2 Şubat 2016 Salı

Biri Vardı Çok Severdim

Biri vardı çok severdim.
Sarı uzun saçları,Japon çizgi filmlerindeki kadar büyük kocaman mavi gözleri vardı. O da ben de yeni evlenmiştik. TRT'de çalışıyorduk,ben işi ve zorlukları paylaşıp ekip olma çabasında iken o ayrıntıların sorgusunu o zamanlar kolaylıkla kandığım tebessümünün ardında gizliyordu.
Özel bir çalışma için yönetmen beni seçti.
Ramazandı hatırlıyorum , montaj odasından iki dakika çıkar iftarımı açardım. Bir ay sürdü yarışmaya katılacak görseli hazırlamam.
Anahtarı sadece o program çalışanlarına ait dolaba koydum üzerini özenle yazıp.
inch bantlarda çalışılırdı o yıllarda,kocamandı kapları.
Ertesi gün, istenilen çalışma Ankara'ya yollanacak, kargo geldi.Dolabı açtım..bant yok.Altına üstüne her yere baktım.Yok!
Program yarışmaya katılamadı, Genel Merkezin istediği gerçekleşmemiş oldu..sağlam azar işittim;yönetmen arkamda durmasa ne olurdu bilmem.Çok sonraları, silinecek bantlar arasında Tesadüfen gördüm  1 aylık gece gündüz emeğimin sonucu olan bantı.


Biri vardı çok severdim.
Kanal 6'da tanımıştım onu, Pamuk Prenses gibi kesilmiş koyu saçları ve  çok tatlı bir gülüşü vardı.
Bana departmanın görevini anlatıp işi öğretti önceleyin. Sonra ben çabuk fark edildim aralarında.İlk kez katıldığım genel toplantıda, genel müdür önemli bir paye ile bir görevi bana verdi. Herkesin mutlu olacağını sandım(ke-sin-lik-le salaktım.)
Ertesi gün  montaja girdiğimde , üzerime zimmetli ham bantların 14'ü birden ortadan kayboldu.
Telafi edilir bir şey değildi.
Atıldım.
Eşim askerdeydi, zor durumdaydım.
Ağlaya ağlaya masamı toplamaya gittim iki gün sonra.
14 bant da masamın üzerindeydi.
Hala Pamuk Prenses gibi güzeldi ama artık gülümsemesi masaldaki cadıyı andırıyordu.
"Neden" dedim.
Omuz silkti.


Biri vardı çok severdim.
Kız kardeşim bilmiştim, "bacım" diye seslenirdim.
İş yerinde ve özel hayatta kaç kez kuyruğunu kurtardım bilmem
Derdi varsa dinlerdim,çıkmaz sokaktaysa yol bulurdum.
10 küsür sene emek vermişim..az değil.
O benden 10 sene önce girmiş işe, ben amir oldum o astım.
Kuyu kazdı,içini foseptikle doldurdu itti.
İlk denemesinde beceremedi, özür diledi ben de affettim
İkincisinde becerdi
İşten çıkartıldım.
"Neden" dedim. Artık korkusu yoktu, nefretle baktı yüzüme.
Daha fazla sorunun anlamı yoktu.


Biri var,acaip hoşuma gidiyor çok sevdim.
Artık sevme dur yeter diyeceksiniz belki..

Olmaz...

Severek yaşamak, hayattaki en büyük meydan okumadır diyor Leo Buscaglia.

İnanmazsınız;ben onları hala seviyorum ama artık merhametle.
Buncacık meseleler yüzünden hırsa kapılıp yüreklerini zift ile dolduran bu vb insanlara acıyıp uzak durmaktan başka ne gelir elden?
Hiç nefret edemedim onlardan.
Kalplerimizdeki sevgiyi ve merhameti almasın Allah dilerim;yaşananlar tecrübe olarak akılda kalsın ama yüreklerimizi kirletemesin.


