9 Haziran 2022 Perşembe

SENİ SEN YAPAN SEVDİĞİN ŞEYLER MİMİ

 


Dün sevgili Deep'in sayfasında  (tıklayınız) bu mim'i gördüm ve "bunu yarın yapayım ben" dedim.
5 midesi olan Abba , açık ara mutluluk kaynağım en sevdiğim kahraman

1984'ten beri günlük tutarım.

Artık her gün yazamıyorum ama yazmayı da hiç bırakmadım.

Defterini kalemini seçmek eşsiz keyif veren bir ritüel.

Kocaman bir kalemkutum var.  Her kalemin yeri var.

Son seçtiğim defterin başında "Love As Long As You Live" yazıyordu.

Yaşadığın sürece sev.



Severek yaşamak hayattaki en büyük meydan okumadır diyordu Leo Buscaglia.

Bu meydan okuyuşu sevdim...


O defteri  aldığımdan beri, her yazdığım günün ilk başına , beni ben yapan sevdiğim bir şeyi yazdım.

Bunun, kendini farkına varma ve önceliklerini sıralama konusunda nasıl bir farkındalık yarattığını  anlatmak zor.

Beni ben yapan ve sevdiğim her şey o kadar tekil ki kendimden utanmam gerekir sanırım.


Başlangıcımı sevdim. Trabzon'dan iyi ki ayrılmışım. Çocukluğumun mavisi ile kalmış  aklımda.. şimdinin ziyan olmuşluğu ile değil.

Renkleri, mevsimleri,kokuların mavi olanlarını,zamanı,hayalleri, rüzgarı, yağmuru,bulutları,ağaçları,yolları, yürümeyi, uyanmayı,anıları,yarınları,bugünü, chopin-spring gibi tambur taksimleri gibi müzikleri,yazmayı,okumayı, görmeyi,sessizliği çok sevmişim.


Bir yuva kurmuşum..balkonundan mutfağına ,kedisinden kuşuna içindeki her şeyi sevmişim.


Çocuklarım...biriyle nefes alıp biriyle nefesi vermişim..yaşamın ve var oluşun ta kendisi olmuşlar hep. Onları öpüp koklamak bir yana dursun..var oluşlarını bilmeyi  her zerremle sevmişim. Birbirleri ile şakalaşıp birbirlerine bir şeyler anlattıkları anlarda gözlerimi göğe çevirip sonsuz maviliğin bu mutluluğu tamamlamasına izin vermişim.

Kuşları böcekleri, çay içip kitap okurken susup dinlemeyi sevmişim. 

Az'ın çokluğunu sevmişim.

Her şeyi ve her şeyi sevmişim de..insanları sevememişim. Ne hayallerimde ne tercih kullanabildiğim zamanlarımda insan yok.

Bu da bir garip bişi...

8 Haziran 2022 Çarşamba

Sezen Aksu-BENİ UNUTMA/Şarkı Sözleri Öyküleri -8





 Sezen AksuOnno Tunç'la, Atilla Özdemiroğlu ile çalıştığı dönemde tanışmış. Aksu ve Tunç birlikte iş yapmaya başlamışlar ve kısa sürede aralarında bir aşk doğmuş.

Gerçek bir sapyoseksüel (yeteneğe ve zekaya ilgi duyan kişi) olduğunu her fırsatta dile getiren Sezen Aksu için o günden sonra Onno Tunç’tan ayrı geçen bir dakika bile çok anlamsız hale gelmiş çünkü Onno, hem yetenekli hem karizmatik hem cesur hem de tıpkı kendisi gibi dışa dönük ve sosyalmiş.Onno Tunç’un zekası, üretkenliği, karizması Sezen Aksu’yu derinden etkilemiş. İkili, Aysel Gürel ile birlikte 'Sen Ağlama' albümü için uzun saatler stüdyoda çalışmaya başlamışlar. Gün geçtikçe daha fazla yakınlaşan Aksu ve Tunç'un yeni bir aşka yelken açması çok uzun sürmemiş. Aysel Gürel, Sezen Aksu ve Onno Tunç'un birlikte ürettiği ilk albüm Sen Ağlama, 1984 yılında yayınlanmış veTürkiye çapında kıyamet kopmuş. Mükemmel ötesi  o çalışmayı eminim bugün hepimiz gayet iyi ve ezbere biliyoruz.

