim.

Keyifle koltuğuma oturdum.

Etrafımdaki ergen güruhuna baktım zira ben yaşlarda hemen hemen kimse yoktu.

Aldırmadım.

Perde açılana kadar ben ortamı incelerken hepsinin cep telefonlarını ekranına kilitlenmiş bakışları olduğunu, bir nevi zombiye benzediklerini düşündüm üzüntüyle.

Buna aldırmazlık edemedim...

Ve film başladı.

Bu tür filmlerin,  insanları-toplumu gelecekte olacak şeylere hazırladıklarını ve bugünün saçma-şer odaklı akışına dair uyarılar /bilgiler taşıdığını düşündüğümü  daha evvel de söylemiştim.

Yine aynı şeyi düşündüm.
Herkes ayrı  şey görüyor..kaleydeskop gibi.

Film 3 saatmiş, çıkınca kızım söyledi anne iyi  sıkılmadın 3 saat diye. Ben ise erken bitti diye oflanmaktaydım.

Göbekli Thor beni benden aldı.
Kendini kontrol altına alan Hulk..etkileyiciydi.
Spiderman hep aynı tatlılıkta..hiç bayatlamayan acıbadem tadında bi çocuk.
İronman...adamım!


Doctor Strange..en sevdiğim.
Ant-Man...küçük şeyler büyük önem taşır'ın göstergesiydi. Hani Dalay Lama'ya atfedilen bir söz var ya : "Küçük olduğunuz için bir fark yaratamayacağınızı düşünüyorsanız, bir sivrisinekle yatakta uyumayı deneyin." Hah..tam da o .
Yapay zekanın belirleyiciliği ürkütücüydü.



Vazgeçmeyenler (mücadeleden) ve vazgeçenler (konfor alanından) ...başlatan ve bitiren onlar oldu(!)

Ve tüm akışın içinde en önemlisi bence şu  sözdü :

"Karanlık ve ışığın destansı güçleri devreye girdi. Ve iyi ya da kötü, Morgan'ın büyümek için bir yolunu bulması gereken gerçeklik bu."

Diğeri de Natasha Romanof'a ait:

"Bunu geri alma ihtimalimiz çok az olsa bile, denemek zorundayız."


Film tam bir  "ya hep beraber ya hiç birimiz" filmiydi.


Avengers: Endgame  muhteşemdi, tabii ki bir daha izleyeceğim.

Bizim içinde yer aldığımız film ise artık "dengenin" geri gelmesi gereken noktada.

Yeter!


4 Ekim 2026 Pazar

Beklenmeyen Şarkı



Şaşkınım hayatın değişim hızından.

Bir sahneye çıkıyorsunuz elinize mikrofon verilmiş üzerinizde tam da uygun bir kostüm.
Salondaki herkes gözünü dikmiş alışkın rahatlıkla size bakıyor beklentiyle.

Hadi başla?
E hadi?

Ben o şarkıyı bilmiyorum dostlar.
Daha evvel, tıpkı sizin gibi seyirci koltuğuna oturmuş sahnedekileri izlemiştim. Sahneye, bu  rolle ilk çıkışım...


Hiç evlenme yaşında çocuklarım olmadı daha evvel.
Hiç altındaki kakalı bezi değiştirip ilk dişinin çıkışına sevindiğim yeğenimin aşık olduğu kızla tanışmadım.
Dünün sivilceli oğlanları bugünün yetişkini ve ailemden biri olarak  soframda yer almaya yeltenmedi hiç.


Belki bir zamanlar aynı sinemaya gidip  aynı filmde içimizin kıpır kıpır olduğu ama o zamanlar tanımadığım gençleri  dünür olarak görmedim.
Eve gelirler mi ne yapmalı nasıl davranmalı ne söylemeli ne söylememeli..ne giymeli ne takmalı nerde susup nerde konuşmalı- çocuğu, sevgiliyi-aileyi-yeni tanıştığın ama muhtemelen ömrün boyu göreceğin insanları  incitmeden- kaç adım atmalı..

Sana nasıl hitap etsin denildiğinde bakakalıyorum. 

Yapım  mesafeli.. geleneksellikle  çocukken bile başım hoş değildi şimdi yetişkin hayatının hayır deme lüksüne sahipken  hiç  kolay değil "beklenen cevabı " vermek. Bana ne desin ! Bana  Mr Darcy desin hayatımda en  öykündüğüm kişilik olur kendileri. Bana efendi hazretleri desin, bayılırım vallahi. Yok bana anne manne demesin. Annelik öyle kolay makam mı yahu? Belim kırık her yerlerimde platinler ve şeker tavanken canımı koydum ortaya  anne olabilmek için. Her gününü sevdik çocuklarımın her nefeslerine taptım emek verdim. Doğurmadığım anne demesin. ..ama bu çocuklarımı üzer mi "herkes gibi olmayışım" bu defa sorun yaratır mı?

