3 Mart 2021 Çarşamba

Ağaç Ev Sohbetleri 80 | Bir Masal Karakteri Olsam



Ağaç Ev Sohbetleri hep ilgimi çekti ve keyifle okudum, dur buna ben de yazayım dedim ama bir türlü topa girmek mümkün olmadı. Ama azmettim bu konuya yazacağım😅😅

 "Eğer bir masal karakteri olsanız nasıl biri olurdunuz? Görünüşünüz, kıyafetiniz, özel yeteneğiniz, yaşadığınız yer nasıl olurdu?"

Şimdilerde hayli önemli ticari yere sahip bir web sitesi, 20 yıl önce bana düzenli köşe yazısı yazmam için teklifte bulunmuştu. "Kibritçi Kız" adıyla yazmamı önermişlerdi. Benim için son derece heyecan verici bu gelişmeyi eşimle paylaştığımda "adamlara ne yaptın da kahramanı ölen tek masal kahramanını layık gördüler sana" diye bastı kahkahayı. Ben de bu komik soruyu site sahibine sordum. O, çok güldü ve "insanların en karanlık anlarında umut ışığı yakan bir yanınız var sizin, karanlığa izin vermiyorsunuz. Ben bu açıdan düşünmüştüm ama eşiniz de haklı. Peki siz hangi masal kahramanı olmak isterdiniz" diye sordu.

Cevap veremeyişim kırgınlığımdan değildi, soru bana zor gelmişti.

Yıllar sonra bu soru bir kez daha karşıma çıktı sayenizde.

Bilinen masal kahramanlarından hiç birine aklım yatmadı. Masallar korkunç aslında, ya birilerinin karnı deşilip taş doldurulup  dikiliyor, ya zehirli elmalar ısırılıyor filan. Mutlu sonlarda ise prens masal kahramanını alıyor evleniyor. Ten uyumu var mı, huylar uyacak mı,anası ister mi..yok. Ayakları ayakkabıya girdi hadi nikaha. Ay yok geriyor beni bunlar.


Bir roman okumuştum; tüm cinayetler masallardan esinlenerek planlanıyordu. Aslında o kadar şahane diiil masallar yani


Kendi masalımın kahramanı olmak isterdim sanırım şu halde. Twilight'taki tanımlanan vampir karakteri buna pek uygun. Ölüm -yaralanma-hastalık korkusu olmadan , iklimlere aldırmadan,hiç yorulmadan bütün dünyayı adım adım gezebilmek. Tüm enstrümanları iyi çalmayı öğrenmek için sınırsız zaman.Kah suyun altında kah ağacın tepesinde her mevsimi, her rengi,her kokuyu acele etmeksizin benim sevebileceğim şey. Bütün dilleri öğrenip bütün kitapları okuyacak kadar zaman demek sonsuzluk.

 Sevdiğini sonsuza kadar kollarının arasında tutabilmek, Bora Bora adalarından Hindistan'a yürümek ve bunu asla dert etmemek...dilediğince yemek ama kilo almamak hehehe bu da güzel olurdu.


Aynı zamanda süper hüper güçlerim olduğu için kocaman kötülüklere de dur diyebilirdim. Tarihteki kötü adamları memnuniyetle hüpletip,insanların hayatının ve tarihin kirlenmesine engel olurdum. Bu, pek hoşuma giderdi.


Kahvaltıda ne var:Hitler...hehehe

Öyle işte :-)

1 Mart 2021 Pazartesi

TOM MİKS - ÇİZGİ ROMAN KAHRAMANLARI-1

 



Tommiks 1955 yılından beri Türkiye'de yayınlanan ve kardeş yayın olan Teksas ile birlikte çocuklar ve gençler arasında çok büyük ilgi görmüş İtalyan yapımı bir çizgi roman. Bu romana olan ilgi o dereceye varmış ki Türkiye'de bütün çizgi romanlar Teksas-Tommiks adıyla anılmaya başlanmış.

Teknoloji ile fakirleşmemiş çocuklukluğumuzun hayal kahramanları onlar.

Trabzon-Sotka'daki evimizde , pamuğu-yünü güneşli günlerde dökülüp kabartılan, gündüz oturma yeri akşam yatak divanımızın yorgancıya diktirilmiş örtüsüne güneş  vurunca başka güzel olurdu orada uzanmak.O divanın yerlere kadar uzanan büzgülü örtüsü, iğneci geldiğinde ya da saklambaç oyununda eşsiz bir saklanma alanı yaratırdı bana. Annem 3 çocuğu olmasına karşın toz havadan yere inmeden yakalar ve evi daima tertemiz tutardı.Çocukluğuma dair en net hatırlarım hep sabun kokulu temiz günlerle dolu.