Her ne kadar aşk sözcükleri ve sevgi dolu halleriyle mutlu bir profil çizseler de, ikilinin yakınları tarafından anlatılanlara göre, Onno Tunç ve Sezen Aksu'nun şiddetli kavgalar yaşadıkları da oluyormuş.Bu kavgalar, kimi zaman Sezen Aksu'yu günümüzde hala severek dinlenen 'Git' şarkısını yazmaya itmiş.  Sezen Aksu, sevgilisi Onno Tunç ile kavga ettiği geceler soluğu Nükhet Duru'nun evinde alıyormuş ancak bu ayrılık yalnızca bir gece sürüyor, Aksu sabahın ilk ışıklarında Onno Tunç'un evine koşuyormuş.

Kavgalardan ve kalp ağrılarından yıpranan ikili, 1992 yılında ayrılmaya karar vermiş. Ancak sanatlarını icra edebilmek için birlikte çalışmaya devam etmişler,ikisi de başka insanlarla evlenip yuvalarını kurmuşlar.

14 Ocak 1996 yılında Sezen Aksu, acı haberle sarsılmış. Onno Tunç’un hobi olarak kullandığı uçağı düşmüş, Tunç hayat gözlerini yummuş.

                  


Minik Serçe ve Onno Tunç ikilisinin şarkısı olan “Beni Unutma” Aksu’nun cover’lanmasına izin vermediği tek şarkısı.

Sezen Aksu’nun “Git”, “Yarası Saklı”, “İki Gözüm” gibi şarkılarda Tunç için yazılmıştır.


Bir gün daha yaşandı ve bitti
Küçük sevinçleri ve küçük kederleriyle
Herhangi bir gündü çok önemli değildi
Seni düşündüğüm birkaç andan başka

Bilirim herkes payına düşeni yaşar Ve her yeni günde değişir hep birşeyler Sen de kendi payından bir hatıra seç ne olur O ben olayım beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Bilir misin seni gerçekten sevdim Sevdiğim daha birçok şeyin arasında Bir tek seni seçtim hatıralar arasında Sebep diye bir küçük mutluluk Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma Beni unutma, unutma, beni unutma Bilirsin unutulmak dokunurya her insana Sen de kendi payından bir hatıra seç Ve o ben olayım unutma, beni unutma
Beni unutma, unutma, beni unutma





7 Haziran 2022 Salı

Suç Ne ki Suçlu Kim Ola?



Filanca lisenin öğrencileri .. saçma sapan bir müdürleri olduğunda, çocuklarım o lisede okumuyordu ama ben de velilerle birlikte okulun önündeki eyleme katılmıştım. Çocuklar ve vatan hepimizindi..her ikisini de ölümüne seviyordum.

Bu sene, o filanca lisenin öğrencilerinden oluşan grupla ile ilk  tanıştığımda kallavi birinin  adıyla geldiler odama. 

Henüz lisedeyken, zaten hakları olan ve alabilecekleri şey için "torpil" bulmaktan utanç duyup duymadıklarını  sordum.  Kallavi birinin adıyla gelen, yüzü hafif sivilceli gencin yüzü pembeleşti. "Annemin sınıf arkadaşı da..ben araya girerim dedi bize ondan..." diye beceriksizce açıklama yapmaya çalıştı.  Gülümseyerek baktım yüzüne. Gençleri kırmayı sevmiyorum. Nazikçe "ona, ben hallederim..demeliydin" dedim. "Küfrettiği sistemi besleyenleri hiç anlamam" .

 "Haklısınız" dedi. 

"Genelde ,evet" dedim.


Toplu halde odama girip olağan akışın dışında  şeyler istediklerinde, istediklerinden de fazlasını sağladım. Gençtiler, gayretliydiler, kendileri olarak da bir kapıyı çalıp istediklerini alabileceklerini görmelerini istiyordum. Her birine gerçekten değer veriyor, her birinin gözündeki bakışı önemsiyordum.

Sonra (ne yazık ki) sigara içmeye dışarı çıktıkları bir gün,  penceremin altında olduklarını fark etmeden "salak karıyı nasıl da kandırdıklarını" birbirlerine anlattıklarını duydum. Yanımdaki nazik ses tonunu tekrar edip "kopardıkları" imtiyazlar için bol sinkaflı küfürler kullanarak zaferlerini kutluyorlardı.

Danışmayı arayıp kendime bir kahve söyledim.

Sakince arkama yaslandım ve kalp kırıklığına karışmış öfkemi hazmetmeye çalıştım.

Aklımdan geçen,onlara sarf etmeyi düşündüğüm acı sözleri içeren onlarca cümleyi, kahvemi yudumlarken eledim de eledim. 

Öfke  yerini üzüntüye bıraktı. Ne hakla kızıyordum ki onlara? 


