hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Hasret



Önce  bi tık

 Bir gün  okuldan eve geldiğimde evimiz klasik olarak misafir doluydu. Annem ve misafirleri şık kıyafetler içerisinde sohbet edip, pasta -çay ikilemesinin zarif takımlarda ikramını izleyip ortama neşe saçıyorlardı.

Misafirden o zamanlarda da nefret ederdim. İç dünyama çekilişime izin vermeyen ve hoşuma gitmeyen anlamsız kuralları burnuma sokan bir sürü insandı bana göre.

Yine de   yetiştiriliş tarzıma uygun bir şekilde güler yüzle hepsini selamladım, yaşlıca olanların ellerini öptüm. Üzerimde okul üniformam olduğu için okul ile ilgili aynı tarzdaki soruları  tek tek cevapladım. Müsaade alınca da odama doğru yollandım.


Annemin göz ucuyla beni izlediğini biliyordum, bu konuda hata kabul etmediğini de. Henüz yürek  yemediğim yıllardı diyelim.

Sonra ev kıyafetlerimi giyip, elimi yüzümü yıkayıp bir kez daha yanlarına gittim. Beş dakika orada oturmasam yiyeceğim paparayı biliyordum. Ortamı her ne kadar sevmesem de annemi izlemek hoşuma gidiyordu. Gerçekten mutlu gibiydi, tatlı yanakları kırmızı kırmızı. Tek kat hafifi bir ruj (başka makyajını hiç görmedim) konuklarına samimi bir sohbet tutturmuş..

O sırada , bizim rutin işleyişimizi bozan bir şey oldu. Babam gündüz vakti ve evde misafir varken eve geldi. Neşeli ve bana göre eşsiz gülümseyişi ile "hanımlar, Rabia'yı kısa bir süre için sizden çalıyorum hoş görün " dedi. Herkes neşe ve merakla mırıldandı. Anlayışlı bir sesle mırıldanılan "tabii tabii ne demek"ler derin merak barındıran tınılardaydı. Bense meraktan ölüyordum.

Babam annemi aldı ve gitti.


Çay servisi ve misafirlerin sigara dumanlarını içime çekmek ile meşgul oldum. Annem gibi davranmaya çalışıyor, o zamanlar kibar sandığım muhtemelen alık bir gülümseme ile sohbet etmeye çalışırken annemin yokluğunda ağzımdan laf almaya çalışan teyzelerin ince oyunlarına karşı da dikkatli olmaya uğraşıyordum.

Annem geldi.

Yüzünde inanılmaz bir sevinç, heyecandan bahar rengi gözleri ışıl ışıl.

Babam kooperatife girmiş.

Artık bir evimiz olacakmış.


Annemin de onayını almak için bir acele yeni evimizin olduğu yere götürmüş  onu. Annem de tamam deyince bi tamam olmuş her şey.

Nasıl gururlandım ikisiyle de. Herkesin meraklı soruları ve annemin neşeli cevapları içinde  oturdum kaldım misafir odasında.

Hayat, güzel şeylere kapıyı aralamıştı.

Mutluydum

* * * 

Bugün yükselen dolardan, yitip giden adaletten,mahvolan ülkemizden, mahvolan hayatlardan bıktığım ve bunları yazmak -yaşamak istemediğim bir gün. 


Güzel şeyleri anmak , güzel şeyleri geri getirir belki de... sadece misafir geldiğinde kapısı açılan misafir odasından,  rahat eşofmanları çekip oturan değil  şık ipek gömlekleri ile misafirliğe giden o güzel insanlardan,  manası yok diye terk edilmiş güzel nezaket kurallarından, güzel başlangıçların getirdiği güzel hayatlardan bahsetmek istiyorum.

Ben artık şarkı söylemek istiyorum.

