31 Mart 2021 Çarşamba

Filin Yolculuğu - Jose Saramago

 
Filin Yolculuğu teee İzmir'den şefkatli elleri ile "okuyacak değişik kitap bulmam lazım , klasiklere çok takıldım" mızıldanmamı sonlandıran Gonca'mın bana yolladığı kitaplardan biri. Okumamakla ne çok şey kaybedermişim diye düşündüm kitabı bitirdiğimde. 1998 Nobel Edebiyat Ödülü alan kitapta yazarın kelimelere hakimiyeti, ince nüktedan anlatımı çok hoşuma gitti. Jane Austin'de de mizah en sevdiğim özelliklerden olmuştur her zaman. Kitap Lizbon'dan Viyana'ya yola çıkan Fil(Muhteşem Süleyman) ve eğiticisinin öyküsü gibi gözükse de yolda karşılaştıkları insanlar-koşullar-dinler-gerçekler-ilmi siyasetin hakimiyeti gibi bir çok alanda hem size ayna tutuyor hem topluma ve insanlara.  Siparişle verilen mucizeler, Tanrı'nın  gerçek mucizelerini göremeyen gözlerin yenilgisi oluyor .

Kitaptan alıntılarımda sadece anlamı derin, söylemi  özel   bilgiler değil arada  ifade edişini çok beğendiğim anlatımlar da var. Alışmış  bakan göz kusuru görmez yeniliğe de kapı açamaz. Her gün gittiğiniz sınıf-iş yeri-ev gibi yerlere ilk defa görmüşsünüz gibi baktığınızda o ana kadar dikkatinizi çekmeyen bir çok şey görürsünüz. Alışmış bakan göz, miskinliği ve hatayı getirir. Filin Yolculuğu , alışmış  bakan gözümden beni uzaklaştırıp kendime-yaşadıklarıma ve yaşayacaklarıma yeniden bakmamı sağladı.

·         Her zaman  bizi bekledikleri yere varırız-Güzergâhlar Kitabı


 ·         Sürekli tekrarlanan övgüler , kesinlikle memnuniyetsizlikle son bulacaktır.


·         Geçmiş uçsuz bucaksız, taşlık bir arazidir. Kimileri sanki otobancıymış gibi geçip gitmekten hoşlanırken kimileri de sabırla bir taştan ötekine seker, taşı yerden kaldırır çünkü altında ne olduğunu bilmek ister.


 ·         Zalim bir kuşku, aşkın bir soru.


 ·         Saatler geçti,  doğuda solgun bir aydınlık güneşin içine gireceği kapının kavisini çizerken ay tam ters yöne giderek yavaşça başka bir gecenin kollarına kaydı.


 ·         Gökkubbenin bizim kaygılarımıza ve arzularımıza kayıtsız kaldığı doğru değildir.Bize sürekli işaretler ve tavsiyeler gönderir, faydalı öğütlere kulak asmıyorsak,taraflardan birinin deneyimi, yani onunki ya da kendimizinki hafızayı zorlamaya değmeyeceğini göstermiştir de ondan,çünkü hepimizin hafızası öyle ya da böyle zayıftır. Gözlerimizi dört açarsak bu işaretleri de tavsiyeleri de yorumlamak kolaydır.


 ·         Hayatın kanunu böyle ; zafer ve unutuluş.


 ·         Yerin kulağı vardır denilir, bir de yıldızların kulaklarının boyutlarını düşünelim.


·         Cahilliğin iyi yanı bizi yanlış bilgilerden sakınmasıdır.


 ·         Sonu iyi biten her şey iyidir.


·         Belki de insanlar ve filler birbirlerini asla anlamayacaklar.


·         Bizi biz yapan kusurlarımız, iyi niteliklerimiz değil.


 ·         En iyi derslerimizi basit insanlardan öğrendiğimize kuşku yok.


·         Peki ya fil,fil için geçen gün de söylemiştim ya,durum farklı, bir filde iki fil vardır. Biri kendisine öğretileni öğrenir öteki her şeyi bilmezden gelmekte ısrar eder…Fil gibi olduğumu keşfettim, bir parçam öğrenirken öbür parçam diğerinin öğrendiğini bilmezden geliyor ve ne kadar bilmezden gelebilirse, o kadar uzun süre yaşıyor.


·         Engellemek, tedaviye her zaman yeğdir.


·         Roma’da yaşamak için Romalı olmak gerek.


 ·         Evrensel barışa ulaşmanın en iyi koşulu herkesin kendi yerini bilmesi ve orada kalmasıdır.


·         Bencillik genelde insan türünün en olumsuz ve kınanacak tutumlarından biri olarak kabul edilse de, kimi koşullarda son derece geçerli sebepleri vardır.


 ·         Gerçekliğe en büyük saygısızlık, kendisi, yani gerçekliktir.