Kınamak kolay bu yapılanları..

Bakalım da bir gün bizim ardımızdan "biri vardı çok severdim" denilmesin!








1 Şubat 2016 Pazartesi

BARIŞ MANÇO'YU ANIYORUZ

Şöyle ölmüş böyle yapmış...bana ne!
O güzel şarkıları, Adam Olacak Çocuk'taki şefkati ve herkesi birinci yapışı
Şarkılarındaki güzel öğütler ve aşkı da dostluğu da sızlanışı da anlatırkenki içtenliği
Akıcı anlatımı eşliğinde dünyaya açılan pencereleri bana aralayışı ile anıyorum ben Barış Manço'yu

Huzur içinde uyusun...





23 Ocak 2016 Cumartesi

Zaman Zaman İçinde

Ne zaman en mutlu anlarımı bulmaya çalışsam anılarıma dönüp, lisedeyken karne alıp eve doğru yola koyulduğum o günler gelir aklıma.

Mevsim yaz, ders sorumluluğu bitmiş;geçici de olsa özgürlüğün ilk günü.Henüz hiç bir şey için geç kalınmış olunmayan, henüz azalmamış olan,henüz kimsenin sizinle ilgilenip kısıtlamalara başlamadığı o gün.

Kısacık saçlarımın dibi  hep koşuyor olmamdan dolayı terli olurdu genellikle.Rüzgarın denizden alıp getirdiğini saçlarımın arasına serpiştirmesini;o serinliği, o yosun kokusunu, o rüzgarın en maisini severdim. tek başına yürüyor olsam bile yanaklarımı ağrıtırcasına tebessüm olurdu.Ayakkabılarımı elime alıp çorabımın kaçmasına aldırmadan sahilden eve yürüdüğüm o zaman var ya o zaman...işte ne zaman en mutlu olduğum günlerdi diye düşünsem aklıma gelen zaman.


Cedric'in 40'lı yaşlar versiyonunun dizisini çekebilirim rahatlıkla.

40'lı yaşlardaysanız ve anıların renkleri hala çok canlı,yaşama isteğiniz törpülenememiş,kurallar anlam kazanmamış,yollar sizi çağırır sorumluluklar kır dizini otur der haldeyseniz hayat çok zor dostlar....




19 Ocak 2016 Salı

Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini





Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

15 Ocak 2016 Cuma

Bugün Günlerden Nazım


Bugün Nazım Hikmet'in Doğumgünü

Her ne kadar sevdiğim bir sürü şiiri içinden en çok "Bugün Pazar"ı "Yaşamaya Dair"i "Karıma Mektup"u seviyorsam da gönlüm başka şiire akmakta yaşananların içinde...



Şiirlerle anlatmak aşkı ,öfkeyi ..hepimizin adına.


Bu Vatana Nasıl Kıydılar

İnsan olan vatanını satar mı? 
Suyun içip ekmeğini yediniz. 
Dünyada vatandan aziz şey var mı? 
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 

Onu didik didik didiklediler, 
saçlarından tutup sürüklediler. 
götürüp kâfire : "Buyur..." dediler. 
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 

Eli kolu zincirlere vurulmuş, 
vatan çırılçıplak yere serilmiş. 
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. 
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 

Günü gelir çarh düzüne çevrilir, 
günü gelir hesabınız görülür. 
Günü gelir sualiniz sorulur : 
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?










14 Ocak 2016 Perşembe

Yüzyıllar Süren Kandırmaca



























Üniversitedeydik. Mini etekli, su yeşili gözlü altın saçlı kız herkesin gözdesiydi. Bir gün geldi aşık oldum dedi. Bir gün geldi imam nikahı kıydık dedi. Bir gün geldi başı kapalıydı. Bir gün geldi, gülümsemesi cesur ve kırgın,dayanağı sadece gururu oldu.

Bana sorarsanız kandırılmıştı.

