11 Haziran 2017 Pazar

The Mumy - Mumya (2017)










Vizyon Tarihi
 9 Haziran 2017 (1s 51dk)
Yönetmen Alex Kurtzman
Ülke ABD
























Dün Mumya filmine gidemeyince bugün düştüm yollara. Şükürler molsun maximum kart ileilgili sorun her ne idiyse çözülmüş. Biletimi alınca ritüellerimi yerine getirdim, carrefour'a inip kendime su aldım ve salona geri çıktım.


Her gün bir sinemaya gitsem çıkışta da bi kitap okusam sıkılmayacakmışım onu öğrendim.
















Mumya, aynı isme sahip benzerlerinden biraz farklı işlenmiş ama aman aman bir fark bence yok. TomCruise yaşlandıkça hoş olmuş, gençliğini beğenmezdim ama şimdilerde hoş. 

Russell Crowe oyunculuğu ile beni kendine hayran bıraktı bir kez daha. Kötülüğün bir vürüs olduğu ve antivirüsünün yapılabileceği fikri farklı ve güzel geldi.Ara mesajlarını sevdim.

Çekimlerin eğlenceli geçtiğini düşündüm izlerken, bir sahnede Sofia Boutella aşağıdaki sahnede rolünü unutmuş hayli eğleniyor haldeydi gerçekten. İzleyin göreceksiniz.
Korkuya-gerilime mizah da katmışlar. Zaman zaman gülümsetti, nadiren gerdi,asla korkutmadı.  İzlerken sıkılmadım ama beni alıp da götürmedi doğrusunu isterseniz. 

Yine de görülesi, akılda "keşke" diye bırakılmayası bir sinema filmi.

Senaryo öyle işlenmiş ki sanki devamı gelecek diye düşündüm. Ya da devamını çekmeyi düşünürlerse hayli  kapı aralamış öyle bırakmışlar.

Wonder Woman






Vizyon tarihi 2 Haziran 2017 (2s 21dk)
Yönetmen 
Ülke ABD

Filme gitmeye niyetliydim zaten ama araya zaman girip  yeni filmler çıkınca "olmasa da olur" sınıfına sokuverdeim. Lakin (belki siz de yaşadınız sorunu) maximum kart ve iş bankası ile ilgili Türkiye genelinde yaşanan sorun nedeniyle bilet aldım alamadım şifre girdim doğru ama geçmedi dur şubeye gideyim derken ilkseansı kaçırmış oldum. Ama azimliydim sinemaya gitmeye ve hemen sonra gidebileceğim tek filmolan Wonder Woman'a girdim (fırsat sitesinden bilet aldım hemen)

Wonder Woman eğlenceli ve izlerken pek sıkılmayacağınız bir sinema. Filmin kahramanı olan Gal Gadot o kadar hoş bir hatun ki sadece onu izlemeye dahi gidebilir insan. Mantık kısmına çok takılmadan izlemek yapabileceğiniz bir şey ise, patlamış mısırınız elinizde keyifle izleyebilirsiniz bu filmi.

Amazonlar,eski tanrılar,bugünün dünyasının   kesişimlerinde yer alan konuda en fazla amazonların savaş sahnelerini beğendim sanırım. Bir amazonda bulunması gereken nitelikler ise sık sık gülmeme ve neşelenmeme neden oldu. Seks ile ilgili teklif edememe haline yanımda oturan kadın o kadar güldü ki bir ara filmi bırakıp  kadına güldüm keyifle.

Filmde beni rahatsız eden bir şey oldu. Zehir yapan kötü Alman ile ortak olan Osmanlı'ları durdurmak lafı geçti.  


Hadi film eski zamanda geçiyor diye kendimi teselli etmeye uğraşırken "Türkler"  lafı da geçince, son zamanlarda sinema filmlerinde bunun tek tük ama rastlantı denilmeyecek kadar düzenli geçtiğini düşündüm.
Bizi hala fesli ve kötü  görmek neden herkesi bu kadar mutlu ediyor anlamak mümkün değil.