3. ve en küçük üstelik cılız/çelimsiz bir çocuk olmamdan herhalde bana kimse pek ilişmezdi.Güneşte ılımış divanın üzerine uzanır ve Tommiks'in okunmaktan kenarları kıvrılmış kitaplarını yanıma dizer, tekrar tekrar okurdum büyük bir keyifle.Animeler yoktu, seslendirme ve canlandırma kesinlikle sizin zihninizin sonsuz yaratıcılığına kalmıştı. Çizgi romanlar o zamanlar siyah-beyazdı. Sonradan renklendirildi.Bu anlamda teknolojiyi "yaratıcılığı kısıtlayan" olarak görüyorum.

Tommiks çizgi romanı 1951 yılında İtalya'nın EsseGesse çizim-stüdyosu tarafındangeliştirilmiş ve Capitan Miki adı altında 16 yıl süreyle çizilmeye devam etmiş. EsseGesse stüdyoları, ismini kurucuları olan üç çizerin soyadlarından almış : Giovanni Sinchetto, Dario Guzzon ve Pietro Sartoris (S.G.S)

Yüzbaşı Tommiks (Capitan Miki) 1835 ve 1840 yılları arasında Amerika'da yaşayan 15 yaşında bir korucu aslında. Ailesini hiç tanımamış.Yasa dışılığın  başını alıp gittiği o dönemde  Tommiks Nevada'nın göbeğindeki Kulver (Coulver) Kalesi civarında düzeni sağlamakla görevlendirilmiş . En az Tommiks kadar hastası olduğumuz iki karakter pardon İki alkolik karakter, Konyakçı (Doppio) ve Doktor (Salasso), her macerasında ona eşlik eder. Konyakçı'ya ayrı bir hasta olursunuz okurken. Bu ikili, bir yandan kendilerini sürekli komik olayların göbeğinde bulurken; diğer yandan da arkadaşları Miki'nin yardımına koşmaktan geri kalmazlar. Hepsinin ortak düşmanı da koruculardan intikam alma hevesiyle her seferinde yeniden karşılarına çıkan kılık değiştirme şampiyonu Binbir Surat'tır (Magic Face).

Konu ülkemiz olunca en az Disneyland kadar saçma ve "gerçek değil di mi" dedirte ayrıtılar karşımıza çıkabiliyor. Özgün adı "Capitan Miki" olan ve 1951 yılından beri İtalya'da, 1955'ten beri de Türkiye'de yayımlanmakta olan popüler çizgi roman "Tommiks" hiçbir politik altmetin içermemesine rağmen 1961 yılında Türkiye'de yasaklanmış. Yasaklanma gerekçesi 'çocukların aklını çeleceği' endişesine dayandırılmış. O tarihten sonra da defalarca yeni baskılarının yapılmış olması, hatta bazı gazeteler tarafından uzunca bir süre promosyon şeklinde dağıtılmış olması bu yasağın çok sıkı takip edilmemiş olduğunu düşündürüyor. Yasağın sadece 1961 tarihli belirli bir sayı için uygulanıp uygulanmamış olduğu da pek açık değilmiş Nihayet “Üçüncü Yargı Paketi” kapsamında 5 Ocak 2013’ten geçerli olmak üzere diğer 453 kitapla birlikte Tommiks'in yasağı da kalkmış oldu. 

Yine de Şeker Portakalı'nın"Zeze Portekizlinin arabasına biniyor çocuklara kötü örnek oluyo" diye yasaklanmasını geçemez benim nezdimde bu ..onu  da söylemiş olayım.

Bir de Suzi'miz vardı. Tommik ona aşıktı ve Suzi komutanlardan birinin kızıydı. 

Her çocuk okuduğu romanda ya da izlediği filmde bir kahramanla özdeşleştirir kendisini. Benim Suzi yerine Konyakçı ile özdeşleşmem bugünkü yetişkin aklımda çocuk Kadriye'ye çok gülmeme neden oluyor.Komik bir kızmışım vallahi.

Aşk var,heyecan var, o var bu var ama ihanet yok bu çizgi romanda. Kalplere kötülük tohumu  ekilmeyen, kötülüğü normalleştirmeyen bir zihniyet var. Belki de o yüzden bizim jenerasyon böyle...

Tommiks sinemaya da konu olmuş.1969'da Kayahan Arıkan'ın senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı "Maskeli Süvari Tom Miks'e Karşı " çekilmiş.

Kadıköy'de bir pasajda meraklıları için satışları halen sürüyor.

