dağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2017 Salı

Bahar


Yazamadığım her gün için üzgünüm
Kendi adıma

Öyle çok işim var ki (elbette buna şükür) daha bu saatte geç kaldım bir sürü şeye.
Onu yapmak bunu yapmak şunu teyit etmek şunu ise ertelemek lazım saat  daha geç olmadan
Şimdiden 09:18..ne yaparım nasıl yetiştiririm onca şeyi?

Ama bugün bahar

28 yıllık iş hayatında edinimlerim, öğrendiklerim var.

İş bitmez
Bahar ertelenmez

Zaten  belli muzip damlalarından
Nisan yağmuru bereketli olacak
Bahar bize gelecek

Çiçekler açacak dağlarında memleketimin.
Mordor'da bile kış bu kadar uzun sürmedi
Artık yeter

İş halledilir
Bahar ertelenmez


Şimdi bir bolköpüklü türk kahvesini elime alıp camdan içeri giren serin yağmurlu bahar kokusunu içime çekeceğim.
Fonda sevdiğim bahar müzikleri (tık) çalacak
En sevdiğim kitaplardan en sevdiğim satırları
En sevdiğim ve çoğunu artık görmediğim dostlarımdan en sevdiğim anıları
En kırıldıklarımı affedeceğim nedenini bile bile
Çocukluğumun ve var oluşumun tüm aşklarını tek tek raflarından alıp tozlarını silip parlatıp gönlümün kurumuş topraklarına serpeceğim.

This photo gallery dreams of everyone in our beautiful gardens we share with you.   ..rh:

İnsan olduğumu unuttuğum, aşkı ve merhameti yitirdiğim,mücadeleden vazgeçtiğim gün yüreğim kurusun.

Hoş geldin bahar

6 Kasım 2016 Pazar

Dr Strange-Sinema


Cumartesi geldiğinde korkunç gündem, güvenlik korkusu, iş yerinde çok kaldığım için evde işlerin birikmesi ve bi milyon daha nedenden dolayı bütün hafta beklediğim film günü gelmesine rağmen sinemaya gidemeyeceğimden emindim.

Oysa ki evren dilekleri kabul ediyor değil mi?

Mızıkdanmadan usul usul "keşke"lenmiş kalbimin sesi duyulmuş olacak ki son anda eşimin de sinemaya gitme isteği sesli ifade edilince şaşkın halde sinemada buldum kendimi. Yaklaşık 27 senedir yanıdığım kişinin sinemaya gitmeyi ilk isteyişi bu ve ben de şaşırdım doğallığıyla.

O "Dağ" filmine bilet aldı ben ise heyecanla beklediğim "Dr Stange" filmine.


Bilim kurgu-fantastik film türünü çok seviyorum ben.
Bu filme de bayıldım netekim.
Süper hüper şahane bişiydi benim için.
Bir daha gideceğim.



Filmin başlangıcı zaten "doğru yerdeyim" dedirtti bana. Boyutların bükülmesi ile oluşan muhteşem döngü görselleri 3 boyutlu gözlüğü gözbebeğime kadar sokmama neden oldu.Oyuncu kadrosu  dörtdörtlük.



Tilda Swinton'un ifadesiz ifadesinin derinliği  Narnia Günlüklerinden beri beni benden alır. Benedict Cumberbatch ise Sherlock'tan beri sempatiyle izlediğim bir cici amca. Keyiflendim haliyle.     


Benedict Cumberbatch...
Chiwetel Ejiofor...
Rachel McAdams...
Benedict Wong...
Mads Mikkelsen...
Tilda Swinton...
The Ancient One

Astral beden, gerçeğe hükmetmek,zihin gücü, farklı boyutlar ,egonun yarattığı körlük, Hay'dan gelen Hu'ya gider'i almak isteyenin gözüne soka soka veren bir mesajı da var . Kullanılan semboller gani. Sırf bunun için bile bir daha izlenebilir benim kitabımda.



