22 Temmuz 2018 Pazar

El

Kimse istemedi elini sıkmayı ama ben yine de uzattım elimi içten görünmeye gayret ederek.

Ölü balık  gözleri, terden vıcık vıcık ellerinin bariz kanıtı olan kokusu, çipil sarı sakalı..


Bi muhabbetimiz de yoktu aslında öyle hatıra gönüle kaçıp kendimi zorlayacağım.
Utanmasın dedim, en zayıf noktamdır, insanların utandığını görmeye dayanamam.

Ben o bi kamyon insanın içinde kendimi aşıp elimi uzattım da, na mahremim diye elini bana vermek yerine sol göğsünün üstüne koydu ya adam. Elim havada kalakaldım herkeslerin içinde.

Bir yanda dinci sakalı, bir yandan medeni söylemleri neşeli tavırları. Bilememişim ne olduğunu. Bilemezdim de "namahrem" deyip elimin sıkılmama ihtimalinin olduğunu eskiden böyle tuhaf düşüncelerin olmadığı ülkemde..




Yanındaki atladı elimi sıktı..havada kalan elin kalakalan sahibesine nezaket gösterip incelik yaptı.

Bişi diyemeden yürüdüm gittim yoluma.

Biri bi dost kazandı, biri haltetti  insan kaybetti,biri de yürüdü  yoluna gitti.




20 Temmuz 2018 Cuma

İyilik Peşinde Koş


Bana da bir arkadaşım yolladı az evvel.
Çorbada tuzum olsun dedim, kendi bütçeme uygun bir bağışta bulunuverdim.

Çocuklar bizim..

Koruncuk vakfı'nın çalışmalarını takip ediyor ve beğeniyorum. Bir tane kötü şey duymadım haklarında. Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt NUHOĞLU da enteresan biri. Reklamı , şaşayı sevmiyor ve güzel şeylere imza atıyor.  

Bu kampanyaya katılmış, titrini bir yana koymuş (pek kullandığını da görmüyoruz zaten) birey olarak var olmuş ve 2 çocuk için toplumsal yardımlaşma bilinci oluşturmak adına boğazı yüzerek geçecekmiş.

Diyor ki :

Neden Koşuyorum

Neden Yüzüyorum? 

Kimliklerimiz, dillerimiz, inançlarımız ne olursa olsun hepimizin ortak noktası çocuklarımızdır. Çocuklarımızın mutlu, özgür, güvenli bir geleceğe hazırlanması için hepimizin yapması gereken çok fazla şey olduğunu biliyorum. İster kamu kuruluşu olsun, ister özel sektör kuruluşu, ister sivil toplum örgütü ve isterse konuya duyarlı bireyler olarak hepimiz büyük ya da küçük demeden çocuklarımızın düşlerini gerçeğe çevirecek adımları atmak için bir araya gelmeliyiz. Bu anlamda 2018 Samsung Kıtalararası Yüzme Yarışı’na bu duyarlılıkların altını bir kez daha çizmek, alanında önemli işler başaran Koruncuk Vakfı’nı desteklemek için katılıyorum. Boğazın sularında aslında yarışmıyor ortak bir hedefe doğru yüzüyoruz. Attığım her kulaç çocuklar için olacak. Sizlerin de desteğiyle yaşamın her alanında çocuklarımızın yanında olacağız. 

Kıtalararası Yüzme yarışında Şişli Belediye Başkanı Sayın H. Hayri İnönü’yle birlikte Koruncuk Vakfı yararına korunma ihtiyacında olan çocuklarımız için yüzüyoruz.


Bence şahane bişi..

Destek olmak, ben de bu işin ucundan tutacağım demek isteyen olursa diye linki paylaşıyorum. Linkte hem kampanyanın bilgileri hem bağış yapmak isteyenler için yönlendirme bilgileri var. 

Sizlerden ricam elinizden geldiğince bunu yaymanız.

