23 Mayıs 2016 Pazartesi

Sınama

Allah'ım dedim caaan-ı gönülden.

Bilge'nin bloğunu okuyunca tüm korkularım  su yüzüne çıktı.
Su yüzüne çıkmaları az geldi, gelip yapıştılar boğazıma.
Nefes alamadım korkudan.

Camdan dışarı baktım bir süre Pazartesi'nin yoğunluğu ile bunalmışken hepsinden sıyrılıp çaresiz, korkmuş. Unuttum tüm raporları,yapılacakları,ertelenmeyesiceleri..

Allah'ııım dedim.



Beni ve sevdiklerimi;
Açlıkla,pislikle,yoklukla,sevdiklerimin acısıyla,sevmediklerinin acısına sevinecek kibirle,başımın öne eğilmesiyle sınama.
Şart mı sınaman?
Sınama.

Çok para ile sına beni Allah'ım
Bakalım rivayetlerdeki gibi yoldan çıkıp sapıtıyor muyum?




Deli gibi malım mülküm, bir yanı yeşile bir yanı maviye bakan  Londra meydanı kadar balkonlu köşküm olsun.


Bakalım kibre kapılıyor muyum?


Bu makus talihine yenilmiş göbek gitsin vampir Bella gibi bişi olayım..

Bakalım kendimi şaşırıyor muyum?

Sevdiklerimin sevinci ile tamamlansın tüm mutluluklarım
Çocuklarım, ailem,annem,babam,kardeşlerim,yeğenlerim....

Allah'ım
Nolur uzun hayırlı nefis bir hayat ver bana ve beni sınama dedim.

Şu memleketin haline bak..sınandık sınanacağımız kadar zaten
Daha sınama
Amin.


18 Mayıs 2016 Çarşamba

Hayal Meyal

Hayallerini sordum  çevremdeki insanlara.


Çocukların hayalleri Greace filminin final sahnesi gibi.
Aşk-umut-süregelen işleyişine umursamaz bir isyan-sınır tanımazlık-henüz örselenmemiş kanatların güçlü çırpınışları.

En alası benim ufaklık(11)
Ablası ve ablasının en iyi arkadaşı Fransa'ya yerleşmeye karar verdiler. Ev bakıyorlar kendilerine(yaş 15) Nehir "ben de geleceğim" dedi. Doğa (Selin'in kankası) " ablan kriminolog olacak ben mimar..sen ne iş yapacaksın Nehir" dedi. Nehir de  gayet doğal bir şekilde "Cumhurbaşkanı olacağım" deyiverdi. Doğa'nın suratındaki şoka girmiş inanmaz ifadeyi görünce de "yok mu oralarda Cumhurbaşkanı" dedi biraz canı sıkkın,hani yeni meslek araması gerekmiş. Selin ile Doğa Nehir'in hayallerine , ben üçünün hayallerine güldük için için. Ben ikisinin birlikte Fransa'ya gidip yerleşemeyeceğini , Selin'in kriminolog Doğa'nın mimar Nehir'in de Cumhurbaşkanı olamayacağını biliyordum .

Oysa kimse yaşanmamışı bilmez değil mi..
Ayıp bana.


Gençlerin hayalleri ise hep kaçış içeriyor bugünlerde. Amerika'da meslek edinme, yurt dışında filanca program,kendi evleri, hatta mümkünse karavan.. yüzü gülmez endişeli yetişkinler toplumu olduk son 10 yılda. Umut veremedik çocuklara, yarına birlikte bakamadık pencerelerimizden. Bir yarın olduğundan emin değilken yalan söylememekti belki amaç ama  bu bizim çaresizliğimizdi. Onlarsa Esaretin Bedeli finalindeki gibi kurallara boyun eğmiş görünseler de duvarlarında birer Raquel Welch posteri ile sürpriz sonlar hazırlıyorlar herkeslere. Umut olsun yolları, ışık ışık yürüsünler yarınlarımıza.


Yetişkinlere sorduğumdaysa-hani yetişkin dediğim 40 yaş üstü- emeklilik diyor çoğu. Yorgun insanlar. Gülmeyi özlemiş, hayal kurmayı özlemiş, korkmamayı özlemiş, nükteler savurmayı ve paylaşmayı özlemiş insanlar. Selvi Boylum Al Yazmalım'daki gibi Cemşit'in elini tutup İlyas'ın ardından gözyaşı döken bir halleri var.Sorumluluk ve huzurun 65 yaşlarına ertelenişi hayalleri dahi karartmış.