6 Haziran 2017 Salı

Bugün Doğumgünüm Yazısı


Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.

Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyü yünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.

Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.
Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.
Eğer şimdi değil ise ne zaman?… Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır.

En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.
En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza’ ya aittir. Der ki;
-“Uzun zamandan beridir gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.”

Bu görüş acısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse;
Okulu bitirene kadar,
100 milyar kazanana kadar,

Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar, Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,

Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene kadar…..

MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ ‘AN’ DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.

MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR. “PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA. OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR.”
Unutmayın “YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR”
Murathan MUNGAN

1 Haziran 2017 Perşembe

YAS



Üzgün filan değilim.
Öfke içimi yakıp kavuruyor.
Üzgün filan değilim.
Kahroldum!

30 Mayıs 2017 Salı

Şans - Karen Kingsbury

Çok çaresizdim.
Kitabım bitmişti, elimde yeni kitap yoktu, tekrar okumak istediklerimi okuyacağım bir ruh halinde değildim.
Yeni  ve klasiklerden olmayan bir şeye ihtiyacım vardı.
Mesela sağlam bir cinayet romanı.

Migros alışverişim esnasında son anda atıldım ve onu aldım.
Şans. ...Hay ben böyle şansın dedirtti bana yani..o kadar diyeyim.

Ben bir geri zekalıyım!
Bu kitaba para verdiğime inanamıyorum.

Kitap özeti olarak başka da bir şey demek gereksiz sanırım.
Ucuz bir aşk hikayesi  ve bol salçalı hristiyanlık propagandası.

Yememem gereken bir şey yemiş gibiyim!
Gidip  Aşk ve Gurur'u tekrar okuyup  (ağzımı çalkalayıp) bu berbat tadı unutmaya çalışacağım.

D&R'dan siparişlerim gelene kadar yeni bir çılgınlıktan sen beni koru Allah'ım.

Amin hem de çok amin.



29 Mayıs 2017 Pazartesi

9. Kadıköy Kitap Günleri



Benim belediyem diye demiyorum;seviyorum.

Kadıköy kitap günleri başlıyor; bir öncekinden daha mükemmel, bir sonrakinden mütevazı.

Kaçırmayın dostlar..sıkıştırıldığı köşeye sığmıyor sanat ve kültür.

Bu ışık hepimizin.

25 Mayıs 2017 Perşembe

Sol Cebimiz Çok Çok Büyük


"Unuttun mu ummayı" diye sormak isterdim.

Ama burası İstanbul.

Mecbur olmadıkça konuşmaz kimse kimseyle..hatta dostlarıyla  bile. Zaman az,bereketsiz;ne doğana sevinilir ne ölene üzülünür. Zaman yetmez.

İETT 'de gidiyoruz. Küçücük bi kız. Dizlerini içine çekse çamaşır sepetine sığacak;o kadar küçük. Başında iki metre  örtü. Kocaman kara gözlerinde anlamını çözemediğim bir ifade; ama donuk. Kimseyle gözgöze gelmemeye özen gösteriyor. Belli ki göz teması ağır geliyor; kimbilir ne gördü daha evvel. Kınama...şehvet?

Hap kadar çocuk ne diye örter başını ben anlamam. Kim ne isterse yaşasınlık konu mudur bu?
Konu  çocuksa,hayır.

Cinler tepemde, bakıyorum içerliyorum kızıyorum.

"Yaşın kaç" demek istiyorum.
"Unuttun mu ummayı" demek istiyorum..sonra "hiç öğrenmedim ki " derse diye korku düşüyor içime.

Kendimi suyun akışına, İstanbul'a bırakıyorum.
Şu nefes alamazlığımı unuttursun bana koşturmacası içinde

Boğulacağım!

Hatırlamak , bilmek  kurtarıyor bizi çok zaman:



Sel ile mücadele etmek manasızdır. Gücünüz yetmez. Kendinizi akıntıya bırakın, koruyun : ta ki  sel zayıflayıp kıyıya yakın yere geldiğiniz ana saklayın gücünüzü: gücünüz kurtuluş için lazım olacak.

