11 Mayıs 2021 Salı

Zeki Müren, Vedası ve İlk Bestesi

 


Zeki Müren  6 Aralık 1931'de doğmuş. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nin (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) Yüksek Süsleme Bölümü Sabiha Gözen Atölyesi'nden mezun olmuş . Kostümlerini kendisinin tasarladığını hepimiz biliyoruz. 

TRT İstanbul radyosunun açtığı sınavda 186 kişi arasından birinci seçilerek  unutulmazlar arasında yerini alacağı yolculuğuna başlamış.

Onunla ilgili bir çok şey var anlatılabilecek. Ajda Pekkan ile aşkı , tüm bunlar içinde beni en çok şaşırtan olmuştu. Ajda Pekkan, ona olan aşkını "hayallerimin prensiydi" diyerek ve objektifler önünde sık sık öpüşerek anlatmış o yıllarda. Şimdi ikisi de farklı anlamda ölümsüz :-)


Zeki Müren'in ilk bestesi olan "Zehretme Bana Hayatı"  şarkısın bugün anmak ve anlatmak istediğim. 16 yaşında iken Bursa'da bestelediğim acem kürdi makamındaki şarkı bir akrostiş.

Zehr'etme bana hayatı cananım
Elemlerle doldu benim her anım
Kederinle yanıp sönse de canım
İnan ki ben sana yine hayranım 

Şarkı Suzan Yakar tarafından 1948 yılında radyo repertuarına alınmış.


Rivayet odur ki; rahmetli, besteyi hamamda yapmıştır. Besteye konu olan da mahallesinde sevdiği fakat başka birisiyle nişanlanan komşu kızıdır.


Emojiler olmadığından kelimeler ve duyguların olduğu muhteşem yıllar.

16 yaşındasın....4 satırda bizi yerden yere vuracak ne yaşadın ve bunu  o kısacık dört satıra nasıl sığdırdın?..muhteşem!

Vedası da TRT yayınında oldu...o bir sanatçıydı.



İbn-i Sina'nın bir sözü var: Bilim ve sanat ittifak görmediği ülkeyi terk eder..

Bir süredir terk edilmiş yoz toprakların üzerindeyiz..güzel olan her şeyin geri gelmesi temennisi ile...buyrun bu güzelim şarkıyı dinlemeye.



7 Mayıs 2021 Cuma

1 YILDA HAYATIMDA NELER DEĞİŞTİ? MİMİ


Deep (tık) bloğunda bahsetmiş ; 

" Berra (https://berraed.blogspot.com/2021/04/1-yilda-hayatimda-neler-degisti-mimi.htmlçok hoş bir mim düşünmüş Mimler her zaman keyifli oluyor ve bizleri kaynaştırıyor" diye.


 Mimlere bayılan bendeniz de hemen atladım üstüne tabii. Buyrun efendim :



"Bir yılda hayatımda neler değişti? Bir yıl önce neredeydim ve şimdi neredeyim?"

1. Geçen sene olmamı istediğim yerde miyim?

Geçen sene hayatımın dünyayı kapsayan bir salgınla bu kadar mükemmeleşeceğini hayal edemezdim. Geçen sene olmamı istediğim bir çok yer var (ikizler burcuyum ben  öyle sabit ve sınırlı hayallerim olmuyor ne yazık ki) ama iş yerinde sevgili odamda çalışıyor olmak hoşuma giden seçeneklerden biriydi ve ben tam da oradayım. Yine de küçük seyahatler özlemedi değil bu gönül. Neyse, canım işim balım evim arasında geçiyor günler ve evet olmak istediğim yerler buralar.

2. Son bir yıl iyi mi geçti, yoksa kötü mü?

Son bir yıl iyi geçti diyeceğim çünkü hiç bu kadar kendime zaman ayırabildiğim bir dönem hatırlamıyorum desem yalan değil. Sadece dünya ve ülkemin gidişatına dönüp bakarsam...ki bakmayacağım. Gerçekten. Elimden bir şey gelmiyor ve elimden bir şey gelmeyen şeyler için üzülmek bu kısacık hayatlar için çok fazla. İki yazı öncesinde şıppadanak önümde işlenen cinayeti anlattım... Gerçekten biraz daha duru sular seyretmek, göğün mavisinde neşelenmek kararındayım yoksa ruhum ipini koparan bir kırmızı uçan balon misali süzülerek uzaklaşacak bu çirkeflikten ve benden.

3. Hedeflerimi gerçekleştirebildim mi?

Bir kısmını. Önemli bir kısmını evet. Yeni hedeflerin olmazsa hedeflere ulaşmak insanı mutlu etmiyor tam tersine boşluğa düşürüyor çok öncelerde öğrendiğim bir şeydi bu. Hedeflerime ulaştım, yeni ve şahane yeni hedeflerim var.


4. Neler öğrendim?

Hayat kısaymış kuşlar uçuyormuş. Abin de olsa sevdiklerin canını yaka yaka hiç yoktan sebeplerle dönüp gidebiliyormuş. 