Dostlar,

Hayal kuran ve gülen insanları özledim.
Küfründe bile mizah saklı o güzel insanlar nereye gitti?



16 Mayıs 2016 Pazartesi

Aşk Gurur Tanımaz..mış

Şişmandı ama gözleri şahaneydi.
Hep gülümserdi ama aşkı bilmezdi.

Sonra bir gün...

Aşık olduğu  oğlandan zerre kadar haz etmedim. Arkadaşıma Gönül diyelim, Gönül'ün o evrimi yarım kalmış öküzde ne bulduğunu da hiç bir zaman anlamadım.

AKM önünde buluşmuştuk bir gün. Gönül sınıf arkadaşımdı aynı zamanda. "Aşk gurur tanımaz" dedi bana, her zamanki alaylı bakışlarımı  yeşil ışıl ışıl gözlerine diktim ve sırıttım: hiç bir şey gururumdan öte değildir. Paspas eder geçerim.




İkimiz de yaşayacaklarımızı kaderin bize söylettiğini bilmiyorduk elbette. Zaten "büyük laf etme" dedikleri de bu değil mi?Kalp , olacak olanı bilip size söyletir. Ama siz, yetişkin beyninizi doldurduğunuz ıvır zıvırın gürültüsünden dolayı kalple bağlantıyı zayıflattığınızdan bakar görmez, söyler duymazlar sınıfına girmişsinizdir çoktan.



Mahmut diyelim Gönül'ün sevgilisine. Mahmut, kanımca günahı kadar umursamıyordu Gönül'ü. Zaten de kaba , görgüsüz bir oğlandı. Bir başka sınıf arkadaşımızın doğumgününü kutladığımızda ona hediye olarak don lastiği getirip kendisini marjinal sanan bir tipti işte. O mu beni daha az severdi ben mi onu bilmiyorum. Ama arada Gönül ve hatırı vardı, hırlasam da ısırmazdım Mahmut'u.


Bir gün Mahmut'un ev arkadaşı ile birlikte evlerine gittik. Biz yurttakalıpevözlemiçekengiller birinin evine gitmeye bayılır olmuştuk. Patates,soğan,limon, pul biber filan almıştık:hedefte bir leğen patates salatası vardı.Mahmut'un ev arkadaşı ,kapıyı anahtarla açtığı an bize bir omuz atıp bir şey görmemizi engelleyecek şekilde kapıyı kapatması bir oldu. Yüzü kıpkırmızı idi. Başka zaman yaparız yemek dedi ve sakin olmaya çalışarak bizi dışarı götürdü.Yine de bu kısacık an omuzunun üzerinden antre halısının üzerinde olan biteni görmem için yeterliydi.


Günlerce kendimle hesaplaştım. Bunu Gönül ile paylaşmalı mıydım? Doğru neydi ,dostluk neydi? Kitabi cümleler üzerinden felsefe yapıp atıp tutmakta lisansüstü seviyede olabilirdik elbette ama gerçek hayatın acemisiydik. Kendimi Gönül'ün yerine koydum. Her şeyi göze aldım ve ona gördüğüm şeyi anlattım. Gülümsemeye çalışarak dinledi beni. Gittikçe solan yüzüne bakmamaya çalışıp detaylara girmeden anlattım. Sonra ikimizin de birbirimizin yüzüne bakacak hali kalmadığından uzaklaştım gittim. 

Doğruyu yaptığıma inanıyordum.

Gönül'ün intihar haberi okula bomba gibi düştü. Okulun her zaman gülen yüzü canına kıymıştı. Abisi, abdest alıp odasına kapanmasından şüphelenip bir süre sonra seslenmiş ama cevap alamayınca kapıyı kırmış. Onu son anda hastaneye yetiştirmişler. Uzun zaman ölecek mi diye bekledik. Herkes başka üzgün, herkes başka şaşkındı.

O günlerde yine sorguladım kendimi.İçimde ve vicdanımda leke yoktu, emindim yaptığımın doğru olduğundan.Mahmut hatalı ,Gönül hatalı idi ama ben kendime hata bulamıyordum.

Gönül okula gelebildiğinde hepimiz hiç bir şey olmamış gibi davrandık. Gençlik, okul telaşı, akıp giden zaman, mevsimler..her şey onarıcı etkisini gösteriyor ve günlük hayatın akışında eskiye ait şeylerin çabucak yok olmasına yardım ediyordu.