18 Mart 2021 Perşembe

Hayal Edin Bu Gece Evinize Dönemeyeceksiniz!



Normalde vazifem değil ama "Dünya Kartpostallarında Çanakkale" sergisine gelen  sınıflara-öğrencilere sergiyi gezdirmek ,anlatmak  özellikle üzerinde durduğum bir şeydi.Okullar sınıf sınıf çocukları getirdikçe, liseli genç kızların ve delikanlıların kapıdan "goygoya geldik aga" girişlerini izlerdim önce. En önde "çabucak girim çabucak çıkim" grubu, ortada "Fener akşam kaç gol kaçırdı" ya da "dalacam ben bu Mehmet'e" ya da " seviyo be bakışlarından belli" grubu, en sonda sevgililer ya da cool abiler grubu. Arada gerçekten öğrenme merakı taşıyanlar serpiştirilmiş olurdu.


"Hep aynı şey anlatılıyor" ..bezmişlerdi.

Onlara önce kartpostalı anlatırdım. Bir nevi eskinin whatsapp'ı. Resimler ve mesajlar. Bu bir kültür, bu bir arşiv.Yılbaşında sokaklarda dizi dizi  kartpostal satış telleri olurdu.Her gittiğiniz il ya da ülkeden  "buradaydım"  anlamı taşıyan o yerin simgesini resmetmiş kartpostal atılırdı. Bugünün kültür çalışmalarının hepsi bir arada. Konya mı..kent simgesi kartpostalda var. Kentin bir simgesi var, halk seçmiş belirlenmiş çoktan..ya da Viyana..aynı şey. Mesela ..sizce Kadıköy'ün simgesi ne olmalı?

Yavaş yavaş ilgilerini  çekerdi konu.

Sonra onlara savaşı anlatırdım. Dünyanın gördüğü son centilmen savaşı.Mucizeleri,  diğer savaşlardan farklı olarak eğitimli nüfusun yitirilişini, kanının inancının vatan aşkının son damlasına kadar direnenleri...

Basında neden yer almaz bilmiyorum ama mezunu olmaktan onur duyduğum Trabzon Lisesi 3 sene mezun vermedi.

 Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri  de o yıl mezun veremedi.

Sergi salonuna girdiklerinde var olan sohbet uğultusu kesilmiş olurdu burada.

Geri dönüp onlara bakardım.


"Farz edin bu akşam evlerinize dönemeyeceksiniz...bir an için hayal edin.Elini tuttuğunuz sevgiliniz dönmeyecek.Abiniz dönmeyecek.Babanız dönmeyecek.."

"Onlar sizin yaşınızdaydı"

"Onlar evlerine dönemedi"



Bir süre düşünmelerine, hissetmelerine izin verirdim. 

Hiçbiri o sergiden geldikleri gibi dönmezdi.


Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ata'm!

Yolundayız....


18 Mart Çanakkale Zaferi  tüm ulusumuza kutlu olsun!

17 Mart 2021 Çarşamba

Kumul




 Kızım ile Koşuyolu-Üsküdar dolmuşuna bindik.

Az sonra doldu tabii.

Nuh Kuyusu  caddesine çıkıverince bir adam el etti, durduk.

 Adam yaşlı,uzun ve sakallıydı.

-"Param yok, beni Üsküdar'a atacaksın parasız" dedi.

25 yaşlarındaki şoför aynadan ona baktı .

Tereddütle elimi cüzdanıma götürdüm.

Şoför sessizce kapıyı kapatıp yola devam etti.

Yaşlı,uzun ve sakallı adam kendi kendine konuşur gibi ama oldukça yüksek sesle : "Anneme uğradım şimdi, annem maaşını aldı çünkü. Annecim bana para ver dedim, annecim bana para verdi " dedi. 

İstanbul sessizliği hüküm sürüyordu dolmuşta. Herkes duyuyor ama kimse görmüyordu.

Bazen de herkes görür ama kimse duymaz...İstanbul öyle bir çöl. Hareketli kumulların içinde yok olur insan.

-"Annem bana para verdi" diye devam etti yaşlı,uzun ve sakallı adam. "Ben de gittim bira aldım,rakı aldım,bira aldım , rakı aldım, bi de rakı aldım, bi de bira aldım."

Dolmuş yavaşladı ve durdu.Kapısı  açıldı.

-"İn" dedi şoför. "Onlara verecek paran var , dolmuşa verecek paran yok.....in"

Bir duraladı ne yapacağını bilemedi yaşlı,uzun ve sakallı adam. Ben yine tereddütle cüzdanımı yokladım cebimde.Kumul olmak istemiyordum.

-"Ben yaşlı ve alkoliğim. Sen değilsin" dedi yaşlı,uzun ve sakallı adam. Sadece o kadar dedi.