Değişmez dediğin her şey değişebiliyormuş. Aslolan sevmeyi bilmek, sevebilmekmiş. İnsanlar olmayınca dünya daha duru, renkler daha parlak,her yer daha sessiz ve barış içindeymiş.Kadıköy misal: hiç bu kadar güzel olmamıştı.


5. Neler deneyimledim?

Kızım, evden hiç çıkmayan akıllı uslu  kızım corona olduğunda annelik güdüsünün benim bildiğimden de öte bir şey olduğunu deneyimledim.
 Ben corona olduğumda daha kaç kez ölümün kıyısından dolanıp yaşama döneceğim sorusunun  bana verdiği endişenin renginin eskisi gibi olmadığını deneyimledim. En önemli dileklerinin ve dualarının , hayat değiştiğinde  paldır küldür değiştiğini ve büyümek denen şeyin bazen yaşlanmaya dönüşebildiğini de deneyimledim. Ben çocuklarımı paylaşamam yarın bi gün aşıkolurlarsa oğlanları paralarım diyen bendenize hayatın  lafları  nasıl güzel yedirdiğini bir kez daha deneyimledim. Kızımın erkek arkadaşı covit olunca ülkesine dönemediği ve otelde onu yalnız bırakmaya gönlüm elvermediği için eve alıp baktığım yetmezmiş gibi cupgriye filan bile yedirdim mesela. Kişisel tarihimde bir devrimdi bu.

6. Kendimi daha mı yaşlı hissediyorum, yoksa genç mi?

Kendimi bugünü dolu dolu yaşamaya adadığım için ne daha yaşlı ne daha gencim..daha evvel böyle hissetmemiştim hiç.

7. Bir yıl sonra nerede olmayı umuyorum?

Montenegro ve İspanya. O ki hayal benim...daha mavide daha yeşilde ...

Siz de yapın çok güzel oluyor mimleri okumakkkk

6 Mayıs 2021 Perşembe

Hıdrellez


 Teee  2015'te Hıdrellez ile ilgili  dehşetengiz anımı anlatmıştım  size (unutulmaz hıdrellez anısı için tık lütfen) . Ciddiye alıyorum  ben  bugünü. Sabah beri pozitif müzikler dinleyip twitterdan uzak kalmaya, gözümü göğün mavisinden alıp denizin mavisine çevirmeye özen gösteriyorum. Mavide bir noktayım ben..kendime dünyayı  fazlaca dert etmenin kibir olduğunu hatırlatıp olumladım mümkün olduğunca her şeyi.



Gül ağacımızın dibinden Nehir ile benim dilek mektuplarımızı alıp Kadıköy sahilinden denize salıverdim. Sevgili Hızır ve sevgili İlyas...buluştuğunuz anda güzel dileklerimiz güzellikle kabul olup güzellikle gerçekleşsin tez vakitte inşallah.


Bir önceki yazıda cinayeti anlatıp bir sonraki yazıda bahardan dem vurmak...hayat tam da bu galiba.


Dualarınız ve dileklerinizi iyice tarif edin e mi? Kaderin garip bir mizah anlayışı var.


Baharınız bahar, ömrünüz güzellik dolu olsun. Bugün hıdrellez : ülkemin aydınlık günleri aydınlık ve güzel insanlarla bize geri gelsin, iyi olanın kazandığı süreç tez başlasın. "Bugün" mutlu olalım ama yarınlar da umut ve somut güzelliklerle dolu olsun.


30 Nisan 2021 Cuma

Cinayet Artık Herhangi Bir Şey

 



Öyle böyle değil çok güzeldi hava. Bahar yine yapmış yapacağını, çıkagelmiş gittiği uzak diyarlardan, maskemin minik zerrelerinden sızabildiğince bile beni baştan çıkartmayı başarmıştı. Yasaklar vardı, kapanma geliyordu, eve erzak almam lazımdı,şuraya uğramam şunu halletmem , buraya uğrayıp bunu teslim etmem gerekiyordu..filandı ve falandı...ama bahardı...ama çok çok bahardı  ve ben  kaç baharım daha var bilmeyendim. "Ölünce" değil "ölürsem" diyecek  kadar yaşamayı çok sevip ölümü reddedendim.

Kadıköy sahiline indim. Denize şöyle bir bakıp otobüse binecektim. Kulaklığımda ablam, bir yandan da çen çen gönlüme nüfus eden tatlı sesiyle  ablamı dinliyordum. Tepemde on değil yirmi değil belki yüzden fazla martı, deniz gerçek olamayacak kadar güzel,  mavinin onlarca tonu ile çevrelenmiş bir bendeniz..Sırtımı dönmüşüm otobüs duraklarına, yok farzetmişim mavi sonsuzluğun haricindeki girinti ve çıkıntıları. Sonra bir de bahar...

Deniz kenarında biraz..düşük ..hani hırpani görünümlü orta yaşlarda bir adamla bir kadın biralarını içiyor ve gittikçe daha samimi oluyordu.  Biraz ötelerinde iki genç kız ayaklarını denize sarkıtmış, tıpkı benim gibi maviden gayrısını  yok sayarak sohbet ediyorlardı. Kadıköy bildiğim Kadıköy,  insanlar  her zamanki akışın içerisindeki zerreciklerdi.