Bir sabah Gönül'ün masama oturup bahardan söz açması ve bir çay ısmarlasan yahu sözleri aramızda sorun olmadığını  gösterdiğinden mutluydum. O konudan asla söz açmıyorduk. İkimiz de benim bu konuda ketum olacağımı adımız gibi bildiğimizden Mahmut'u halının altına süpürmek gayet  mantıklı geliyordu.


Aşk gurur tanımaz...

Gönül Mahmut'u affetti. Bana inanılma gelmesine rağmen en azından bu kısma müdahil olma hakkını bulamıyordum kendimde.Okula el ele gelişleri, Gönül'ün yüzünde özlediğimiz o cıvıltılı gülüş, Mahmut'un bana nefret saçan bakışları, benim ona "pabucumun köselesi şerefsiz" bakışlarımla verdiğim karşılıklar...

Aradan bir yıldan fazla zaman geçti. Ben artık Mahmut ile aynı ortama girmiyor, ikisi hakkında olan biteni başkalarından duyuyordum. Derken Mahmut yeşil bir BMW aldı. Aman Allah olduk çünkü tamam  çalışıyordu iyi bir işi vardı ama durduk yere bir BMW alması da söz konusu değildi. Sonra ona piyango çıktığını  duydum. Sonra da Gönül'ü , arkadaşlarının  "sende bu para varken kız üstüne kız tavlarsın" sözleri üzre terk ettiğini. Sonra Gönül'ün  harabeye döndüğünü...sonra benim her şeyi boşverip uzattığım dostluk elimi ittiğini..kendini yalnızlığa mahkum edişini...

Para bitince Mahmut Gönül'e geri döndü. Aradan bir sene filan geçmişti. O arada yaşadığı lüks hayat kulaktan kulağa yayılıp durmuş, İstanbul'un o en popüler semtlerinden birinde tuttuğu eve attığı kızların ballandıra ballandıra anlatılan öyküleri benimolduğu kadar Gönül'ün de kulağına gelmişti. 

Aşk gurur tanımaz...

Gönül,bu sefer affı biraz zaman alsa da onu yine affetti.

Seneler sonra bir gün , nikah haberlerini aldım. Hatta aynı yıl evlendik. Mahmut, nikah günü olarak yılın en uzun gecesi olan 21 Aralık'ı seçmiş ve herkese kahkahalar attıran yorumlarla dünyaevine girmişti.

Gönül çok mutluymuş o gün ama gülümsemiyormuş eskisi gibi.. öyle dediler. Ben, nikahlarına gitmedim.

Gönül Mahmut'u affetti ama ben Gönül'ü affetmedim.

Aradan geçen bunca yıl sonra dostluk nedir, aşk nedir, doğru ve vicdan arasındaki denge nasıl olmalıdır sorularını bir kez daha sordum kendime bu satırları yazarken.


20 senede değişen bir şeyler olmalı diye düşündüm.


Bugün olsa, aldatıldığını  yine söylerdim.Bir insanın bir yalanla yaşaması asla benim doğrum değil.
Bugün olsa, ilk affedişinde (onaylamıyor olsam da) yine yanında yer alırdım. Dostluk bunu gerektirirdi.
Bugün olsa, nikahlarına gider ama onu affetmezdim.

ve bugün dahi gururumu kırmaya yeltenen aşkı paspas eder üzerine basar geçerdim.

Değişmesi gereken çok şey değişti 20 yılda ama bazı renkler ana renk..değişmiyor demek ki..






29 Nisan 2016 Cuma

İnatçı

Önceki senelerin birinde, evlilik yıldönümünde kuyumcuya gidip  nefis bi pırlanta yüzük aldım. Ödeme eşimin kredi kartından oldu elbette. Akşam eve gittiğimde neşeyle öptüm yanağından ve yüzüğü gösterip "teşekkürlerrrrrrr" dedim.

İnsan mutluluğunu  başkasının  eline, şansa bırakmamalı.

Öğrenciliğimde tanışmıştık biz eşimle. O, TRT personeli ben stajyerken. O suskun ben geveze, o ağırbaşlı ben delizemberekken. O herkesten uzak, ben toprağı eşip çıkardığım solucanla bile sohbet ederken. 

Bir gün, açım diye gidip aldığı çavdar ekmeği ve kaşarın tadı ve kıymeti, o gün  aldığım pırlanta yüzükten bin kez fazla benim için.