Şoför dikiz aynasından ona baktı.

Ben cüzdanı avuçlarımda sıktım.

Şoför kapıyı kapattı ve yola devam ederken :

-"Sus öyleyse. En azından bunu yapabilirsin" dedi.

-"Haklısın" dedi yaşlı,uzun ve sakallı adam.


"Işıklarda inelim biz" diye seslendim.

Kumullar kımıldandı, dolmuş durdu, biz indik.


Hayat öyküler, mesajlar ile akıp geçiyor içimizden.

Dervişler ise her yerde..ama genci ama yaşlısı.



16 Mart 2021 Salı

Morgue Sokağı Cinayetleri , Edgar Allan Poe


 Edgar Allan Poe nasıl bir ruha sahip, gerçek bir profesyonel onu incelese ne sonuç çıkardı çok merak ediyorum. Normal olmayan ama kesinlikle güçlü sanatsal dokuya sahip bir "dünyası" var. 

Bu minik kitap okurken istemeden de olsa kendimi kaptırdığım, o yüzden iş yerinde kapımı çalıp odama girmek isteyen olduğunda yerimden sıçradığım bir sürükleyici "psikopatlığa" sahip. 

Sonsuzluğa inanışı hayatı değersizleştiriyor aslında.

Sevgili kıvırcık kızım Selin'imin deyişiyle "yolculukta tek tek okunacak öyküler  bunlar..." benim yaptığım gibi ardışık okuduğunuzda azcık bi suyunuz bulanıyor ama tadı da damağınızda kalıyor. Poe, çok  sevdiklerimden. 


Kitapta bir öyküde kahraman bir müzik çalıyor ve ben  bu zihne sahip birinin öyküsünde yer vermek istediği müziği deli gibi merak edip hemen dinlemeye koyuldum. Çok da beğendim. Sizler de dinlemek isterseniz:




Gelelim alıntılarıma:


  • Qui n'a plus qu'un moment á vivre 

        N'a plus rien á dissimuler.*


         Sadece bir anlık ömrü kalanın

         Artık gizleyeceği bir şey yoktur.


  • Bir haksızlık, onu düzenleyen kişi ceza gördüğünde düzeltilmiş sayılmaz.;ayrıca intikam alan kişi karşısındakine bunu kimin yaptığını hşissettirmezse haksızlık yine düzeltilmiş olmaz.


  • Nemo me impuna lacessit

        Bana yapılan hiçbir hakaret karşılıksız kalmaz.


  • En iyi, iyinin düşmanıdır.

11 Mart 2021 Perşembe

KELİME OYUNU 15 GÜNEŞLİ GÜNLER

 Sevgili Deep (tık)  düzenledi ve eğlenceli bir etkinlik olan beş kelime ile öykü, şiir, deneme benzeri yazı yazma  devam ediyor.Bu haftanın kelimelerini Kedi Mırıltısı seçmiş : Pestenkerani, diğerkâm, rabıta, muğlâk, kavi.

Yaz güneşi dimdik odasına geliyordu Talat Bey'in. Doğuya bakan odası yaz günleri inanılmaz sıcak oluyor, eklemlerini ağrıttığı için klima önerisini reddediyordu.Bitişik oda köşe oda olduğundan en azından öğleden sonraları  gölgede kalıyor ve Talat Bey'in o odaya taşınma isteği her geçen sıcak gün daha da artıyordu.


Zamanının en iyi okumuşlarındandı. İnce düşünceli, kibar bir adamdı. Modern hayatın gereklerini ve getirilerini eksiksiz yaşayan, torunlarını en iyi en pahalı okullara yollamak için yoğun  çalışan oğluna ve sevgili gelinine yük olmak istemediği için  eşyalarının o  odaya taşınmasını isteyemiyor ama her gün de bunu nasıl yapabileceğine kafa yoruyordu.

Torunu Berk 15 yaşında neşeli bir delikanlı idi. Bir kaç kere Berk'e çıtlattıysa da durumu "pahalı ve özel okul" un 2 yabancı lisan, şahane matematik,harika şu-bu öğretimi verirken ahlak ve empati gibi  şeyleri öğretmede berbat olduğunu  anlamıştı. "Eğitim-Öğretim Yılı" kavramı geride kalmıştı sahi.. "içine etmedikleri ne kaldı" diye söylendi içinden. Yaşlı ama akıllıydı. Dıştan söylenmek eklem romatizmalarını daha da arttıracak, istemediği oda değişikliklerine sebep olurdu neler görüyordu neler aman Allah korusun.79 yaşındaki Metin Akpınar'ın son durumu ne olmuştu sahi?