3-4 deli-kanlı ortada geziniyor ve sahilde oturanlara bakıp özellikle genç ve kız olanlara ya da kadın kısmısının bulaşılabilecek gibi görünenlerine "bişi sorabilir miyim"  cümlesi ile girizgah yapmaya çalışıyorlardı.

Sonra alkol alan ve gittikçe samimiyeti artıran adamla kadına bir şeyler söylediler sanırım.

Sonra adam ayağa fırladı. Gençlerle arasında bağırış çağırış ve şiddetli itip kakma başladı.

İstanbul refleksi..uzaklaştım.

Tam İstanbul sessizliğinde kumula (kumul için tık) dönüşecektim ki  adam şiddetin coşturduğu testosteron patlaması ile geri dönerek  ardından koşmakta olan kaadına bir tane patlattı. 

Az evvelki itiş-kakışa sessiz kalan insanlardan öfkeli haykırışlar yükseldi. Bu, adamı daha da öfkelendirdi ve tekme-tokat hatta yumrukları ardı ardına indirip kadını bir temiz dövmeye başladı.

Bir yandan olanı biteni naklen ablama aktarmakta olan ben, kumula dönüşmekten vazgeçip yakınlarına gittim. 

Tıpkı filmlerdeki gibi , kim olmadığını asla bilmediğim biri  "biri bu adamı durdursun..kadın dövüyor imdat" diye çığlık çığlığa haykırıyordu.

Tıpkı filmlerdeki gibi  tüm bu saçmalığın sonunda, kahraman ve yakışıklı bir erkek korkmuş olan bu çığlık çığlığa bağıran kişiyle öpüşür mü diye merak ettim.T

estosteron patlaması yaşayan adam izleyiciler+alkol+öfke karışımı ile tekrar gençlerin peşinden koştu. Her gün içinde sakince yürüdüğüm İETT durakları film setine dönmüştü. Adam ve gençler yeniden kapıştı. Ben, adamı bırakıp merakla kadını izledim. Yeniden deniz kenarında bira içtikleri  beton kenardan ayaklarını sarkıtmış oturuyordu.

"Bu iyi değil" diye düşündüm. "Kolayca denize düşebilir."

Adam geri geldi ve yeniden kadına vurdu.

Kimsenin gelip onunla öpüşmeyeceğinden artık emin olduğum  kadın yeniden çığlık attı.

Kalabalık  kadını döven adama  yarım daire olmuş şekilde yaklaşıyordu.

"Tıpkı göçmen kuşların bilmeden hava akımını sağlayacak şekilde konuşlanıp uçması gibi " diye düşündüm. Olanı en iyi görecek  ama en kolay kaçacak şekilde  bir araya geldi insanlar.



Ablama video çekip atmaya çalışıyordum. Daha yakına gitmeye karar verdim.

Öfkeli  bir genç hızlıca adama yaklaştı ve bir yumruk patlattı.

Adam, hiç ses çıkartamadan beton zemine düştü.

Artık başka bir kadın çığlık atıyordu.

Adamı yumruklayan genç  sakince yanımdan geçti.

Merakla yüzüne baktım. Sadece öfkeli mi ya da ne hissediyor diye merak etmiştim. Kendisini bir filmin kahramanı olarak görüyor gibiydi.

Dönüp yere düşen adama baktım. Şimdi de onun ayağa kalkıp 3 saniye önceki gibi öfkeyle koşturarak bu genci yakalamaya mı çalışacağını yoksa genelde olduğu gibi atıp tutarak, bol keseden küfrederek orada mı kalacağını merak ediyordum.

Adam kımıldamıyordu.

Dövdüğü kadın galiz küfürler savurarak adamın başında çırpınıyordu. "O benim kocam döver size neee" diye bağıran ilk kadın değildi gördüklerim arasında. Belli belirsiz bir öfke kabardı içimde kadına karşı.Sustum.

Göçmen kuşlar safları sıklaştırmıştı.

Kadın "ambulans" diye bağırıyordu.

Adama yaklaştım..Ağzından, burnundan oluk gibi kan akıyordu. Gerçekten, içi su solu bir poşette delik açtığınızda nasıl fışkırarak akarsa aynen öyle kan akıyordu. Daha şimdiden küçük bir kan gölü içinde hareketsiz yatmaktaydı.

Ama beni dehşete düşüren karnından akan kandı.

Adamın bıçaklandığını ancak o zaman anladım.

Neye benzediğini bile hatırlamadığım o gencin sakin, kahramanım ben yürüyüşü geldi aklıma.

Bir cinayete tanık olmuştum..ve görünen o ki ölen adam, başında dövünen kadından başka kimsenin uzun zaman bunu gündem yapacağı yoktu.

Cebimde İstanbul Kartı'mı yokladım.

Otobüsüme bindim. Otobüs hareket ettiğinde ambulans gelmişti meydana.

İnsan sayısı ise neredeyse yok gibiydi...film bitmişti.

Yeniden kumula dönüşmüştük.