Lisedeydik.
Hollanda'dan gelmişti yeni komşular yaz tatili için. Kızları yapılıca , temiz yüreki biz yaşlarda bir kızdı. çevreyi gezdirelim diye bizim yukarı tepelere çıkardık onu. Mahallenin düzlüğünde futbol oynayan gençler vardı. Yaş, kime aşık olsam yaşı. Oradan birine takıldı. Oğlan fazla çabuk aşık oldu. Aile ne olduğunu anlamadan 18. yaş gününün ertesi gününe nikah kıydılar.Hollanda'ya gittiler. Hukuki süre dolup oğlan ora vatandaşı olunca ertesi gün terk etti arkadaşımı. Biri mutlu aldırmaz öteki intiharın eşiğinde.

Bana sorarsanız kandırılmıştı.

Vergi iadesi fişleri biriktirdiğimiz yıllardı. Bana fiş getiren arkadaşlarımdan biriydi. Baktım umumi genelev fişi. Dedim manyak mısın?Dedi manavdan elma almak gibi..bu da ihtiyaç ne kızıyorsun Hemşire ve düzgün hayatı olan bir  kız gönül verdi ona, evleniverdiler.Kız uçan kuştan kıskanıyordu onu, sanki hazineydi mübarek. Facebooktan buldum seneler sonra oğlanı. Boşanmışlar. Hemşire ,mevsim elmalarıyla başedememiş.

Bana sorarsanız o da kandırılmıştı.

Okulda  yeni gelenlerden kardeş seçer, eski kitapları verip ilk dönem için yol gösterir ve zorluk çekmeden adapte olmasına yardımcı olurduk. Bana düşen kardeş pos bıyıklı, 1.90-1.95 boylarında Deniz gezmiş gocuklu bir hayli sol görüşlü biriydi. Küçük kardeş gel kitap bulalım dediğimde "eğilir" bana bakardı ve herkes çok gülerdi. Heybetinden ve asi bakışlarından etkilenmeyen yoktu.Aşık oldu.Kız benden bile kısaydı ve dünyanın kalan yarısı gibi benden zayıftı.Yani tam bir sürahi bardak halindeydiler.Bir gün kız elinde kaynar  çay bulunan bardağı "kardeşimin" başının üzerinden teğet geçecek şekilde duvara fırlattı ve avaz avaz "benim dediğimi yapacaksın" dedi.  Bizim aslan başını eğdi. Evlendiler.

Hepimiz kandırılmıştık :-)

Jane Austin'in Aşk ve Gurur kitabında Charlotte Lucas'ın Lizzy'e evlilik hakkında ettiği bir çift laf var ki 44 yaşına gelince, o satırları ilk okuduğumda duyduğum sakin isyandan eser kalmadığı gibi sonuna kadar da hak veriyorum.

Jane ve Mr Bingley hakkında konuşurlerken Charlotte  Lizzy'e şöyle diyor:




 Ve çok sevdiğim Gibran da şunu söylüyor:


EVLİLİK:


Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız,
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız,
Tanrı'nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız,
Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz boşluklar olsun,
Ve Tanrısal alemin rüzgarları esip dolanabilsin aranızda,
Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın,
Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun Sevgi
Birbirinizin kadehini onunla doldurun ama aynı kadehe eğilip içmeyin,
Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın,
Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte, ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın,
Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır,
Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın,
Çünkü ancak Hayat'ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan,
Hep yanyana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın,
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,
Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez....

HAMİŞ: Evliliğimde bir sorun yok, bu yazının sebebi o değil. Hani akıllara gelirse diye önden önden açıklama yapayım dedim.



Lakin genel itibarı ile kabul etmek lazım ki aşk hayat mutluluk kavramlarınıhayatımıza yanlış kaıdan sokmak konusunda toplum seferber vaziyette.44 yaşında anlıyorsunuz ki sağlam aldatıldık.