Çocuklar hepimizin.
Güzel olan şeylerin gittikçe azaldığı bugünlerde  daha da asılmak lazım böyle şeylere.

https://ipk.adimadim.org/kampanya/CC30247

Şahsiyet- Agâh Makamı- Haluk Bilginer


Müzik "Şahsiyet"  dizisindenmiş. İzlemedim ama izleyebilirim. Haluk Bilginer'in sesinden dinliyoruz şarkıyı. Şarkıya bayıldığım bir yana dursun , zaten hasta olurdum kendisine Haluk Bilginer'e bi daha bayıldım. Onun sesinden bir çok şarkıyı da tekrar dinledim tabii bu çarka girince.


Bir yerlerde birileri yazmışlar  "iki karın da şarkıcı ama sen ikisinden de iyi söylüyorsun be ustaa" diye.

Yurt dışında başarılı bir grafiği var ama sessiz sedasız, ötekiler gibi  ortalıklara düşmemiş. Biyografisini okursanız şaşırırsınız sanırım.



Kim ki  Haluk Bilginer, ama  nasıl oldu Haluk Bilginer diye merak ettim baktım. Emin olun   okunmaya değer bir biyografisi var :

Haluk Bilginer, 1954 doğumlu sinema ve tiyatro oyuncusu. Ulusal ve Uluslararası Sinema ve Tiyatro Ödülü’nün sahibi usta aktör, aynı zamanda başarılı bir televizyon oyuncusu ve dublaj sanatçısı.
Haluk Bilginer, üç çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak, 5 Haziran 1954’te İzmir’de dünyaya geldi. Lise öğrenimini bitirmesinin ardından, 1972 yılında, Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’ne girdi ve 1977’de mezun oldu. Devlet konservatuarından mezun olduğu yıl İngiltere’ye giden Bilginer, Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi’nde (LAMDA) bir yıl boyunca ileri tiyatro öğrenimi gördü.
1980 ve 1993 yılları arasında İngiltere’de yaşayan ve aynı zamanda İngiltere vatandaşlığı da bulunan Haluk Bilginer, burada bulunduğu yıllar boyunca birçok tiyatro oyununda, müzikalde, televizyon dizisinde ve filmde rol aldı. Macbeth, My Fair Lady, Pal Joey, Kafkas Tebeşir Dairesi ve Phantom of the Opera gibi çeşitli tiyatro ve müzikallerde; Eastenders, Memories of Midnight, Bergerac, Glory Boys, The Bill ve Murder of a Moderate Man gibi televizyon dizilerinde ve Children’s Crusade, Half Moon Street, Ishtar, Buffalo Soldiers, Spooks ve She’s Gone filmlerinde görev alan ünlü aktör İngiltere’deki kariyerinin ardından Türkiye’ye döndü.
Haluk Bilginer, 1990 yılında Tiyatro Stüdyosu’nun kurucuları arasında yer aldı ve Aldatma (Herold Pinter), Kan Kardeşleri (Willy Russell), Derin Bir Soluk Al (Ben Elton), Çöplük (Turgay Nar), Histeri (Terry Johnson) ve Balkon (Jean Genet) oyunlarında başrolleri üstlendi.
Gecenin Öteki Yüzü adlı televizyon dizisiyle Türkiye’de tanınan bir oyuncu haline gelen Haluk Bilginer; Ateşten Günler, Safiyedir Kızın Adı, Borsa, Son Söz Sevginin, Gülşen Abi, Eyvah Babam, Eyvah Kızım Büyüdü, Tatlı Hayat, Karanlıkta Koşanlar, Cesur Kuşku, Yine de Aşığım, Sayın Bakanım ve Hayat İşte gibi birçok televizyon yapımında rol aldı. Haluk Bilginer kendisiyle yapılan bir röportajda, televizyon oyunculuğu ve tiyatro oyunculuğu arasındaki farklara ilişkin bir soruya şu cevabı vermişti:
“Oyuncunun er meydanı tiyatro sahnesidir. Tiyatro sahnesinde arada hiçbir aracı olmadan seyirciyle baş başa kaldığı yerde aktör, aktör müdür değil midir anlaşılır. Sinemada televizyonda pek anlaşılmaz ve televizyonda da oyunculuk öğrenilmez. Dizilerde oynarsınız, ama oyuncu olamazsınız.”
Bilginer, Türkiye’deki sinema kariyerine 1987 yapımı Kara Sevdalı Bulut adlı filmle başladı. 17.yüzyılda, uçmaya teşebbüs eden ilk kişi olarak dünya tarihine adını yazdıran Hezarfen Ahmet Çelebi’nin yaşam öyküsünün anlatıldığı, İstanbul Kanatlarımın Altında (1995) adlı başarılı filmde Evliya Çelebi’yi canlandırdı. 1997 yapımı Masumiyet adlı filmdeki performansıyla büyük başarı elde eden ünlü aktör, aynı yıl Derviş Zaim’in yönetmenliğini yaptığı, Sanem Çelik ve Uğur Polat gibi isimlerin de görev aldığı Filler ve Çimen adlı filmde rol aldı.
2003 yılında Ezel Akay’ın yönetmenliğini üstlendiği, ve birçok ünlü ismin kadrosunda yer aldığı Neredesin Firuze adlı yapımda oynadı. Bu filmde canlandırdığı başarısız müzik yapımcısı Hayri karakteriyle bir kez daha izleyha sonra 2004 yapımı Hırsız Var, 2005 yapımı Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? ve Kısık Ateşte 15 Dakika adlı sinema filmlerinde rol aldı.
Haluk Bilginer 1999 yılında oyuncu eşi Zuhal Olcay’la birlikte Oyun Atölyesi’ni kurdu. İkili büyük yatırımlarla oluşturdukları tiyatro sahnesinde, Dolu Düşün Boş Konuş (Steven Berkoff, 1999), Ayrılış (Tom Kempinsky, 2000), Ermişler ya da Günahkarlar (Anthony Horowıtz, 2002), Cimri (Moliere, 2004), Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü ve Atinalı Timon adlı oyunları oynadı.
Haluk Bilginer oyunculuk kariyeri boyunca birçok ödüle layık bulundu:
Afife Tiyatro Ödülleri, En iyi erkek oyuncu, Histeri; Ankara Sanat Kurumu, En iyi çevirmen, Aldatma; 1997 yılında ÇASOD, En İyi Oyuncu, Masumiyet ve 34. Antalya Film Şenliği, En iyi erkek oyuncu, Masumiyet; 1998 yılında Ankara Film Festivali, En iyi erkek oyuncu, Masumiyet; Adana Altın Koza, En iyi erkek oyuncu, Masumiyet ve Nihavent Mucize; Angers (Fransa) Film Festivali, En iyi erkek oyuncu, Masumiyet; 2004 yılında 9. Sadri Alışık Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu, Neredesin Firuze.
Haluk Bilginer, 1987 yılında tanışıp 1992’de evlendiği Zuhal Olcay ile 14 Aralık 2004’te ayrıldı. Ardından bir süredir birlikte olduğu pop şarkıcısı ve dizi oyuncusu Aşkın Nur Yengi ile 6 haziran 2006’da kardeşinin Urla’daki evinin bahçesinde evlendi.
Gençliğinde hamallık, tezgahtarlık, garsonluk gibi birçok işte çalışan Haluk Bilginer aynı zamanda koyu bir Galatasaray taraftarı.