İçeriden gelen gürültüler üzerine kapısını  açıp gül kurusu-eflatun-krem rengi ağırlıklı döşenmiş büyük salona geçti. Berk, okuldan gelen 2-3 arkadaşıyla müzik açmış eğleniyordu. Birazdan hepsi aynı odada birbirlerine değil ekrana bakarak oyun oynayacaklardı ve "iyi vakit geçireceklerdi.


"Whats up dediş" dedi Berk ona bakmadan gülerek.

- Efendim?

Çocuklar güldüler.

-Oofff grandpa yaaa ...anlamıyon mu sen beni?

Talat Bey tereddütle bakındı.

-Anlamadım...ne dedin oğlum? Ne diyorsun?

-Gosh!Go to your room and rest old man!

Talat Bey  kahkahalardan incinmiş bir kalple odasına döndü. Ve bir daha çıkmadı. Akşam oğlu geldiğinde "Ekrem" diye seslendi. "Berk'i de alıp odama gelir misin?"

Berk ve Ekrem, Talat Bey'in odasına girdiklerinde aşina oldukları lavanta kokusunun huzurla odaya yayıldığını fark ettiler. Talat Bey onları  oturttuktan sonra kısaca o gün olanları anlatıp, Berk'ten bir açıklama istedi. Babasını  son derece iyi tanıyan Ekrem arkasına yaslanarak olacakları izlemeye koyuldu. Biliyordu ki bu öyküde acınması gereken babası değil, sağlam bir ders alacak olan oğluydu. Yılların Talat Bey'i...

"Eh Berk..büyümek ve eğitim bazen acıtır" dedi içinden gülerek. Karışmayacaktı.

-Biraz eğlendik dediş yaaa...ne bileyim senin  kelime dağarcığının kıt olduğunu..amma büyüttün. Eskide, eskilerde kaldıysan benim suçum mu oldu yani şimdi yaaaa!

-"Of of of" dedi Ekrem yine babasının sakin yüzünden gözünü almadan "tüyü de diktin..aferin oğlum"

-"Bak oğlum" dedi Talat Bey sakin bir sesle. "Sen de haklısın" . Durdu düşündü biraz ." Barışalım seninle. Bu odanın yan oda ile yer değişmesini istiyorum, arkadaşların ile yarın bunu yaparsan sana tam  bin lira vereceğim. Böylece sen benim gönlümü almış olursun , ben de eskide kalmışlığın ne demek olduğunu sana ve arkadaşlarına anlatırım müsaadenle"

Bin liradan sonrasını  pek de dinlemedi Berk. Havadan gelen onca harçlıkla neler yapacağını ve iki sandalye iki masa taşımakla da ebeveynlerinin gönlünü alacağını düşünüp seviniyordu. Biraz dikkat etse babasının bıyık altı gülüşü ve kabahatine karşı ağzını açmayışı onu endişelendirirdi. Ama babasının  cep telefonu ekranında değildi ve o, başka şeye dikkat etmeyi unutmuştu çoktan.

Ertesi gün Berk ve önceki gün gelen 2 arkadaşı Talat Bey'in odasını diğer odaya taşıdılar. Arada "are you happy now old man" gibi cümlelerle kahkahayı basıyor ama Talat Bey'in sessiz gülüşü ile endişelenmeyi akıl edemiyorlardı.Akşamüstü ufak tefeğin de taşınması ile Talat Bey'in isteği yerine gelmiş, Berk ve arkadaşları sahiden yorulmuştu.

Ekrem işten erken döndü o gün. Babasının yanına gitti ve elini öptü. "Ben yetiştirdim, benim de hatam..affet" dedi kısaca. Talat Bey sevgiyle artık tek tük kırlaşmaya başlayan saçlarını okşadı oğlunun. Bu, ona yeterdi. Babalığın gururu kadar sorumluluğunu da taşıyabilen bir oğlu vardı. Onur duydu.

Berk ve 2 arkadaşı Talat Bey'in odasına geldiklerinde yorgun , neşeli ve daha da laubaliydiler. Babasını görünce toparlandı Berk. "Eeee, dedee" dedi sabırsızlıkla. "Şu bin lirayı alalım artık istersen?"

Güldü Talat Bey:

-"Pestenkerani meşguliyetlerle uğraşmadığınızda diğerkâmlığı  tembih ediyorsunuz usunuza rasatım o ki." dedi ve derin bir nefes aldıktan sonra devam etti. "Rabıtası yok geliyor sizle bu kelamların , bilmekteyim.Kavi tutun sahip olduklarınızı, yarın sizin de eskiyeceğiniz muğlak olayan bir hakikat bencileyin"


Berk ve arkadaşları ağızları bir karış bakakaldılar Talat Bey'e.

-Ne dedi o? dedi arkadaşlarından safça olanı içinden geçeni fark etmeden sesli söylemiş olarak.