Yalnız, hanikimdi o yüzü gözümün önünde adını hatırlayamadım . Western filmlerinde algıyı değiştiren; kötü adam siyah pardesü giyerken her zaman , bir filmde beyaz pardesü giymişti kötü adam ve beyazı iyiliğin simgesi olma algısından çıkartmıştı hani. Neyse, bu filmde de iyi ve kötü mesajları kafa karıştırıcı, metni tersten okuyan bir mesajı var. Bir daha izlemek istememin nedenlerinden biri de bu. Ölümsüzlük-bir'e ulaşıp bütün olma kötülerin daveti. Yaşam ve an içinde anı çoğaltıp var oluşu sürdürmek ise iyilerin. Kahraman  bir olmakla ilgili  çağrının asıl sahibi şeytanla pazarlık yaptığında "yobazları al dünyadan" diyor mesela. Farkında olmadan içimi çekip yüksek sesle "amin" deyivermişim. 

Benim duam yaradana :Allah'ım yobazları al bu dünyadan..amin.


Neyse, kostümler de şahaneydi. Makyajı etkileyici buldum. Filmin içine kütüphaneci ile yapılan espriler yerleştirilmiş, kütüphaneci gülmese de ben çok güldüm. Beyonce esprisi özellikle muhteşemdi.



Ben bir daha gideceğim, fantastik film severler kaçırmayın mutlaka gidin.

Dağ filmi için :
Ben ilk seansa 11'de girdim, eşim 12:15'te.
Dolayısı ile ben erken çıktım ve ilk yarı arasında onu bir göreyim diye bekledim. Çıktığında "hadi gidelim" dedi. İkinci yarıyı izlemedi. 

Bilemedim film mi nahoş o mu sevmedi.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Düşler ve Düşüşler

Nereye gitmek isterdin sorusunun cevabı da tıpkı ıssız adaya düşsen yanına alacağın 3 şey ne olurdu sorusunun cevabı gibi değişiyor yaşla ve yaşananla.

Bir bildiğim , her cevabımda mai olması, hayal ederken bile burnuma denizin tuzlu ,kendine mahsus kokusunun dolması.

Bir bildiğim, yaş kemale erdikçe hayallerimde gideceğim yerin ıssızlaşması, insanı azaltıp mai'yi çoğaltıyor olmam.

Bir de dağ ekler oldum son zamanlarda,dağ özlenesi bir şey artık.

Issız adaya düşsem yanıma alacağım 3 şey sorusuna da Majezik ekliyorum...şu son 3 yıl yordu beni yahu :)

Başımı alıp nereye gitmek isterdim sorusunun 40 yaş sonrası cevapları değişmemiş olup aşağıdaki gibidir.

Bora Bora'nın resimlerine bakıp içinde kaybolup bilgisayar ekranından başını kaldırdığında İstanbul'da olduğunu görmek zaman zaman ruhumu bin parçaya bölmektedir.

Arz ederim 

 








27 Haziran 2015 Cumartesi

Gerekmiyor

Hiç böyle bir günüm olmamıştı.

Güneşte ayazda rüzgarda yağmurda koşmuş koşmuş da baharın serinliğinde bir salkım söğütün altında manolya kokuları taşıyan serin rüzgârın kucağında bir nefeslik durmuş gibiyim. 



Hayalini kurmaktan bile vazgeçtiğim bir gün bugün.
Bugün ..seni yaşadığıma inanamıyorum.

Benden ne isteniyorsa yaptım!

Okudum,iyi bir üniversiteyi bitirdim.
Evlendim..iki güzel çocuk dünyaya getirdim.
Çocuklarımın ikisi de takdirname ile sınıflarını geçtiler.
İşsizdim..yarınlara ait endişelerim vardı..işe girdim.

Nehir Trabzon'da annem ile , yani çocuğuma benden iyi bakacak ben kadar seven ile birlikte.Mutlu ve aklım onda kalmıyor.Şu an onun için yapmam gereken ya da yapabileceğim bir şey yok.
Selin okulunda işe girdi, yaz tatilini doğru değerlendiriyor, sevdiği bir arkadaşında kaldı gece.Şu an onun için yapmam gereken ya da yapabileceğim bir şey yok.