Şarkının  sözleri de şöyle :

Bülbül yok ve de gül yalan
Izdırap benim iptilam
Kalmadı hiç nefesim
Lütfen öldür beni sevgilim
Kalmadı hiç takatim
Lütfen öldür beni sevgilim
Ah ile vah ile Agah ile
Geçti bu ömür
Öl keyfini sür
Geçti bu ömür
Gel keyfini sür
Gel Beyoğlu’na gel
Katliam var Beyoğlu’nda
Öldük aşkına
Ah fena
Sarhoş ol ona
Öldük aşkına
Aman fena
Kudura kudura
Öldük aşkına
Ah fena
Sarhoş ol ona
Öldük aşkına
Aman fena
Kudura kudura

19 Temmuz 2018 Perşembe

Son Kararımdır



Ne anne ne de baba  
Bir daha dünyaya gelirsem amca olacağım amca 😔



18 Temmuz 2018 Çarşamba

Orson Welles, I Know What It is To Be Young - Türkçe Şarkı sözü


Ben genç olmanın ne olduğunu biliyorum 
Fakat sen yaşlılığın ne olduğunu bilmezsin 
Bir gün , sende aynı şeyleri söylüyor olacaksın 
Zaman geçip gidiyor ve bu hikaye anlatılıyor 
Birçok soru sordum 
Tanışdığım akıllı adamlara 


Cevapları henüz kimse bulamamış
Hatırlanacak günler olacak 
Gözyaşı ve kahkahalarla dolu 
Yazdan sonra kış gelecek 
Böylece yıllar geçecek 

Öyleyse arkadaşım , gel beraber müzik yapalım 
Sen bana yenisini söylerken ben eskisini çalacağım 
Zamanla, senin gençlik günlerin geçerken 
Zamanlarını seninle paylaşan birileri olacak 

********************

I know what it is to be young 
But you don't know what it is to be old 
Soeday you'll be saying the same thing 
Time ticks away, so the story is told 
I've asked so many questions 
Of the wise men I met 


Couldn't find all the answers 
No one has, as yet 
There'll be days to remember 

Full of laughter and tears 
After summer comes winter 
And so go the years 

So my friend, let's make music together 
I'll play the old, while you sing me the new 
In time, when your young days are over 
There'll be someone sharing their time with you

17 Temmuz 2018 Salı

Ekmek Günlükleri-1


Yazıya eşlik edecek müziğiniz için: (tık)

Belediyenin yoksullara ekmek yardımında bulunduğu  yıllarda görevliydim.
15 günde 15.000 insan ile birebir temasım olurdu sadece benim bölgemde kalan.
Bıkmak yorulmak bir yana, her birinin öyküsü , varlığı, sesi benim için heyecan verici idi.
Severdim onlarla konuşmayı, onları tanımayı ve hayatın "aslında" yer alabilmeyi.
Hepsi ayrı bir varoluş öyküsü idi bir ekmeğe muhtaç kalan.

Onları anlatacağım size zaman zaman.

Gelenler genelde üstü başı dökük, kar kış kıyamet yırtık pırtık penye giyen kadınlar olurdu. Ama bu sefer kapıdan girene inanamadım. Üzerinde kendisine son derece yakışan       ciddi pahalı markaların kıyafetlerini giyen genç bir kadındı  masama yaklaşan.

-Adıma kayıtlı  kupon var alabilir miyim ? dedi
Şüpheyle süzdüm onu.
Eğildim pabuçlarına ve çantasına baktım..onlar da bir aylık maaşıma elveda dedirtecek türdendi.

Bozuntuya vermeden bir kaç sor sormaya çalıştım.

- Ne ile geçiniyorsunuz?
-Gündelikçiyim, temizliğe gidiyorum.

Huzursuzca hırkasına baktım. Marka etiketi gözüme gözüme giriyordu.

-Eşiniz?Çocuklar?

-Eşim beni terk edeli  çok oldu. 3 çocuğum var günlük işlere gidiyorum, kira filan yetmiyor işte.

Gözümü gözlerine dikip arkama yaslandım. Bir süre birbirimize baktık. Bendeki huzursuzluk onda gittikçe artan bir neşe yaratıyordu bariz şekilde.

-Kusura bakmayın ama  kılık kıyafetinize bakınca gözüme hiç de öyle görünmüyorsunuz. Durumunuzun gayet iyi olduğunu düşündüm, hani ayıp olmasa sosyetedensiniz bile diyeceğim..dedim.

Neşe ve zaferle bir küçük çığlık attı.

-Öyle di miiiii!!!

Büromdaki zabıtalar şaşkınlıkla bana ve birbirlerine baktılar. Benim durumum da pek farklı değildi.

Kendi etrafında bir küçük tur attı.

-"Zengin görünüyorum di mi?" dedi tekrar onaylatmak isteyerek.
 

-"Evet" dedim merakla .