Her sene Eylül'de "anneannem vefat etti" diyerek iş yerimden izin aldım ve o gün sadece kendim için, genellikle Büyük Ada'ya rotası olan bir yol çizip gezdim dolaştım. Neticede anneannem vefat etti ben yaşan söylemiyorum, neticede iş yerimdekiler de geri zekalı değil tabii ki bahane uydurduğumu biliyorlardı.Sadece gerçekten çok çalışan ve araba çarptığı gün ya da öğleden önce operasyon geçirip öğleden sonra işe geldiğim gün, ben istediğimde izin verilmesi gerektiğine kani olmuşlardı.

İnsan huzurunu  başkasının eline ve şansa bırakmamalı. Tabiatın ruhunuza seslendiği dönem hangisi ise o gün saatin pimini çekip, tüm sorumluluklardan sıyrılıp koca ömürde tek bir 24 saati olsun kendim için yaşayabildim diyecek  potansiyeller yaratmalı herkes. Suçluluk duymadan bunu yapamayacak kadar  bağlamışız kendimizi.

Yapmayın...sıyrılın bundan. 
Bir haksızlık daha yapamayacak kadar çok sevin kendinizi.

Yaşam, yaşama karşı tutkuyla inatla bağlı olanları seviyor.

Mutlu günleriniz olsun...






26 Nisan 2016 Salı

Şizofren


O’nu  anlamaya çalışıyordum. Hayatımdaki yeri ya da kalıcılığı ne olursa olsun bir insanın o kadar mutsuz ve umutsuz bakışı beni rahatsız ediyordu. “Yapacak bişi olmalı” diyordum. “Yapacak bişi her zaman vardır”

Hiçbir şey gelmezse elinizden, gülümsersiniz. İçten bir gülüşün anısı solmaz,bayatlamaz.

Bana kahvemi getirdiği sırada birdenbire “en sevdiğin hayvan ne” dedim. En sevdiği hayvan olduğu ve olmaya çalıştığı şeyi anlatır ya bize..ve en sevmediği de en sevmediği özelliklerin, kaçındıklarının vurgusudur.

-Yılan müdürüm..dedi bir an duraksamadan.
“Neden” diye sordum sakin sessiz sorgulamadan.
-“Şeytan gibi güçlü ve her istediğini yapan o müdürüm. Bir an bile düşünmem” sonra durdu ve üzgün üzgün ekledi. “keşke ben de onun gibi olabilsem”
-Peki en sevdiğin ikinci hayvan?
Şaşkın bakakaldı yüzüme.
-İkinci en sevdiğim mi? Yok müdürüm.
-En sevmediğin?
-Fare müdürüm.
-Neden?
-Çocukları ayırmadan herkese kötü ve pis o. Çocukların kulağını yememeli, çocuklar korkutulmamalı. Fare ise ayırmıyor.Hiç sevmem fareyi.
-“Peki, teşekkür ederim” dedim gözlerimi kaçırmayarak ve ona , yargılandığını düşündürecek her türlü mimikten uzak durmaya özen göstererek.
Çıktı.
Tekrar geri geldi.
-Ben küçükken yılanın biri beni takip ediyordu müdürüm. Aşıktı bana Evden çıkamıyordum. En sonunda hocaya gittik. Hoca yılana beni rahat bırakmasını söyledi. Yılan dile geldi bana inanın müdürüm. Dedi ki  “ama o da benim gibi”. Hoca yılana “hayır, o iyi biri ve hayatı boyunca iyi biri kalmaya gayret edecek o senin gibi değil” dedi. Yılan çok ağladı müdürüm. Ama ben hocaya verdiğim sözü tuttum, hep iyi kalmaya çalıştım . Hocaya da dedim, eğer o da iyi biri olursa ben onunla evlenirim dedim. Ailem bütün bunların olmadığını söylüyor müdürüm.

Burada ne düşündüğümü anlamak ister gibi yüzüme baktı. İfadesiz bir yüzle ama dikkatle onu dinliyordum.
-Ama oldu bunların hepsi. Halisinasyon mu görüyorum diyorum bazen,doktor öyle diyor. Çok ilaç içiyorum düzeleyim diye. Ama anneannem hatırlıyor bütün bunları. O zaman ailem biliyor ama benden saklıyor diye düşünüyorum. Yılanları seviyorum, evleneceğiz onla belki. Ben iyi biri olmak istiyorum müdürüm. Bir de akrepleri seviyorum. Bana ne yapacağımı söylüyorlar her zaman. Seslerini duyuyorum.Belki de halüsinasyon müdürüm. Çok ilaç içiyorum düzelmem için.
Bir sessizlik oldu.Onda “ ne söyleyecek” sessizliği bende ise “ne söylesem” sessizliği.
-Teşekkür ederim..dedim.
Şaşırdı
-Neden ki müdürüm?
-Benimle paylaştığın için. Sen iyi bir kızsın.
Mahsunlaştı.