-Bencil dedi bize galiba? Bi tek en sonunu anladım ..dedi öteki daha da şaşkın.

Berk ,  çocukluktan gelen alışkanlıkla çözemediği her sorunda olduğu gibi babasına baktı.

-Boş işlerle uğraşmadığınızda adam olursunuz, sahip olduklarınızın kıymetini bilin yarın sizler de benim gibi yaşlanacaksınız dedi..diye açıklası babası sakince. Sonra kaşlarını  kaldırıp "Yabancı dil de değil..anlamadınız mı siz bunu?" dedi.

Çocuklar alabildiğine utanmış, huzursuz olmuş, küçük düştüklerini düşünüyorlardı.

Talat Bey , elini cebine attı ve her zaman cebinde katlı duran temiz mendili ile birlikte bin lira çıkardı. Torununa uzattı. "Hepinize müteşekkirim" dedi.

Berk paraya bakakaldı.."Dede , bu ne" dedi odaya girdiğindeki gümbür gümbür sesi çoktaaan ardında bırakmış olarak.

-"Eskinin insanıyım, geçmişte kaldım. Ne yapalım şimdi oğlum" dedi Talat Bey sakince.

Berk'in gözlerinden öfke ve utanç yaşları süzülüyordu. Babasının yüzüne baktığında, onun da dikkatle kendisini süzdüğünü ve müdahil olmayacağını gördü. O ve arkadaşları sessizce odadan çıktılar.

Ekrem, bir kez daha babasının ellerini ellerinin arasına aldı. "Ağladığı için üzülme. Yarın daha çok ağlar ya da birilerini ağlatırdı bu dersi almasa. Sağolasın babam..varolasın" dedi.

Talat Bey, öğleden sonra gölgede kalan odasında huzurla bahçeyi seyre daldı.



10 Mart 2021 Çarşamba

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 81

"Ağaç Ev Sohbetleri " beni de sardı  demiştim. Bu hafta da keyifle katıldım tabii kiii...


Bu hafta Gülten Çapkın ve yeğenleri  (https://gultencapkin.blogspot.com/2021/03/agac-ev-sohbetlerinde-bu-hafta-konuyu.html) belirlemiş konuyu :  Eğer hayvanlarla konuşabilme yeteneğiniz olsa hangi hayvanla konuşurdunuz? Hangi hayvanı kendinize yakın buluyorsunuz ve neler sorardınız?



Kedimiz olalı kedi videoları (eğlenceli kedi videolarına şahane bir örnek için tık lütfen ) izleyeli  "neyin kafasındasın sen" sorusunu sormayı nasıl da çok istiyorum. Direkt önce onlarla konuşup bunu sormayı, ve bizim gözümüzden şapşik görünen kedilerin gözünden bizim nasıl göründüğümüzü bilmeyi isterdim.

Sonra vahşi atlarla konuşmak isterdim. Rüzgarla yarışmanın nasıl bir duygu olduğunu sorardım. Cevabını her gün dinleyebileceğim bir soru olurdu. Onlara Murathan Mungan'ın o harikulade şiirinde kendilerinden bahsedildiğini ve beni derin bir hüzne boğduklarını bilip bilmediklerini de sorardım:

"vahşi siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar
asık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyuyamayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralara umar
apansız yolculuklara çıkardık"


Sonra dağ kartalı (ennnnnn sevdiğim) ile konuşurdum. Seçilmiş yalnızlığın sıkıcı yanı var mı ve göklerde özgürce süzülmek, herkese ve her şeye o kadar yukardan bakıp yine de detayları görmek nasıl bir güzel duygu bana da anlatsana derdim.


Aslanlarla da konuşmak isterdim . Bir günde elli kere niye çiftleşiyorsunuz siz manyak mısınız başka işiniz yok mu derdim mesela.  Memleket meselelerine sarın onları konuşun..dimi ya? Nasihat verirdim onlara.


Kendime yakın bulduğum hayvan yok, bir çoğundan bir takın şeyleri kendime yakın buluyorum ama öyle "şuna da bayılırım" dediğim yok. Oysa ne gariptir, daha erken yıllarımda kendime yakın bulduğum ve bayılıbayılıverdiğim bir çok hayvan vardı. 


Zaman ne çok şeyi alıp götürüyor bizden...Nasıl da değişiveriyor önceliklerimiz ve sevdiklerimiz ve onayladıklarımız ve vazgeçemediklerimiz.

Minnacık soru ama şaşırttı beni :-)

8 Mart 2021 Pazartesi

Kadınlar Günü ve Leylek Vefası

 


Kadınlar Günü... leylek Yaren kadar vefa, Balıkçı Adem kadar vefayı bilen olsa yeter ötesini kim  istedi ki?

İşte onların inanılmaz öyküsü..