Eşim işe gitti.
Mevsim yaz..serin bunaltmayan hediye bir yaz günü.


Yapmam gereken hiç bir şey, yok;dağları devirip , denizleri kurutan bir endişem yok.

Yemek yapmam gerekmiyor...çocuklar evde olmayacak.
Bir şeyleri yetiştirip koşturmam gerekmiyor.


Üzerimde öylesine rengi atmış ama rahat ve aşina ev kıyafetlerim...yahu saçımı taramam bile gerekmiyor.

Engelleyemediğim bir sırıtmadır geldi yerleşti suratımın orta yerine.Gittikçe genişliyor. Evde dolaşıyorum her şyi ilk kez görüyormuşcasına.İçinde koşturmadan, kafamda "gerekler" olmadan ; yağmur sonrası tozlardan arınmış netlikle seyredersiniz ya her şeyi...işte öyle seyrediyorum hayatımı,evimi.

Büyük kızım yarın gelecek inşallah da,küçüğüme ait özlemişlik sızı sızı kemiriyor yüreğimi. Özlemimi seviyorum, özleyecek birinin olmasını, kavuşmayı keyifle beklediğim özlemlerimi seviyorum. Dayısının ona aldığı ördek ile Trabzon'da mutlu koştururken hayal ediyorum. Elime pijamalarını alıp üstlerine sinmiş kokuyu içime çekiyorum..burnumun direği sızlıyor ama mutluyum.İnsan sevdiklerinin mululuğu ile mutlu olmuyor mu sanki.

Bugün öyle muhteşem bir gün ki...vazgeçmişim ummaktan.

Dışarı çıkmam gerekmiyor
İçeri girmem de gerekmiyor.

Paşa gönlüm ,sen ne istersen hiç çekinme söyle bana

Onu bile yapmam gerekmiyor .

18 Ocak 2015 Pazar

VOUS À VOTRE MANIÈRE, I AU MIEN - Sen Yoluna ben Yoluma







VOUS À VOTRE MANIÈRE, I AU MIEN

Toi et moi.
Comment les jours merveilleux ont eu nous avons vécu.
Sachant que ces jours ne dureraient pas.
Une amitié gentille pendant des peu de-semaine-vacances.
Pendant les nuits travaillées au noir, sous les arbres.
Dans les bras de la solitude nous causerions.
Au sujet de la richesse, pauvreté, bonheur, unhappiness.
Fortune, misère pendant de longues heures.
Peut-être nous avions trouvé son remède.
Maintenant nos manières sont séparées.
Vous à votre manière, I au mien.
Ce qui se produirait s’il y avait des mers, de hautes montagnes ?.
Puisque votre nom est découpé sur mon coeur, ne pas penser que j’oublierai toi.
Au revoir mon oreille sympathique, au revoir mon ami.
Nous pourrions rencontrer quelque part un jour.
Nous parlerions du passé et du futur.
Au revoir mon oreille sympathique, au revoir mon ami.



SEN YOLUNA BEN YOLUMA
Seninle ben,
Ne kadar güzel günler yaşamıştık birlikte
Bilirdik ki bu günlerin yarınları olmayacak
Birkaç haftalık tatilde dostça bir arkadaşlık
Mehtaplı gecelerde, ağaçların altında
Yalnızlığın kollarında sohbet ederdik
Zenginlikten, yoksulluktan, mutluluktan, mutsuzluktan
Servetten, sefaletten uzun uzun konuşmuştuk
Belki de çaresini bulmuştuk
Şimdi burada bizim yollarımız ayrılıyor
Sen yoluna, ben yoluma
Aramızda derya deniz, yüce dağlar olsa ne olur?
Unuturum sanma sakın, ismin kalbimde yazılı
Güle güle dert ortağım, güle güle arkadaşım
Belki bir gün bir yerlerde karşılaşırız seninle
Eski günleri anarız, gelecekten bahsederiz
Güle güle dert ortağım, güle güle arkadaşım.