-Kalbi iyi tutmak zor değil de müdürüm aklı iyi tutmak zor oluyor bazen. O,yani akıl kötü şeyler fısıldayınca kalp de bozulur ama ben kalbimi hiç bozmadım. İyi biri olmaya çalışıyorum.Siz de iyi birisiniz müdürüm. Çikolata müdürüm , aşkım müdürüm teşekkür ederim.



Kocaman bir gülümsemeyle karşılık verdim ona. Uzun uzun baktı gülümsememe. Aldı, cebine koydu .

Üşüdüğü vakitler o gülümseyişin anısıyla ısınsın kalbi dilerim.
Bazen ne kadar çaresiziz….
 





25 Nisan 2016 Pazartesi

Bülbülü Öldürmek

Dayanılmaz olunca insanların renkleri ve silüetleri bir kez daha kaçmak ve unutmak ihtiyacı hissettim  tutkuyla ve isyanla.

Evdeki kitapları bir bir  dolaştım ;bu sefer tekrar değil yeni bir aşk arıyordum doğrusu.

Selin'e aldığım kitaplara göz gezdirirken bana daha evvel okuduğum ve çok sevdiğim bir kitabı anımsattığı için elime aldım o kitabı.

Cehalet...nasıl bilmezmişim bunca bilineni..dünyanın yarısı Atticus ile tanışmış ve onun hayranı olmuşken ben varlığından bihaber sarsuk sarsuk gezinmişim mavi gezegende

Tanışmanın vakti zamanı gelince, rüzgarın esintisinde konuverdi avucuma Atticus,Scot ve Jem.

Tesadüfleri seviyorum.

Kitap'tan en sevdiğim cümlelerinbaşında bu vardı : Sıfatları çıkarırsan gerçekler kalır

Ve sonra bunlar...

İş hayatının ve sevemediğim İstanbul'un debdebesinde içimde ne kadar Atticus var sorgusuna giriştim hemen durmaksızın.

Bir gıdım bile Atticus bulursam içimde,sarıp sarmalayıp nakşedeceğim zedelenmesin ve hep var olsun diye...

Unutmak ve kaçmak istediğim için sığındığım satırlarda hep yeni bir bakış açısı, yeni  bir silah, yeni bir umutla dönüyorum hayata ama hep o anlayan ve anlatan insanlara -keşke sahiden olsalar diyerek- duyduğum sınırsız özlemlerle...









Ve şimdi de büyük bir keyifle kitabın devamını elimde ; ya biterse korkusunda ağır aksak okumaya çalışırken merak ve sürükleyicilik yüzünde nefes alamadan okuduğum.

21 Nisan 2016 Perşembe

Zaman Kımıldamıyor


Nihayet derin bir nefes alarak geriye bakma cesareti bulacağım kadar durmaksızın koştuğum zamanlar içerisinden bir sabahta günaydın hepinize.

Nisan 21
Bahar

Truman Show'u aratmayacak  günler yaşıyorum doğrusu. her sabah farklı sokaktan geçsem de aşağı yukarı aynı saatte işe geliyorum. Neredeyse aynı tümcelerle ama sahici sıcak ve güzel duygularla birbirimizi selamlıyoruz. Sonra ben, neredeyse bir sene geçmesine karşın hiç eksilmeyen bir neşeyle odamın kapısını kapatıp tek başına olabilmenin huzuruyla içime derin bir nefes çekiyorum. Sanki o ana kadar nefes almamışım gibi derin,temiz,özlenmiş . Sonra yineleme moduna aldığım playerda aynı müziği bıkmadan dinliyorum. 

Çiçeklerimi suluyorum. Acil işlerimi hemen halletme derdine düşüyorum. İş yerime gelen yolu izliyorum. Oğlanın boyu rahat 1.95 kız 1.55'lerde elele geçiyorlar. Aklımdan kendimden utanmamı gerektiren ama kendimden utanmamı bir türlü sağlayamayan bir sürü  şey geçiyor.İçimin eğitilmiş bir yanı başka hayatlar üstüne yaptığım bu ucuz ve gereksiz yorumlar için beni kınarken içimin Vezneciler Kız Yurdunda harmanlanmış kısmı kahkahalarla  saçma sapan fıkralara ve yorumlara devam ediyor.