Aradan zaman  geçti. Bekledim. Yetişkin hayatımın bana kazandırdığı en önemli nitelik bu oldu sanırım. Beklemek, önceden asla beceremediğim bir şeydi. İnsan aceleden yaratılmıştı ve ben fena halde insandım. Bekleyemeyi öğrenmekle daha fazla mı insan oldum yoksa insanlıktan mı çıktım hiç bilmiyorum. Beklemek, yanlış kimyasal etkileşimle çürütedebiliyor.. niteliğini de arttırabiliyor. İyi izlemek iyi anlamak lazım neyi ne kadar beklemek gerektiğini.


Odama tekrar  geldiklerinde, yine pırıl pırıl yüzleri ve tanıdık nazik tonlamaları ile yeniden bir şeyler istediklerinde o gün içtiğim kahvenin tadı geldi ağzıma. Ne istedilerse kabul ettim. Sevecen ve minnetar "ne harikasınız..keşke biz de sizin için bir şeyler yapsak" dedi kıvırcığı bonus kafaya çevirmiş hokka burunlu bi tanesi. (Bu yeni nesilde hiç çirkini yok yemin ederim). 

"Aslında var bir şey" dedim usulca.

Biraz şaşkın durup baktılar yüzüme.

"Aaa çok sevindik" dedi samimiyetle kısa boylu, kızıl saçlı ve çillerle inanılmaz güzel görünen  oğlanın bi tanesi.

"Evet evet" diye  gönülsüzce onayladı alfa rolünü üstlendiğini bildiğim uzun ince oğlan. Sesini tanıyıverdim. Daha da üzülüp başımı  eğdim.

"Bana küfredeceğiniz  , benimle alay edeceğiniz zaman bunu penceremin altında yapmama nezaketini gösterirseniz sevinirim" dedim.

Sonra herkes ne diyeceğini ya da ne yapacağını ya da nereye bakacağını  bilmezmiş gibi,  yönetmen yeni rolü vermediği için sahnede öyle durup bakınan figüranlar gibi salındık boşlukta.

Tüm soruların cevapları  bilgisayar ekranımdaymış gibi dikkatle ekrana bakmayı sürdürdüm.

Sessizliğin ağır geldiği anda suskun, belki şaşkın çıktılar odamdan bir şey demeden.

Ben de üzgün ve suçlu bilgisayar ekranına bakmayı sürdürdüm.


Her neyseler, onlara bunu biz yaptık.

Üzgünüm.


Günün şarkısı son karede..tıklayınız lütfen



5 Haziran 2022 Pazar

"O"

 



O kadar çok  gidiş ve o kadar çok dönüş izledim ki  sakince oturduğum köşemde, şimdi "haydi kalkmak" zamanı dedim kendime. Sanki bu evrende yaşamaz gibi...


Şibumi'yi okurken ,  akan suyun içindeki çakıl taşlarını yerleştiren , dinleyen , tekrar düzenleme yapan ve böylece mükemmelliği yakalayan kahramana hayran olmuştum. Sanırım son  bir kaç senedir elimden geldiğince, koşulların izin verdiği ölçüde kendi çakıl taşlarımı dizdim sakin ve usulca.


Hep aynı şarkıları dinledim : sadece sevdiklerimi

Hep iyi sonla biten kitaplar okudum.

Hep iyi sonla biten filmler izledim.

Hep iyi olanı diledim.

Uzun  cümleler kurmadım.

Kimseyi uzun uzun dinlemedim.

İstemediğim yere gitmedim.

İstemediğim kişiyi çağırmadım.

Haberleri izlemedim.

Yalnızlığımı sevdim.

İyiyi ve maviyi hatırlayıp , onlara yönelmeye çalıştım.... ve tesadüfleri, hayatın karşıma çıkardıklarını inceleyip anlamaya çalıştım.


Tabii mutsuzluklar, üzüntüler ve kırgınlıklar silgiyle silinmiş gibi çıkıp gitmiyor hayattan. Bir konu, bir şarkı,  bir tanıdık mekanın geçmişten çağırdıkları inanılır gibi değil bazen. Onları da sevmeyi ya da benimsemeyi öğrendim. Onlar, benim ve bana ait. Kalbimi kırdılar ama güneşin sarı sıcak ışıkları içime sızdı o çatlaklardan zamanla.

Blog dünyasında paylaştıklarıma yapılan yorumların,  en zor ve aşmayı  başaramadığım  tümseklerin üstünden atlamama yardımcı olacağını hayal bile edemezdim. Oysa, kendimi affetmeyi burada öğrendim. 


Yazmayı, okumayı  ve sonra bunun getirdiklerini duymayı özlediğimi fark ettim. Yeniden demeyeceğim "anlatmayı" ve "dinlemeyi"

Merhaba :-)

Fotoğrafı tıklayınız, Teoman diyecek ki "o"
Zaten bütün mesele "o" değil mi bizler için her zaman?