Ablam, anadolu kadını ve yüreği körelmemiş olan ablam çok dövündü çok üzüldü. O da bir annenin evladıydı dedi sesi acıdan boğulmuş. Hiç tanımadığı adam için dert doldu yüreği.

Haberlerde bulabilir miyiz acaba adam yaşıyor mu dedi.

"Bilmek istemiyorum" dedim.

Ertesi gün yeniden aynı yere gittim.

Kurumuş kan lekesinin üzerini kirletmemesi için  dikkatlice oturmuş bir sürü insan denizi seyredip martılara simit atıyordu.

Nasıl gittiğini kendi bile anlamamış o candan geriye kalan, bir yağmurla yıkanıp gidecek olan kurumuş kan lekesi benden başkasına vermediği hüzünle onca mavinin içerisinde, koyu kırmızı,  unutulmayı bekliyordu.

Anlattığım hiç kimse 10 dakikadan fazla üzerinde durmadı bunun...cinayet artık herhangi bir şeydi. 

İnsanlıktan çok daha fazlasını yitirdik bizler!



14 Nisan 2021 Çarşamba

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 86


Deep
yine neşe ve düşünce saçmaya devam ediyor. Hayatının rutinine "sana pabuç bırakmam" diyen nazik ama kararlı dokunuşları var, seviyorum onu okumayı.


Ağaç Ev Sohbetleri'nde bu hafta "Çocukken size aile ve akrabalar tarafından yalanlar söylendi mi, kandırıldınız mı, inandırıldınız mı? Veya, siz yalanlar söyler miydiniz, hayali olaylar uydurur muydunuz? Masum yalanlar tabii ki, seni leylekler getirdi gibi"   diye belirlemiş konuyu.

Alalım sazı elimize :-)

Çocukken ben çok salaktım. Saf filan demiyorum , farkındalığı benim kadar düşük, benim kadar hayal aleminde yaşayan başka çocuk görmedim halen. Çocukluktan erişkin yaşıma bir çok şeyi taşımayı başardım..salaklığım da buna dahil.Ama şimdi "temiz kalpli " diyorlar nazikçe. Memnuniyetle kabulümdür 😜

Biz,  o devre (yani 70 ve 80'lerden bahsediyorum) göre eşsiz ebeveynlere sahiptik. Halen benimanne - babamdan daha iyi diyebileceğim bir anne-baba görmedim. Sevecen,  saygılı, korumacı ama aynı zamanda özgür bırakabilen ebeveynlerdi. Öyle leylek getirdi ya da seni çingenelerden aldık türü kandırmacaları  bilmem hiç. Çocukluğum dediğimde evdeki kocaman kütüphane , ablam ve abimle evde oynadığımız oyunlar ve sınırsız hayal dünyasındaki neşeli öyküler gelir aklıma.

Ama insanların iyi olduğu, adaletin var olduğu konusunda kandırıldım diyebilirim. Trabzon şivesi kapmayalım ve/veya ahlak bozulmasın diye içinde büyütüldüğümüz fanustan gerçek hayata intikal ettiğimde aşkın acıtan, insanın kandıran, hayatın adaletten uzak olduğunu öğrendim. Sevgiyi elde etmek için nazik ve iyi değil  sert ve acıtan olmak gerektiğini öğrendim. Böyledüşününce evet, biraz da olsa kandırılmıştım sanırım.

Kardeşin, karındaşın hayatta en vazgeçilmez olduğunu söylemişlerdi, öyle yetiştik biz ama öz abimin kendine söylediği saçma bahaneleri-yalanları tartışmaya bile gerek görmeden kabullenip bizi , anılarımızı, çocukluğumuzu, kardeşliğimizi, sevgimizi ardına bile bakmadan bırakıp gittiğini gördüğümde hissettiğim kandırılmışlık duygusu  taptaze duruyor yıllar geçse de.

Fotoğrafa bakıyorum..bir bakış bir gülüş anlatmış aslında anlatması gerekeni de ...Kandıran kandırana işte ..inanasım varmış demek.

9 Nisan 2021 Cuma

Bulutlar Pambık Gibi (MUTLU OL YETER)...

 

Mutlu hafta sonları dostlar....



Buludlar, Pambıq kimi buludlar

Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar
 
Buludlar, Pambıq kimi buludlar
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar
 
Üzündən günəş saçır
Sevincdən baş fırlan ıır
Vurulmusan, bəli vurulmusan
Gözün ora - bura qaçır
De mənə kimi axtarır (ı ır)
Vurulmusan, bəli vurulmusan
De mənə de mənə de onu görəndə
Boğazın quruyur dilin tutulurmu?
De mənə onu görəndə
Səninçün qarlı qış əriyir yay olurmu?
Gecədən səhərə qədər
Ev telefonundan zənglər
Sən və oo
( aloo , salam sevgilim , aloo)
Bu günlər mənim başıma da gəlib
Ürəyim yanıb, donub, əriyib
Ora kimlər gəlib getməyib
Oo yeah
Saf məhəbbət nə deməkdir bunu bilir çoxu
Əgər sən də bilirsən
Mahnımın nəqarətin mənimlə bir oxu
Yo yo yo
 