24 Mayıs 2017 Çarşamba

Hermann Hesse - Klein ve Wagner


Ne iyi ettim de tanıdım ben seni Herman Hesse

Yapı Kredi yayınlarının olduğu o kutsal satış yerine gittiğimde hissettiğim mutluluk hiç azalmıyor ne mutlu. Bu sefer de dayanamayıp bir Hesse kitabı aldım. Betimlemeler, duygu aktarımları yine beni benden aldı. İyi  filan değil, adam resmen efsane.

Kitabın konusu ve ne anlattığı kesinlikle bir kişinin yorumlayarak "şudur" diyeceği bir şekilde değil. Sistem, benlik, din,gerçekler, sorgulama cesaretinin gereği altı kazına kazına işlenmiş.  Kitabın sonunda yine hemen her zaman yaptığı gibi önceki sayfalarda yoğun yoğun anlatıp karanlık sokaklarınızı aydınlattığı yetmiyormuş gibi bir güneş çıkarıveriyor göğünüze. Ve belki de yıllardır cevabını aradığınız;sosyoloji-din-felsefe kitaplarının tozunu attıra attıra bulmaya çalıştığınız cevabı veriyor apaçık.

Okumak lazım, sevmek lazım bu adamı.



 Alıntılarımı  sıralıyorum sizin için :

  • Tüm ateş püskürtmeler, tüm kızgınlıklar , tüm aşağılamalar bir hatadan ve çocukluktan başka bir şey değildir;aşağılayan, hor gören zavallıya gerisin geri dönüp gelir.

  • Geride bıraktığımız yaşam yoluna dönüp baktık mı, hele gözlerimizi attığımız mutsuz adımlara ve bunların sonuçlarına çevirdik mi, falan şeyi nasıl savsakladığımıza çokluk akıl erdiremeyiz, sanki yabancı bir güç adımlarımızı yönetmiş gibi gelir bize. Goethe, Egmont'ta şöyle der: insan kendi yaşamına yön verdiğine, kendi kendisinin kılavuzu olduğuna inanır ama öte yandan en içsel varlığı karşı konulmaz bir güç tarafından yazgısına doğru çekip götürülür.

  • Yaptığı,işittiği,gördüğü her şeyin kendisiyle eni konu ilişkisi vardı, bu zorunluluğu içeriyordu, bir rehber peşine takmış götürüyordu onu, uzun ve uzak nedenler zinciri meyveye durmuştu. Eh, buyursunlar meyvelerini versinlerdi. İyiydi böylesi.

  • Konuşmak, her şeyi yanlış anlamanın, her şeyi bir boşluk ve sığlık içerisine sürüklemenin kesin yoludur.

  • Hayır sevilmek mutluluk değildir. Sevmeye gelince, işte budur mutluluk.

  • Geçmişteki o bunaltıcı sızlanma ve suçlamalara konu yapılmayarak, yargılanıp mahküm edilmeyerek yenilenmeli ve tersine çevirmeli, anlamla,sevinçle,iyilikle,sevgiyle dolup taşmalıydı. Yaşadığı Tanrı bağışlaması kendisinden başka taraflara da yansımalı ve etkinliğini başka taraflarda da sürdürmeliydi.

  • Sanat, insanın Tanrı'nın inayetine Tanrı'nın nuruna kavuştuğu anlarda dünyaya temaşasından başka şey değildi. Sanat, her şeyin arkasında Tanrı'nın varlığını göstermekti.

  • Konuşulmaması, basit olanın karmaşık duruma sokulmaması gerekiyor, ruhu dışa döndürmemek gerekiyordu





22 Mayıs 2017 Pazartesi

262.800 Saat Üzerine...


 13 Mayıs üniversitenin pilav günü vardı.

Totom yer görürse kıyamet kopar korkusu ile şu yorgunluğa aldırmayıp oraya  gittim.