22 Ocak 2022 Cumartesi

Yeşil Koltuk / Ülker Abla'ma




Bir çok anımız  var onunla ama ben ne zaman adı  geçse, beni kırık kanadının  altına  aldığı o yıllarda , bayram alışverişine gidip birbirimizi tamamladığımız o günü düşünürüm.


Size ondan Hacıannem 'i anlatırken bahsetmiştim.

O, olmayan evladının yerine beni koymuş tepeden tırnağa  bayram kıyafetleri ile donatmıştı.

Başka hiç bir insan evladı için giymeyeceğim lacivert pileli mini etek ile nakışlı beyaz gömleği "onun sevgisi" gibi bayrak misali taşımıştım üstümde.

Ben, İstanbul'un hoyrat yalnızlığını onun gri gözlerindeki sevecen bakışla savurmuş,  bayram alışverişinde kendisine bir altın yüzük alması için yaptığım ısrarlar sonucu aldığı  zarif ve kendisi gibi sade yüzüğü "bayramı süslü karşılamak bir bana eziyet olmadı gördün mü" neşesi ile zafer ilan etmiştim.

Ölmüş.

Ölmez ki o..ne alaka daha dün konuştum?

Ama ölmüş.

Gerçekten..gitmiş vedalaşmadan.

Daha dün konuştum onunla oysa ki.

İş yoğunluğunda onu aramayı ihmal ettiğimi düşündüğüm için kendime kızıp dün  bir nefeslik molada aradım, sesini duydum,  kızlarımın ; yani torunlarının   karne başarılarını anlatıp güldüm. O da sevecen "daha iyiye gidiyor her şey" dedi.

Dün 12:27'de konuştum. Yoktu bir şeyi.

Ölmüş.

İş yerindeyken aradı haber verdi "öz yeğeni".

Sakin sesle dinledim ama kalbimin çarpıntısından onu duyamaz haldeydim. Sonra , kapatmam lazım ben  ağlayacağım dedim. 

Sonra, yan odadaki kulisteki sanatçıları dışarı fırlatacak bir boğuk çığlık.

Sonra ağla ağlayabildiğin kadar.

Şimdi 51 yaşın güya durgun  aklıyla o günleri bir kez daha düşünüp hatırlıyorum hazin . 

Birlikte uyuduğumuz  o geceyi ve birlikte uyandığımız o sabahı. Evladı gibi koynunda yatırdığı  o geceyi ve sevildiğimi hissederek uyandığım o sabahı.

Evlendiğimde "sen çok üşürsün geceleri" diyerek getirdiği kırmızıyı sevdiğimi unutmadığına vurguyla kırmızı seçilmiş o koca battaniyeyi

Arka bahçelerine atılmış yeşil bir koltuk vardı. Ben gelsem onun üstünde yaşasam duruyor mu o koltuk derdim, "olur, gel " derdi gülerek. Evlendim gittim ama kopamadım senden demekti  yeşil koltuğa meylim. Benle hep kalmanı isterdim ama hayat ve doğrular senin gittiğin yolu beziyor demekti o  müstehzi "olur,gel"

Gençliğimin en güzel anılarından birini,  ailem dışında sevgisini en kocaman taşıdığım ikinci insanı  kaybettim ben bugün.  Bir insan değil yitirdiğim sadece.. tertemiz anılar, tertemiz sevgiler bir daha asla bulamayacağım.

Hiç  evlenmedi ve çocuğu yoktu. Ama ben vardım her anneler gününde onu arayan ve " uzakta da olsam canımın ta içindesin " diyen.

Yaşadığımız  dünyanın hiç bir gerçeği-kuralı-getirisi o deli  yaşlarımda beni kucaklayan o sevgiye duyduğum minneti, onun beyaz saçlarında gri gözlerinde tutuk gülüşünde tamamlanan mutluluğu unutturmadı, yaşanılanların rengi hiç solmadı.

3 saat içinde, nefes alamadığı için..gerçekten melek olmuş.

Benim içimde kocaman bir boşluk var.. savruldum; anlatamıyorum.


29 Aralık 2021 Çarşamba

Rimjhim Rimjhim Günlerden Bir Ömür



Akşam şarja koymayı unutmuşum telefonumu.

Sabah  açılmayıverdi.

Forumlara bakıp şurasını elle burasını büktür komutlarını izleyip yapabiliyorum tamiratları genelde.

Ama bu sefer olmadı.

Xiaomi Red 6 Pro

E evvelden sorun yoktu ki tekledi tekledi de gitti diyeyim.