Kimisi için kolay sıradan ve aman ne var canım bunda denilecek meseleler belki.
Ben bunların cevabını bilmiyorum.



Elimde mikrofon.

Salonda, bana her şeyi bildiğimi sanıp  gülümseyerek bakan suratlara boş boş bakıyorum.

Ben o şarkıyı bilmiyorum..

50 yaşını geçmiş olabilirsiniz.
Ama hala bi dolu "ilk kez" yaşadıklarınız ve cevabını bilmedikleriniz var hayatta.



1 Ekim 2026 Perşembe

Vaz


Zaman ayıklama zamanı.
Kullanılmayan eşyaları.
Miyadı dolmuş dostlukları.
Geçerliliği kalmayan duyguları.
Hala  önemli sanılan eskimiş "önemlileri"

Yeri geliyor insan kendinden vazgeçiyor.
Kendini vazgeçilmez sanan nicelerine selam olsun.

Zaman rafları boşaltma,  kalanı  dizayn etme, tozları alma , ferahlama  zamanı.


Ekim'i severim ben.
50'li yaşlarımı  sevdiğim  gibi.

29 Eylül 2026 Salı

Ve Akıp Giden Zaman Hazla Sarhoş Olsun




Bu adamlar ne diyor :


[Alfredo]

İçelim, içelim şen kadehlerden,

güzellik filizlenirken.

Ve akıp giden zaman hazla sarhoş olsun.

İçelim o tatlı ürpertiler arasında,

aşkın hissettirdiği,

çünkü o bakış, her şeye hükmeden, gidiyor kalbe.

içelim, aşkım, kadehler arasında aşk

daha ateşli öpüşlere kavuşsun.

[Koro]

Ah! İçelim, aşk, kadehler arasında

daha ateşli öpüşlere kavuşsun.

 

Violetta

 

Sizinle, sizinle paylaşacağım

neşeli vaktimi.

Her şey çılgınlık, çılgınlık bu dünyada,

zevk olmayan her ne varsa.

Tadını çıkaralım, geçicidir, bir anlıktır

zevki aşkın,

bir çiçektir o: doğar ve öür,

bir daha tadamazsın tadını.

Tadını çıkaralım, bizi çağırıyor, bizi çağırıyor

ateşli bir dil, gönül okşayan.

 

[Koro]

Tadını çıkaralım kadehin, kadehin ve ezginin,

güzel gecenin ve gülüşün;

bu cennette bulsun onları yeni gün.

 

[Violetta]

Hayat, içindedir neşenin.

 

[Alfredo]

Hâlâ aşık değilse insanlar…

 

[Violetta]

Bilmeyene söylemeyin bunu,

 

[Alfredo]

Böyle işte benim yazgım.

 

Hep birlikte]

Tadını çıkaralım kadehin, kadehin ve ezginin,

güzel gecenin ve gülüşün;

bu cennette bulsun onları yeni gün.

 

 

 

 

19 Nisan 2026 Pazar

Lan ben sana neyledim dünya!

 



Derdini sayıkla dur
Ayıkla dur nedir ederi
Hem serin, hem sıcak
Bir yerde dur bul şu dengeni
Kim dedi yakın kim dedi uzak
Nerdesin bul şu yerini
Kim dedi yakın kim dedi uzak
Nerdesin bul şu yerini
Seçtiğin o anda dur
Arayan bulur kendini
Verdiğin sözünde dur
Özünde dur bir insan gibi
Kim dedi yakın, kim dedi uzak
Nerdesin bul şu yerini
Kim dedi yakın, kim dedi uzak
Nerdesin bul şu yerini
Lan ben sana neyledim dünya
Dur dedim, dur dedim
Bu bağrıma vurma
Lan ben sana neyledim dünya
Dur dedim, dur dedim
Bu bağrıma vurma
Derdini sayıkla dur
Ayıkla dur bu ne biçim iş
Kendini avutma dur
Savurma dur bul şu yerini
Lan ben sana neyledim dünya
Dur dedim, dur dedim
Bu bağrıma vurma
Lan ben sana neyledim dünya
Dur dedim, dur dedim
Bu bağrıma vurma
Derdini sayıkla dur
Kendini avutma dur
Seçtiğin aah o anda dur
Verdiğin sözünde dur
Derdini sayıkla dur
Kendini savunma dur
Derdini avutma dur
Kendini

15 Mart 2026 Pazar

Sade ve Derin 😉

 


Tanıştığım ilk günden beri hayranım  kendisine...