Bursa’da, Türkiye’nin ilk ve tek leylek köyü olan Karacabey’e bağlı Eskikaraağaç’ta her baharda muhteşem bir şey yaşanıyor. Yaren Leylek 8 yıldır baharda göç ettiği Eskikaraağaç’a geliyor ve her defasında Adem Amca’nın teknesine konuyor…

Adem Amca, Bursa’da Türkiye’nin tek leylek köyü olan Eskikaraağaç’ta yaşıyor. Buraya her bahar mevsiminde, özellikle martın ilk haftası binlerce leylek geliyor ve yuvalarına yerleşiyor

10 yıldan uzun süredir gölde balık tutan Adem Amca, 8 yıl önce bir leyleğin teknesine konduğunu fark etti. Şaşırdı çünkü ilk defa böyle bir şeyle karşılaşmıştı.

Aç olduğunu  düşünüp ona biraz balık verdi. İşte Yaren Leylek ve adem Amca’nın dostluğu o zaman başladı. Tam 7 yıl boyunca Yaren Leylek her seferinde önce Adem Amca’nın teknesine geldi.

10 yıl boyunca her defasında  Adem Amca ve leylek beraber balığa çıktılar. Elbette Yaren Leylek tutulan balıklardan payına düşeni aldı.

Son bir kaç yıldır ise bu özel kavuşma anını Alper Tüydeş fotoğraflıyordu. Bu yıl ise belgeselci Burak Doğansoysal ile bu hikayeyi birlikte beyaz perdeye taşımak için çalışmaya başladılar.

Bu duygulandıran dostluk dünya basınında da yer buldu. Almanya’da ders kitaplarına konu oldu, Yunanistan’da ise bir festivalde gölge oyunu olarak oynandı.


‘Yaren Leylek ve Adem Amca’ hikayesi doğa fotoğrafçısı Alper Tüydeş tarafından ortaya çıkarıldıktan sonra, doğaseverler tarafından da ilgiyle takip edilmeye başlandı. 2019 yılında ise Karacabey Belediyesi’nin katkılarıyla, Yönetmen Burak Doğansoysal tarafından filme alındı ve Prag Film Ödülleri'nde En İyi Belgesel ödülünü kazandı.

Bir vefa,bir sevgi..önce insan sonra kadın-erkek olmak.
Fazlasını kim istedi?

7 Mart 2021 Pazar

Damien Rice - Cheers Darlin/Şarkı Sözleri Öyküleri -6


Hüzün, mutluluktan daha çok besliyor sanatı sanırım.Damien Rice için de kronik yalnız-kronik mutsuz filan denir bilirsiniz belkiCheers Darlin' şarkısının da  komik deseniz komik, hüzünlü deseniz hüzünlü bir öyküsü var.

Bazen ve  gerçekten, kaderin espri  anlayışı  olduğunu düşünüyorum.

 İrlanda'nın hüzünlü sesi Damien Rice, sürekli takıldığı barda bir kadınla çarpışır ve özür dilemek için bir içki ısmarlamak ister. Birer kadeh şarap içerler. İlk kadehler bittiğinde kadın kalkmak ile kalkmamak arasındayken Damien bir kadeh daha ısmarlamak ister; derken muhabbet ilerlemeye başlar ve birer kadeh daha içilir. O sırada Rice gizlice saati kontrol ederek, eğer 15 dakika içinde kalkarsa son otobüsü yakalayabileceğini düşünmektedir. Fakat muhabbet arasında aynı yerde, en azından aynı otobüsle gidilecek yerde oturduklarını öğrenmiştir kadının. Bir kadeh daha içersek otobüsü ikimiz de kaçırıp eve kadar beraber yürürüz düşüncesi içine girer ve saatten bahsetmez kadına. Birer kadeh daha içilir, Damien’ın sigarası da bitmiştir lakin kadından otlanıyordur. Otobüs saati geçtiğinde Damien saate bakarak “Tüh otobüs de kaçtı ne yapacağız” der. Kadın ise, “Sorun değil, erkek arkadaşım gelip alacak beni” diye cevap verir. İşte o an Damien yıkılır, ama belli etmez ve “Ha tamam o zaman ya” diyerek tuvalete gider. Geldiğinde ise kadın masaya üç tane sigara bırakıp gitmiştir. Damien ise hemen eline aldığı peçeteye bu şarkıyı yazar.

Bundan dolayıdır ki Damien Rice bu şarkıyı neredeyse her konserinde aynı ritüel eşliğinde söyler: Şarkının ilk melodisi duyulunca sigarasını yakar, şarabını alır, şarkı bitene kadar içerek sonunda sarhoş olur ve "what am i?" diye bağırır durur. Aslında öncesinde de sarhoştur ama belli etmez. canlı performansın doruk noktasıdır. 