Kaç tamirciye götürdüm.. olmadı. Kendi yerine verdim tamire, 4 güne haber  bekleyin o da hafta sonu dahil sayılmıyor dediler.

Müdürüme mail yazarak bana ulaşamayacağını bildirdim.

Sonrası özlenen bir özgürlük...ne cendereymiş arkadaş her an ulaşılır olmak!

* * *

Ellerim alışkanlıkla 2-3 dakikada bir telefona uzanıyor. Whatsapp bildirimi var mı , biri aradı mı,  iş yerinden haber var mı?

Yahu ben kimim de o kadar dert etmişim ya haberim olmazsa ya zamanında müdahale edemezsem diye ..işleri.

Yolda yürürken kulaklık takmamak ne güzelmiş. Kulaklarımda kuşların sesi, zaman zaman rüzgar esince özlediğim tını,yağmur pıtır pıtır ya da Aamir Khan'ın o hint şarkısındaki gibi "rin çin rin çin"...


Sanki bir organım halini almış..elimmiş gibi, kolummuş  gibi. Doğduğumda olmayan bir  uzantı-ağırlık.

Düşünceler, objektifin bir noktaya fokuslanması gibi netleşiverdi.


Zaman, hak ettiği değeri kısmen de olsa kazandı ve farkında olunarak yaşandı.

Bir kitap okumuşum 0 4 günde...inanılır gibi değil. Sohbetler, yemekler, yüzyüze konuşmalar,hatta  kavgalar ..hepsi  bölünüveriyor zaten hiç susmayan cep telefonu çaldığında.

Otobüse biniyorum..hipnotize gibi herkes cebine bakıyor. Karşımdakine dil çıkartıp nanik yapsam görmeyecek kimse. Düşündüm, ben de çokça öyleyim. Korkunç bir şey bu.

Sadece saat takmayı akıl edemediğimde ciddi panikledim çünkü saatinde bir yerlerde olmak zorundayım ve çok sık saate bakarım ben. Sevmem gecikmeyi. Saat takmayı da özlemişim bu arada :-)

Özgülük ki en özlediğimden..memnundum cep telefonu olmadığından.


Sonra beni ürküten bir şey oldu.


Bazı ödemeler için internet şubesinden banka kayıtlarıma gireyim dedim. SMS yollayacağız diye tutturdu kimisi. Giremedim. Kİmisine girdim ama  ödemeler için mobil şubeden  yapmalısınız diyor internet şubeden yapamıyorsunuz. 


Cep telefonu, kimlik kartından öte yaşamsal mecburiyetler içerir olmuş. Sistem sizi zorluyor gerçekten zorluyor.

Düşününce ..ürkütücü.

Düşününce dedim de. Öyle çok düşünebiliyorsunuz ki  cep telefonunuz hayatınızı sömürmediğinde...şaşar kalırsınız.

Dün mecburen yeni telefon aldım. Eskisinin tamirine 1850 TL istedikleri için üstüne kattım cillop gibi  Samsung aldım.

Satıcı çocuktan  sim kartımı telefona yerleştirmesini rica ettim. Bunu yaptığı  an telefonum  çaldı, çocuğun da korkudan dibi düştü. "Abla bu ne ya" dedi. Üzgün bir suratla ona baktım. "Özgürlük bitti sesi" dedim.

Whatpsapp yedeklemesi yapmamışım bu sefer. Tüm verilerim silindi. Hem üzüldüm hem de belki bir reset şarttı geçmiş ile aramda dedim.

Bilmiyorum , güzel ve özgür günlerimiz olsun diyorum şimdilik.

Emojiler, kelimelerin yerini alalı tatsız zaten bir çok şey  .

Bunları yazarken gülümsüyorum ben ama kusursuz yuvarlak sarı bir surattaki simetrik çizgi değil gülüşüm. Mana emekle geliyor ; gülmek için de ifade edebilmek için de lazım...


Bu arada, şarkıyı yayınladık sözlerini de yayınlayayım. Efil efil  neşe ve özgürlük dolu. Sevecen. Özlediğimiz gibi.

Zoobi doobi Zoobi doobi

Rüzgarda savrulurken nağmeler Gökyüzü de onla beraber
Tüm zaman şarkı söylüyor Zoobi doobi Parampum
Zoobi doobi Zoobi doobi pum paara Zoobi doobi param pum
Zoobi doobi Zoobi doobi Neden deli aptal bu kalp dans eder?
 