Tommiks benim en iyi arkadaşlarımdan biriydi hayal dünyamda. Ama "en" kahramanım o değildi :-)

Çizgi Roman Kahramanları ve 80'li yıllarda çocuk olmakla harmanlanmış anlatımlar devam edecek.

Siz de , sizdeki anıları ve bıraktıkları izlerini anlatırsanız ne sevinirim ne sevinirim..

28 Şubat 2021 Pazar

Baygın Bakışlarına Kurban Olduğum Doktor

 








Nehir "anne karnım ağrıyor" dedi.

"Ayaklarına çorap giymedin mi yine sen" dedim yüzyıllarca annelik genlerinin aktarımını dile getirip.

Sonra kustu.

Normal görünse de akış, örümcek adamdan hallice  olan annelik güdülerim alarma geçti ve Özer ile birlikte Nehir'i Haydarpaşa Numune Hastane'sine götürdük bir koşu.

17 yaşında olduğu için çocuk servisine gitmemiz gerekiyormuş.

Çocuk servisine gittik.

İnanılmaz nazik ve iyi insanlardı bizimle ilgilenenler.Sırf onların hatırına ve pandemi döneminde ne kadar perişan olduklarını bildiğimden ,ayakkabılarının "hepsini" kapısının önünde apartman ahalisinin koklaması içinbırakan sağlık görevlisi çocuklara sesimi çıkartmıyorum. Normalde o kapılarının önündeki bot ve ayakkabı deryasını fakir fukaraya dağıtır çıplak ayak bırakırdım onları uyarılara rağmen sürdürdükleri bu iğrençlikleri için.

Neyyyse...

Nehir'e karın ultrasonu çekildi ve kan tahlili  yapıldı.Toografiye karar kılınmıştı ki Zeynep Kamil Hastanesindeki  çocuk cerrahıyla yaptıkları görüşme sebebiyle serum bile bağlayamadan apar topar o hastaneye yolladılar bizi.

Yıllar önce okumuştum bir yerlerde : avukatın genci doktorun yaşlısı makbulmüş.Doktor yeniden kan tahlili aldı. Ufak tefek , çizgi film karakterine benzeyen, iddiasız görüntüsüne tezat  zeki ve sakin gözleri olan doktora  göz hapsine almış olmalıyım ki sakin bir sesle "sakin ol annesi" dedi.


Hahaha ..sen dersin de ben olamam doktorr...kontrollü sakin dururum da sakin olamam işte. 

Kan tahlili sonuçlarına baktı. Nehir'e "parmak ucunda kalk" dedi. Sonra da" bırak kendini yere bas" dedi. Sonra bana döndü ve" ameliyata alıyoruz " dedi.

Baygın bakışlarına kurban olduğum doktor. ..öldür beni!Di mi?

"Tomografi çekeceklerdi öteki hastanedeki doktorlar..siz de bir baksanız o şekilde emin olsak hocam" dedim saygısızlığımı farkında olup hitap ile üstünü örtmeye çalışarak.

Çizgi film karakteri hızıyla  döndü bana ve az sonra uyuyacakmış gibi kapalı göz kapaklarının ardından ciddi,sakin baktı yüzüme. "Ben teşhisimden eminim. Ne diye çocuğa o kadar  radyasyon yükleyeceksiniz? 130 röntgen çekilmiş gibi radyasyon...gerek yok" dedi. Sonra sabır ve öfkeyle karışık "ben eminim de sen emin değilsen al götür çocuğu fenalaşırsa gelirsiniz derdim ama..riske atmak istemiyorum annesi" dedi.

Bir saat içinde Nehir ameliyat oldu. Apandisit ameliyatı başarıyla sonuçlandı.

. Ameliyat öncesi giydirdikleri  siyah ameliyat elbisesi ile ablasına ve babasına yolladığımız komik fotoğraflar elimde bakakaldım ameliyathane kapısından geçerken korkudan kocaman olmuş gözleri ile bana el sallayan kızıma.

Yine yapayalnız hissettim kendimi.

Odaya gidip içine bir kaç yıl sığdırmış oldukları birbuçuk saati beklemeye koyuldum.

Gerçekten çok yalnız hissediyordum.İçimde Uçan Hollandalı'nın hayalet gemisini yüzdürdüğü karanlık koca bir okyanus vardı.