       



13 Temmuz 2018 Cuma

A'mâk-ı Hayal



"evet azizim! ben hayallerin arkasina gizlenmis olan hayaletleri ariyorum. ne yazik ki bulamiyorum. tam olarak 'bulamiyorum' demek de yanlis. bunu nasil anlatacagimi bilmiyorum. ilmi gerceklere kimsenin bir sey demeye hakki yoktur. yalniz, bir hakikatin varligi diger bir hakikatin varligina engel olmaz. bazi vicdanlar, baslangic ile sonu birbirinden ayiran bir cizginin onunde durup orada kalamaz. ben bu hayati; dunyaya nicin geldigimizi, ne olacagimizi, bizi bu dunyaya gondereni anlamadan terketmemeye niyet ettim. keske bu sorulara olumlu ya da olumsuz bir cevap bulabilseydim. yari dervis, yari deli ama her gordugunu hikmet gozuyle goren bir dusbazin dusleri sizi cagiriyor. hayat, sekr aninda gorulen bir dus degil midir? kim bilir?"


Tam da  fırtınanın ortasında "arif olan arif'i bilir" diye iç kapağına bir güzel cümle yazılıp bana hediye edilen bu kitap hayal  ile hayat arasında öğretici ve farkına vardırıcı  anlatımlarla dolu.

Henüz okuyorum bitirmedim. Yine de etkilendiğim bir öyküsünün öğretisini paylaşmak istedim.

Öyküde Raci savaş alanına gidiyor.

İiyilikle kötülüğün ebedi savaşı bu tabii.

Nifak'ı Muhabbet yeniyor.
Muhabbet'i Gazap
Gazap'ı Hikmet (insanın bilgide ve ahlakta ulaştığı kemal)
Hikmet'i Nefs-i Emmare (kötülüğü emreden nefs)
Nefs-i Emmare'yi ise aşk yeniyor.

Beni hoş yolculuklara çıkartan bu kitabın , hayatımın bu döneminde karşıma tesadüfen çıkmadığına inanıyorum.

Bitirmeyi de sabırsızlıkla bekliyorum.
Bakalım bana daha neler anlatacak.



25 Mayıs 2018 Cuma

İncelikler - Kalın Kafalar


Bu kadar kalın kafalı olmamalı insan


Hayat bişiyi anlatmaya çalışıyor ve siz ısrarla anlamıyorsanız , bir daha bir daha aynı şeyleri yaşamak zorunda kalıyorsunuz.


Kendinizden başka suçlayacak kimse yok.


Bknz ; Şekil 1-A ben

Yerin 7 kat dibine girdim bir sürü masum kalbin eliyle. 
Bu hikayede herkes masum ama sonu kötü bitiyor işte.

Anlamak lazım.


* * * * * * ** * * * ** * *





incindim, incitildim derinden 
terkettim kendimi 

tesadüfen karşılaştım içimde 
kendimle yeniden 

bir minicik kız çocuğu bak 
duruyor orada hâlâ 
anlatamam gördüklerimi 
o neşeli çocuğa 



15 Haziran 2017 Perşembe

Çağla


Çağla var bizim, siz tanımazsınız.
Sürpriz yumurta gibi bir kız.
Sevişi,sövüşü,dövüşü,öpüşü şahsına münhasır.
Karadeniz türküleri gibi...ağıt yakarken gülmekten öldürüyor....her mutluluğunda bir hüzün.

Herkes gelir o görünmez, kimse olmaz bakarsınız yanıbaşınızda.

Ne kadar güzel olduğunu, ne yazık ki bilmiyor.
Çocukluğu kucağında, kadın haliyle uğraşıyor.

Neyse, bugün bir yazı paylaştı;bayıldım.
Mutlaka siz de okumalısınız...sevgilerimle


Ne güzel soylenmis....

          Soğuk bir kış sabahı sahildeki küçük bir köyden bir balıkçı
filosu denize açıldı.

          Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu.

          Gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti.

          Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer
ellerini açıp, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Tanrı'ya
yakararak kıyıda dolaştılar.

          Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın
çıktı.. Hiçbir şeyi kurtarmak mümkün olmadı.

          Gün ışırken, herkes sevinçle balıkçı teknelerinin tümünün
sapasağlam limana döndüğünü gördü..
          Kıyıda ağlayan tek kişi vardı. Yangında evi kül olan kadın..
Kocası karaya çıkarken "Mahvolduk! Evimiz, içindeki her şeyle birlikte
yangında kül oldu" diye haykırdı.
          Adam karısına sarıldı.. "O yangına şükürler olsun! Gecenin
zifiri karanlığında, o müthiş fırtınada, dağ gibi dalgalar arasında,
yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler, yolumuzu bulduk ve
salimen dönebildik."