İsimleri buradaki gerçek hayat hikayelerinde geçen insanların 30 yıl sonraları ile buluştum.

Her şeyden önce, evveli hatırlamak bugünü analize daha iyi sebep oluyor.

16 yaşındaki Kadriye 50 yaşındaki  sınıf arkadaşlarına bakıyor ,onlarda kendini ve geçen zamanı izliyor.

"Z"'nin iki torunu olmuş. Katıla katıla güldük o bize biz ona. Gün boyu dede diye seslendik. Çocukların hayatına saygı, seçimlere saygı ve tevekkül üzerine inanarak yaşadığı şeyleri anlattı bize  tatlı tatlı. Zaten o hep tatlıydı ki. Eşi ile görücü usulü evlenmiş. "Şans hep %50 bu işlerde kızım " diyor gülerek bana. Haklı, biliyorum. Çok da mutlu bir evliliği var. Eşi sanırım çarşaflı. Eşinden bahsederken sesindeki samimi saygı beni mest ediyor. Sevdiğim dostumun mutluluğu için hiç görmediğim eşine minnet duyuyorum. O tüm bunları anlatırken ders kitaplarını boru gibi büküp elinde tutan  ve dost olmaya çalıştıkça benden uzaklaşan 20 yaşlarındaki Z geliyor gözlerimin önüne tüm ayrıntıları ile.

"A" garip bir karışım. Bir üniversitede ders veriyor, bir iş daha yapıyor . Daha yeni çocuğu oldu , 5 yaşında. Torunu olan ona, o torunu olana gülüyor. Her zamanki peşin sözleri arka cebinde , daha sakin daha durgun izliyor konuşulanları . Çocuğu kocaya bırakmış gelmiş belki aklı onda birazcık. Çok kilo almış. Kiremit rengi dikdörtgen yakalı penye strech blüzü ile kalın kemer taktığı pantolonunu giydiği zamanlar ne çok beğenirdim onu, hatırlıyorum. Sigaraya hepimizi o başlatmıştı neredeyse. Şimdi içmiyor bırakmış.

G'nin bir çocuğu üniversiteyi bitirmek üzere.Başka şehirden gelmiş bizi görmeye. Ne aşıktım ona okuldayken. O ise benden akıllıydı, olmayacağını bildiği yola girmedi. Bugün birbirine samimiyetle değer veren iki dost olarak o bankalarda oturup muhabbet edebiliyorsak onun akıllılığı sayesinde biliyorum. Bir ara minnetle omuzuna dokunuyorum. Nedenini anlamasa da gülümsüyor. Konuştuğumuz konu  hakkında cep telefonumdan açtığım yazıyı okumak için yakın gözlüğünü burnunun ucuna oturtunca basıyorum kahkahayı. Hararetle ettiğimiz sohbet esnasında okul kapısında gelişini beklediğim günlerde,  geldiğinde beni görünce yüzünde beliren ve anlamını çözemediğim o ifadeyi hatırlıyorum. Çaresizlikmiş meğer. Burnunun ucundaki gözlüğün üzerinden bakıp  bir şeyler anlatan bu adam  dost, iyi ki kaybetmemişim.


"Ş" okulda aşkın timsali idi. Ayrılmazlardı partneri ile. Fizik hiç değişmemiş, insan iki kilo alır di mi ?Yok. Boşanmışlar. Konuyu bizimle konuşmak onu rahatsız ediyor belli. Açmıyoruz konuyu. konuşacak binlerce konu arasından onun istedikleri ile devam etmenin ne mahsuru var.

"T" kalbimi kırdı geçenlerde. Facebookta yazımın altına siyasi yorum yaptı. Didiştik, tersledim. Şimdi babacan babacan gülümsese de pas vermiyorum. 30 senedir farklılıklarla dosttuk biz. Saygı duymak zorunda idi düşüncelerime.  Çekinerek  "nasılsın Kadriye" dediğinde "ne yapacaksın" diye cevaplayıp  muhabbetin köküne kibrit suyu ekiyorum. Aslında olgun, sevecen ve iyi bir insandır. Nitekim uzatmıyor, bana uyup çemkirmiyor da. Sadece arada uzaktan gülümsüyor. En azından bu sene gülümsemeyeceğimi biliyorum. Sınav çıkışı  soruları tartıştığımı halini hatırlıyorum. Adam hiç değişmemiş yaaaa....