09:30 olunca o kumru geliyor penceremin önündeki bayrak direğine tünüyor. "Geldim geldim" diye sesleniyorum ona ve el sallıyorum. Beni , benim onu sevdiğim kadar sevdiğini ve iyi olup olmadığımı kontrole geldiğini varsaymak hoşuma gidiyor.


Geride kalan zamana bakmak hala içimi acıtıyor. Suskunluğumdan çek al sözcüklerimi Allah'ım diyorum. Yaşadıklarımı yaşamama sebep olan o insanları affetmiyorum.Ama öfke artık yüreğimde taşıdığım bir şey değil . Bunca baharın içinde  kurumuş yaprakları cebimde taşımak niye..taşımayacağım. 

Zorunluluklar sorumluluklar pranga vursa da bileklere,bahara kavuşmayı ertelememek lazım. Çevresine parmaklıklar çekilse de bahar engel tanımaz.





Aliye'm dürtmese onca özlememe rağmen bir süre daha dönemeyecektim bloğuma. Oysa yazmak, okumak ve sizlerle olmak bana ne iyi geliyor 

Sevgiyle...


A THOUSAND YEARS

Kalp atışları hızlı
Renkler ve sözler
Nasıl cesur olabilirim
Düşmekten korkarken nasıl sevebilirim
Ama seni tek başına dururken izliyorum
Bütün şüphem birden başka bir yere gitmek
Bir adım kadar yakın
Hergün senin için beklerken öldüm
Aşkım korkma seni bin yıl sevdim
Bin yıl daha seveceğim
Zaman kımıldamıyor
Bütün güzelliğiyle içinde
Cesur olacağım
Hiçbir şeyin önümde duranı alıp götürmesine izin vermeyeceğim
Her nefes,her saat buna ulaştı
Bir adım kadar yakın
Hergün senin için beklerken öldüm
Aşkım korkma seni bin yıldır sevdim
Bin yıl daha seveceğim
Ve büyün bu zaman boyunca seni bulacağıma inandım
Zaman kalbini bana getirdi
Seni bin yıl sevdim
Bin yıl daha seveceğim
Bir adım kadar yakın
Bir adım kadar yakın
Hergün senin için beklerken öldüm
Aşkım korkma seni bin yıldır sevdim
Bin yıl daha seveceğim

29 Mart 2016 Salı

Yangın Vaaaaarrr!!!

Yangın var  sabahın köründe ürkütücü bir nida olsa da sevecen bir anıya dönüşmesi muhtemel. bugün anlatacaklarım tam da buna uygun bir yaşanmışı içeriyor.

Selin,Mersin'de okul grubuyla


Selin,Mersin'de Avrupa Gençlik Parlemantosunun Tarsus'ta düzenlediği 2016 Eğitim Forumu'nda idi 4 gündür. Gece geç geldi, uçağı rötar yapmış. Geç yattık, uyku artık iki çocuğum da kanadımın altında olduğundan huzurlu ve tatlıydı.

Sonrası  komik.

Önce telaşlı koşturmalar ve patırtılar duydum. Birileri bizim zile bastı. tek gözümü açıp "ya deprem oldu ya yangın var " diye düşündüm. Diğer doğal afetleri hatırlamaya çalıştım çünkü olasılıkları sağlıklı değerlendirip biraz daha uyuma şansım var mı onu  anlamaya çalışıyordum. Sel..olmaz, 4. kattayız.Uyurum yani. Hortum..cıks.Başka? Derken ayıldım ve yataktan fırladım. Eşim kapı değiliğinden bakıp sabahın esselatında kapıyı kimin çaldığını  anlamaya çalışıyor(uyku sersemi ve panik anı insanlar inanılmaz komik olabiliyor yemin ediyorum). Alt komşumun panik içindeki sesi herkesleri sokaa  döktü pijamasıyla. Ben çocuklar tuvalete gidin dedim, paltomu giydim, cep telefonumu ve el çantamı alıp çıktım. Merdivenler yoğun ve ağır bir duman ile kaplıydı.Nefes alınacak hal yoktu ve elektrikler kesilmişti. Cep telefonunun fener özelliğini açıp aşağı indim.Tüm komşular çoluk çocuk pijama ile sokaktaydık. 