Hiç  görmemiş olmaktan dolayı da inanılmaz mutluyum.

Hayalimdeki ulvi makamından indirmek istemem onu  doğrusu 😈

Bu güzel ve  yine çalıştığım Pazar günü, yine öz ve doğru anlatımı ile beni  büyüleyen Khalil Gibran'dan bir alıntı paylaşacağım sizlerle.

İki  güzel kız evladı yetiştiren bir anne olarak...



Kitap okuyarak, şiir okuyarak, şarkı dinleyerek ya da bir fincan kahve içerek keyfi yerine gelen bir kadın; kimse tarafından yenilmez. Hayat bile onun karşısında kaybeder. Khalil Gibran

13 Mart 2026 Cuma

Uğultulu Tepeler (Rüzgarlı Bayır)

Dün sabah ezanı eşliğinde işe  gitmiş olduğumdan azcık erken çıkıp kendime sinema ısmarladım.


Nasıl  seviyorum AVM'nin sinema katındaki o patlamış mısır kokusu  eşliğinde kendime ait o zaman dilimine girmeyi anlatamam.


Klasik "çubuk kraker-su" eşlikçilerimi alıp  kılıkılına yetiştim sinemaya. 5 kişiydik salonda. Yine de sadakatle  , satın almış olduğum  koltuğa oturdum.


Uğultulu Tepeler...

Emily Bronte 'nin tek kitabı..


Kitabın  etkisi  yadsınmaz derecede güçlü halen.

Fragman dolu dolu cinsellik içerdiği için azcık tereddütle de gitsem  merakıma yenik düştüm diyebilirim. Kitap uyarlamalarında, hele klasiklerden uyarlamalarda oldukça hassasım ; aslolana yapılan saygısız uyarlamalar beni deli ediyor. Ebeme sövmüşler gibi öfkeleniyorum  açıkçası 😂😂😂 Aşk ve Gurur'un BBC 1995 yapımı  dizisi ne kadar muhteşemse (ki anlatmıştım bunu tıklayınız lütfen) Amerikan yapımı film direkt kitaba - yazara-o  eşsiz inceliğe ve zekaya hakaret ediyor. Korkunç..başka tanımlayamıyorum.

Neyse efendim   filme ilginç bir giriş yapmışlar. Çubuk krakerimi boş salonda özgürce çıtlarken derin bir önyargı  ile "öfff" dedim.

Ancak sonrasında hele   ara verildikten sonraki  bölümde ..büyülendim.

   

Ne kitaba  - dönem kostümlerine vs %100 sadık kalınmış ne dışına çıkılmış.
Uzun süre telefona bakmayı unuttuğum  bir zaman dilimi oldu bu.


Renkler - simgeler-cinselliği anlatan "öpüşüp sevişme sahneleri" olmayan vurguların seçimi.

Uğultulu  Tepeler'deki evin , o kitabı okurken  hissettiğim amansız soğuğu hissettirişini.
Heathcliff'in  amansız öfkesini , acısını  ve sevgisini, çaresizliğinin yakıcılığını.
Catherine'in yüceliğini
                          İsabella'nın hiçliğin boğuculuğundaki  var oluşunu


Aman Allah'ım çok  beğendim!

Filmin sonunda Catty'nin ölüsünü gördüğü anda Heathcliff'in yüzünde beliren büyük acı... oyunculuğuna şapka çıkarttım Jacob Elordi'nin. 

Bu arada Selin,  Jacob Elordi'ye James Bond olması için teklif getirdiklerini söyledi. 1.96 boyundaki biri  nasıl  dikkat çekmeden ajan olur  diye çok güldük.

Amerikan filmlerindeki  karakterlerden, aynı oyunculuk aynı mimik aynı karakter aynı yapay tepkilerden o kadar çok o kadar çok ve o kadar çok bıkmıştım ki  Jacob Elordi bana ilaç gibi geliyor.

Yakışıklı  - jön kavramına daha gerçekçi bakış getirdiği de bir gerçek.

Son dönem çekilen filmlerde  önemli karakterlerden biri japon-kore-çinli yani Asyalı oluyor ve bu beni şaşırtıyor. Uğulutulu Tepeler'de de bu devam etmiş.



Zaman  ayırın gidin .. ve okumadıysanız o kitabı mutlaka okuyun.
Zamanı harcadığımız onca boş şeyden sonra iyi geliyor.