Sonra  Nehir odaya getirildi. Apandisit sırta doğru gittiği için laparoskopi ile değil açık ameliyat ile almışlar . "Başardım" dedi bana bakıp. Çok korktuğunu görebiliyordum. Hemşire "çok cesurdun" dedi sağlam bir ciddiyetle. O an idrak ettim ki, kızım 17 yaşında da olsa bir çocuğa seslendiği gibi sevecen ve sakin, moral verici ve müşfik davranılmasına ihtiyacı vardı ve bu yüzden 18 yaş altı insanlar yine de çocuk servisinde olmalıydı. Erken büyütmenin manası yok çocukları di mi? Ne çocuk ne genç..hem çocuk hem genç. Ne zor yaşlar hem yaşayan hem birlikte yaşayan için. Karmaşık ama özel, zor ve güzel.

Bizim doktor geldi ,Nehir ile gülerek ,sakin ve ciddi ilgilendi. Sonra yine sakince bana dönüp" sakin ol annesi " dedi.

Şimdi şu var. Ben zaten yapı olarak sakin bir insanım; iş ki biri çocuklarıma ilişmesin. Davranışlarım da sakin ve kontrollüdür her zaman, hatta o zaman bile. Ama o, tecrübeli gözleri ile içimdeki deli gömleği giymiş debelenen anneyi görebiliyordu.

Doktora şapka çıkardım.Saygın ve mesafeli tavrına ayrı, Nehir'im için yaptıklarına ayrı.

İki gece kaldık hastenede. Diğer detaylar şimdi lüzumsuz geliyor bana. Ayrılırken  Nehir "şu battaniyeyi satın alsak da eve götürsek" dedi, ona çok güldüm sadece. Kerameet battabiyede değil, yorgun bedeninin ihtiyaç duyduğu huzurlu uykudaydı , o yüzden çok güzel uyudun" diyecektim ama sustum.

50'li yaşlarımda ancak öğrenebilmişim susmayı. İlla doğrusunu söylemek ne gereksiz şeymiş. Bırak, bazı şeyler hayalindeki gibi kalsın insanların. Bırak, hayat herkesin ruhunda kendi şekli ile yer alsın.

Hala öğrenmeye çalışmak, "ben böyleyim n'apim" demeden hayatla birlikte evrilmeye devam etmek..bu da benim ailemden gelen eğitimle edindiğim şans olsa gerek. Hamdolsun.

27 Şubat 2021 Cumartesi

Deli Kızım Uyan-Şebnem Ferah/Şarkı Sözleri Öyküleri -5

 



Ön bilgi: Yazı boyu her şarkı adını tıkladığınızda müziği dinleyebileceksiniz.☺💚☺💚

Aklımın bir köşesinde vardı Şebnem Ferah. Ne zaman görsem ya da şarkısını dinlesem sesimin sesi olduğunu, o çığlık çığlığa haykırılan dünyanın içinde yer aldığımı hissederdim. Ve güzelliği beni derinden etkilerdi.

"Deli Kızım Uyan" şarkısı, Kırmızı Oda'da Boncuk'un hikayesinde gayet yerliyerinde yer alınca bizim evde de sıkça dinlenenler listesine girdi haliyle. Kafamda binbeşyüz  tilki kuyrukları birbirine değmeden dolanıyor ve "keşke yerinde olsam" dediğim hayali kahramanlar arasında Heidi başı çekiyorken, yetiştirilişimden kaynaklanıyor olsa gerek Şebnem Ferah ve şarkılarına duyduğum "merak" "e hadi erteleme de bi bak" boyutuna geçiverdi.

Öyle detay derin araştırmam mümkün değildi ama öğrendiklerim bir daha düşündüm O'nu,şarkılarını,beni,tanıdığım diğer insanları ve " yaşatılan zamanı."

Sanatçı olmak hakikatten başka bir şey. Acısını somut hale getirip tüm renkleri ve derinliği,sızısı ve isyanı ile paylaşabilmek. Korkmak ve bunu notalarla ajitasyondan uzak sadeliğin ihtişamıyla milyonların da hissetmesini sağlamak. Bu, muhteşem bir şey.


12 Nisan 1972 tarihinde Yalova’da dünyaya gelmiş.Lise yıllarında ”Pegasus” isimli amatör bir grup kurmuş.Üniversiteye başladığında hayalinin peşinden gitmek ve müziğe daha fazla yoğunlaşabilmek için ODTÜ Ekonomi Bölümü’nü bırakarak İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne geçiş yapmış. O yıllarında ise Türkiye’nin kadınlardan oluşan ilk müzik grubu olan ”Volvox” grubunda yer almış. Fakat daha sonra bu grup dağılmış ve Şebnem Ferah çalışmalarına tek başına devam etmiş.Yavaş yavaş üne kavuştuğu bu dönemlerde, Şebnem Ferah’ın hayatındaki acı kayıpları da ardı ardına gelmiş.