-Abla bunlar  evine gittiğim bir kadından, giysi yardımı yaptı bana ama neredeyse hepsi yeni. Dedim ona abla emin misin, eminim al al bende çok var dedi. Ben de biliyorum çok pahalı  kıyafetler. Çocuklarıma da aldı. Buraya gelirken heves ettim ben de bir günlüğüne zengin olayım , öyle görüneyim öyle gezeyim diye. Şimdi sen de bana öyle deyince ayyy içim bi hoş oldu, nasıl mutlu oldum ben . Bir günlüğüne de olsa zenginmişim gibi göründüm ya hahahahha bana nasıl baktın şaşkın kendini bi görsen abla. Kızmadın di mi abla?


Hırkası pabucu yerine çamaşır suyundan paramparça olmuş  ellerine bakmadığımı o an fark ettim.

Zayıf yüzünde ve özenle topladığı saçlarındaki solgunluğu o an fark ettim.

Neşeyle parlayan gözlerinin o ince ve yorgun yüze ne kadar yakıştığını o an fark ettim.

İnsan olmanın ne zor olduğunu, o an bir kere daha fark ettim.
Utandım.
Sonraki gelişlerinde yırtık penyelerini giydi ama yine de her seferinde "ooo sosyete nasılsın" diye seslenmemizden keyif alarak gülerdi gençliğinin verdiği tüm saflıkla.

Şimdi nerede ve ne haldedir kimbilir..                                           
O zengin"miş" gibi yaptı
Ben insan"mışım" gibi...

İkimizde eksiktik ne yazık ki...

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Lucy


Bir güzel güneşli Pazar günüydü.

Trabzon'da ve ilk gençlik yıllarımın sevimli endişeleri, masum sevinçleri ile dolu günlerindeydik.

TV'deki western filminden gözümü alıp sabırsızca balkondan görünen güneş ışıkları ile yıkanmış yemyeşil manzaraya ve üzerinde güneşin pırıltıları oynaşan denizin eşsiz maviliklerine özlem duyduğumu fark ettim. Film , beni esir etmişti TV başında. Bir zinciri kırdım, kendimi dışarı attım ve bir daha asla saatlerce tv başında kalmadım.


Şimdilerde günlerce evde tv açılmadığı oluyor. Çocuklarım da pek derdinde değil televizyon. İyi film olursa  bakarım, onun dışında bazen kısa süreli 3-5 şey belki.


Ama fark ettim de, pek  övündüğüm bu  özgürlüğümü sosyal medyaya kaptırmışım. Lucy filmindeki gibi  herkes ipnotize olmuşcasına durakta- otobüste- yolda -yürürken -yemek yerken -arkadaşı ile otururken herkes ama herkes yaşlı genç çoluk çocuk herkesin elinde cep telefonu var. Birbirleri ile konuşurken dahi  insanlar cep telefonlarına bakıyor. Lucy  , çok şey anlatan bir film aslında.


Çocuklar oyun için bir araya gelip birbirlerinin yüzüne bakmadan cep telefonları ile uğraşıyorlar. Denize  girdiklerinde de yanlarında olabilsin diye özel kılıflar var..facia

Hastanelerde bu nedenden dolayı ruhsal sorun yaşayan insanlar için bölümler  açılmış.

En kıymetli şey zaman...farkına varmadan savuruyoruz an be an.

Önce facebook'u bıraktım. Uzun bir süre kapalı tuttum, şimdi günde bir kere girip ne var bakıp  çıkıyorum. Bir "Mai'ye dair  ne varsa benimdir" paylaşımlarım var keyifle yaptığım, onu  ihmal etmemeye çalışıyorum.

Twitter takip ettiğim tek mecra artık ama o da ruh sağlığımı olumsuz etkilediği için  göz ucuyla bakar oldum. Hala aptal zafer nidaları, memleketin   felakete sürüklenişinin resmi  ... bünye kaldırmıyor. Fiziksel olarak acı çeker oldum. Çocuk gelinler ile haberlerde normal tepki veremez, ağzımdan çıkanı kontrol edemez hale geldim.

Şimdi sadece pinterest'te Allah ne güzel şeyler yaratmış ona bakıyorum. Oyunları moyunları da bıraktım. Sadece " bil ve fethet" oynuyorum ki o da hakikatten hoş bir bilgi-tahmin oyunu. Öğrenmenin hazzı 47 yaşında da azalmamış bu iyi bir şey.