Dallaryapraklarında şarkı söylüyor
Üzerinde çiçekler,arılar şarkı söylüyor
Çılgın ışık ışınları şarkı söylüyor ,Bu kuş şarkı söylüyor
Bahçede iki çiçek arasında bir konuşma oluyor
Filmlerde olur gibi, aynı şekilde oluyor
Zoobi doobi Zoobi doobi pum paara Zoobi doobi param pum
Zoobi doobi Zoobi doobi Neden deli aptal bu kalp dans eder?
 
Yağmur damlaları düşer pıtır pıtır,Rüzgar eser fısır fısır
Yağmur yapar tip tip,gökyüzü yankılar bum bum
Bheegi bheegi saree mein yeh thumke lagaati tu
belin ısırıl ısklam olmuş,bedeni sarar Saree n
Filmlerde olur gibi, tam olarak aynı şey oluyor
Zoobi doobi Zoobi doobi pum paaraZoobi doobi param pum
Zoobi doobi Zoobi doobi Neden deli aptal bu kalp dans eder?
 
Ay,dünyaya serenat yapar
Parıldayan bir yıldız kasıla kasıla şarkı söylüyor
Yalnız bir gece, gel ve bana dokun.
Filmlerde olur gibi, aynı şekilde oluyor
Zoobi doobi Zoobi doobi pum paara Zoobi doobi param pum
Zoobi doobi Zoobi doobi? Neden deli aptal bu kalp dans eder?
Zoobi doobi Zoobi doobi pum paaraZoobi doobi param pum
Zoobi doobi Zoobi doobi Neden deli aptal bu kalp dans eder?


Zoobi Doobi Zoobi Doobi

Gungunaati Hai Yeh Hawaayein, Gungunaata Hai Gagan
Gaa Raha Hai Yeh Saara Aalam, Zoobi Doobi Parampam
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Pampaara Zoobi Doobi Parampam
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Naache Kyun Paagal Stupid Mann... (2)
 
Shaakhon Pe Patte Ga Rahe Hain, Phulon Pe Bhanware Ga Rahe
Deewaani Kirane Ga Rahi Hai, Yeh Panchchhi Ga Rahe
O O O Bagiya Mein Do Phulon Ki Ho Rahi Hai Guftgu
Jaisa Filmon Mein Hota Hai Ho Raha Hai Hubahu
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Pampaara Zoobi Doobi Parampam
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Naache Kyun Paagal Stupid Mann... (2)
 
Haan Rimjhim Rimjhim Rimjhim San San San San Hawa
Tip Tip Tip Tip Bunde Gurrate Bijaliya
Bheegi Bheegi Saari Mein Yuun Thumake Lagaati Tu
Jaisa Filmon Mein Hota Hai Ho Raha Hai Hubahu
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Pampaara Zoobi Doobi Parampam
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Naache Kyun Paagal Stupid Mann... (2)
 
Ambar Ka Chaand Jamin Par Itaraake Ga Raha
Ik Tim Tim Tuta Taara Aur Ithalaake Ga Raha
Hai Raatein Akeli Tanaha Mujhe Chhu Le Aake Tu
Jaisa Filmon Mein Hota Hai Ho Raha Hai Hubahu
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Pampaara Zoobi Doobi Parampam
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Naache Kyun Paagal Stupid Mann... (2)
Zoobi Doobi Doobi O Doobi Paagal Stupid Mann Pamaparara
Zoobi Doobi Zoobi Doobi Pamapara Paagal Stupid Mann





23 Kasım 2021 Salı

Dut Ağacı



Trabzon'da,evimizin karşısında devasa bir dut ağacı vardı. 


Ne zaman annem misafir çağırsa..yani ayın hemen hemen yarısından fazla zamanlarda  evden uzaklaşır, Trabzon'a  mahsus mudur bilmediğim o yargılayıcı-inceleyen bakışlardan , sonu gelmez sorulardan, el öpmelerden - çay koymalardan - ay bu açık olmuş koyusunu getirir misin / ay bu koyu olmuş açığını getirir misin/ çay verirken öyle kazık gibi durma az eğil'lerden -derslerin nasıl sorularından vs vs vs lerden  uzaklara kaçardım. 

Ablam üstün sabır ödülünü kıl payı kaçırır ama takdirlerin tamamını  toplardı. Nice nitelikli ergen cinneti onun özverileri sayesinde ayak basamadı bu dünyaya.


Neyse efendim ben akşamüzeri o dur ağacının en tepesine kadar tırmanır , 6. kata denk gelen evimizin içini  büyük bir keyifle dikizler ve evde kim kalmış diye bakınırdım . 