13 Ocak 2016 Çarşamba

Kimse Bilmez

Dün akşam iş çıkış saati geldiğinde her günkü gibi masamı toplayıp unuttuğum ya da yarına hatırlamam gereken bir şey var mı diye aklımı yoklarken ayni her günün rutininin alışılageldik kıvrımlarında huzurla boğula boğula yaşamaya devam ederken sadece bir anlığına penceremden görünen gri-lacivert bulutlara takıldı gözlerim ve hemen sonrasında akıllara zarar ağır yoğun ama kesinlikle her zerresi ile benim için yaratılmış bir hüzün geldi çöreklendi içime.

Günlerdir Geveze'nin sabah akşam aralıksız içimde mırıldandığı o şarkıyı ,o sesini yükselttikçe benim hazırlamam gereken raporlar arasında sesini kıstığım o şarkıyı açtım sözlerinin her harfinde gönlümü demleye demleye.


Gri-lacivert bulutlar altındaki gökyüzü keskin parlak bir maviye dönüşüp , kendi rengi kırmızı oluncaya kadar benim onları seyrettiğim gibi karşımda durdu ve beni seyretti.

Şarkıyı tekrara aldım.

Düşmek üzereyken es kaza yakaladığın halata tutunup nefesinin düzelmesini, titremelerin geçmesini beklersin hani
Sonra yaşama güdüsüdür baskın gelen.
Elindeki sıyrıklara aldırmadan halatı eline dolarsın sımsıkı

Yaşamak istediklerin değildir artık gündemin ilk maddesi
Bulut kızıla, gün akşama dönmüştür
Artık mevzuu yaşamanın ta kendisi oluvermiştir.

Ötelemedim.

Bıraktım içime çöreklendi hüzün. Bir benim bildiğim şeyler, bir de herkesin bildiği ama bir benim aldırdığım bir beni yaralayan şeyler gezindi yüreğimde, ağzımın içinde acı bir tat bıraka bıraka.

Şarkı kaçıncı kez döndü, ben ne zaman döndüm gittiğim uzaklardan bilmiyorum.
Mesai biteli bir saatten fazla zaman olmuş..hava kararmış

Anlatmanın faydası yok bazen
Kimse bilmez..kimse bilmez.



BULUT GEÇTİ 
GÖZYAŞLARI KALDI ÇİMENDE 
GÜL RENGİ ŞARAP 
İÇİLMEZ Mİ BÖYLE GÜNDE 
SEHER YELİ 
ESER,YIRTAR ETEĞİNİ GÜLÜN 
GÜLE BAKTIKÇA 
ÇIRPINIR YÜREĞİ BÜLBÜLÜN 
BU YILDIZLI GÖKLER 
NE ZAMAN BAŞLADI DÖNMEYE? 
KİMSE BİLMEZ,KİMSE BİLMEZ...



12 Ocak 2016 Salı

Kıvırcık Mai


Selin'in ilkokula başladığı güne ait bir resim bu.

Ne o kanepe var şimdi ne o yepyeni çoraplar ne o gıcır gıcır pabuçlar

Saçlarını iki yandan toplayıp tombul tatlı yanaklarını ve gül yüzünü açıkta bıraktığım, kıvırcık saçlarının her lülesine taptığım o minik kız da kalmadı..


Bi sürü insan var Selin'i tanıyan seven.İtinayla her birinden ayrı kıskandım kızımı. Her anne okuldan gelince çocuğuna "deersler nasıldı" filan diye sorar ya. ben direkt "öptü mü kimse seni" derdim. Gülerdi halime. Bilirdi yarı şaka yarı ciddi sorduğumu. anlardı onu ve ensesindeki o kıvırcık lüleyi kimselerle paylaşamadığımı.


Babasının feysine girip Selin'e o hesaptan "anneni mi çok seviyorsun beni mi" diye yazdığımda bu numarayı yemeyip " anneeeee çabul çık o hesaptan" yazışı da bundan.Bilir o beni.