22 Kasım 2014 Cumartesi

Ekmeğin Kıtırı ile

Çocukken bir hayalim vardı.
Çocukken bir çok hayalim vardı aslında.


Bir dağ başındayım.Kekik kokulu çayırlar, yeşilin bin rengini binbir renge tamamlamış ormanlar. Ufuk çizgisi aşağılarda bir yerde.Yanımda binlerce kitap,kaşar peynir,ekmeğin kıtırı..milyon yıl orada mutlu mesut yaşıyorum bildiğim şarkıları söyleyerek.Arada annemler geliyor ama sürdürmeleri gereken bir hayat var,geri dönüyorlar.



Bir göl kenarındayım.Her bir şeyi ahşap olan bir evim var. Göl kenarına gelen yolu bir tek ben biliyorum, benden habersiz gelmeye çalışan arkadaki uçsuz bucaksız ormanda kaybolup geri dönüyor.Evin çatı katında gökyüzünü izleyebilmem için devasa bir pencere var. Yanımda binlerce kitap,kalem ,kağıt. Ekmeğin kıtırı, kaşar peynir..ineklerim tavuklarım filan. Beşbin yıl ölmem ben keyfimden. Arada annemler geliyor ama sürdürmeleri gereken bir hayat var,geri dönüyorlar.


Arizona'daki şu komik şekilli tepelerin birinin tepesindeyim. İki göz oda evim var.Ekmeğin kıtırı,kaşar peynir ve soğuk süt yanımda. Burada tebdili mekan için bulunmaktayım ey dostlar. Manzarası hoşuma gidiyo ama biraz kalıp gideceğim.Yanımdaki kitaplar bitene,yeni şarkılar öğrenmeyi özleyene kadar.Arada annemler geliyor ama sürdürmeleri gereken bir hayat var,geri dönüyorlar.


Kayalıklardabir şato burası.Kocaman evde yaşama hayalimi "ay camları sil sil bitmez bunun" diye rezil rüsva eden insanlardan uzaktayım.Etrafı timsah dolu hendeklerle çevrili, köprüleri kalkık..ooooh, ekmeğin guduğundan(!) köfte -patates sandviç yapmışım.Gezine gezine kitap okuyorum.Değmesin yağlıboya,keyifler şahane.Arada annemler geliyor ama sürdürmeleri gereken bir hayat var,geri dönüyorlar. 



Sonra büyüdüm.

Denizi, denizin benliğimi tamamlayışımı,ona olan sonsuz aşkımı keşfettim.
Hayallerim mai'ye büründü.

Vapurdayım.80 sene sürecek bir deniz yolculuğuna çıkmışım. Lumbozdan bakıyorum mavi. Güverteye çıkıyorum..mavi. Başımı kaldırıyorum..mavi. Yüzümde silmeyi bir türlü beceremediğim bir tebessüm. O bile mavi.Gemideki herkes farklı ülkeden.Ben hiç birinin dilini bilmiyorum, oooh duysam da aldırmıyorum çünkü anlamıyorum. Yanımda binlerce koli kitap.Müzik setinde Nilüfer ve Julio İglesias. Her limanda bir sevgiliyi naaapim, her limandan bir kartpostal alıyorum.


Issız bir adaya düşmüşüm, yanına 3 şey al demişler.Kitap,şarjı bitmeyen müzik seti(Hayal bu ya) ve bir gün dayanamaz dönersem diye bir yat almışım. Uzanmışım kumsala, güneş de damlıyo içime..yaşamak bu be yaa


Sonra bir gün,TRT'nin eski müdürlerinden biri ile sohbet ederken bir zamanlar tedavi ettiği bir çocuğu anlattı. Ailesi, düzelmez iyi olmaz bu çocuk demiş hep.Ama onun tedavisi sonuç vermiş.Bir gün, çocuğun çizdiği resimde ilk defa insan görmüşler."Sevincimizden çığlık atarak ağladık" diye anlatırdı. "Nihayet aramıza dönmüş, sağlıklı gelişmeler yüzünü göstermişti"

Tebessümümü ve sevincini paylaşan içten nidalarımı bırakmadan bir duraksadım bunu dinlerken.Benim iç resimlerimde hiç başka insan yoktu.Ekmeğin kıtırı ile kaşar peyniri eksik etmiyordum ama Ayşe Fatma, Ahmet, Mehmet...Yoktu yani hiç kimse.