Ü Teyze ise sorun yok, o her zamanki nazik ve ölçülü tebessümü dudaklarında kibar bir kadındır. Benle de uğraşmaz. Tuhaflıklarımla sever beni ama yüzgöz olmaz. Annemin ahretliğidir o. Susmasında çok şey saklı teyzelerden.En kızdığı zaman sadece "peki" der. Ezer geçer sizi öyle nazikçe. O hep annemin arkadaşı , haddim görmedim onla didişmeyi. Büyüğümdü, yıllar yılı da öyle kaldı.

C Teyze...ayyyy rontgen mütehassısı o. Bakışları ile ruhumun bile rontgenini çeker, ebemin içliğinde kaç sökük vardı onu bile bilir. Piiii o varsa hiiiç gitmem eve beklerim gece yarısına kadar. En son da hep o kalkar ya..şansımı deneyip bakarım işte. 

L Teyze..ayyy çok bilmişin en önde gideni. Herbokologların atası. Annem neyini sever bu kadının bilmem ama o da annemi çok sever.O ablamı da çok sever. Beni mi..birbirimizi görünce annemi delirtmeden birbirimize ne kadar laf sokabiliriz diye şöööyle bir tartarız ortamı.

Ş Teyze. Kısık  gözlerinin bakışları ile asla uyumlu olmayan bir şirin tebessüm var hep dudaklarında. Bir sidik yarışı duayenidir ki sormayın gitsin. Burdan Fizan'a sürdürür. "Kolundaki bileklik ne güzelmiş kızım çok yakışmış ama sahte galiba değil mi?" Sevecen tonlamalar...doymak bilmeyen bir hırs. Annem nesini sever bu kadının hiç anlamam.


F Teyze. Hihihi  onun da kusurları var ama beni sever bilirim. E  o zaman ben de onu   sevebilirim. Öğretmen olduğundan mıdır nedir hep o aynı tonlama ile azarlar beni: "Bak şimdi bana çay getirirken gülümsüyorsun C Teyzenin yanına bırakıp kaçıyorsun ..olmaz di mi Gadiş. N'aapmıyoruz,  misafirleri üzmüyor büyüklerimize saygılı davranıyoruz" . He he tabii manasında başımı sallardım kıpkırmızı ojelerinden gözümü almadan. Bir kere bana da sürmüştü; annem bişiler pişirip tabak yollamıştı benimle, o zaman sürmüştü.Gönül almak ne kolay şey aslında. İçimden gelen "C Teyze'ye arazöz bağlasak anca kesecek yuh" sözcüklerini yutar usulca başımı sallardım. Sevdiklerimi üzmeyi  sevmiyorum ben. Çok nazik bir kızım :-)



Z Teyze de kurulmuş her zamanki gibi dimdik oturuyor koltuğunda. Saray sorundan mısın mübarek..başı da öyle yukarda. Ama hakkını vereyim nazik bir kadın o. Annem çok sever onu . O da annemi. Korktuğunda çok komik tepkiler verir Z Teyze, bir kere yolda yürürken köşeden tabut taşıyan bir kafile çıkmıştı da saçlarımı eline dolayıp beni kaldırımın üstüne çekmişti ( tabut geçerken yüksek yere çıkmazsan ömrün erir sen de gidersin paniği) Ona kızmam da çok sevmem de.Sadece ani reflekslerine karşı hep tetikteyimdir..

F Teyze var bi de. Annem tabağına ne koysa bitirir. Bunu annemi çok sevdiği için yapar.  O tabağındakileri bitirince annemin yanacıkları kızarır sevgili  arkadaşı beğendi diye. F Teyze'ye çay verirken  yerlere kadar eğilirim makbul olsun diye. Onun gözlerinde hep bir hüzün var, nedenini bilmiyorum. Lafı da peşin öyle canımlı cicimli konuşmaz ama lazım olmayan lafa da ağzını  açmaz. Onun etrafında olmayı çok sevmem, ola ki üzersem annem üzülür biliyorum ve ben onun da çok onayladığı  bir tip değilim. Benden çok hazzetmediğini biliyorum ama gözlerindeki o hüzün ona karşı nazik olmaya zorluyor beni.

Haahh..S Teyze de orda. Maça papazını bulduk..ağzımla kuş tutsam kirpiğimle tüyünü yolsam o kadın bende yine kusur bulur. Bu  da baston yutmuş gibi oturanlardan. Müzik duyunca ortada döktürür  ve güzel de oynar Allah'ı var. Kalçaların özgür salınımına o kollar nasılbir edeple eşlik eder o nsaıl bir dengedir anlaşılmaz. Ama onun haricinde buzzzzzzzzzzzzzz kadın buzzzzzzzz. Annem benim huysuzluk ettiğimi, onun kalbinin çok temiz olduğunu söylüyor. E haklıdır. O kadar soğukta mikrop barınmaz ki :-P


H Abla da gelmiş. Pabucum kadar ağzı var. Gülümsediğinde elimde olmadan ben de gülümsüyorum. O kibar bir kadın aslında. Kocası öküzgillerden. H Abla'nın kibarlığı mı kocasının öküzlüğü mü baskın toplumda bilmiyorum. Yanında ödevimi yaparken "3" rakamını yazışımı görüp "sessiz sedasız kenarda duruyorsun ama çok cevher var sende sen çok değişik  ve güzel bir çocuksun" demişti. Onu ve pabucum kadar ağzına sürdüğü mercan rengi rujuyla gülmesini seviyorum. Annem onu da çok sever çok takdir eder.