Sonuçta hayatımda kocaman zaman dilimleri açıldı. Oooooh bi sürü zamanım var şimdi her şeyi hallettiğim. Ruh  halimde gözle görünür bir iyileşme var. Boynumdaki sıkıntılı ağrı da gitmek üzere. Otobüste geçtiğim yolları izlemeyi,toplu taşıma araçlarında kitap okumayı, insanları izlemeyi özlemişim. Eskisi kadar kitap okur hale döndüm.

 
Beni benden ve hayattan uzaklaştıran her şey düşman bana.
Düşmana el vermek de akıllı insana yaraşmaz di mi?

Teknolojiyi ve getirilerini daha ölçülü ve dikkatli kullanmak için elimden geleni yapacağım, sizlere de tavsiye ederim.

15 Temmuz 2018 Pazar

Zahit



Şu okuduğum kitaptan bahsetmiştim ya (tık) henüz devam ediyorum okumaya ama bitirince yazayım'a sabredemedim diye.

Orada geçiyordu bu, türküyü kulak aşinalığı duyduğumu hatırladım.

Sözlerinin anlamına baktım ilk defa.

Bir şekilde benimbenle buluşmama yarenlik ediyor evren ama durun bakalım yok nereye çıkacak...

Türkünün sözleri aşağıda. Bulabildiğim söz açıklamaları ise şu şekilde :

Zahid Bizi Tan Eyleme

Hak İsmin Okur Dilimiz
Sakın Efsane Söyleme
Hazret'e Varır Yolumuz

Başlayalım: Zahid; dindar, sofu, yobaz, kısacası ortodoks (tutucu) anlamına gelir. Tan eylemek, doğru olarak ta’n yazılmalı, ayıplamak, suçlamak, kötülemek anlamındadır. Muhyi burada bağnazlara bizim hakkımızda yalan dolan yayma (efsane söyleme) bizim de dilimizde Hakk (Allah) vardır, yolumuz Hazret’edir demektedir. Hazret ile bir olasılık Hz. Muhammet’tir.


Sayılmayız Parmağ İle
Tükenmeyiz Kırmağ İle
Taşramızdan Sormağ İle
Kimse Bilmez Ahvalimiz

İlk bakışta biz çokuz, tükenmeyin, bizi aramayın, halimizi sormayın gibi algılanabilir, bu haliyle politik çevrelerce bir anlam ifade eder; fakat, ruhani açıdan irdelediğimizde, siz bizi anlayamazsınız, biz başka bir alemdeyiz deniyor olmalı zira bir sonraki dörtlükte de bu daha bir açıklığa kavuşur. Hakk’ka gidildiğinden, Ali’nin yolunda olunduğundan dem vurulur. ‘Büyük Gaza’ ise insanın kendi nefsiyle yaptığı savaştır. 


Erenler Yolun Güderiz
Çekilip Hakk'a Gideriz
Gaza-Yı Ekber Ederiz
İmam Ali'dir Ulumuz 

Erenlerin Çoktur Yolu
Cümlesine Dedik Beli
Gören Bizi Sanır Deli
Usludan Yeğdir Delimiz

Bazı yerlerde Erenlerin birdir yolu dense de çoğunlukta çoktur yolu diye geçer. Burada ‘Heterodoksi’ devreye girer. Zahidlere karşı çok farklı yollardan yürüyen ancak dedikleri bir olan erenler, veliler, ermişler, dervişler vardır. Halleri, tavırları deli gibi algılanır nitekim bir dönem abdal (bedel ödemiş, ibadetle bir yere gelmiş) kişilerin dilde aptal olması, sükunet kelimesinden türeyen miskin sıfatının da olumlu olması gerekirken zaman içinde olumsuz olmasına bu açıdan bakılabilir. Ortodoksi, heterodoksiye baskın gelmiştir.