          HAYAT BU

          Üzülüyorsun, takma diyorlar,

          Kızıyorsun, değmez diyorlar,

          Boşveriyorsun gamsız diyorlar.

          Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar,

          Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar,

          Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar.

          Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar,

          Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar..

          Ölünce ne diyecekler?

          Muhtemelen ...ölüm sana yakışmadı.

          Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler !

          Neyzen Tevfik demiş ki:

          Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer...
          İçsen de tükenir içmesen de;
          Bu yüzden hayattan tat almaya bak...
          Çünkü yaşasan da bitecek...,

          yaşamasan da...
Selamlar.

6 Haziran 2017 Salı

Bugün Doğumgünüm Yazısı


Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.

Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyü yünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.

Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.
Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.
Eğer şimdi değil ise ne zaman?… Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır.

En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.
En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza’ ya aittir. Der ki;
-“Uzun zamandan beridir gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.”

Bu görüş acısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse;
Okulu bitirene kadar,
100 milyar kazanana kadar,

Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar, Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,

Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene kadar…..

MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ ‘AN’ DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.

MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR. “PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA. OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR.”
Unutmayın “YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR”
Murathan MUNGAN

15 Kasım 2016 Salı

Feriha


Laf ola beri gele der gibi dalıveriyor bazen freni patlamış kamyonlar hayatımıza.

"Ben bu filmin sonunu kesin biliyorum" diyebileceğiniz bir şey değil hayat.

Sürprizler, hiç ummadık zamanda ölüveren başrollerle dolu sokaktaki öyküler.

Ölüm dediysek her ölü nefes almaz diye bir kaide yok.Göreceksiniz...


Hep gülen, şaşmaz şekilde daima strech kot giymesine neden olacak  sütun gibi bacakları olan bir kızdı Feriha (gerçek öykülerde gerçek isimler kullanmıyoruz malüm). Kuş yuvası gibi dağınık  saçları, kırmızı  yanakları , bira küstah bakan gözleri ile okuldaki çok sıradışı olmayan ama sıradanlıkla nitelendirilmeyecek bir tanıma sahipti.İlk senenin şaşkın ve ürkek ruh halini pek çabuk attı üzerinden. İkinci sene "nolacak abi yaaaa"lar bürüdü her yerini. Babası subaydı, belki o disiplinin isyanı oldu her şeye "nolacak abi yaaa". Bir gün yine "nolacak abi yaaa" ile hipnozcuya gitti arkadaşları ile kakarakikiri. Biz de yani  "manyak bunlar yaaaaa"cılar gelsinler de geyik çevirelim halinde idik.

Ama gelmediler.

Ertesi gün de yoktular.


Sonra öğrendik. Hipnoza giren Feriha çocukken uğradığı  bir tecavüzü fısıldayıvermiş isimlerle birlikte. Kendine geldiğinde herkesin yüzündeki ifadeye gülmüş önce , sonra şaka yaptıklarını sanmış, sonra doktora gitmişler..bakire değil. Sonra hatırlamış her şeyi. Çocuk bilinci reddetmiş 1. derece akrabanın tecavüzünü, yarattığı korkuyu, acıyı, utancı. Unutmuş..unutmak koruma kalkanıdır bakmayın.Ben de kaza geçirdiğim döneme ait detayları unutmuşum satır satır değil  cilt cilt.


Neyse, Feriha evdekilere olanı biteni anlatıyor, baba o akrabayı vuruyor,akraba ölmüyor,aile darmadağın,ortalık toz duman...

Yeni bir hayat kurmaya çalışsa da Feriha, öteki yaşananlar hep gölge kaldı yanında.

Mevsimler kurgularla oyaladı bizi
Tarlaya bırakılmış bir at gibi
Bağlı, yalnız ve özgür,
Umudumuz sabrın tutamadığı ırmak 
Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi

**
Kalk dostum ormana gidelim
Geyik sesleri içine çökelim
Yeniden doğuş, kıvanç, uyum
Kurgular bir yana, biz bir yana
İlk kez düşünmeden görelim

Martılar gibi yağmurun altında
               
                       Melih Cevdet ANDAY



28 Eylül 2016 Çarşamba

Umman


Bankanın birine kızdım sabah.