Buludlar, Pambıq kimi buludlar
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar
Buludlaaar, Pambıq kimi buludlar
Bütün qızlarıma deyin salamlar
 
Sinəmdə çırpı çırpı çırpınan ürəyim
Dil aç , söylə sevmədinmi
Həyatına qonaq gələn, hər xanımı
Sevgindən vermədinmi
Kiməsə oyuncaq oldun
Kiməsə sığınacaq oldun
Kimlərsə çəkir həsrətini sənin
Kiməsə çatmadı döyüntülərin
Saf məhəbbət nə deməkdir bunu bilir çoxu
Əgər sən də bilirsən
Mahnımın nəqarətin mənimlə bir oxu
Yo yo yo
 
Buludlar, Pambıq kimi buludlar
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar
 
Buludlaaar, Pambıq kimi buludlar
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar
 
Buludlaaaar Buludlaaaarr
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar
Oo yeah



TÜRKÇESİ

Bulutlar

bulutlar, pamuk gibi bulutlar
bütün geçmiş kızlarıma deyin selamlar
 
bulutlar, pamuk gibi bulutlar
bütün geçmiş kızlarıma deyin selamlar
 
yüzünden güneş saçar
sevinçten baş döner
vurulmuşsun, evet vurulmuşsun
gözün oraya buraya kaçar
de bana kimi arar
vurulmuşsun, evet vurulmuşsun
de bana de bana de onu görünce
boğazın kuruyup dilin tutulur mu?
de bana onu görünce
senin için karlı kış eriyip yaz olur mu?
geceden sabaha kadar
ev telefonundan arar
sen ve oo
-aloo…selam sevgilim…aloo-
bu günler benim başıma da gelir
yüreğim yanar, donar, erir
oraya kimse gelip gitmez
oo yeah
saf muhabbet ne demektir bunu bilir çoğu
eğer sen de bilirsen
şarkımın nakaratını benimle bir oku
yo yo yo
 
bulutlar, pamuk gibi bulutlar
bütün geçmiş kızlarıma deyin selamlar
bulutlar, pamuk gibi bulutlar
bütün geçmiş kızlarıma deyin selamlar
 
sinemde çırpı çırpı çırpınan yüreğim
dil aç , söyle sevmedin mi?
hayatına konuk gelen, her hanımı
sevginden vermedin mi?
kimine oyuncak oldun
kimine sığınak oldun
kimisi de çeker hasretini senin
kimine çatmadı dövüntülerin
saf muhabbet ne demektir bunu bilir çoğu
eğer sen de bilirsen
şarkımın nakaratını benimle bir oku
yo yo yo
 
bulutlar, pamuk gibi bulutlar
bütün geçmiş kızlarıma deyin selamlar
 
bulutlar, pamuk gibi bulutlar
bütün geçmiş kızlarıma deyin selamlar
 
bulutlar bulutlar
bütün geçmiş kızlarıma deyin selamlar
oo evet


8 Nisan 2021 Perşembe

ÖLMEKTEN KORKTUĞUN HALDE ÖLÜME İNANMADIĞIN İÇİN, YASAMAK, YANİ AĞIR BASTIĞINDAN.

 



Ortaokulda sağlıkla ilgili bir ders konuşmuştu müfredata. Sarışın, zayıf saçlı, soluk benizli bir genç hanımdı öğretmen. Kıllanma ,tüylenme,regl dönemi vb bilgiler verip "Allah'ım yar şu yeri ben dibine gireyim sürüneyim" diye içsel çığlıklar attırırdı bize. Trabzon'un bir köşesinde büyüyen utangaç çocuklardık.

Sonra , "sağlık" kavramınını tanımı yapıldı o derste.

Sağlık, bireyin fiziksel, sosyal ve ruhsal yönden tam bir iyilik durumunda olmasıdır!

O ana kadar sağlığın hep fiziksel  iyilik durumu olduğunu  düşündüğümü fark ettim hayretle. Sonra bu kavram üzerine düşündüm uzun uzun. Ruhun iyiliğinin  ne kadar önemli olduğunu, bizlerin bunu nasıl da boşverdiğimizi fark ettim. 70'lerdeydik henüz. Aymamıştık yeterince..tıpkı şimdiki gibi.

Selin'in  ingilizler ya da beyaz ruslar gibi göründüğünü fark ettim geçen hafta. Güneş değmedi çocuğa bir senedir. Maskeyi aşıp giremedi ciğerlerine ne bahar ne kış..yağmuru  çekemedi içine doyasıya..saçları ıslanmadı yağmurdan,güneş utangaç dokundu tenine ve kaçtı.

Pandemi ve coronadan korunmuştuk ..ama ruh ve beden sağlığını koruyabildik mi...sanmıyorum.

Sabah Selin ile Validebağ korusuna yakın Starbuck's'a gittik. Oradan yürüyerek dolandık durduk, yağmur yağıyordu ;başını örtmedi kızım. Tenhaydı sokaklara saptık kimseler yoktu; indiriverdik maskeyi; nefes aldık doyasıya. Yürümeyi unutmuş bacakları tezce yoruldu, ben de zorlamadım.