Ben de onu bilirim onu izin verdiğince. Herkes muhteşem okul başarılarını bilir, ben anne sütüne lezzet versin diye vanilyalı bi sürü şey yemişken onun karnı doyduğunda yüzündeki masum tebessümü bilirim.Herkes aklıbaşında olgun Selin'i takdir ederken ben ilk emeklemesinde dudak kıvrımlarının keyifle gerilişini hatırlar bilirim. Herkes onun genişi dünyasının sınırlarını merak edip takdir ederken ben yüksek duvarlarının ardındaki dünyanın aslında çok daha geniş olduğunu bilir sessizce seyrederim.
Yüzünden tebessümü eksik olmayan melek.
Ben seni, gökyüzündeki yıldızlardan bile çok severim.

                         
O minnacık kıvırcık saçlı kız yok şimdi. Akşam doğumgününü arkadaşları ile kutlayacak kıvırcık saçlı bir genç kız var.

-e hali -de hali -den hali yalın hali...her haliyle sevdiğim ilk göz ağrım, varoluşu mucizem,miladım.
Var ol,sağ ol ve mutlu ol da nerede ve kiminle olursan ol.

Sen mutlu..işte o zaman ben de mutlu
13:09:07 doğum saati
12.01.2000 doğumgünün
Selin miladım benim
Selin'den önce ve Selin'den sonra oldu ömrüm..

SELİN MAVİDE BİR NOKTA







10 Ocak 2016 Pazar

Bak İşte Bir Minik Serçe

Öyle özledim ki buraya yazıp kendimi seyretmeyi ve bende ne varsa sizinle paylaşmayı, hani  olacak iş değil bir gün daha beklemem.

Zaman olmadı..kısa uyduruk konuşmaları da , laf ola beri gele diye yazmaları da sevmedim ömrümde.



Ondan geciktim..affola.

Saçımı kestirdim bir sene üzerine.
Bulutları izledim lacivertle grinin kesişiminde huzurla;sinsi sinsi yüreğime sokulan korkunun günden güne rüzgarlarla dağıldığını hissederek.
Rokfor aldım ..bayılırım rokfora 
Aramaya üşendiğim dostlarımı aradım
Özlediğim isimler çıkıverdi yoluma
Bir şeyleri erteleyip vazgeçebilme lüksünü tanıdım kendime ufak ve yavaştan.




Sözün özü..iyiyim ben.


İş arkadaşlarımla bir toplantı sonrası birşeyler yemek için gittiğimiz yerde "çok paran olsa ne yapardın" sorusunu koyuverdik masaya öylesine. Yaş 40'ın üstünde olunca "çok paran olsa ne yapardın" sorusuna verilen cevapların 20'li yaşlarda verilenlerle hiç alakası olmuyor. Bazen kendimize kahkahalarla gülmemize neden olan absürd cevaplar verip eğlendik bir süre. Sonra ben "gerçekten çok param olsa elimde avucumda ne varsa satar, tüm hayatımı bir sırt çantasına doldurup seyyah olurdum" dedim.

Bunun için paraya ne gerek var dediler biraz hayretle..Bunu şimdi de yapabilirsin.Gittiğin yerlerde günübirlik işler bulur ve yoluna devam edersin..
Hayır..dedim. Sadece maddi kaygısı olmayanlar güvence aramaz ve rastgele yaşamaya cesaret edebilirler.
Sonra bu konu masada biraz, içimde ise çok daha uzun süre tartışıldı.

Tek olsam cesaret eder miydim bilmiyorum ama iki çocuğunuz varsa ve kural-kanun-kaide vb şeyin olmadığı, akşamdan sabaha bir sürü şeyin değiştiği bir ülkede yaşıyorsanız hayata biraz daha güvensiz bakıyorsunuz sanırım.