ŞARKININ  ÇEVİRİSİ:

Şerefe sevgilim
Senin ve aşık olduğun o adamın şerefine
Şerefe sevgilim
Etrafında seni bekleyecek yıllarım var
Şerefe sevgilim
Kulağımda nikahının çanları var
Şerefe sevgilim
Bana üç sigara verdin gözyaşlarımı söndürsün diye
 
Ve ben, sen onun ismini her andığında ölüyorum
Yalan söyledim,
Yağmurda koşarken öpmeliydim seni
 
Ben neyim sevgilim?
Kulağındaki bir fısıltı mı?
Bir parça kekin mi?
Ben neyim, sevgilim?
Seni korkutan o adam mı?
Ya da en büyük hatan?
 
Şerefe sevgilim
Senin ve aşık olduğun o adamın şerefine
Şerefe sevgilim
Ben sadece geziniyorum ve bir tenekeden yemek yiyorum
Şerefe sevgilim
Gitarımın üzerinde yeşil bir kurdele var
Şerefe sevgilim
Bir güzellik kraliçem var
Buradan çok da uzakta oturmayan
 
O etrafında olduğunda ölüyorum
Seni eve götürmek için
Çok utangacım
Yalnız kaldığımızda öpmeliydim seni
 
Ben neyim sevgilim?
Kulağındaki bir fısıltı mı?
Bir parça kekin mi?
Ben neyim, sevgilim?
Seni korkutan o adam mı?
Ya da en büyük hatan?
 
Ben neyim? Ben neyim sevgilim?
Bekleyecek yıllarım var...


ŞARKI SÖZLERİ:

Cheers darlin'
Here's to you and your lover boy
Cheers darlin'
I got years to wait around for you
Cheers darlin'
I've got your wedding bells in my ear
Cheers darlin'
You give me three cigarettes to smoke my tears away
And I die when you mention his name
And I lied, I should have kissed you
When we were running in the rain
What am I darlin'?
A whisper in your ear?
A piece of your cake?
What am I, darlin?
The boy you can fear?
Or your biggest mistake?
Cheers darlin'
Here's to you and your lover man
Cheers darlin'
I just hang around and eat from a can
Cheers darlin'
I got a ribbon of green on my guitar
Cheers darlin'
I got a beauty queen
To sit not very far

4 Mart 2021 Perşembe

KELİME OYUNU 14

Deep'in (tık) her zaman renkli ve eğlenceli ve asla rutin olmayan bloğunda "Kelime Oyunu" etkinliğini de "Ağaç Ev Sohbetleri" etkinliği gibi keyifle izliyordum bir süredir.(Bir gün düz ve kısa cümleler kurmayı başarabilecek miyim ben acaba?)

Bu haftaki kelimeler : Mantık Kalp Gülmek Sohbet Disiplin

E hadi pupa yelken o vakit.


Son zil çaldığında Öğretmen Hanım her zamanki sakin ve huzurlu gülümsemesiyle kitaplarını çantasına koydu. Al yanaklı, gül dudaklı  köy çocukları pırıl pırıl gözleri ile ona bakıyordu. "Yarın görüşürüz" dedi  neşeyle. Çocuklar "sağol" diye  haykırarak sınıftan tek sıra halinde çıktılar. Öğretmen Hanım, yine kendinden memnun gülümsedi. Bir Feride değildi elbette ama idealistliği onu da İstanbul'un lüküs hayatından alıp ...ilinin dağ köyüne getirmişti.
Oradaki çocukları hayata hazırlamak , gelişmiş şehirlerdeki çocukların hazırlandığı sınavlarda eşit mücadele olanağı sağlamaya çalışmak istiyordu. Ama köye gelince aileleri de işin içine katma sevdası başgöstermişti. Okul sonrası birilerinin evinde misafir oluyor, kadınlarla sohbetlerinde doğum kontrolden  hurafelerin sakıncalarına kadar geniş yelpazeli sohbetlerin içerisinde onları da bir şekilde eğitime dahil ediyordu.


Ayşe minyon yapılı, açık kumral  gençten bir kadındı. Evleneli çok olmamıştı, Öğretmen Hanım Ayşe'ye bir başka yakınlık duyuyordu. Göl suları gibi durgun, derin bakışları bazen önce sessiz bir 
gülüşün ardından beklenmedik bir kahkahanın etkisi ile aydınlanır sonra mahcup bir kızarıklık yanaklarına yayılırdı.  Bir gün sohbet esnasında herkes çocuklardan bahsederken Ayşe'nin aldırmaz görüntüsü ile gözlerindeki ıslaklığın tezatını fark etti  Öğretmen Hanım. Biraz kurcalayınca öğrendi ki Ayşe'nin kocası ağır sara hastasıymış. Çocukları olmuyormuş. Olmayan çocuklar için de Mehmet, Ayşe'yi önce dövüyor sonra ayaklarına kapanıp  özürler diliyormuş.