Ama önce, çok lütfen tık. Extra severim bunu,paylaşmazsam ölürüm.

Önce,  karşıma çıkan hanıma sabahını rezil edeceğimi ama bunun şahsıyla ilgili olmadığını söyleyerek peşinen özür diledim.
Sonra avaz avaz ve avaz..
Öyle böyle değil deliler gibi haklıydım.
15 sefer hoşgörmüş,uyarmış,aramış,"ok" almış 16. sefer yine mağdur olmuştum.
Bulup bulabildiği tek çözüm önerisinde de benim bir ödeme yapmam gerekiyordu.
Tükürdüğümün mevzuatı böyle söylüyordu çünkü.
Zaten film oradan sonra koptu.
Bana bir üstünü bağla dedim.
Bunca yıl şikayet yerinde çalışmışım,insanların dertlerini zevk ,zevklerini dert edindiğim tam 15 senem var benim!
"Bir üst" genelde sistemi harekete geçiren sihirli cümledir.
Zor şer bir üstünü bağlattım, kayıt altına aldık biz size döneceğiz söylemlerini reddettim.


Bir üstü  sakin bir hanımdı. 
Mübarek mevzuattan söz açılınca mahkemeye vereceğim sizi, o mevzuat hep mi müşteriyi didikler bal gibi siz hatalısınız dedim.
Bizzat sizinle ilgilenen ben olacağım dedi, ben tutturdum o  orta yolu açtı.
Belki yarım saat sürdü bu görüşme.
O arkadaşınıza söyleyin, çağrı merkezindekiler sesini sertleştirmez öyle,hele Kurum haksızsa hiiiiiiç çekemez karşınızdaki. hem haksız hem çemkirik: edep ya hu. ..dedim.
Bir kaç saat sonra o yetkili beni aradı.
"Kadriye Hanım" dedi. "Ben S.. G.." 
Kalakaldım.
Bir an sessizlik
Sonrasında ikimiz de bastık kahkahayı.
Üniversiteden çok sevdiğim bir sınıf arkadaşım çıkmasın mı?
Görüşmeler esnasında o da bilmiyormuş ben de bilmiyordum.
O, benimle ilgili işlem yaparken fark etmiş (her iki soyadımı kullanan aklımı severken  "eski soyad" deyip aslımızı inkar etmeye zorlayan sistemin...")


Hayat," huysuzluk edip durma kadın" dedi bana.
Biraz gevşe..güzel sürprizlerle dolu yollar çoğu zaman.
Hayat "bana inan" diyor sürekli, nasıl da kaskatı öfkemiz-yargılarımız aslında.


26 Eylül 2016 Pazartesi

Orkidli Ayakkabı


Kakara kikiri günlerimizin biriydi, okuldan fıymış bir üst sokaktaki kahveye gidecektik okey partisine. Dert eksikliğinde canımız sıkıldığı için kendimize dert edindiğimiz, Kayahan şarkılarını en sevdiğimiz zamanlardı. Bir şemsiyenin altında üşümemek için birbirimize sokula sokula insanları çekiştirip eğlendiğimiz  konuşma akışında Derya "Mahmut'u biliyor musun böyle havalarda ne yapıyormuş üşümemek için" dedi. Mahmut'u düşündüm. Hep gülümseyen ama uzak duran,genelde duvar dibinde oturan ve duvar kenarında yürüyüp dikkat çekmemeye uğraşan maddi durumu hayli hayli  kötü biriydi. "Ne yapıyor ki" dedim. Ayakkabısı su almasın diye içine orkid koyuyormuş. 




 (Bu arada bir tık ile devam etmenizi önersem?)

Hani vardır ya, grup ortamına karşı çıkacak gücü bulamazsınız, sizin de gülmeniz gerekir, sizin de onlar kadar kötülüğü görmezden gelenlerdenmiş gibi davranmanız gerekir. O an "n'apim herkes böyleydi" dersiniz demesine de size ait olmayan o cümle yıllarca vicdanınızı sömürür durur. Sonra siz bu sızıyı bir daha yaşamamak adına "hayır" demeyi öğrenirsiniz. Şekillenir, dik duracağınız rüzgarlara hazır hale gelirsiniz...İşte öyle bir gülüştü onlarla birlikte gülmem,Mahmut ile sanki komik bir şey varmışcasına neşeyle alaycı bakışmam. Onun sessiz bakışlarını yere eğişine kızmam...