44 yaşında bir şeyden eminim artık.
Bazı hayallere kavuşmak acı veriyor. Bir hayali yaşayacaksanız , hayalinizdeki gibi yaşamalısınız. Aşkınıza kavuştuğunuzda yemekten sonra sürekli geğiren ve ayakları kokan biri olmamalı o.Ya da ayyaş ya da maçlarda sinkaflı küfreden filan. Yani aşkınıza kavuştuğunuzda aşka kavuşmalısınız. Herkesin hayali farklı, ama her neyse o hayaldeki o şekilde yaşamalı her şeyi. 

Akşama yemekte ne var soğan alayım mı sevgilim diyen ve taze soğanın yeşiline yakut yüzüğü takıp getiren bir eş hayali hiç fena değil mesela.Romantizim ve hayatın idamesi gerçeklerinin kesişimi :-p

Benim hayalim hep gitmek üzere. Allah hayırlı gitmeler ve hayırlı dönmeler nasip etsin diyorum hep hani. Yarın ne bulup ne yiyeceğim endişesi ile dağılmamalı aklım. Tek olsam bile evet demezdim 40 yılın hayalini Huckelbery Finn gibi yaşamaya. Maide bir nokta olmak, başka şeye de kafamı takmamak içinse yola çıkış derviş değilim ben mecburen bir takım kaygılardan arınmış olmam lazım. Gönlümün daha yüksek olduğu günleri geride bırakmışım ben. Yazık bana .


İtalya'ya gitmeye karar verdim ilkin.
İtalya'ya gittiğimde daha çok hayalim olacak.
Çocuklarıma hayal kurmayı ve hayallerine inanmayı öğrettim.

Ne umudu , ne hayalleri alamasınlar içimizden.

4 Ocak 2016 Pazartesi

∞Christina Perri - A Thousand Years ∞ Twilight Forever ∞





BİN YIL

Kalp atışları hızlı
Renkler ve sözler
Nasıl cesur olabilirim
Düşmekten korkarken nasıl sevebilirim
Ama seni tek başına dururken izliyorum
Bütün şüphem birden başka bir yere gitmek
Bir adım kadar yakın

Hergün senin için beklerken öldüm
Aşkım korkma seni bin yıl sevdim
Bin yıl daha seveceğim

Zaman kımıldamıyor
Bütün güzelliğiyle içinde
Cesur olacağım
Hiçbir şeyin önümde duranı alıp götürmesine izin vermeyeceğim
Her nefes,her saat buna ulaştı
Bir adım kadar yakın

Hergün senin için beklerken öldüm
Aşkım korkma seni bin yıldır sevdim
Bin yıl daha seveceğim

Ve büyün bu zaman boyunca seni bulacağıma inandım
Zaman kalbini bana getirdi
Seni bin yıl sevdim
Bin yıl daha seveceğim

Bir adım kadar yakın
Bir adım kadar yakın

Hergün senin için beklerken öldüm
Aşkım korkma seni bin yıldır sevdim
Bin yıl daha seveceğim

Ve büyün bu zaman boyunca seni bulacağıma inandım
Zaman kalbini bana getirdi
Seni bin yıl sevdim
Bin yıl daha seveceğim

15 Aralık 2015 Salı

Peri Tozu


Sabahları işe gelirken (ki bu cümleyi kurmak bile ayrı güzel bişi) insanları ve güne başlamaya hazırlanan dükkanları,akışı seyretmeyi seviyorum. Kadıköy çarşı içinden Bahariye'ye süzülen ve antikacılar sokağına çıkan renkli babaların olduğu o sokaktan geçmeyi sevdim en çok ve kendime güzergah olarak bunu belirledim. Bu güzergahı belirleyene kadar da iş yerime çıkan tüm ara sokakları en az bir kez turladım. Benim perim nerde gezmiş nereye tozunu dökmüş onu aradım. Kolay değil her sabah  yürüyeceğini yolu seçmek. Hedefe giden yolu seçme lüksü veren Allah'a bin şükür diyorum.