"İ" canımın içisi. Okulda da ayrı severdim. Ölen bir kızkardeşi vardı, beni onun yerine koymuştu. Ailem de onu öyle sever. Evlendiğinde kızım kucağımda nikahına gittim. Karısı beni ben de karısını sevmedim. Görüşmüyoruz netekim. Sebep önemli değil. Bizim oğlanlar ilk kez başını yastığa koyduklarına gönül düşürürler. Bu da öylesi. Kız sebep aradıktan sonra benim yapacak  bir şeyim olmadığını biliyorum. O yüzden hiç girmedim o topa. Hatun bir akşam İ ile konuşurken "bir gelemediler evimize" diye dırdıra başladığında, sesim hoparlörde iken" selam melam söyleme karına" diyerek kapattım her kapıyı. Süreci uzatmanın anlamı yoktu. Nitekim İ'nin başında bir tane siyah tek kalmamış, bembeyaz saçları. Ne iyi ettim de uzak durdum diye düşünüyorum içimden. Koşup boynuna sarılıyorum : o gün onun doğumgünü. Bir ben hatırlamışım. Gülerek hepsinin doğumgünlerini sayıyorum. İlk tanıştığımız günü söylüyorum. Doğum yıllarını.. şaşırıyorlar.

Çıkıp Nişantaşı'da bir cafede oturuyoruz. Masada en küçük benim halen bizim sınıfta. Yaş neredeyse 50'ye gelecek, bu tanım beni çok güldürüyor. "G" ve "İ" için sürpriz pasta ayarlayıveriyoruz "A" ile. Hep birlikte "kazık kadar adamların doğumgünü mü olur" söylenmeleri arasında kahkahalar atarak yiyip içip sohbet ediyoruz gani gani.

Unutmak isteyip  unutadıklarım ile unutmayı hiç istemediklerim yanyana duruyor. Zaman zalımsın zalım diye haykırıyorum neşeyle. Yine de neşeli , yine de mutluyuz.

Bizim çekirdek grupta ben CHP'liyim. Biri ülkücü, biri HDP'ye oy veriyor, biri "ben evet dedim" diyerek çizgisini açıklamaktan çekinmiyor, biri öyle biri böyle. Çay içip  30 yıllık dostluğumuzu yudumlarken kıyasıya tartışıyoruz. Öfke ile değil, hakaret ederek değil. Birbirimize kah söylenip kah dalga geçip ama kırmadan, ötekileştirmeden, farklılığına saygı duyarak. Özlemişiz insan gibi konuşuluna ortamları kişileri. Ben,  eskiye ait özlediklerim içerisinden "en özlediklerim" arasına sokuyorum  bu ortamı.

Beyler ......bu  vatana nasıl kıydınız?


Sonra, Üsküdar'a döndüğümüzde "Z" ve "A" ile Kanaat Lokantasında alıyoruz soluğu.
Sonra o neşeli kahkahalar yerini hüzne bırakıyor.
Güzel günlerin güzel  anıları, neydik ne olduk ne olacağız ağrıları gelip haksız haksız çörekleniyor yüreğime . Kötü olan her şeyi unutup sadece güzelini aklımızda tuttuğumuz gençlik günlerinden çocuklarımıza bir Cumhuriyet bile bırakamadığımız lain günlere dönüyoruz ister istemez.


Umut, korkudan güçlü tek duyguymuş.

Okul bahçesinde preverzatifleri şişirip  voleybol oynamaya uğraşan o umarsız gençlerden bugün sorumluluk sahibi ve her koşulda dik durabilen yetişkinler çıktıysa,vallahi diyorum umut havada karada her koşulda sapasağlam ayakta.