Sonra sorguladım kendi kendimi. Sevmiyor muydum hiç kimseyi?Yooo, uğruna ölünesi insanlarla doluydu çevrem ve yüreğim. "Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz" şarkısını evvelki ömürlerimden birinde yazmış olabilirdim hatta.


O zaman neydi derdim zorum.. bilemedim.

Şimdi bu hayallerin iki çocuğum yetişkin hayatlarında mutlu ve ben arada onları görmek için geri dönüyorum, ya da onlar her istediklerinde yanıma gelip eğleniyorlar versiyonluları var...ama dillerini bilmediğim kişilerle gemi yolculuğu hala favorim.Julio İglesias ve Nilüfer'i seviyorum ama artık başka favori müzik listelerim var filan.

Ve ben hala bu kaçışın sebebini bulabilmiş değilim.


6 Haziran 2014 Cuma

Hoşgeldiiiiiinnnnnnnn

Sabah uyanınca "günaydın" değil "hoşgeldin" diyorum çocuklarıma gözbebeklerime işlemiş tebessümümle
Onlar da gülümsüyor ve "merhaba" diyor
Gün öyle ayıyor bizim evde, sevdaların buluşması ve yaşama yeniden başlamanın habercisi sabahlarda.
*





Gece gözüm akreple yelkovanda. Saat geceyarısını geçmek üzere..ha buluştular ha buluşacaklar. Bir kalp çarpıntısı tuttu amansız, nasıl heyecan sanki  pencereden içeri minik kanatlı periler doluşacak sanki tüm unutanlar mahçup gülümsemeleri ile kapımdan girecek sanki kalbim tüm kırılmışlıklarını unutma gücünü bulacak o an...sanki bir mucize olacak bana ait olan.

Gün devrini tamamladı.Artık 06.06.2014. Ne dilerdim gerçek olacağını bilsem diye düşündüm. Önce telaşa sevdiklerime sağlık, ülkeme iyilik, ihtiyacı olanlara yardım,hastalara şifa diye geçit yaptı sorumluluklu temenniler. Bu da haksızlık ha. Gönlünün özgür çılgın düşünceleri önce sorumluluk ve korku dolu garantici dileklerin ardında geliyor. Kötü yetiştirildik bir bakıma. Sormak lazım , bencillik insanın kendisine haksızlık etmemesi mi diye.

Yer mavi gök mavi bir kumsalda ama dağlardan uzak olmayan bir arada kitaplarımla olmak isterdim. Kocaman yolcu vapurlarında uyandığımda  mavinde bir nokta olmuş herkesin mutlu ve iyi olduğunu bilerek özgür ve hafif bir yürekle şarkı söylemek isterdim. Mutluluğumun, ancak tüm sevdiklerimin iyi ve esen olması ile tamamlanabileceğini bilir tüm sevdiklerimin mutlu ve esen olmalarını dilerdim.

Eskiden, çok eskiden dümdüz kumsallardı nefes alamadan baktığım. Oysa şimdi illaki bir dağ olsun istiyorum sırtımı dayadığım. Eskiden bana gelen yollar bataklıktan geçsin, kimse yol bulamasın isterdim. Şimdi ise hayallerimde çocuklarım için neşeli patikalar var evime ulaşan . Önceden mevsim hazandı hep kendimi bulduğum o evde, artık her mevsimin tadı var kavuşmak gibi özleminde.