Zaman akıp gidiyor..belki hiç olmadığı kadar hızlı. Ölmemek adına yaşamayı unutmamak lazım...


YAŞAMAYA DAİR
(1)

YASAMAK SAKAYA GELMEZ,
BÜYÜK BİR CİDDİYETLE YASAYACAKSIN
BİR SİNCAP GİBİ MESELA,
YANI, YASAMIN DIŞINDA VE ÖTESİNDE HİÇBİR ŞEY BEKLEMEDEN
YANI, BÜTÜN İŞİN GÜCÜN YASAMAK OLACAK.

YAŞAMAYI CİDDİYE ALACAKSIN,
YANI, O DERECEDE, ÖYLESİNE Kİ,
MESELA, KOLLARIN BAĞLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA,
YAHUT, KOCAMAN GÖZLÜKLERİN,
BEYAZ GÖMLEĞİNLE BİR LABORATUARDA
İNSANLAR İÇİN ÖLEBİLECEKSİN,
HEM DE YÜZÜNÜ BİLE GÖRMEDİĞİN İNSANLAR İÇİN,
HEM DE HİÇ KİMSE SENİ BUNA ZORLAMAMIŞKEN,
HEM DE EN GÜZEL,
EN GERÇEK ŞEYİN YASAMAK OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE.

YANI, ÖYLESİNE CİDDİYE ALACAKSIN Kİ YASAMAYI,
YETMİŞİNDE BİLE, MESELA, ZEYTİN DİKECEKSİN,
HEM DE ÖYLE ÇOCUKLARA FALAN KALIR DİYE DEĞİL,
ÖLMEKTEN KORKTUĞUN HALDE ÖLÜME İNANMADIĞIN İÇİN,
YASAMAK, YANİ AĞIR BASTIĞINDAN.
1947

(2)

DİYELİM Kİ, AĞIR AMELİYATLIK HASTAYIZ,
YANI, BEYAZ MASADAN
BİR DAHA KALKMAMAK İHTİMALİ DE VAR
DUYMAMAK MÜMKÜN DEĞİLSE DE BİRAZ ERKEN GİTMENİN KEDERİNİ
BİZ YİNE DE GÜLECEĞİZ ANLATMAN BEKTAŞİ FIKRASINA,
HAVA YAĞMURLU MU, DİYE BAKACAĞIZ PENCEREDEN,
YAHUT DA YİNE SABIRSIZLIKLA BEKLEYECEĞİZ
EN SON AJANS HABERLERİNİ.

DİYELİM Kİ, DÖVÜŞÜLMEYE DEĞER BİR ŞEYLER İÇİN,
DİYELİM Kİ, CEPHEDEYİZ.
DAHA ORDA İLK HÜCUMDA, DAHA O GÜN
YÜZÜKOYUN KAPAKLANIP ÖLMEK DE MÜMKÜN.
TUHAF BİR HINÇLA BİLECEĞİZ BUNU,
FAKAT YİNE DE ÇILDIRASIYA MERAK EDECEĞİZ
BELKİ YILLARCA SÜRECEK OLAN SAVASIN SONUNU

DİYELİM Kİ, HAPİSTEYİZ,
YASIMIZ DA ELLİYE YAKIN,
DAHA DA ON SEKİZ SENE OLSUN AÇILMASINA DEMİR KAPININ.
YİNE DE DIŞARIYLA BERABER YASAYACAĞIZ,
İNSANLARI, HAYVANLARI, KAVGASI VE RÜZGARIYLA
YANI, DUVARIN ARKASINDAKİ DIŞARIYLA.

YANİ, NASIL VE NERDE OLURSAK OLALIM
HİÇ ÖLÜNMEYECEKMİŞ GİBİ YAŞANACAK...
1948

(3)

BU DÜNYA SOĞUYACAK,
YILDIZLARIN ARASINDA BİR YILDIZ,
HEM DE EN UFACIKLARINDAN,
MAVİ KADİFEDE BİR YILDIZ ZERRESİ YANI,
YANI, BU KOSKOCAMAN DÜNYAMIZ.

BU DÜNYA SOĞUYACAK GÜNÜN BİRİNDE,
HATTA BİR BUZ YIĞINI
YAHUT ÖLÜ BİR BULUT GİBİ DE DEĞİL,
BOŞ BİR CEVİZ GİBİ YUVARLANACAK
ZİFİRİ KARANLIKTA UÇSUZ BUCAKSIZ.

ŞİMDİDEN ÇEKİLECEK ACISI BUNUN,
DUYULACAK MAHZUNLUĞU ŞİMDİDEN.
BÖYLESİNE SEVİLECEK BU DÜNYA
"YAŞADIM" DİYEBİLMEN İÇİN...

ŞUBAT 1948

7 Nisan 2021 Çarşamba

Teoman-17/Şarkı Sözleri Öyküleri -7

 


17 (Onyedi)


Boşver beni

Mühim değilim

Bu onun hikayesi

Çok beyazdı, kir tutardı

Ömrü kelebek kadardı

Mektupları şişedeyken

Bir de bakmış deniz yokmuş

Tek başına dans ederken

Mutsuzluktan sarhoşmuş

Daha 17ymiş

Oyundan kalkmak isterken

Kağıtlar dağıtılmış

Bu hava boşluğunda

Artık her şey satılıkmış

Trafikte akmayan

Hep onun şeridiyken

Söylediği son şarkı

Elveda ZalimDünyaymış

Daha 17ymiş...