Vazgeçmemek lazım.
Yarınlar bizim.

19 Mayıs 2017 Cuma

19 Mayıs 1919 Ruhu

Ata'm
Bu vatan için canını veren şehitlerim
Şehitlerimin ardından bakakalan yetimlerim
Ne sizden
Ne vatanımdan
Ne bayramımdan
Ne mücadelemden vaz geçerim.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
Daim olsun.


17 Mayıs 2017 Çarşamba

Mine Söğüt - Deli Kadın Hikayeleri



Je ne veux pas travailler
Je ne veux pas déjeuner
Je veux seulement oublier

Çalışmak istemiyorum
Kahvaltı da etmek istemiyorum
Sadece unutmak istiyorum

Mine Söğüt'ün "Deli Kadın Hikayeleri"nde bununla başladım kitabın içine girmeye. Alıntılarımın baş köşesine oturttum şarkının sözlerini. Garip bir dili varmış Mine Söğüt'ün, kapılırsanız sizi alıp giden,  inanmayı-dinlemeyi size bırakmayan. Kitabı resimleyen her kimse bir ara deli olmalı. O resimler öyle yetenekle filan çizilir resimler değildi.



Her öyküde deli edilen kadınlar vardı. Her deli olanda kendinizden azıcık da olsa bişi buluyor olmanız da ürkütücüydü. Delirmesin de ne yapsındı kadınlar : onlar anneydi, onlar insandı;onlar sevmeyi bilen ve bu yüzden çok incinendi.


-Peki en son kiminle konuştuğunuzu bilebilir misiniz?
-Bir erkekle
-Ne konuşmuşlar?
-Şiirden bahsetmişler.
-Sadece geceleri sokağa çıkıyormuş diyorlar. Anlayabildiniz mi neden?evin bulunduğu yer geceleri hiç tekin değilken...
Onun için asıl tekin olmayan gündüzler. Çıplak gözle görünebileceği haller.
-Çirkin ya da sakat mıymış? Görünmesini istemediği bir hali mi varmış?
-Hayır, sadece üzgünmüş...çok üzgün.


Kitaptan epitopu alıp kaydettiğim3 yer var biri de bu. 

Anladım çünkü ben onu.

Anlamayanı tanıdım, anlatanı sevdim, yaşayanı da anladım.

Kitaptan son kaydettiğim cümle şu:

"Adalet herkesin paylaştığı bir sorumluluktur"

Bu,ilmi bilimi eğitimi neşeyle yok edip adaletin terazisini bozanlara olduğu kadar buna sessiz kalan herkese gelsin.

Geçmedi kızgınlığım.

Mine Söğüt, mutlaka bir kitabını daha okuyacağım  ama araya başka kitaplar sokumam gereken bir yazar. Onu sevdim, çok sevdim. İnandığım bir dostumu dinler gibi okudum.

Yazının başında alıntısını yaptığım şarkıyı da merak edip dinledim. Kitaba da yazara da bana da yaraşır :-)))

Je ne veux pas travailler 
Çalışmak istemiyorum
Je ne veux pas déjeuner 
Kahvaltı da etmek istemiyorum
Je veux seulement oublier 
Sadece unutmak
Et puis je fume 
Ve üstüne bir sigara tüttürmek istiyorum
Déjà j’ai connu le parfum de l’amour 
Aşk parfümünü tanımıştım bir ara
Un millions de roses 
Milyonlarca gül bir araya gelse
N’embaumeraient pas autant 
Bu kadar kokamazdı herhalde
Maintenant une seule fleur Dans mes entourages 
Şimdi etrafımdaki tek bir çiçek bile
Me rend malade 
Beni hasta ediyor…
Je ne suis pas fière de ça 
İnancım yok sana
Vie qui veut me tuer 
Beni öldürmek isteyen hayat
C’est magnifique 
Muhteşemdir
Etre sympathique 
Sempatik olmak
Mais je ne le connais jamais 
Ben hiç olamadım.