Öğretmen Hanım , artık Ayşe'nin evine daha sık gidiyor. Ona kitaplar götürmek ve daha sonra bu kitaplar hakkında hasbihal etmek bahanesi ile ona kadın haklarından, kadınların ekonomik özgürlüklerini köy yerinde bile kazanabileceğinden bahsediyordu. Darp raporu tutulursa devletin kadınları koruduğundan, kimsenin sürmek istemediği bir hayatı devam ettirmeye mecbur olmadığından...

Ayşe , Öğretmen Hanım'ın sözlerini sessizce dinliyor,; ne bir onay ne bir öfke belirtisi göstermeden verdiği kitapları alıyordu. Zeki bir alıcıydı, kitaplarla ilgili yakaladığı noktalar, kendi hayatları ile ilgili benzerlikler üzerinde dikkatlice duruyordu. Öğretmen Hanım 'ın daha evvel söylediği bir söz ya da aylar önce okuduğu bir kitaptan alıntı  yapabiliyor, Öğretmen Hanım 'ın takdiri ile gözleri parıldıyordu.

Aylar geçti. Öğretmen Hanım  okulda istediği başarı ve disiplini sağlamış, hayatının rutiine alışmış, ideallerini yerine getirmenin huzuru ile her gün kendinden daha memnun olarak yaşantısına devam ediyordu. Bu, kendinden memnunluğun ve mütevazı yardımların altında , kendini köylüden üstün gören sızım sızın bir kibrin  varlığını  içteniçe seziyorsa da..aldırmıyordu. Şimdi onun  tek hedefi Ayşe'yi kurtarmak olmuştu.Hedefe yaklaştığını, emeklerinin boşa gitmediğini görüyor, asla direkt söyleyemediği mesajları kitaplar ve sohbetler aracılığıyla iletiyordu.

Yaz geldi. Öğretmen Hanım ,İstanbul'a dönüş vakti yaklaştıkça sabırsızlığının arttığını hissediyor ve konuyu açıkça konuşmanın artık ertelenmemesi gereğini kafasında tartıyordu.


...ilinin yeşil örtüsü ülkece meşhur. Yaz da gelmiş. Balkonda  taze kızarmış sigara börekleri ve çay eşliğinde oturup bu eşsiz manzaraya bakarlarken sohbet de koyulaştıkça koyulaşmış. Bugün Ayşe ile başbaşalar. Diğer hanımlar, sanki bir tesadüfmüş gibi bu sefer çağrılmamış..

Öğretmen Hanım , hafifçe yerinden doğruldu."Ayşe" dedi. "Seninle bir konuda konuşmak istiyorum"

Ayşe  sessizce gözlerini ona dikti ve bekledi.

"Seni bir başka sevdim, biliyorsun bunu.Yediğin dayaklar, döktüğün gözyaşı, seni bekleyen gelecek...bunlara tahammül edemiyorum sana değer veren bir dost olarak. Bak, bi kaç hafta sonra İstanbul'a dönüyorum. Tanıdıklarla konuştum , sana bir iş ve kalacak yer ayarladım." Sesi gittikçe yükseliyor, yaptığı şeyin güzelliği ve vardığı nihayet Öğretmen Hanım 'ın yüzüne ışıl  ışıl bir sevinç katıyordu. "Gençsin, akıllısın..mecbur değilsin bu hayatı sürmeye. Kocanla herkes konuştu, ben konuştum , muhtar konuştu, hoca efendi konuştu..aileler konuştu.. ama adam durmuyor yani. Ben Ayşe'yi çok seviyorum diye ağlıyor ama sonra geliyor yine sana basıyor dayağı... Aaaa yani...olmaz! Sen hiç korkma. Ben sana sahip..."

"Olmaz" dedi Ayşe rüzgar kadar hafif bir sesle.

Öğretmen Hanım  yanlış duyduğunu sandı.

-"Ne?"

-"Olmaz" dedi Ayşe tekrar ama artık daha kararlı .

-"Sebep?"

-"Ben onu seviyorum"

-"Ayşe, korkma...korkma cesur ol. Kendine gel, doğru olması mümkün değil bu söylediğinin. Hasta ..hatta yaşamı sürdürmesine engel olacak derecede hasta, çocuk vermiyor, dayağı bitmiyor, çalışamıyor, kıskanç hayatı sana zindan ediyor..nasıl seversin onu?!! "

Ayşe baktı, kararını vermişlerin dingin ve sakin seslenişi ile: 

-"Kalbin akla sığmayan, apayrı bir mantığı vardır" dedi. Ve gülümsedi "Blaise Pascal ..sizin verdiğiniz kitaplardan"