Teoman bu şarkıyı 'iki çocuk' şarkısı gibi,  Erdal Eren'e yazmış.Teoman'ın akrabası olan Erdal Eren, 1980 yılında 17 yaşında idam edilmiş.Suçu bir askeri inzibatı vurarak öldürmesi olarak gösterilmiş. Yalnız bu inzibatın otopsisinde yakın ateş sonucu öldüğü, Erdal’ın ise oldukça uzakta olduğunu mahkeme görmezden gelmiş. Kağıtlara Erdal Eren’in adı yazılmış bir kere.(*)


Erdal idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden 
 gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan'a, "avukatıyla görüştürülmediğini, 18  yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18'den küçük  olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini,  vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın  atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden  korkmadığını"söylemiş. İdam kararı verilen Erdal Eren'in 17 olan yaşı bir gün içinde  18 olarak büyütülmüş ve sonrasında hemen idam edilmiş.




 Son fotoğrafı çeken gazeteci Savaş Ay’ın yazısı:

Mamak Askeri Cezaevi’nde idam hükümlüsü bir gencin, Erdal Eren’in son fotoğraflarını çekmiştim yıllar önce.
Yarım saat kadar yanında kalıp, koşullar elverdiğince konuşup, yaklaşık 2 ‘makara’ fotoğraflayıp ayrılmıştım oradan.
Deklanşöre son defa basıp, parmaklıklar arasından ‘sessiz sitemsiz’ bakışını dondurduğum o günün gece yarısında gidip aldılar
onu hücresinden. Teamül gereği sivile, Ulucanlar Cezaevi’ne nakledip, sabaha karşı da hükmünü infaz ettiler, astılar Erdal Eren’i.

Erdal idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden gazeteci Savaş Ay’a, “avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18’den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını” söyledi.
Ağabeyi Erkan Eren, Erdal’ın Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuklu kaldığı dönemde gördüğü ağır işkencenin izlerine tanık olduğunu dile getirdi. Erdal’ın idam edildiği tarihte yaşının 18’den küçük olduğunu belirten Erkan Eren, infazı radyodan öğrendiklerini ve Erdal’ın kimsesizler mezarına gömülmek istendiğini söyledi.

O fotoğraf Sezen şarkısı oldu

Erdal Eren’i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görmüş ve çok etkilenmiş.
Anlatırken, “Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki… Hikayesini de okudum. Ama beni esas vuran o ‘son bakış’ fotoğrafıydı Savaş.

‘AĞIT GİBİ…’
Aysel Gürel’e gösterdim o fotoğrafı. Birlikte bir şeyler yazdık. Onno’ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici…” dedi.
Ve işte o ağıtın sözleri.
“Bir an duruşu gibi
Ömrün gidişi gibi
Veda ederken
Aşk ateşi gibi söner iç çekişler
Amman amman yandım aman
Acı yüzler”

Anısına Bestelenen  Diğer Şarkılar

* Sezen Aksu, Son Bakış (sözleri Aysel Gürel’e, bestesi Onno Tunç’a ait)
* Teoman, İki Çocuk (Teoman, Erdal Eren’in akrabası olduğunu Cnn Türk’te Ahmet Hakan’a açıklamıştır.)
* Mor ve Ötesi, Darbe
* Grup Yorum, Büyü Gülten Akın’ın şiirinden bestelenmiştir. Selda Bağcan Edip Akbayram gibi sanatçılar tarafından da seslendirilmiştir.
* Gına, Kırmızı Halı
* Saian Sakulta Salkım, Suç
* Ali Ekber Eren, Ankara Adı Kara
* Ali Asker, Şu Metris’in Önü


(*) kaynak  : https://www.hurriyet.com.tr/mahmure/galeri-iste-o-sarkilarin-hikayeleri-34941150/2

6 Nisan 2021 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 85


Sevgili Deep'in sayfasına uğradım sabah ve Ağaç Ev Sohbetlerinin bu haftaki cazip konusunu okuyunca , iş yoğunluğunda kendimden geçmeden yazmak istedim. konuyu Kağıttan Dünyam-İlkay bulmuş

https://fairytaleess.blogspot.com/2021/04/agac-ev-sohbetleri-85-bir-kurguya.html

"Bir kitabın veya filmin içine dilediğiniz zaman girebildiğinizi düşünün. Kurguya yeni bir karakter olarak ekleneceksiniz. Hangi kurguya neden girmek ister ve girdiğiniz kurguda neler yapardınız?"