Balıkçılar çarşısından yukarı döndüğümde bir çaycı var herkeslere ayrı sesleniyor. Vallahi sanat adamın yaptığı. Birine "enişte,kuşburnu mu istersin dün sesin kısıktı" diyor, az gidiyor "selamun aleyküm hacı amca, kahve getireyim mi " diyor,az gidiyor "Abdullah Abi, senden çay götüriiim mi Hasan Abi'ye bak dün de o sana çorba ısmarladı,hadi sabah çayı senden olsun" diyor. Adamcağız başımı kaldırmadan "herkes" gibi geçip gidiverme çabamın beni ne kadar zorladığını bilse hayrete düşerdi.

Oradan yukarı çıktığımda köşe başında beyaz eşya vb şeyler satan mağaza dikkatimi çekiyor hep. Yeni mi işe girdi nedir, kızcağızın biri sabah sabah her bir yeri pırıl pırıl yapana değin ovuyor.Onu her gördüğümde elimde olmaksızın "yaparım" diye ertelediğim işlerin hepsi ve evin tüm pasaklı köşeleri aklıma üşüşüyor.

Kenar babalarının her biri ayrı renk olan o sokağa girmeden önce bira bardağını keyifle kaldırmış,yapının 1. katında olduğu için onca senedir görmediğim heykele bakıp gülümsüyorum.


Dilimde Geveze'nin o gün sokuşturduğu şarkı ya da kelime mırıldana mırıldana sürdürüyorum yürüyüşümü.Her kaldırım taını tanımaya çalışıp her birinin farklılığından büyülenerek atıyorum adımlarımı. Asla aynı değil arnavut kaldırımlı sokakların söylediği.Dinlemek ve görmek bana keyif veriyor.

Antikacılar sokağına dönünce ciddileşiveriyorum. Vitrindeki detayları zevkle,merakla izliyorum. en çok daktiloları seviyorum.Onları, parasızlığıma yana yana izliyorum. Hayatta en çok istediğim şeylerden biri olan sarı daktiloyu gördüm geçen.Gözümü alamadım ama yanından geçip gittim.İşsizlik döneminden bana kalan şu zor döenm geçince de bir sarı daktiloya rastlarım belki kimbilir?Vitrinlerdeki minik bibloların benzerlerini çocukluğumda misafirliğe gittiğim yerlerde de gördüğümü anımsıyorum hep. Anılarım, o eşyaların sahiplerinin anıları ile kesişiyor mu bir yerlerde merak ediyorum.Köşedeki Şok marketin altındaki minik çay ocağının cam kapısına astığı "dikkat kapı" yazısının hemen yanındaki kafasını cam kapıyı görmediği için çarpanlarla alay eden resme gülüyorum,gülenlerin hayatıma kattığı neşeyi seviyorum. Şifa hastanesinin az ilerisindeki konteynerlerden yerlere saçılanları görmemeye çalışıyorum.

Sonra "Mai" yazan yerin karşısına denk gelen o kocaman ve tek başınalığı ile nee saçan ağaç ile göz göze geliyoruz.Düzgün saç traşı yaptırmış şehirlilere benzeyen bir ağaç o.Yüksek,yalnız ama dalları yaprakları manasızca derlitoplu.Olduğu yeri sevdiği besbelli. Kimi sabah selam verir sallanır kimi sabah mutlu mutlu "mekanını" incelemeye dalmıştır beni  görmez. "Onun gibi ol, yaşadığın yeri sev mızmız" derim kendime her sabah. Ruhu olan bir odun o. Saygı duymamak elde değil.

Sonra iş yerime gelmişimdir zaten. 

Eski dostlar eski gülüşler gittikçe solan ama değerleri sabit birer resme dönüşmek üzere. Yeni dostlarımı ve gülüşlerini selamlıyorum güne başlamaya hazır. Şükür kalbimde binlerce .