Facebook için söylenen bir söz var. "Kaybettiğim arkadaşlarımı bulmuşum,bulasım olsa kaybetmezdim" diyor kimisi. Doğru değil. Üniversiteden sonra çok savrulduk, alan geniş "İletişim Fakültesi". İş hayatında belli bir sektörde de çalışmıyorsun ki rastlaşasın.

Mahmut'u Facebook'ta, üniversite arkadaşlarının buluştuğu grupta buldum. Beni ekleyince uzun bir tereddüt süresinin ardından ben de onu ekledim.



"Herkesi" gocunmadan ekleyen bir kaç isimden biri Mahmut. "eski arkadaş" demiş, kimseyi ayırmamış. Profil resmine baktım, artık yere eğdiği bakışları kaldırmış bir adam bakıyor bana dimdik. Bakışları düz, sorgusuz, anlatmayan ama dinleyen. Hemen ne iş yaptığına baktım, hatırı sayılır bir firmanın cafesini işletiyor,kendi iş yeri var.Hayatta olanaklar ile sorunları  eşleştiren zekasını kullandığını varsaydım. 

Mısır'daki amcamdan miras kalmış gibi sevindim. Ne çok affedilmeyi bekleyen anım var benim.

Hadi onlar gençliktendi..ya şimdi bile bile üzdüklerim...ama olsun. Affetmek lazım dünyanı, kendimizi ve insanları ve şansı ve kaderi.


Hayat, bir adım geri çekilip baktığınızda size çok şey anlatıyor. Umudun hep var olduğunu, adaletin sessiz ve aksak adımlarla da gelse mutlaka geldiğini, inanmaktan vazgeçmeyenlerin umuda kavuştuklarını ve insan olarak kalmanın zor ve ağır bedellerle dolu olsa da vazgeçilmeyecek bir  karar olduğunu anlatıyor mesela. 

Ya da bir deprem ile bir yangına bakar mülk dediğin, gönlünü zengin kıl mevsimlerden renklerden haz alan aklın olsun,hırsı öğretilmiş kuralları bir yana bırak gönlün huzur dolsun diyor.

Acımadan ve acıtmadan doğruyu bulabilmek dileğiyle...







20 Eylül 2016 Salı

Mahkeme


Unutmaya çalışıyorum, olmuyor.
Kader,ertelenemeyenmiş meğer.

Çok seneler önce, sabaha doğru bir saatte işten çıkmış Seyrantepe'den Üsküdar'a gelirken Altunizade'den Nuh Kuyusu Caddesi'ne döndü araç. O anda, karşı kaldırımdaki bir delikanlı hızla bizim şeride yöneldi. Karşıdan karşıya geçmeye çalışıyordu. Şoförümüz sola kırdı. delikanlı yavaşlasa herkes kurtaracaktı. ..ama o hızlandı. Şoför direğe bindirmeyi göze alıp daha çok kırdı direksiyonu, delikanlı daha hızlandı. Sonra o korkunç ses....



Onu bir an havada gördüğümü hayal meyal hatırlıyorum tüm bu anlar birikimi olan kısacık bir kaç saniyenin içinde. Sonra başaşağı ön camdan kucağıma inişini. Ağzıma dolan cam kırıklarını. İçimdeki , hala anlam veremediğim sakin sükunetimi. Araçtan inişimi. Koşturanları. Karşı kaldırımdan gelen çığlık çığlığa arkadaşlarını.

Çocuk 27 yaşındaymış. Zonguşdak'tan gelmiş o gün. Üniversiteyi kazanmış, babasının hediye ettiği araba ile İstanbul'a gelmiş. O akşam arkadaşları ile bulup içecekler ve yeni başlangıçların zaferini kutlayacaklarmış. Tam buluşmuşlar, arabayı iyi park edemedim diye huzursuzlanmış. "Boşver" deseler de dinlememiş. "Dur şunu düzelteyim öyle gidelim içmeye" demiş.

Sonra eceline koşmuş.