Daha kelime noktaya varamadan şrak diye Mr Darcy geldi aklıma. Bittin sen Elizabeth Bennet dedim. Çekil kenara ben geliyorum hjasjasjajjajahahaa. Aşk ve Gurur 'a olan tutkumdan ve incelememden daha evvel bahsetmiştim (Aşk Ve Gurur -lütfen tık) Jane Austin'in ince zekası ve eşsiz yeteneği ile kaleme aldığı romanı yıllardır ayda bir  olmadı iki ayda bir tekrar okurum ve halen üzerinde  biraz daha düşünmeyi sevdiğim ayrıntılar, yeni keşfedecek bir şeyler bulur ya da sevdiğim satırlarda sevdiğim kişilerle bir kez daha gezinmenin bitmeyen neşesini yaşarım. İlkay'ın verdiği sihirli dilek hakkımda Ezilabeth Bennet'ın mutluluğunu  bozmak istemem onlar birbirlerine çok yakışıyor ama onlarla birlikte yaşamanın ve Derbyshire'da yaşamı mutlu sürdürmenin bir yolunu bulurdum sanırım. Lady Catherine de Bourgh'un o eşssiz korusu kitapta o kadar güzel anlatılıyor ki orada gezinmenin hayallerimde önemli bir yeri olduğu muhakkak.Bir de ileride Amerikan versiyonu iğrenç yapış yapış filmi çekilmesini yasaklayan bir şerh koydururdum kitaba. Iyyyyy idi o film ıyyyyy...

Bir gün ben de kısa cümleler kurmayı başarabilecek miyim ? Çok uzun cümlelerim ama konuşurken de böyleyim ben ...


Oblamov'u oklava ile kovalardım. Kesinlikle yapardım bunu kımılda ben adammmmmmmmm diye bağıra bağıra.

Sherlock Holmes'in paçasına yapışır iki tane de bişi bana da öğret diye yalvarırdım.


Anna Karanina konusuna girmeyeyim. Deep de yazmış sabah  (https://sadevederin.blogspot.com/2021/04/agac-ev-sohbetleri-85.html) birebir aynı şeyi düşünmüşüz. Bir de onun eşsiz güzelliğini görmek hoşuma giderdi. Ona da 2020'lerde saçmasapan Amerikan yorumlu filmi çekilmesin şerhi koydururdum. Biraz saygı...güzelim romanı  böyle işlememelilerdi.


Arsen Lüpen ile tanışmak aklımı başımdan alırdı. Sen kibar hırsızsın, gelecekte at hırsızı kılıklı bir çok ruhsuz -alçak hırsız revaçta olacak senin kıymetini bilememişler derdim.Severdim onu  çok severdim.

Twilight da takıntılı sevdiğim roman ve film serisi. Beni de bir ölümsüzlüğe kavuşturun valla hiç birinizle işim olmaz sonrasında dünyayı gezip tüm dilleri öğrenip tüm kitapları okuyacağım derdim.

Kitaplara tutkunum ben..bu böyle akar gider bitmez.  Vadideki Zambak'a dalar Hermann Hesse romanlarından çıkarım. Sabaha kadar bi heves yazarım bitmez :-)


Ama en güzeli Nutuk'u yazan ile tanışmak ve o yılları onunla paylaşmak olurdu sanırım. Ata'ma ❤selam olsun.



Gerçekten güzel konuymuş. Güne hayal kurarak başlamaktan daha iyi yolu var mı gerçeklerle baş etmenin?

1 Nisan 2021 Perşembe

Tuzlu Su'ya

 


Hayatımda en çok ne zaman ağladım diye düşündüm bugün.

O kadar nadir ağlarım ki, sıralamayı yapmak çok zor olmamalı diye de düşündüm.


Had safhada içine kapanık bir çocuk olan ben, beni fark eden ve sohbet eden sosyal bilgiler öğretmenimin tayini Trabzon'dan Gaziantep'e çıktığında okuldan eve kadar ağlamıştım içim yana yana. O kadar ağlıyordum ki  yolu görmekte zorlanıyordum. Ortaokul 1. sınıf. Eskinin 6. sınıfı. Okula erken başlayıp bir de sınıf atladığım göz önüne alınırsa yaş 10-11. (16 yaşımda üniversiteye başladığım doğrudur). Adını değil ama yüzünü hatırlarım. Hocam, o yaşlarda genç kız saçmalıklarından birine mi kapıldım da bu kadar ağlıyorum diye endişelenirken ben ailem dışında sohbet edebildiğim tek insanı kaybetmenin derin acısıyla kavruluyordum. Yalnızlık geri dönmüştü.

Hacıannemden bahsetmiştim daha evvel (Hacıannem yazısı için lütfen tık) Sonraki yangın ağlayışım onadır. Unutamadım sevgisini, o gidince çürük dişin içindeki oyuk gibi  hayat dıştan parlak ama içten ,ağrısız yeri doldurulmamış bir kara hüzünle kaldı bana. Nurlar içinde yatsın .. Yalnızlık, kucağına yatıp "rüyamda ne gördüm biliyo musun" dediğimde başımı okşayan o kemikli ,beyaz,güzel elin taşıdığı şefkat yerini suskun yalnızlığa bırakıp gitti.

Abim bütün aileyi ardında bırakıp bütün haksız öfkesi ve bencilliğiyle gittiğinde  hiç ağlamadım. O başka ayrılıktı. Kalan mıydı terk eden , giden miydi ...bilmiyorum.