Tevhid Eden Deli Olmaz
Allah Deyen Mahrum Kalmaz
Her Seher Açılır Solmaz
Bahara Erer Gülümüz

Burada artık tevhidle birlik düşüncesi (Vahdet-i vücud) vurgulanır, bunun bilinçli bir seçim olduğu açıktır, seherde açılan Gül yeniden doğuşla ilgili olabilir, burada yeniden doğmak (Bektaşilik’te önemli bir kavram) kişinin aydınlanmasıdır.


Muhyi Sana Olan Himmet
Aşık İsen Cana Minnet
Elif Allah Mim Muhammed
Kisvemizdir Dalımız

Himmet burada iki anlamdadır, ilki iyilik; fakat Himmet aynı zamanda Muhyi’nin hocası, üstadıdır. Gelenek üzere, şairimiz kendi imzasını da son dizede atar. Aşıklık (Tanrı Aşkı) ve Hz. Muhammed ile şiir biter. Yazıyı danıştığım bir arkadaşımsa Elif ve Mim’in o dönem için yasaklı olan Hurufilikle ilgili olduğunu belirtti, nitekim baştaki Ta’n eyleme bununla ilgili olabilir.
Muhyi’nin tekkesi yıkılmadan önce Üsküdar’da imiş, eserlerinden bir çoğu ne yazık ki kayıp.

Zahit bizi taneyleme hay hay

Hak ismin okur dilimiz hey canım
Hey canım hak ismin okur dilimiz
Eyvallah hey hey dost

Sakın efsane söyleme hay hay

Hazrete varır yolumuz hey canım
Hey canım hazrete varır yolumuz
Eyvallah hey hey dost
Sayılmayız parmak ile hay hay
Tükenmeyiz kırmak ile hey canım
Hey canım tükenmeyiz kırmak ile
Eyvallah hey hey dost

Taşramızdan sormak ile hay hay

Kimse bilmez ahvalimiz hey canım
Hey canım kimse bilmez ahvalimiz
Eyvallah hey hey dost
Erenlerin çoktur yolu hay hay
Cümlesine dedik beli hey canım
Hey canım cümlesine dedik beli
Eyvallah hey hey dost

Gören bizi sanır deli hay hay

Usludan yeğdir delimiz hey canım
Hey canım usludan yeğdir delimiz
Eyvallah hey hey dost
Şiir
(Biz ha isek siz de ha’sınız
Siz hu iseniz biz de hu’yuz
Haydan gelen Hu’ya gider)
Muhyi sana ola himmet hay hay
Aşık isen cana minnet hey canım
hey canım aşık isen cana minnet
Eyvallah hey hey dost



Cümle alemlere rahmet hay hay

Saçar şu yoksul elimiz hey canım
Hey canım saçar şu yoksul elimiz
Eyvallah hey hey dost

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Yenge


Trabzon'dan yaz tatillerinde İstanbul'a gelirdik.

Rahmetli yengem bizim detaycılığımıza güler "İstanbul'da kim ne giyse odur moda, az rahat olun" derdi.

Nur içinde yatsın.

O kadar iyiydi ki , o kadar erkenden gitti bu diyardan mümkün olduğunca incinmeden ve incitmeden.


Bu sabah anmamak mümkün değildi meşhur sözleri ile onu.
"İstanbul'un havası fahişelere benzer, saat başı kılık kıyafeti değişir ne yapacağını şaşırırsın" derdi.

Çiçekleri kızgın güneş altında kavrulmasınlar diye sulamaya çıktığım bu sımsıcak yaz gününde anında astıran sağanak yağmurun neşesiyle kalakaldım balkonda.


Önce uzanabildiğim kadar uzanıp gökkuşağı aradım, sonra sıcak havadan süzülen ılık ve iri yağmur damlaları beni ıslatsın diye elimden ne gelirse onu yaptım.
Yarım saate sokak sel gibiydi.


15 dakika sonrasında bulutsuz pırıl pırıl bir Temmuz güneşi kavuruyordu ortalığı.


Sokağa baktım, kimi şort kimi pantolon kimi uzun kimi kısa kimi renkli kimi sakıngan kimi montlu kimi yarı çıplak insanlar birbirlerine aldırmadan yürüyüp gidiyorlardı.