Uzun zamandır hastalıkla mücadelen eden ablası Aycan Ferah, hastanede tedavi görürken Şebnem Ferah ablasına kısa bir süre içinde ”Deli Kızım Uyan” şarkısını yazmış. Bu şarkıyı çıkardığı 1996 tarihinden iki yıl sonra ise 1998 yılında ablasını kaybetmiş. Deli Kızım Uyan şarkısı o zor dönemden kalmış ve aynı zamanda ”Bugün” isimli şarkısı da yine vefat eden ablasına ithafen yazılmış.

Yaşadığı bu acı olaydan sonra Şebnem Ferah 30 Haziran 1999 tarihinde ”Artık Kısa Cümleler Kuruyorum” isimli albümünü çıkarmış. Fakat Şebnem Ferah ablasını yitirdikten bir yıl, yeni albümünün çıkışından 1,5 ay sonra  17 Ağustos depreminde babası Ali Ferah’ı kaybetmiş.  ”Ateşe Yakın” isimli şarkısı da babasına yazdığı bir şarkıymış. 


2001 yılında ”Perdeler” albümünü çıkardığı sırada yine müzik camiasından biri olan Süha Yavuz ile birlikteymiş, hatta ”Günaydın Sevgilim” şarkısını da Süha Yavuz için yazmış..ancak ihaneti de bu şekilde tanımış. Universal Müzik’in patronu ve Şebnem Ferah’ın sevgilisi Süha Yavuz’un, Ebru Gündeş ile birlikte olduğu ortaya çıkmış..ve bu olay üzerine ”Mayın Tarlası” adlı şarkısını yazmış.

Babam Oğlum'dan Süha Yavuz'la gittikleri Finlandiya tatiline:

Bu akşam sanki hiç beni kırmamışsın gibi hissetmek istedim 
En son tatilimizi düşündüm, ayrılmadan 20 gün önce... 
Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde, yürüdük kilometrelerce 
İz bıraktık; kaldırımlarda, otelde, caddelerde.... 


Mayın Tarlası'ndan:

Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da / Soyunup korkusuzca çırılçıplak kalmışım 
Aşk filmlerinde olur ya işte öyle sevmişim sonunda / Bedenim sağlam bulunmuş, yüreğim paramparça... 

Daha İyi Olmaz mıydı şarkısından:

Bir kahve içseydik, sarılarak ayrılsaydık / Daha iyi olmaz mıydı 
Kaldığın bir otelden ayrılır gibi gitmeseydin  / Daha iyi olmaz mıydı 
Sözü hiç uzatmadan, doğruları söyleseydin / Daha kolay olmaz mıydı 
Ayrılmak yeterince zor, bunu zaten billiyordun / Ama hayatımın en kötü günü haline getirmeseydin 
Daha iyi olmaz mıydı?

3 oktavlık bir ses aralığına sahip olan Şebnem Ferah dünyanın en büyük şarkıcılarından Adele, Beyonce ile aynı ses düzeyine sahipmiş..bence bu müthiş bişi.

Öyküsü olan şarkılar, öyküleri olan şarkıcılar...

Çok hızlı  giden bir arabada gibiyiz. Hiçbir şeyin ayrıntısına, tadına, rengine bakmadan silüet halinde görüyoruz her şeyi sanki. Oysa ayrıntılar öyle güzel ki..

26 Şubat 2021 Cuma

Muz Kabuğu








Trabzon'da öğretmenlik yaptığım dağ köyünde, çocuklarıma muz getirdim bir gün.

Sevinçle yüzüme baktılar.

Muhammet, kabuğuyla ısırıverdi muzu.

Meğer ilk kez görüyorlarmış.


Tüm yardımların toplanıp güneydoğu'ya yollandığı yıllardı.

Öğretmenlik yaptığım köyde,okulun kütüphanesi bile yoktu.


Annem çarşı pazar dolaşıp kıyafet topladı çocuklarım için.

Ayakkabıları yoktu bazılarının.

Okula kadar çıplak ayak geliyor, okulda giyiyorlardı eski püskü pabuçlarını.

Teşekkür niyetine sarılıverdiler anneme..kocamandı sevgileri ,sevinçleri.

Okula yine yalın ayak geldi o çocuklar ama okulda giydikleri pabuçlar artık "gıcır"dı.

"Sana elma kızartalım" derdi çocukların anneleri, "hatır için de kızarmış elma mı yenir" derdim içimden. Meğer patatese elma derlermiş oralarda. Anlayıp dinlemek yerine kibrimize sarılıp ne mutlulukları öteledik ömrümüzde kimbilir. 

Ömrümün en mutlu günleriydi.