ANNE HAYATIN SONSUZLUĞUDUR(E.ZOLA)
Annem öyle herkesleri çok sever sanmayın. Annem sevmediği kişiyi de nezaketle ağırlar ama sevdiğini anlarsınız. Kocamandır onun sevgisi. Kocaman sever kocaman kızar kocaman titrer üstünüze..nezaketle yaptığı her şey az gelir onu tanıyanlara. Okyanusu görenin dereye razı olması gibi..


Neyse,  dut ağacının tepesinden yapılan değerli gözlemler sonucu eve gitme vakti gelir ve ben de giderdim. Özgürlüğün ballı bir bedeli idi dut ağacının tepesinde pineklemek. Şikayet etmek mi..asla. Bildiğiniz mutluluktu orada yaşadığım.

 Bazen bu kadar şanslı olmaz, tüm bu teyzelerin çocuklarını ağırlama-onlarla ilgilenme işiyle görevlendirilirdim.

Yıllar sonra bir gün dünya devi bir markanın Türkiye temsilcisi olan G ile rastlaştık da , "Kadriye Abla, beni onca saat tuvalete kilitlediğine hala inanamıyorum" dedi. "Unutulmaz anılardan olmak ne güzel dedim" ona ben de. Üzüntüyle içini çekti. Ters düşmeye hala korkuyor olmalı..Budayıcıoğlu da yok ki  etrafta çocukluk korkusunu yensin zavallı.

Çocukluğum ... ne uzakta kaldın şimdi.





12 Kasım 2021 Cuma

10 Kasım'dı

 




İş yerim Kadıköy'de bir sokakta. Bugün bayrakları yarıya indirmek için tüm personel bahçeye çıktık.

Kıpkırmızı güzelliğiyle nazlı nazlı  salınıyordu rüzgarda.

Gözlerimi alamadım bayrağımdan.

İlkokulda da öyleydi..törenlerde bayrağıma bakar, ulusumla vatanımla gurur duyardım.

O zamanlar törenlerde yakalıkların kolalı olup olmadığı  endişesi, ulusu kurtaran büyük insanın acısından öndeydi.

Çocuktum.

Yaş, yaşanılanlar bilinci öyle bir etkiledi ve olgunlaştırdı ki  törenin anlamı  değişti.


Sirenler çalmaya başladığında gözlerimden ip gibi yaşlar süzülmeye başladı. İnsan olarak Atatürk'ü düşündüm. Bir evlat sahibi bir hayat sahibi olamadan kendini ve tüm varlığını  bizlere adayan insanın kararlı yüceliğini... 


Bayrağımın güzelliğini düşündüm ve onu  yok etmeye çalışanları ve Atatürk'ün ardına takılıp  sadece canlarını değil tüm varlıklarını , hayatlarını  feda edenleri....


"İyi ki " dedim "iyi ki hiç sapmadım yolumdan. "İyi ki " dedim "iyi ki  yolunu yolum belledim."

"İyi ki " dedim "iyi ki  bana bu bilinci verecek harika bir ailede büyüdüm."  


Ve ""İyi ki " dedim "iyi ki  Türk'üm! O benim Atatürk'üm!"

Siren çalmaya devam ediyordu.Kalbimdeki derin hüzün balkona ve camlara çıkıp yüzünü  bayrağımıza dönerek saygı duruşuna katılan o güzel insanlara duyduğum sevgi ile keskinleşti. Bir kadının  hıçkıra hıçkıra ağladığını  duydum. Yarıya indirilen bayrağımıza baktım.



Ben, bu 10 Kasım'da daha evvel hiç ağlamadığım kadar ağladım.


Sonra odama çıktım.

CHP Gençlik kollarının hazırladığı bir  video varmış, twitterda gördüm.

Hala açıp açıp ona bakıyorum.

Hala iki gözüm iki  çeşme..




Atatürk'üm..Ata'm...
Duyabiliyorsan bizi..hala burdayız.
Yolumuz belli, gereken neyse ..onu yapacağız.