Neyse, rengi mavi tadı karamel boyu boyumca bir yeni yaş diledim kendime.
Dostlarımla
Dostlarımla..ve bir de adını kendime sakladıklarımla.

22 Nisan 2014 Salı

Hüzme

Suyun üzerinde seken taş gibi tüm anılara tek tek dokundu özlem...sonra uzaklarda gözden kayboldu.Yarattığı dalgalar büyüyerek gönül telinde o isimsiz şarkıyı seslendirmeye devam ettiler.

Ah zaman...

Sevmenin,sevebilmenin zaferini kim alabilir gönülden? Bazen Pıtırcık bir genç kızın anne oluşunu izlemekte sevgi, bazen dağların zirvesini çıplak ayak aşan genç bir kadının zarif sadeliğine duyulan hayranlıkta, bazen ise suskunluğun içinde çığlık çığlığa.

 Dalı kırmakla uzaklaşır mı baharlar?

hayır sanmayın ki beni unuttular
hâlâ arasıra mektupları gelir gerçek değildiler birer umuttular..Attila İlhan

28 Mart 2014 Cuma

Bahar..ama çok

Bahar çaldı camımı iki tık'la. 

Canı sıkılıyormuş."İstanbul'a gelesim yok vallahi" dedi az sıkkın "herkes bir koşturmaca, herkes yere bakıyor..göğü bezedim başını kaldırıp gören yok." Ayakkabılarımı giyip fırladım evden.Benim de canım sıkkın, yarenlik ederiz birbirimize dedim gönül diliyle. Haytalığı üzerindeydi, 3-5 damla yağmur serpiştirdi üzerime, kaçışan ya da hemen şemsiyesine sarılanları izledik  gittikçe genişleyen bir tebessümle.

Seçim zamanı, o almış bu vermiş o gitmiş bu gelmiş..işsizlik can sıkıcı zaman diliminde;fazla uzamış. Boşverdik azcık. 

-Nen var..dedi

Güldüm yürürken , hiç büyümeyecek bu bahar, hep böyle akıllı ama çocuk mizaçlı bişi kalacak.

-Boşver, bildiğin şeyler.Bugünü zehirliyor ama yarına sirayet etmiyor..dedim.

Rüzgarıyla saçlarımı okşadı sevecen, huzur doldu içim.Tomurcukları filizleri taze yeşil bir bahar dalını okşadım incitmeden usulca.O da gülümsedi.

Konuştuk bir senedir olandan bitenden sorgusuz iki dost sıcaklığıyla. Muzipliğinden hiç bir şey kaybetmemiş, kâh beklenmedik rüzgârlar kâh pat diye açıveren güneşin sıcaklığı..insanlara bakıp o kadar gülüyordu ki dayanamadım ben de gülmeye başladım. 

Dağlara çıkmayı her zamankinden çok istediğimi, artık buna ihtiyaç duyduğumu anlattım.Dinledi dikkatle, anladı suskunca. "Ya denizlere aşkın?" diye sordu... "maviye aşkım biter mi hiç, biri ihtiyaç ve aşk ama diğeri yaşam sebebim" dedim."İlle de mai ille de mai ha " dedi, yine gülüştük.

Sararmış koca bir yaprak düştü önümüze. Minnettarım sonbahara, bitmesi gerekenin olgunluğu olmasa başlamak mümkün olmazdı asla dedi. Saygı ile baktık solup gitmişe,solup gitmişliği ile bile başlatmayı bilene.

Suskun yürüdük 3-5 adım daha.Veda zamanı gelmişti en azından bugünlük ama ayrılmak gelmiyordu içimizden;nasıl sonlandırılacağını da bilemiyorduk bu  suskun uzun ve dopdolu sohbetimizin.

-Sormaya dilim varmıyor ama ne oldu şu senin iş arayışın..var mı bişi  ..dedi pat diye
İrkilip bakakaldım narin siluetine
Sonra ikimizi de alıverdi bir kahkaha tufanı, tekrar görüşmek üzere ayrıldık bin neşeyle