Dağlarda eriyen karla coşan bir nehir, ormanlarında geyiklerin gezdiği dağlar,  çıplak bahçesinde uyduruk bir voleybol ağı bulunan ve öğretmenlerin uzun teneffüste voleybol oynadığı bir okul. Çocuklar koşar, çocuklar oynar, hepsinin yanağı al al.


Öğretmen masasında her sabah taze kır çiçekleri.

Sınıfta çıtır çıtır yanan fındık kabuğu sobasının sıcağında komik bir öğretmen ve her birini taparcasına sevdiği öğrencileri.

Güzel olan neyi getirebildim bugüne?

EKMEĞİN "GUDUĞU"

Sabahları bana taze ekmeğin guduğunda tulum peyniri alan abim dahil hepsi yok hükmünde...yittiiii gitti.

Kimi kendi isteğiyle

Kimi zamanın hükmüyle


Ne yazık...



24 Şubat 2021 Çarşamba

Kazanan Yalnızdır , Paulo Coelho



 İzmir kadar özel bir kadın olan sevgili Gonca (tık) bana koca bir kitap kolisi yolladı yüzüm gülsün diye. 


Beni, blog dünyasına iteleyen de odur he... Gonca bi tanecik tatlı ve naif bir dost.


Kitaplardan ilk okumak istediğime bi türlü karar veremedim çünkü birini bırakıp birini elime almaktan başım döndüydü. Gözümü kapatıp birini seçtim.

“Kazanan Yalnızdır” çeviride hiç sevmediğim bir anlatım dili kullanmış. Bitaraf. 

“ İgor’un bütün bunlardan haberi yok. Festivale ilk gelişi” gibi.  Yine de bunu  göz ardı ederek gittikçe içeri çekip  sonunu merak ettiren kitabın akışına bıraktım kendimi büyük bir zevkle. 

Kitapla ilgili aklımda kalanlar ve söyleyeceklerim:


“Süpersınıf” diye bir terim üretmişler. Terim üretilmesini seviyorum.  Üst tabakadaki insanlar, akış, dünyanın bir ucundaki yaşayışta önem sıralamasının farklılıkları, basit olanın güçlü oluşu, kader ve bir çok teknik ayrıntı hakkında bilgi sahibi olup düşünmemi sağladı kitap. Özellikle uçak modunun aslında gerekli bir şey olmadığı ve uçak firmalarının , uçak koltuklarına telefon monte edip bunların kullanılmasını sağlayıp para kazanmak arzusu ile uydurdukları bu masaldan geri adım atılmadığı için “uçak kalkmadan telefonlarınızı kapatın ya da uçak moduna alın” anonsunun sabit kaldığı iddiası komik ve ilginç geldi.İnsanı yaşatabilmenin /var edebilmenin ne az yolu varken insanı yok etmenin/öldürmenin ne çok yolu olduğunu düşündürdü. “Olasılıksız” ve “ Şibumi” deki gibi, bir çakıl taşının yerini değiştirdiğinizde evrende / evreninizde akışın tamamen değişebildiğini hatırlattı.

Kazanan değil kaybeden yalnız kalır sanmıştım..

Aşağıda alıntısını yaptığım martı-fare kıssası, neleri düş saydığım konusunda kendimi sorgulamama neden oldu.

Onu sevdim, bittiğinde  yeni bir kitaba başlamadan önce kitabı tekrar düşünmek için kendime bir gün izin verdim.


Kitaptan Alıntılarım:


 İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Ne yiyeceğiz?”  Diye canınız için, “Ne giyeceğiz” diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden giyecekten daha önemlidir. Kargalara bakın! Ne eker, ne biçerler: ne kilerleri ne ambarları vardır. Tanrı onları doyurur. Siz kuşlardan çok daha değerlisiniz! Hangi biriz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir? Bu küçücük işe bile gücünüz yetmediğine göre öbür konularda neden kaygılanıyorsunuz?Zambakların nasıl büyüdüğüne bakın!Ne çalışırlar ,ne iplik eğirirler.Ama size şunu söyleyeyim, bütün görkemine rağmen Süleymen bunlardan biri gibi giyinmiş değildi…Luka 12:22:27

Moda aslında “ben sizin dünyanızdanım. Sizin ordunuzla aynı üniformayı giyiyorum onun için beni vurmayın” demenin bir biçimidir.