Mahkemeye şahit gittiğimde panikten delirmek üzereydim. Aile, şoförden kanparası almış bir miktar ama yine de mahkemeye vermiş. Hani ben seni öldürmeyeceğim ama mahkemeye  de çıkmadan olmaz parası. İğrendim onlardan, evlatlarını kaybetmiş aileye duyduğum saygın merhamet yerini tiksinmeye bırakıverdi.  Daktilo kız adresimi sordu, söyledim.O da tekrar etti.

-Ahçıbaşı....
"Hayır" dedim. "Ah beddua demektir. Ahçıbaşı bedduacıbaşı demek olur. osmanlıda bedduacıbaşı diye bir meslek mi vardı?Yoktu! Aş yemek demek. Aşçıbaşı  ise yemek pişirenlerin en kıdemlisi demek. Padişahın aşçıbaşısı....."

Hakim kürsünün üzerinden eğilip bana baktı.

"Ciddi misin sen?"

 Sustum. 

Taksi şoförünü gösterdi karşı tarafın avukatı. "Neden siz şahit olarak çağrıldınız?Şoförü tanıyor musunuz?"

"Elbette tanıyorum" deyince ortalık yeniden karıştı. Şahitliğimin reddi istendi. Hakim bana baktı  "şaşkın bu" dedi. Sonra sordu "nerden tanıyorsun,yakınlığın ne?"
-"Ne yakınlığı" dedim şaşkın. Kaza yapan aracın sürücüsüydü ordan tanıyorum.

Hakim bu sefer sesli güldü.
-İyi, öyle söylesen ya.

Bende gittikçe artan paniğe hayret ediyordum. Kaza olmuş, gencecik bir insan kucağımda can vermişti. Direğe bindirdiğimiz sırada bile çığlık atmamıştım ama mahkemede yaprak gibi titreyip saçmalıklar rekorunu zorluyordum.

-Taksi hızlı mı gidiyordu
-Hayır
-Hızı kaçtı mesela
- Benim ehliyetim yok, param çok olduğunda taksiye biniyorum ama kalan zamanlarda otobüsle  gidiyorum her yere. Yani nerde hangi hızla gidlir bilmem ama nereye hangi otobüs gider ya da hangi saatlerde ne kadar sürede gider bilirim, onu söyleyebilirim ama taksi hangi hızda gidiyordu diye sorarasanız bilemem ama o saatte yollar boş olduğu halde neden daha hızlı gitmiyor diye düşünüyordum otobüs olsa..

Hakim yine güldü.

-Nefes al, nefes al tamam...sakiiiin.

Sonra beni dışarı aldılar.

O çocuğu  unutmayı, ağzıma dolan cam kırıklarının içerisinde baş aşağı kucağıma yığılışını hatırlamamayı çok istedim ama olmuyor. Hemen her zaman, benden alacak bir fatiha'sı daha varmışı anlıyorum.

Şoföre ne ceza verildi onu bile hatırlamıyorum.
Kalbim böbreğimin üzerinde zıplıyordu güm güm güm. 

Eve geldim.

Hayal kur, plan yap ama kader diye de bir şey var unutma dedim.
Mahkemesi başka işliyor kaderin.


Belki de ondan bu  uysal boyun eğişim hayata.
Ve belki de ondan anlamayışım hırsları yüzünden örselenen insanları


8 Mart 2016 Salı

Mezarlık Papağanları




Sabah mezarlığın içinden geçerken, toprağın altında onca çürümüş cesedi yok sayacak kadar mezarlıklara alışmış kalbim bahar şarkıları söylerken "umut ya Rabbi umut" dedim başımı göğe kaldırıp.

Ceset kokusunu çektiği için mezarlıklara dikilen servi ağaçlarının tepesine yemyeşil tüyleri kırmızı gagaları ile neşe saçan papağanlar kondu. Tıpkı masallardaki gökten düşen hediyeler gibi 3 taneydiler.

İstanbul'un göbeğinde..mezarlıkta..papağan..lar??

8 Mart 'ı filan kutlamayacağım bugünkü yazımda: günlere sıkıştırılmış kutlamaları oldum bittim sevmiyorum. Anmalar ve vurgular ise desteklenesi .

Hayat bişi demek istedi bana bu sabah, ne dedi niye dedi onu anlamaya uğraşıyorum şimdi.

Sevgiyle kalın...