Yengem tahsilli bir kadın değildi .
Sokak filozoflarının sevecen sözleri idi ondan bana gelenler.

Gideli yıllar olsa da bir yağmur damlası ile gönlüne düşüveriyor insanın sevdikleri.
Sevgi ve saygıyla anılmanın temel kuralı da tevazukâr bir tebessüm belki çoğu zaman.


Kaybettiğimiz tüm sevdiklerimiz nur içinde yatsınlar..sevgi iki cihanda geçer akçe.

13 Temmuz 2018 Cuma

Göbeğim ve Ben

Geçen sefer işten çıkartıldığımda 30 kilo almıştım yaklaşık olarak.

Bu sefer aradaki süre kısa olunca 10 kilo ile kurtuldum.
İstanbul gurbet yeri, iş hayatı  bir sürü ana başlığı teşkil ediyor benim hayatımda. İşsiz kaldığımda dur ayaklarımı uzatıp keyif yapayım diye bir şey yok. Kalakalıyorum sanki yapmam gereken bişi varmış da yapmıyormuşum gibi.
Kendi isteğimle bıraktığımda bu durumun olacağını sanmıyorum.


O zaman "yaşamaya" hazır olacağım ve her mevsimin her iklimin her yeni keşfin ve her yinelenenin tadını çıkartacağım.

Şimdi bu bana yabancı gelen yarım gezegen göbeğe bakmaktan sıkıldım. Hayli dalga da geçer oldum. Göbeğim ve ben size gelmek istiyoruz müsaitseniz. Dur kanalı değiştirme , göbeğim ve ben izliyoruz ..filan modundayım. E yaş da 50 olmak üzere,  ha deyince kilo verilen o güzel günler geride kaldı. Göbeğim ve ben buna çok üzülmekle birlikte konuya duygusal değil realist yaklaşma  kararı aldık.


Diyeti hayatımdam çıkartıp düzgün beslenme alışkanlığını Karatay diyeti ile elde ettim ben. Zira her öğlen et salata ye,  yarım kaşık şundan bir kaşık bundan, günde illa şu kadar öğün ye gibi katı kuralları olan hiç bir beslenme önerisi bana uygun değil. Karatay diyeti ise seçenekleri bol ve bana uygun önerilerle dolu. Üstelik akıllıca bir karar verip kola vb şeyleri hayatımdan çıkardım.
  
Akıllı adamın içeceği su imiş.



Diyete eşlik etsin diye ne yapayım derken eskiden gittiğim sports international'a bir uğradım fiyatlar ne alemde diye. 
Aman Allah'ım dedirttiler...kampanyaya denk gelmişim, eski üyelere özel senelik 1500 tl dediler.
O kadar istiyordum ki kabul ediverdim.

Yapılan ölçümde 37 kilo yağ tespit edildi

Tebrik ettim kendimi....

Şimdi akşamları iş yerimden çıkıp yürüyerek Natilus 'un tepesindeki Sports İnternational'a gidiyorum. Bana verilen programı yerine getirdiğim gibi  Pilates'e de başladım dün akşam ilk defa. Halimi görseniz acırsınız, kıpkırmızı bir suratla  sağlıklı yaşam için çabalayan bir bendeniz. Cesaret edebildiğimde saunayı da deneyeceğim. Çocukların peşine koşturmadığım zamana gelmesi muhteşem oldu başlangıcımın. Miniğim babası ile tatilde, büyüğüm olan kıvırcık hanım da gençliğinin özgürlüğünde.

En çok spor sonrasını seviyorum. Bir vazifeyi yerine getirmişcesine, bir mücadele için doğru olanı yapmışcasına hoş bir  duygu haline giriyorum. 

En çok bi damla yağı olmadan spor için gelenlere  deli oluyorum...onlar koşuyor ben yuvarlanıyorum.

En çok pilates ile yoga'yı merak ediyordum, onlara gideceğim için sevinçliyim. Sezon açılıp işler yoğunlaşmadan bir sıkı ele almam lazım olayı.

Akşamları da oradan eve toplasanız 4 durak. İyi bir şey yaptım kendim için kanımca.


Göbeğim ve ben gerçekten mutluyuz...