Martı plajın üstüne uçarken bir fare görmüş. Hemen alçalıp fareye sormuş: “Kanatların nerde senin”. Her hayvan kendi  dilini konuşur.O yüzden fare soruyu anlamamış.Karşısındaki yaratığın gövdesine takılı o iki tuhaf iri şeye bakıp” bir hastalığı olsa gerek” diye düşünmüş. Farenin kanatlarına baktığını gören martı” zavallıcık” diye geçirmiş içinden.”Bir takım canavarların saldırısına uğramış herhalde;hem kulaklarını sağır etmişler hem kanatlarını alıp gitmişler.”Fare için çok üzülen martı, hayvancağızı gagası ile tutmuş göklerde bir gezintiye çıkartmış. Ama göklerde uçarken “evini özlemiştir belki” diye düşünmüş ve fareyi büyük bir özenle yere indirmiş. Aradan aylar geçmiş, farenin yüreğine bir hüzün çökmüş;yükseklerden baktığında ne kadar engin ve güzel bir dünya gördüğünü anımsamış.Gelgelelim zamanla yeniden sıradan bir fare olmaya alışmış, yaşadığı o mucizenin düşten başka bir şey olmadığına inanmaya başlamış.

Büyük öğretmenlerin söylemiş olduklarına odaklanmak yeterli değil; Tanrı’nın yardımına ihtiyacı var.

Bir Arap atasözü ;” çocuklarına kanat ve kök verenlere şükürler olsun” der.

Ayna mükemmeli  yansıtır; hiç hata yapmaz , çünkü düşünmez. Düşünmek, hata yapmak demektir.

Moda altı ayda bir kendini yenileyebilir, ama bir tek şey hep aynı kalır; fedailer hep siyah giyer.

4 Şubat 2021 Perşembe

Duygular Renk Renk

Kendi bloğumdan intihal yapacağım bugün.

Belki şöyle baba bi üniversiteye beni de rektör-dekan bişi atarlar :-)



En sevmediğim duygu çaresizlik. Rengi bulanık safran sarısı, çirkin bir kırmızının üzerine dökülmüş. Ne yapsam atamıyorum üzerimden, ne varsa bende kalan alıp götürüyor hepsini tereddütsüz...Zamanın getirdiklerini zamansız alıyor benden.Soğuk!




En aldırmadığım duygu öfke. Rengi palyaço pembesi.Nadir gelir, ben geliş sebebini sormadan alır şapkasını gider ardında iz bırakmadan.Kanımı ateşleyişini, bende yarattığı adrenalini severim ama en çok geç gelip tez gidişidir sevdiğim.Bir de , sadece öfkelendiğimde aldığı bir renk var gözlerimin; çakmak çakmak bir yeşil.Onu da severim.
  
                                                        

En vazgeçilmez duygu huzur. Sevgi maisi ile şefkat maisinin uyumla kucaklaştığı bir mai rengi. O kadar serin bir sıcaklık ki o, incinmesin,kırılmasın , benden kimse alamasın diye kalbimin ve beynimin ennnnn içerilerine yerleştirip duvar ördüm çevresine. Aldırmazlığı içime veren Allah'ıma şükürler olsun.Bazen köy yanar kel bakar modunda yaşamak o kadar güzel ki :-))
En şiddetli duygu aşk. Rengi değişken ama asla pastel değil ve asla beyaz değil. Genelde damarlarımda kanın Şibumi kıvamında dolaşmasına neden oluyor.


En kuvvetli duygu annelik. Rengi mercan yeşili ile turuncu karışımı. Uç duygu ve kavramların uyum içinde tek potada erimesine neden olan karmaşık bir düzen getiriyor dimağınıza.İlk defa ölümden korkuyor insan...onları bırakmak korkusu ölümden baskın.
                                                           
En ferahlatıcı duygu özgürlük.Dünyanın tüm rüzgarlarını ciğerlerinize doldurmak demek özgürlük. Göğün maisi ile bulutun beyazı birbirine karışmış,Dalgaların köpüğü gibi kıpır kıpır ve vazgeçmeye hazır. özgürlük sıcak havada alınan serin ve taze bir nefes gibi...
                                                                               
En nitelikli duygu merhamet. Allah almasın kalbimden onu..başka iyi bir niteliğim yok çünkü. Merhamet kahverengi yeşil, merhamet sakınımlı mahçup. Merhamet suskun dilsiz ,tevazu içinde ama başı hep dik. Maşkerhamet anne kurabiyesi tadında..
En bedel ödeten ama en arı kalan duygu adalet. İnsan kendi adaletini uygulamalı, adaleti el'den beklememeli bazen. Adalet kömür karası kararlı.Adalet çelik kadar soğuk ama elden bırakmazsan senin vücut ısında.
                                                                

En salak duygu korku. Rengi çiğ sarı..uçup kaçacak gibi.Bir Allah'tan bir nefsimden bir de sarhoştan korktum şimdiye kadar. Öteki renklerimi zedelemesin diye gelse de görmem, seslense de duymam duygularımdan bu. Soğuk çorba içmek gibi...