Apartman girişindeki elektrik panosu tutuşmuş. Sokak dar, itfaiye giremiyor.

Sabah namazına kalktığı için yangını fark edip büyümeden müdahaleyi sağlayan kahraman komşumun 12 yaşındaki oğlu itfaiyeyi aramış hemen.Eğitimin önemini düşündüm dalgın dalgın Gökdeniz'i süzerken. Dikkatle itfaiye görevlisini izliyordu. Memleket, eğitimle kurtulacak, önemli anlarda google açıp bakılamayacak. Şu Allah'ın cezaları bi gitse de işimize, yolumuza baksak dedim sıkıntıyla. Eğitimli, aydın beyinlerin önemini düşündüm hala gözlerim Gökdeniz'de. Çölü anlamak için kum tanesini anlamak yeterli değil mi? Bize Atatürk ilke ve inkılapları ile aydınlanmış çocuklar lazım.



Neyse, sonra komşulara baktım. Alt kata birileri taşınmıştı 1-2 ay önce. Onların yanına gittim tanıştık filan. Nehir'e "ilk defa beş dakka daha anne" demeden kalktın, bundan sonra seni hep böyle uyandıracağım " dedim , o da panikle "sakın ha" diye feryat etti. Sonra birden olaya yeni vakıf olmuş gibi "yangın çıktı okul yok bugün ha?" dedi umutla. ben bastım kahkahayı tabii. Ben kahkaha atınca Selin "beni buraya kim hangi ara indirdi" diye sordu  uykulu uykulu. E doğallığı ile Nehir  ve ben bu sefer de ona gülmeye başladık. Nehir'in iki omuzu bir araya geldi sabah serini üşüdü. Aldım onları sokağın başındaki börekçiye götürdüm. Sabah sabah beklenmedik ziyafetle coştuk biz ama börekçi pijamaları ile gelen  bu erken ziyaretçilere biraz hayretle bakmadı diyemem.

vallahi bizim sokak başındaki börekçinin fotosunu buldum :-)

Aile olmak güzel şey. Çocuklarım birer anı kazandı yıllar sonra "yavv sahiden unutmuşum, bi gün var ya..." diye anlatacakları. Annelerinin kahkahalarla güldüğü, babalarının  darmadağınık saçları ile sokak ortasında onlara şefkatle gülümsediği bir yangın sabahı. Komşularını hatırlayacaklar çığlık kıyamet  kapı çalışındaki sevgi , benimseme ve sorumluluğu. Börekçiyi hatırlayacaklar pijamalara bakmamaya çalışarak çay verişini. Sonra, diğer her şey gibi bunların da çabucak ardımızda kalışını...

Yaşamak güzel şey, önden haber vermiyor hayat yaşanacakları. eviniz huzurunuz yuvanız güveniniz birden gidebiliyor elinizden. Sabah balkona çıkıp çiçeklerimi sulayayım gibi sıradan bir cümle bile aslında ne çok şeye sahip olduğunuzun özeti olan bir anlatıma sahip. kaybetmeden kıymet bilmeyi hatırlıyor insan. Eve dönüp akşam yine yorganıma sarılıp yumuşacık uyuyabileceğimi bilmek beni mutlu kılıyor. Sevdiklerimin zarar görmemiş olması, mutluluğumun ve şükrümün başkalarının da mutluluğu ile paralel gidebilmesi beni  daha mutlu ediyor.

Şükrü bilmek güzel şey. Sabahın köründe çığlık kıyamet sokağa döküldük ama erken müdahale bir sürü yaşamı kurtardı. Mevsim kara kış değil bahardı.Tanıdığımız bildiğimiz insanlarla, şehrin merkezinde her şeye yakınken sokaktaydık. Döndük evimize girdik.Yangın çıktı ama havaya uçmadık. 

Sadakaya inanırım ben. Az sadaka çok bela savar, şaşmaz inançlarımdandır. Şu "askıda ekmek" olayı var ya. Kolay kolay es geçmem. sabah onu düşündüm. O ekmeklerden en az bir tanesi "Allah razı olsun" diyene gitmiş olmalı.

Sevgiye inanırım ben.
Sizlerle olmak güzel...Bu satırları okuyan güzel insan: mutlu baharların olsun...sevgiyle yaşanan.
Çakılsız , uzun yolların olsun sonu aydınlığa ulaşan..



22 Mart 2016 Salı

Anahtar



Ben başkası olsam bana ne tavsiyede bulunurdum.