En çabuk kaybolabilen duygu vefa. Lila rengi, utangaç. Az insanda bulunur, çoğaltılması resimlerle-kokularla-şarkılarla mümkündür. Kırılgandır,beslenmesi gerekir. Lazım yerde vefasızlık eden de..Allah'a havale edilip silinir.

2 Şubat 2021 Salı

Film Önerisi - Yukarı Bak! #AsagiBakmayacagiz

Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşananlar beni delirtti!!!

İnsan olarak, anne olarak, laik Türkiye Cumhuriyeti'nin tartışmasız bir savunucusu olarak; #AsagiBakmayacagiz

  Film, bitti denen yerde başlıyor...

#AsagiBakmayacagiz



Aşağıda Sefiller filminden bir video ve şarkı sözleri var. "Aşağı Bakma" meselesinin aslı budur.






Aşağı bak, aşağı bak
Look down, Look down

Gözlerine bakma
Don't look 'em in the eye

Aşağı bak, aşağı bak
Look down, Look down,

Ölene kadar buradasın
You're here until you die
Şimdi mahkum 24601,
Now prisoner 24601,

Süren doldu
Your time is up

Ve şartlı tahliyeniz başladı
And your parole's began

Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun
You know what that means
Evet, özgürüm demek
Yes, it means I'm free
Hayır!
No!

Seyahat planınızı mektubu takip edin
Follow to the letter your itinerary

Bu utanç rozeti
This badge of shame

Ölene kadar göstereceksin
You shall show until you die

Tehlikeli bir adamı uyarıyor
It warns your a dangerous man
Bir somun ekmek çaldım!
I stole a loaf of bread!

Kız kardeşimin çocuğu ölmek üzereydi
My sister's child was close to death

Ve biz açlıktan ölüyorduk.
And we were starving.
Tekrar açlıktan öleceksin
You will starve again

Kanunun anlamını öğrenmedikçe
Unless you learn the meaning of the law
Ya da o 19 yılın anlamı
Or the meaning of those 19 years

Hukukun kölesi
A slave of the law
Yaptığın şey için beş yıl
Five years for what you did

Gerisi kaçmaya çalıştığın için
The rest because you tried to run

Evet, 24601
Yes, 24601
Benim adım Jean Valjean
My name is Jean Valjean
Ve ben Javert
And I am Javert

Adımı unutma
Do not forget my name,

Beni Unutma,
Do not forget me,
Aşağı bak, aşağı bak
Look down, Look down

Her zaman bir köle olacaksın
You'll always be a slave

Aşağı bak, aşağı bak
Look down, Look down

Mezarında duruyorsun.
You're standing in your grave.

 

1 Şubat 2021 Pazartesi

Bir Bahar Akşamı Rastladım Size-//Şarkı Sözleri Öyküleri -4



Bu öyküyü okuduğumda daha evvel sizlerle paylaştığım (okumak / hatırlamak için tıklayınız) bir rüya ve devamındaki olaylar geldi aklıma. Halen zihnimde capcanlı duran o siluet ve sahibi acaba şimdi nerelerde ve ne yapıyor? Sır, onunla birlikte bir sele kapıldı gitti  ne yazık...



Şarkı sözlerinin sahibi olan Fuat Edip Baksı 19-20 yaşlarında iken rüyasında çok güzel bir kız görür. O gördüğü kıza gönlünü kaptırır. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle yanıp tutuşur. Hiç kimseyi gözü görmez olur. Yılların hızlı bir şekilde akmasıyla birlikte ailesi de ona baskı kurar ve zorla evlendirilir. Fuat Edip, çaresiz bir şekilde, rüyasında gördüğü kızı yüreğinden silemediği halde istemeye istemeye bir kızla evlendirilir. Bir bahar akşamı Fuat Edip'in yolu, Acıbadem'deki Çamlıca Kız Lisesi'nin önünden geçer. Okul zili çalmış ve öğrenciler evlerine gitmek üzere dağılıyorlardır. Tam bu sırada Fuat Edip'in gözüne bir kız ilişir. Bu kız, yıllar önce rüyasında gördüğü kızdır. Şair, adeta donakalır, kendinden geçer. Onun bu halini fark eden öğrenci de mahcubiyetten boynunu eğer. Fuat Edip, artık yaşlanmış haliyle kıza bakar kalır. Fakat artık her şey bitmiştir. Adeta beyninden vurulmuş bir halde yoluna devam ederken şu mısraları mırıldar:

Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki yıllardır aradığın bu
Şimdi soruyorum büküp boynumu ah
Daha önceleri neredeydiniz