İçimdeki onlarca ben'in sızılarını sevinçlerini özlemlerini beklentilerini bilirken  ne kadar tarafsız olabilirdim acaba.

Başkalarına hayatlarını değiştiren tavsiyelerde bulunmuşum.
İsimlerini vermem olası değil.
Burada isim yok biliyorsunuz.

Üniversitede biri vardı, ay nasıl tipsiz, ay nasıl itici, ay nasıl odun.
Sanırım O'na kızıp ,sırf o gıcık olsun diye B ile arkadaş oldum. Hayır başka türlü mümkün değil yani benim mizacımda ,benim aiemde yetişmiş birinin B'ye selam vermesi dahi olası değil. Bir süre beraber takıldık. Hani çıkmak filan değil ama okul sonrası birlikte bir yerlere filan gidiyorduk, sohbet ediyorduk. Ne var bunda demeyin;halini tavrını hele kara suratında parıl parıl parlayan beyaz kazma dişlerini gösterip böğüre böğüre gülüşünü bir görseniz nasıl bir olağanüstülük var bu işte anlarsınız. O, sinir oldu. Bunu hakkıyla başardım en azından. B, iyi kötü değişti benimle dostluğu esnasında. Bana öğle yemeği ısmarlamalara patlayan rüşvetlerle yurttaki kızların bizimle arada bir takılmasını sağladım. Benden başka kızlarla konuşabiliyor olmak, böğürgen gülüşünde zıplamalarını fark edebilse daha da düzeltirdi onu ya..olmadı işte. Artık ütülü pantolon giyiyor, gömleklerinin yakasının  beyaz olmasına dikkat ediyordu.  Okul bitimine yakın yıldı zaten. Okul bitince n'apacam ben diye sordu bana üzgün. Memleketinde hayat yoktu, o ise hırslı ve zekiydi. Memleketine dön yüksek lisans yap, burada sen gibi çok ama orada yok. Etiketini alınca döner kaldığın yerden devam edersin dedim. Bi doktora iyi gider sana... Uzun uzun baktı yüzüme. Bu  aklına yatmıştı , üzerinde düşünüyordu belli. Sonraları "banyoda sırtına bi kese atayım mı" moduna girince  hassss..... binallah deyip defettim onu cıvarımdan. Kırmızı  çizgilerim var, geçmeye teşebbüs eden dahi olursa ömür billah siler atarım. Onu da sildim netekim.Geri dönüşü olmayan defedişler benim için bunlar.Neyse, seneler sonra üzerine kustuğum nefret bir partinin o-hoooo yöneticilerinden biri olarak karşıma çıktı  Dr B.Nasıl muhafazakar, nasıl adam. Böğürmüyor artık gördüğüm kadarıyla gülümsüyor.Pantolon bi yana dursun gömlekleri bile ütülü.Ne üst makamlar ona bağlı şaşar kalırsınız. Bakımlı,makam sahibi dost elini uzattı reddedilmezliğinden emin. Bir koca hasssssss.....binallah daha aldı benden sadece. 


Üniversiteden sonraki işlerimden biri bir büyük Yahudi firmasındaydı. İsim vermeyelim ,bizim okuldan M geldi kapıyı açtı ürkek. Güzellik yarışması vardı, ona kaydolmak istiyordu. Benden alt sınıfta da olsa onu tanıyordum. Dikkat çekici fiziksel özellikleri vardı ki sadece birini bile söylesem kim olduğunu anlarsınız . Neyse , güzellik yarışması  kayıtlarını boşvermesini , şu şu özelliklerini ve diplomasını değerlendirmesi gerektiğine inandığımı söyleyip onu  başka bir yere yönlendirdim.Ardından telefon açtım mı hatırlamıyorum, hani normal davranışım o şekildedir ama bu olayda net hatırlamadığım için bişi demiyorum. O zaten yeterince becerikliydi. Şimdi herkesin tanıdığı bir TV yıldızı,saygın bir kişi ve muazzam bir evliliği var. 


Ben başkası olsam bana ne tavsiyede bulunurdum.
İçimdeki onlarca ben'in sızılarını sevinçlerini özlemlerini beklentilerini bilirken  ne kadar tarafsız olabilirdim acaba.
Bendeki kilitlere her anahtar uymuyor..öyle zor ki bana tavsiye.
İçimdeki her zerre git,kaç,maide bir nokta ol diye haykırırken

Babamı ve annemi bu kadar özlemişken
Yetişkinmişken

Ah..bahar